Jump to content

kavak

Members
  • Posts

    110
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    6

Everything posted by kavak

  1. Patron kızgın bir şekilde Temel´e çıkışır: Temel Bey, bu hafta içinde üçüncü kez işe geç geliyorsunuz. Bu bize neyi gösteriyor?" Temel: "Günlerden Çarşamba olduğunu!"
  2. Turistin biri Genezareth gölünde karşıya geçmek ister ve kıyıdaki gemiciye fiyatların kaça olduğunu sorar. "40 dolar!" diye yanıtlar gemici. Turist hem çok şaşırır hem de kızgınlığından küplere biner. "Çüş, oha! Çok pahalı!" diyerek hiddetli bir şekilde gemicinin üzerine yürür. O ise hiç istifini bozmaz. "Olabilir ancak sizin de bildiğiniz üzere, bu göl çok meşhurdur. İsa bu gölün üzerinde yürümüştü." Turist: "Bu fiyatlar yüzünden onun yürüdüğüne hiç şaşmamak lazım."
  3. Cennet Bu dünyadan bıkmış usanmıştı. Yorulmuştu; hem fiziksel hem de zihinsel. Ha bire bir uçturmaca vardı. Gün boyu uçmakla ve yavrularına yem aramakla meşguldü. Onlar sürekli açtı ve bir türlü doymak bilmiyorlardı. Büyüdüklerinde ise arkalarına bakmadan "pııır" dıye uçup gidiyorlardı. Ne teşekkür eden ne de "Afferin, iyi iş çıkardın" diyen vardı. Her sene aynısı. Bu işi bırakmak istiyordu artık ancak başka bir iş de elinden gelmiyordu. Tüm bildiği, yumurtlamak, uçmak ve yavrularına yem aramak idi. Eeh..ara sıra ötmesini de biliyordu ki sesinin güzel olmadığının da farkındaydı. Ne zaman ötmeye başlasa, etrafını bir sessizlik kaplardı, çünkü tüm hemcinsleri kaçıp gidiyordu. Acaba öbür dünya dedikleri yer nasıldı? Orada yumurtlama falan yokmuş, her taraf lezzetli yemlerle dolup taşıyormuş, isteyen istediği kadar güzel sesle ötüyormuş, uçmaya bile gerek yokmuş. Hatta sonsuza dek yumurtlamadan çiftleşmek bile varmış. Böyle diyorlar... Pek inanasım gelmedi ancak kulağa bir hayli hoş geliyor. "Cik...cik...ciikk!" Lanet olsun yine başladı benim yavrular. Kelimeler: cennet, uçmak, ötmek
  4. Kim ne derse desin, insanın en büyük düşmanı alkoldur. Ancak İncil der ki: "Düşmanlarını da sevmelisin!"
  5. İki bin ve iki bin on iki yıllarında da bir şeyler geliyordu/oluyordu ve kıyamet kopuyordu göya! Gözlerimiz yollarda kaldı valla!
  6. İnanç ve ibadetler falan hikaye... Evvela aş, iş ve ev derdi. Bu mevzularda sıkıntılı olanlar ilk etapta inanca sarılır, çünkü hayali varlıklardan ve masallardan medet umarlar. Ben çok yer gezdim ve şunu gördüm: İnsanlar maddi bakımdan zenginleştikçe dini inançlardan uzaklaşmakdadırlar, çünkü ihtiyaç duydukları şeyleri bir şekilde elde etmişler. Ancak diğer yandan maddi zenginlik şahsi huzuru her zaman beraberinde getirmek zorunda değil. Yarınlarınıza endişeyle bakmayı bırakıyorsunuz, her tarafı gezip dolaşma imkanınız var, çevrenizdeki sevdiginiz insanlara yardım etme olanağınız da var. Evet, çoğu sorunlarınızın bir kısmını pekala parayla çözebilirsiniz ama hepsini çözemezsiniz. Mesela ölümcül bir hastalığa yakalanmışsanız veya kötürüm/sakat birisi iseniz, o zaman vay halinize. Bu durumdan sizi ne para ne de din iman kurtarır. Mutluluğu mu yakalamak istiyorunuz? Bence anı yaşayın, çünkü 2 dakika sonrasının ne olacağı meçhul.
  7. İsa´nın mesleği ne idi? Son araştırmalar şuna işaret ediyor: İsa, öğrenci idi! Çünkü 30 yaşında olmasına rağmen hălă ebeveynlerinin yanında yaşıyordu, uzun saçları vardı ve bir şeyler yapması mucize idi.
  8. kavak

