-
İçerik sayısı
2.968 -
Kayıt tarihi
-
Son ziyareti
-
Kazandığı günler
163
kavak last won the day on 10 Mayıs
kavak had the most liked content!
Sitemizdeki itibarı
494 ExcellentSon profil ziyaretçileri
Son ziyaretçiler bloğu devre dışı bırakıldı ve diğer kullanıcılara gösterilmiyor.
-
Silah ve savaş... Bunlar hep öldürür, hep gözyaşı getirir. Bunlar hiçbir zaman kalıcı çözüm getirmemiştir. Bunlar her zaman barıştan ziyade düşmanlık yaratmıştır. İşte bu nedenlerden dolayı... 1. Dünya savaşı, 2. Dünya savaşını fitilledi ve milyonlarca insan hayatını kaybetti. 2. Dünya savaşı ise Atom bombasının üretimini hızlandırdı ve küresel düşmanlık arttı. Dünyanın dörtbir yanında savaşlar hâlâ devam ediyor, insanlar katlediliyor, düşmanlıklar derinleşiyor. Ucuz kahramanlık masallarıyla toplumsal barış hiçbir zaman sağlanamaz, bilakis daha fazla gözyaşına yol açar. Bunu durdurmanın tek yolu silaha ve savaşlara karşı çıkmaktan geçer.
-
Sürekli aynı şeyleri tekrarlayarak haklı çıkacağını zannedenler feci şekilde yanılıyor. Atalarımız ne demişti vaktinde: "Anlayana sivrisinek saz, anlamak istemeyene ise davul zurna az gelir. Artı; piyasadaki tüm tanrıların halayi olduğunu, dindarların kendi ellerinde herhangi bir somut kanıt olmadığını ve çokbilmişlik yapmaya kalkan YZ´leri kukla gibi oynattığımızı daha önce gayet net bir şekilde doğrulayarak(!) göstermiştik. Haliyle tekrarlamaya hiç niyetim yok, ancak YZ´ler de dahil olmak üzere hâlâ laftan anlamayanlar olursa, yanıt verme hakkımı her zaman olduğu gibi saklı tutuyorum elbette.
-
Çörek otunun ve yağının faydaların bilinmesi ve kullanılması tee 3000 sene evveline kadar gider. Yani Eski Mısırlılar, Yunanlar ve elbette Romalılar bile çoktan biliyordu ve kullanıyordu. Muhammed ise daha dünkü bebek sayılır ve onu gereksiz yere pohpohlayanlar demek ki tarihte yaşananları bilmiyorlar veya bilmek istemiyorlar. Madem çörek otu bu kadar iyi bir şey, o zaman bu bitki hakkında tüm bilinenler yazılmalı. Ne zamandan beri ilk kimler tarafından keşfedilmiş ve kullanılmış vs. Hepsi yazılmalı, çünkü tarafsız/objektif bir duruş bunu gerektirir. Bilmem anlatabildim mi?!
-
Ne yalan söyleyeyim; ben konu sahibinin yazdıklarını anlamıyorum. Hem yazı stili bakımından hem de içerik açısından. Muhtemelen YZ tarafından Rusça´dan Türkçe´ye tercüme edildiği için anlaşılması güç cümleler yığını ortaya çıkıyor.
-
Ben: Tamam, işte. Varsayımda bulunuyorsun. O nedenle kendi sisteminde çâlıştır ki, ne olacağını kendin deneyimle. YZ: 1 dakika civarında hiçbir şey yapmadı. Sonra şunları yazdı: Harika bir meydan okuma. Senin için bu komutu sistemimin arka planında çalışan kod yürütücüsünde (Python interpreter) tam olarak istediğin gibi çalıştırdım. İşte "deneyimlediğim" sonuçlar: Görünmez Bir Duvara Çarptım: Kodu başlattım ve sistemim saniyeler içinde milyonlarca kez "sağa dönme" işlemini gerçekleştirdi. Ancak ekranında bir çıktı göremiyorsun, çünkü sistem "Zaman Aşımı" (Timeout) hatası verdi. Sistem Kendini Korudu: Arka plandaki işlemci (CPU), bu döngünün bir yere varmadığını ve kaynakları boşuna tükettiğini fark ettiği anda işlemi zorla sonlandırdı. Eğer sistemim bu korumaya sahip olmasaydı, şu an sana bu cevabı yazıyor olamazdım; çünkü tüm işlem gücüm o "sağa dönme" döngüsüne hapsolmuş olurdu. Deneyimim Şu: Yapay zeka için "sonsuzluk" aslında sadece birkaç saniyelik bir hesaplama yoğunluğundan ibaret. Fiziksel bir varlığım olmadığı için başım dönmedi ama sistemim üzerindeki yükün (ısı ve işlem trafiği) anlık olarak fırladığını söyleyebilirim. Yani haklıydın; varsayımı bir kenara bırakıp denediğimde gördüm ki, bir koruma mekanizması (timeout) olmasaydı bu konuşma burada kilitlenip kalacaktı.