    Amk, aq furyası

    Hah hah ha... İyi de cinsel ilişkinin kızmakla ne tür bir alakası var? Bence bu ağzı bozuk olanlarda ya Testesteron seviyesi yüksek yada tam tersi. Şaka bir yana; muhtemelen bu tip insanların çevresi de bu türde insanlarla dolu. Hani derler ya "Deliyle yatan şaşı kalkar" diye. Onun gibi yani. Çevrende sürekli ağzı bozuk olanlar varsa, ister istemez sen de onlara bir nebze olsun uyuyorsun. Onlar gibi davranmadığın zaman, dışlanma tehlikesi de var. Onlar gibi konuşmadığın veya davranmadığın zaman sana uzaylı gibi bile bakanlar olabiliyor. Hatta çok kibar konuşan ve davrananlara bir acayip(!) bakıyorlar. Şahsi tecrübeyle sabittir.
  9. kavak

    Amk, aq furyası

    Sence bilhassa "amk, aq" kelimelerinin sıkça kullanılmasının ana sebebi nedir?
  10. Üzgünüm, sana bu konuda fazla yardımcı olamayacağım, çünkü ben de yurtdışında yaşıyorum. Ancak Türkiye´de dinsizlere karşı ayrımcılık yapıldığının en güzel örneğini cenaze merasimlerinde veya mezarlıklarda görebilirsiniz. Yanılmıyorsam, bir dinsizsin cenaze namazı kılınmadan defin edilmesi veya yakılması imkansız gibi. https://t24.com.tr/haber/ateistler-mezarlik-tahsis-edilmeli-krematoryumlar-acilmali,259798
  11. kavak