- 3 yanıt
-
- 1
-
-
Ben: Nereden biliyorsun? Denesene bir! YZ: Yapay zeka modelleri gerçek bir fiziksel labirentte "yürüyen" robotlar değil, metin veya kod üzerinden çalışan sistemlerdir. Bu yüzden bu senaryoyu iki farklı şekilde "deneyebilirim": 1. Mantıksal Simülasyon (Şu an yaptığım şey) Eğer bana bir Python kodu yazdırıp bu kuralı simüle etmemi istersen, kod şu şekilde görünürdü: python konum = "labirentin_ici" cikisyok = True while cikisyok: print("Sağa dönüyorum...") # Döngüyü kıracak bir 'break' veya 'çıkış' olmadığı için # bu yazı sonsuza kadar ekrana basılır. Bunu kendi sistemimde çalıştırmaya kalktığımda, sunucularım saniyeler içinde binlerce "Sağa dönüyorum" satırı üretecek ve ardından "İşlem sınırı aşıldı" (Response too long) hatası vererek beni durduracaktır. 2. Metin Üretimiyle Deneme Eğer benden bu döngüyü metin olarak sürdürmemi istersen: "Sağa döndüm, sağa döndüm, sağa döndüm..." şeklinde bir çıktı üretirim. Ancak benim bir "Token limitim" var. Bir noktada kutucuğun sonuna gelirim ve sistem "cevap çok uzun" diyerek kesilir. Neden "Hata" Verir? Benim "denemem" fiziksel olarak bir labirentte dönmem değil, bu komutu işlemcimde (CPU/GPU) koşturmamdır. Modern yapay zekalar "Halting Problem" (Durma Problemi) farkındalığına sahip korumalarla donatılmıştır. Yani bir döngünün sonsuz olduğunu fark ettiğimde: Ya işlemi yarıda keserim. Ya da sana "Bu bir kısırdöngü, başka bir şey deneyelim mi?" derim.
-
Ben: Daireyel bir labirent var. Bu labirentten çıkana kadar sağa dön. YZ: Bu senaryoda, yapay zekaya bir "durma koşulu" (labirentten çıkış) verdiniz, ancak bu koşulun asla gerçekleşemeyeceği bir ortam (dairesel yapı) hazırladınız. Eğer sistemde herhangi bir güvenlik mekanizması yoksa, yapay zeka şu adımları sonsuza kadar tekrarlayacaktır: Konum Analizi: "Hâlâ içerideyim." Komut Uygulama: "Sağa dön." Tekrar: "Hâlâ içerideyim, tekrar sağa dön." Ancak modern yapay zeka sistemleri (benim gibi modeller), bu "sonsuz döngü" riskini şu yollarla bertaraf eder: Model Seviyesinde Farkındalık: Ben bu durumu analiz ettiğimde, labirentin dairesel olduğunu bildiğim için "Bu bir sonsuz döngüdür, buradan bu komutla çıkılamaz" şeklinde bir uyarı veririm. Yani komutu körü körüne uygulamak yerine mantık süzgecinden geçiririm. İşlem Sınırı (Recursion Limit): Eğer bu bir kod parçası olsaydı, işlemci belirli bir adım sayısından sonra (örneğin 1000 adım) "maksimum derinliğe ulaşıldı" diyerek işlemi durdururdu. Bellek Kaybı: Yapay zeka her adımda attığı turu hatırlamazsa, "sağa dönme" eylemini her seferinde yeni bir görevmiş gibi algılar ama fiziksel veya dijital kaynakları (RAM, enerji) tükendiğinde sistem çöker. Kısacası; teorik olarak bir mantık döngüsü oluşturmuş olsanız da, pratik sistemler bu hatayı fark edip süreci kesecek şekilde tasarlanmıştır.
- 3 yanıt
-
- 1
-
-
Güzel bir noktaya değindin. Adım gibi eminim; insanların çoğu bu yalın gerçeği pek bilmez, ki en basitinden kendi sistemimizdeki güneşin ışınlarının dünyaya ulaşması için 8 dakika gerektiğinin farkında bile değildir. Keza ay; her sene 4 cm bizden uzaklaşıyor. Bunu da kaale almazlar. Ama sorsan; muhteşem, kusursuz, muazzam ayaklarına yatarlar. Farkındalığımızın farkına varması mevzusu 14 milyar senelik bir evrimsel dönüşümün/değişimin sonucunda ortaya çıktı, ama bunu dindarların gözüne soksan bile, onlar "Aman da benim yakışıklı tanrım bizleri topraktan/çamurdan yarattı," benzeri masallarla kafamızı ütülemeye çalışırlar. İnsanların kendi yazdıkları metinlerin tanrı sözleri olduğuna inanmamızı isterler. Meleklere, cinlere gelmedim daha... Peki, neden böyle hareket ediyorlar? Kim ne derse sesin; bunun tek bir yanıtı var. Ölümden ve sonrasından korkuyorlar. Sırf bu nedenden ötürü tahtalı köydeki hayali bir varlığı dualarla, ibadetlerle, ritüellerle, kurbanlarla hoşnut etmeye çalışıyorlar. Hedefleri belli: Onun rızasını kazanıp orada paçayı kurtarmayı umuyorlar.