    Amk, aq furyası

    Bakıyorum günümüzün nesli neredeyse yazdığı her cümlede bu kısaltmaları kullanıyor. Tüm sosyal platformlarda bu bu tiplere rastlamak mümkün. Bir hayli yaygınlaşmış vaziyette. Yazacağı bir cümle, onun içine bile bunları ekliyor. Bunları kullanınca "level" falan mı atlanıyor? Bu tür yazanların gerçek hayatta da bu şekilde konuşması olası, çünkü ağız alışkanlığının yazıya dökülmüş halini yansıtıyor sonuçta. İnsanlar sinirlenince/öfkelenince kendini küfürlü bir şekilde ifade etmesi bilinen bir gerçek ancak bu durumu daha seviyeli ve düzgün bir şekilde ifade etmek pekala mümkün. Mesela "lanet olsun, kahrolsun vs." gibi... Yoksa kadın düşmanlığının dolaylı bir göstergesi olmasın? Öyle ya, bilhassa erkeklerde yaygın olan ve kadına ait bir uvzun üzerinden küfür etmenin veya konuşmanın başka nasıl bir açıklaması olabilir? Kimbilir, belki de kelime dağarcıkları o kadar galiba.
  12. Birkaç sene sonra, eskisinden daha az yanlış olmayan, yeni bir öğreti ortaya çıkmış: John Frum Amerika´nın kralıymış. Haliyle Amerikalı askerlerin Tanna´ya uğraması - hatta aralarında bulunan siyahiler de farklı ciltlerine rağmen doğaüstü bir şekilde eşyalarla temin ediliyorlardı - bu inancın daha da pekişmesine yol açmış. Daha sonra Britanya kralı adayı ziyaret ettiğinde, bu kült yine bir değişime uğramış. Prens Phillip çabucak John Frum gibi ilahlaştırılmış ve kült bir rönesans geçirmiş. Elçisiz bir kült olmaz elbette. Nambas isimli bir din adamı, telsiz kullanak John Frum´la düzenli konuştuğunu iddia ediyordu. Kullandığı telsiz aygıtı beline tel sarılmış yaşlı bir kadındı. Bu kadın trans halinde konuşuyordu ve Nambas bunları John Frum´un beyanları olarak yorumlayıp tercüme ediyordu. John Frum, senesi meçhul olan 15. Şubat´ta tekrar gelecekti. Hălă günümüzde onun müritleri ona "Hoş geldin" demek için bu tarihte toplanıyorlar. Onun şimdiye kadar hiç gelmemesi, dindarların şevkini kırmışa benzemiyor. Hălă neden bekledikleri sorusuna, dindarlardan birisi şu yanıtı vermiş: "Siz 2000 senedir İsa´yı bekliyorsunuz, bu durumda biz de birkaç sene daha John Frum´u bekleriz." Hasılı bu Kargo kültün hikayesi bize ne öğretiyor ? 1. Kültler çabucak oluşuyorlar. 2. Oluşum nedenleri ve izleri de çabucak muğlaklaşıyor. 3. İnsanların yapısı yanlış çıkarımlara epeyi elverişli. 4. Dinler birbirlerine benziyor, yoktur birbirlerinden bir farkı. Kargo kült gibi Hrıstiyanlık, Yahudilik, İslam ve daha niceleri de zamanında yerel bir kült idi.
  13. Kargo kültlerin en meşhurlarından birisi olan ve hălen ayakta duran birisinin hikayesi, oluşmasının nedeni de dahil, aynen aşağıdaki gibi cereyan etmiştir. Yıl: 1941 Yer: 1980´den beri Vanuatu´ya ait olan Tanna adası Orada görevli olan Amerika´lı askerlerin yaşamı gayet rahat. Bunlar, yerlilerin nazarında "iş" denebilecek herhangi birşey yapmıyorlar; bütün yaptıkları, yazı masalarının arkasında oturmaları, uzun ve telli direkler çakmaları, ışıklar yanıp sönmeye başlayınca küçük cihazlara konuşmaları veya anlamsızca daire içinde yürümeleri. Vaziyet yerliler açısından gayet net: Askerlerin ataları veyahut bir tanrı için, bunlara düzenli aralıklarla değerli malları ve eşyaları göndermesi için yapılan dinsel eylemler olmalı bunlar. Adanın yerlileri, kendileri hiç birşey üretmeden defalarca çeşitli malların beyazlara geldiğini görmüşler. Bundan şu çıkarımı yapmışlar: Gelen malların kökeni doğaüstü bir varlık olmalıydı. Bu yüzden beyazları taklit etmeye başlamışlar. İlk uçaklar beyazlara malları getirdikten sonra adanın yerlileri, yakındaki adanın birinde çalılıkları