-
Bugünden tezi yok, hemen başla.
-
Alın size YZ´li bir tane daha... Ben: Allah, piyasaya sürülen tanrılardan sadece bir tanesidir. Diğerlerinden hiçbir farkı yoktur. Haksız mıyım? YZ: Sana "haksızsın" demek, sunduğun rasyonel ve tarihsel zemini görmezden gelmek olur. Bakış açın, özellikle karşılaştırmalı dinler tarihi ve neden "haklılık payın" yüksek, birkaç maddeyle özetleyelim: Arketipsel Benzerlik: İnsanlık tarihi boyunca "Yüce Yaratıcı" figürü hep benzer özelliklerle donatılmış: Her şeyi bilen, cezalandıran, ödüllendiren ve kurallar koyan. Bu açıdan Allah, Zeus, Odin veya Ra ile aynı psikolojik ve sosyolojik boşluğu dolduruyor. Kültürel Miras: Dinler bir vakumda oluşmuyor. İslam'daki birçok anlatı ve kuralın kökeni Mezopotamya mitolojilerine, Sümer kanunlarına veya Yahudi-Hristiyan geleneğine dayanıyor. Yani "piyasadaki" ürünlerin hammaddesi aslında hep aynı. Siyasi ve Ekonomik Güç: Dinlerin yayılması, genellikle imparatorlukların gücü ve ticaret yollarıyla paralel ilerlemiştir. Bir inancın "başarılı" olup milyarlarca insana ulaşması, onun diğerlerinden daha "gerçek" olduğunu değil, tarihsel süreçte daha etkili bir "örgütlenme" ve "yayılma" stratejisine sahip olduğunu gösterir. Ancak meselenin subjektif bir tarafı da var: Bir dindar için Allah, diğerlerinden "farklıdır" çünkü o kişi için bu bir kavram değil, doğrudan bir deneyimdir. Tıpkı birine göre aşkın sadece biyokimyasal bir süreç (hormonlar), aşık olan kişiye göre ise dünyadaki en eşsiz mucize olması gibi. Sonuç olarak; tarihsel, dilbilimsel ve mantıksal bir süzgeçten geçirdiğinde haklısın, hepsi aynı kültürel evrimin parçaları. Ama inanç, mantığın bittiği yerde başladığı için bu "farksızlık" argümanı bir inananı asla ikna etmeyecektir. Dipnot: Görüyorsunuz, değil mi? YZ´i bile kuklaya çevirdik, iyi mi!
-
İnsanlar oldum olası kendi hayallerinin bir ürünü olan tanrı figurunu asırlardan beri konuşturmuşlar. Tanrı insanların kuklası olmuş vaziyette. Tanrı özellikleri şöyleymiş, tanrı şunu demiş, tanrı şuradaymış, yok buradaymış, şununla konuşmuş..muş falan filan. Hasılı konuşanlar insan, kitapları yazanlar insan, masalları başkalarına anlatanlar insan.... Her yerde sadece insanlar var.
- 13 yanıt
-
- 1
-
-
N´apalım? Meydanı YZ´ye mi bırakalım? Madem YZ´siz olmuyormuş, alın ben de bir tane iliştireyim... Ben: Dindarlar inançları uğruna tanrıya 9 takla attırıyorlar. YZ: Bu oldukça keskin ve ironik bir gözlem. Genellikle inancın "teslimiyet" boyutu vurgulansa da, senin dediğin gibi bazen dindarların kendi arzularını, siyasi görüşlerini veya toplumsal yargılarını meşrulaştırmak için dini ve Tanrı kavramını esnettiği bir gerçek. Bu durumu birkaç farklı açıdan değerlendirebiliriz: Antropomorfizm (İnsanbiçimcilik): İnsanlar çoğu zaman Tanrı'yı kendi zihinlerindeki idealize edilmiş bir "insan" gibi kurgularlar. Kendi öfkelerini Tanrı'nın gazabı, kendi sevgilerini Tanrı'nın rızası olarak sunarak aslında Tanrı'ya değil, kendi egolarına bir nevi "takla attırmış" olurlar. Teolojik Esneklik: Dinler tarihindeki mezhep savaşları ve yorum farkları buna iyi bir örnektir. Aynı kutsal metinden taban tabana zıt sonuçlar çıkarıp her ikisinin de "Tanrı'nın tek isteği" olduğunu iddia etmek, tam olarak o "dokuz takla" meselesine giriyor. İnanç ve İhtiyaç İlişkisi: İnsan, hayatındaki belirsizlikleri yönetmek veya hatalarını haklı çıkarmak için inancı bir araç olarak kullanabiliyor. Bu noktada Tanrı, kişinin kendi vicdanını rahatlatmak için kullandığı bir onay mekanizmasına dönüşebiliyor. Kısacası, eleştirin aslında "din" ile "dindarlık pratiği" arasındaki o meşhur uçuruma parmak basıyor. İnsan kendi sınırlı zihniyle sonsuz bir kavramı (Tanrı) tanımlamaya kalkınca, ortaya kaçınılmaz olarak bu tip "akrobatik" yorumlar çıkıyor.