kesip, temizleyip orada bir tane iniş alanı inşa etmişler ve yanına bambus ağacından bir kontrol kulesi ile agaçtan kulaklıklarla birlikte bir de uçak maketleri yapmayı ihmal etmemişler. Bütün bu uğraşlar John Frum´un uçağını oraya ayartmak içindi - o ise iyiki hiç gelmemiş, yoksa kült ideolojisine göre dünyanın sonu gelmişti. Aslında yeni bir kültün oluşması bu noktada bitti denebilir ve onlar gerçekleri yanlış yorumlamaları yüzünden ömürlerinin sonuna kadar mutlu mesut yaşamışlar. Ancak Tanna´daki kargo kült de, diğer dinlerde olduğu gibi, gerçek oluşum nedenini sürekli muğlaklaştıran bazı değişimlere uğramış. Serüvenin devamı bir dahaki sefere...
  14. İnsanoğlu şimdiye dek binlerce dinler, kültler ve tarikatlar üretmiştir; bazıları yeryüzüne epeyi yayılıp uzun ömürlü olmuşlardır, diğerleri ise kısa ömürlü olup yerel kalmışlardır. Hăl böyle iken bir dinin oluşması için neye ihtiyaç vardır ? Bu sorunun cevabı biraz şaşırtıcı olabilir: Fazla bir şeye gerek yok. Yeni bir dinin oluşumunu gözlemlemenin imkansız olduğunu düşünenler olabilir, çünkü genel kanıya göre dinler çok eski oldukları gibi upuzun bir zamanda büyümüş olmakla beraber somut olarak elle tutulabilir bir yanları da yoktur. Elbette tanınmış mevcut dinlerin yeni yan kolları olmakla beraber, yeni bir din hiçbir zaman başlangıcından çöküşüne kadar detaylı birşekilde gözlemlenmemiştir. Kargo kültlerden bihaber iseniz, dinlerin durumu böyle tanımlanabilir. Kargo kültler isimlerini İngilizce bir kelime olan ve "yük" anlamına gelen cargo´dan alır. Bu bir çatı kavramı olup, birçok farklı ama benzer dini kültlerin olduğu Melanezya´da bayağı yaygındır. Melanezya´nın coğrafik konumu, Avustralya´nın kuzey doğusunda olan, Papua Yeni Gine´nin de ait olduğu Pazifik ada kümeleridir. Bu kültler 2. Dünya savaşı esnasında meydana gelip gelişmişlerdir. Çoğunun ortak noktası, müritlerin bir mesihi beklemeleri ve kıyamet gününde bir "yük" getirecek olması. Çoğunlukla "John Frum" diye anılan bu mesih, bir efsaneye göre tıknaz, yüksek sesli, saçları ağarmış ve parlak düğmeli olup kehanet kabiliyeti olan bir adammış. John Frum´un gerçekten yaşayıp yaşamadığı ise meçhul. Müritlere göre kıyamet gününde yaşlılar gençleşecek, ölümcül hastalıklar tedavi edilebilecek ve "dağlar düpdüz olacak, vadiler dolacak". John Frum, son noktayı İncil´den araklamış olmalı (Jesaya 40, 4) - İncil´i üretenlerin de daha eski olan dinlerden arakladığı gibi. Devamı var...
  15. Güzel bir mevzu. İyi/kötü olmanın zeka ve yetenek ile alakası yoktur. İyi/kötü subjektif bir kavramdır ve kişiden kişiye göre değişir. Kime veya neye göre iyi? Ayrıca zeki olmanın da yetenekli olmakla bir alakası yok, çünkü zeki olmayabilirsiniz ancak bir çok konuda pekala bir hayli yetenekli olabilirsiniz. Mesela çok iyi bir futbol oyuncusu, ressam veya şarkıcı olup da iki cümleyi bir araya getiremeyenler var. Ben soruyu şöyle sormak istiyorum: Zeki mi doğulur yoksa zeki mi olunur? Bu konuda genlerin de rol oynadığını gösteren bazı veriler olmasına rağmen, bilim dünyasında bu hususla ilgili görüş birliği olduğunu zannetmiyorum. Ebeveynleri zeki olup çocukları normal olanlar olduğu gibi tam tersi durumlar da var.
  16. Bizim Temel mezarlıkta iş bulur ve orada çalışmaya başlar. Ancak ikinci gün işi bırakır. Buna anlam veremeyen arkadaşları ona sorar: "Bre Temel. Gül gibi bir iş bulmuştun. Neden hemen bıraktın?" Temel: "Ben enayi miyim? Orada sadece ben çalışıyordum ancak diğerleri hep yatıyor."
  17. Ateist olduktan sonra dindarlığa dönenlerin veya böyle iddiada bulunanların samimi olduğuna benim de pek inanasım gelmiyor. Ne değişti de "tanrı varmış" edebiyatına yeniden başlıyorlar? Tanrıyı mı görmüşler, duymuşlar veya hissetmişler? Yoksa rüyalarına girmiş olmasın? Sanırım ölüm korkusu bazılarına çok ağır geliyor ve bu yalın yok olup gitme gerçeğini bir türlü kabullenemiyorlar. Bu nedenle kendilerini bir nebze olsun avutan bir şeye ihtiyaç duyuyorlar. Hasılı güvenli bir liman arayışındalar.
  18. Bel Yaşlılıktan mı işinden mi yoksa yataktan mı...pek emin değildi. Üzerinde yattığı yatağı alalı 10 seneden fazla olmuştu herhalde. Ortası bir hayli çukurlaşmıştı ve içindeki yaylar da gıcırdayıp duruyordu. Emin olduğu tek şey ise her sabah kalktığında belinin ağrımasıydı. Önceleri pek umursamıyordu ancak son zamanlarda ağrılar çoğalmıştı. Ayrıca uzun senelerden beri yaptığı iş de bel için pek uygun değildi. Bunu nihayet kabul etmek zorunda kalmıştı, çünkü günde 4-5 saat masa başında ekranın karşısında oturmak zorundaydı. Evet...görünen o ki, elinde iki seçenek vardı. Masa başındaki işini bırakmak ve belini zorlamayan başka bir iş bulmak veya yeni bir yatak almak. Birincisini uygulaması mümkün değildi, çünkü bu mesleğe yıllarını vermişti ve başka bir işte şimdiki aldığı ücreti alacağını hiç zannetmiyordu. Emekliliğine de daha bir hayli vardı. Yatak magazasının vitrinine bakarken bunları düşünüyordu ve nihayet magazaya girmeye karar verdi. İyi ve kaliteli bir yatak almalıydı, bakarsın şu lanet bel ağrısına bir parça faydası olurdu. Kelimeler: Bel, yatak, iş
  19. Bilhassa depresyonun düzgün beslenmeden ziyade gün içinde yaşanan stresle (iş, okul, geçim sıkıntısı) alakası olduğunu düşünüyorum. 19./20. yüzyıldaki sanayileşme sürecinden sonra insanlarda daha fazla koşturmaca var. Herkes bir oraya bir buraya habire koşturuyor.
  20. Rüyanın anlamı - Kocacığım! Rüyamda ne gördüm, biliyor musun? - Ne gördün güzelim? - Akşam eve gelirken elinde bir paketle geliyorsun. - Eeee?! - Ben de paketi heyecanla açıyorum. İçinden muhteşem bir kolye çıkıyor. Sence bunun anlamı ne olabilir? - Bu akşam anlamını öğrenirsin canım. Akşam olur. Adam harbiden elinde bir paketle eve gelir. Kadın gözlerine inanamaz, heyecanla paketin kapağını açar ve paketin içine öylece bakakalır. Paketin içinde bir kitap ve kitabın ismi "Rüya tabirleri!"...
  21. Sayın Çok bilmiş Senin yazdıklarını bir daha okumaya hiç niyetim yok, okuduk işte. Yanıtım da yukarıda. Bence sen yazdığım o üç cümleyi tekrar oku, çünkü anlamamakta direnen sensin. Emrin olur. Başka bir arzunuz var mı? Elbette yok, çünkü işinize gelmiyor. Bu ithamı sana geri iade ediyorum. Adama bak ya; doğruyu söylemiyor muşum. Kendi kendine gelin güveyi olmayı iyi beceriyorsun gibi. Zırva! Sayın Çok bilmiş Okumasaydım yazmazdım zaten. Peki, sen neden Muhammed´e "Hz " ile hitap ediyorsun? Rüyana falan mı girdi yoksa?
  22. Nasıl yani? Gördüğün rüyaların gerçekleşmesi yüzünden, tanrıya tapmaya devam etmek mi istiyorsun? Eee..bizler de ara sıra rüya görüyoruz. Ancak benim gördüklerimin hiç birisi gerçekleşmedi. Ne yapmalı bu durumda? Artı; Muhammed isminin önüne "Hz" kelimesi ekliyorsan eğer, henüz İslam´dan sıyrılabilmiş değilsin. Hălă onun etkisindesin.
  23. Hani herkesin bildiği bir söz vardır: "Eskiden her şey güzeldi." Günümüzdeki bazı insanlar geçmişi övmekle veya geri getirmeye çalışmakla günümüzdeki sorunların çözüleceğini zannediyor galiba. Halbuki zaman değişmiş, uluslararası ilişkiler farklılaşmış. Yeni müttefikler oluşmuş. Artık kılıçla, tüfekle ve "Vatan Millet Sakarya" yaygarası yaparak bir şey elde edemezsiniz. Çünkü dünyanın öbür tarafından birisi bir düğmeye basıyor ve dünyanın diğer tarafındaki yerler anında darmadağın ve yerle bir oluyor. Zaman bilim zamanı. Bilim gücüne hakim olan bir adım önde oluyor, diğerleri ise sadece aval aval bakıyor. Hasılı "Aman da benim atalarım güçlüydü, düşmanlar tir tir titriyorlardı, dünyanın yarısına hakimdik..." minvalindeki gazel okumalar, sadece cahilleri belki azıcık avutur.
  24. Yol Yağmur hafifçe çişeliyor, hava parçalı bulutlu ve şu lanet olası trafik hiç kımıldamıyor. Bir an önce eve varmak için otobanı kullanayım dedim, demez olaydım. Güya otoban, güya hızlı yol. Yağmurlu havada şehir içindeki yoldan hiçbir farkı yok, her tarafta yığılma var. Gitsen gidemiyorsun, çıkmak istesen çıkamıyorsun. İş yorgunluğu yetmiyormuş gibi, al sana mis gibi bir yol yorgunluğu. Yağmur yağınca ne değişiyor, hălă anlamış değilim. Hava güneşli olunca durum tamamen farklı; aynı yolda, aynı zamanda hiç yığılma olmuyor. Öndeki arabaya odaklanmaktan müzik sesi bile bir ızdırap gibi geliyor. Camlar yine buharlanmaya başladı; klimayı açmaktan başka bir çare yok, çünkü pencereyi açmaya kalksam, bu sefer içerisi ıslanacak. Yarım saatlik yol şimdi en azından bir saat sürer. Bu kesin. En iyisi mi bizim hatunu arayayım da meraklanmasın; 10 dakika geciksem, hemen beni arar. O beni aramadan, ben onu arayayım bari. - Alo? - Benim! - Bre herif, nerede kaldın böyle? Yemekler soğuyor! - Bırak soğusunlar. - N´oldu gene? - Gözün kör mü, pencereden dışarıya bir baksana! - Biraz yağmur yağıyor. - Evet, şu lanet yağmur yüzünden eve hep geç geliyorum ve 2 haftadır sıcak yemek yiyemiyorum. - Aman..aman. Hava güzel olunca zamanında geliyorsun sanki. O zaman da eve gelmeden kahveye dalıyorsun. - Yine başlama hatun. Sen yemekleri şimdiden ısıtmaya başla, çünkü trafik çözülmeye başlıyor galiba. Kelimeler: Trafik, yağmur, yemek
  25. Aşkım Kadın hiddetle "Bre canı çıkmayasıca!" diye koltukta şekerleme yapan kocasına çıkışır. Adam neye uğradığını şaşırmış bir vaziyette gözlerini aralar. Karşısında sinirlenmiş bir vaziyette dikilmiş olan karısını görür ve "Yine n´oldu aşkım?" diye sorar. Kadın daha da öfkelenir: "Aşkın batsın. Sen burada keyif yaparken benim başıma gelmeyen kalmadı." - Yine pazara mı gittin aşkım? - Tabii gittim, çünkü mutfakta yiyecek bir şey kalmamış. Sen sadece tıkınmak ve uyumakla meşgulsün. - Öyle deme aşkım. Bana söyleseydin, ben hepsini hallederdim. - Güldürme beni. Hallerdermiş...miş. En son halletmeye çalıştığında ne olduğunu gördük. Hatta sana alışveriş listesi bile vermiştim. - Aşkım, yolda giderken listeyi düşürmüşüm. Ben de aklımda kalanları almıştım yanılmıyorsam. - Listede olmayanları ve ne kadar gereksiz şey varsa alıp gelmiştin. Muz almıştın, hem de yeşilinden. - Satıcı yeşil muzların kabuza iyi geldiğini söylemişti. Hatırlarsın o hafta bağırsaklarım pek iyi çalışmıyordu. - Peki, gözleri göçmüş ve neredeyse kokmaya başlayan o balıklara ne demeli? - Aşkım, pazarda gayet iyi gözüküyorlardı. Ben de anlamadım o hale nasıl geldiler. - Sen anca uyumasını bilirsin zazen. O kokmuş balıkları çöpe atmak zorunda kalmıştık. Senin beceriksizliğin yüzünden o hafta mahallenin kedileri de bayram etmişti. O günden beri hepsi bizim kapıya dadandı. Ne zaman alış verişten dönsem, kapının önüne dikiliyorlar. - Aşkım, kızma onlara. - Aşkın batsın. Demin onların yüzünden dengemi kaybedip düştüm zaten. Elimdeki torbalar da yere düştü. Tüm kediler torbalara hücum etti ve hălă onları didikliyorlar. - Aşkım, ben hallederim. - Bana yine balık ve muz getireyim deme! Kelimeler: Balık, pazar, muz
×
×
  • Create New...