Jump to content

Thus spoke Beavis

Members
  • İçerik sayısı

    24
  • Kayıt tarihi

  • Son ziyareti

  • Kazandığı günler

    3

Thus spoke Beavis last won the day on 19 Mayıs

Thus spoke Beavis had the most liked content!

Sitemizdeki itibarı

14 Good

Thus spoke Beavis hakkında

  • Doğum günü 10-10-1900

Profile Information

  • Gender
    Male
  • Location
    Turkey
  • Interests
    Non-Lineer

Son profil ziyaretçileri

485 profil görütülenme
  1. Ülkenin adı türkiye değil, muz cumhuriyeti olacaktı. Türkiye zamanında yaşamış, son derecede disiplinli, hedefleri olan, sorumluluklarını yerine getiren bir ulustu. Bizim yaşadığımız ülke türkiye değil, muz adı verilen sözde bir cumhuriyet.
  2. Zihin, bir saksı kafasına düştüğünde yerçekimini suçlamak yerine, "Acaba dün yalan söylediğim için evren beni mi cezalandırıyor?" diyecek kadar kusursuz bir narsisistik yanılsama içinde çalışır. Misal bir kaç örnek: Çocuğun mu öldü? "Üzülme, cennette bekliyor." (Acının tesellisi) Seni soyan adam ceza almadı mı? "Ahirette yanacak." (Adaletin ertelenmesi) Neden bu kadar acı çekiyorsun? "Çünkü Allah sevdiği kuluna dert verir, bu bir sınav." (Anlamsızlığa kılıf) Hayatın boyunca sefalet içinde köle gibi mi çalıştın? "Fakirler cennete zenginlerden beş yüz yıl önce girecek." (Sınıfsal adaletsizliğin ve isyanın uyuşturulması) İki yüz kişinin öldüğü uçak kazasından bir tek sen mi sağ kurtuldun? "Allah beni korudu, demek ki bu dünyada yapacak bir görevim varmış." (Geri kalan 199 kişinin feci ölümünün, senin 'seçilmişlik' egona meze yapılması) Fay hattının üzerine dikilen çürük bina depremde başına mı yıkıldı? "Toplum olarak çok yoldan çıkmıştık, ilahi bir uyarı bu." (Cehaletin, rüşvetin ve fizik kurallarının kutsal bir hikayeyle örtbas edilmesi) Kendi yetersizliğin yüzünden çok istediğin o işi mi kaybettin? "Nasip değilmiş, demek ki kapalı kapıların ardında benim için daha iyisi hazırlanıyor." (Başarısızlığın ve kifayetsizliğin mistik tesellisi) Aldatıldın ve haksızlığa mı uğradın? "Karma yerini bulacak, evren yaşattığını yaşatacak." (Kişisel intikam arzusunun, evrenin temel bir yasası zannedilmesi) Genetik bir mutasyon yüzünden çocuğun amansız bir hastalıkla mı doğdu? "O bir melek, bu dünyada günahsız yaşayıp bizi de cennete götürecek." (Kör ve sağır biyolojik piyangonun, katlanılabilir bir trajediye dönüştürülmesi) Kısacası zihin; evrenin bizimle hiç ilgilenmediği, acımızın veya sevincimizin kozmik bir karşılığının olmadığı o "Büyük Kayıtsızlık" fikriyle başa çıkamaz. Bu yüzden gerçekliği sürekli kendi etrafında dönen, senaryosunu kendi yazdığı ahlaki bir tiyatro sahnesine çevirmek zorundadır. Bir kaç önemli gördüğüm noktayı da paylaşayım; her şeyin bir nedeni yoktur. Bazen bir hücre yanlış bölünür ve kanser olursun. Bazen sarhoş bir sürücü gelir sana çarpar. Bu olayların arkasında senin ruhunu olgunlaştırmayı hedefleyen kozmik bir pedagoji, gizli bir "hikmet" yoktur. Acıyı salt biyolojik veya tesadüfi bir istatistik olarak, yani o ezici çıplaklığıyla kabullenmek, ona mistik kılıflar uydurmaktan bin kat daha fazla zihinsel cesaret gerektirir.
  3. Tüm insanlığa, tüm çağlara, hatta belki de uzaydaki diğer yaşam formlarına gönderildiği iddia edilen o son evrensel mesaj; nedense penguenlerden, kangurulardan, kutuplardaki 6 aylık gecelerden, Amerika kıtasından veya mikroorganizmalardan hiç bahsetmez. Evrensel gerçeklikler tamamen 7. yüzyıl Arap Yarımadası'ndaki hurma ticareti, deve bakımı, cariye hukuku ve Ebu Leheb'in ellerinin kuruması üzerinden anlatılır. Ne tesadüftür ki, evrenin yaratıcısının favori metaforları her zaman sıcak iklimlere aittir. Yine ne tesadüftür ki, gönderildiği iddia edilen 124 bin peygamberin tamamı Ortadoğu denen kurak bir kara parçasına inmiş; bir tanesinin bile yolu yanlışlıkla İskandinav fiyortlarına, Asya steplerine veya Amazon ormanlarına düşmemiştir. Evrensel mesajın navigasyonu her zaman çölü gösterir. Bir anlatının sadece insan zihninin ürünü olduğunu görmek için dahi olmaya gerek yok; coğrafyasına ve zaaflarına bakmak yeterlidir. Bu kadar somut kanıta rağmen 'hayır, bu ilahi bir gerçek' diyen kişi, sadece kendi ölüm korkusunu uyuşturuyordur. Oysa sarsılmaz tek bir gerçek var: Öleceğiz ve bedenlerimiz toprağa karışıp çürüyecek.
  4. Huseyn'i KaJe MeG üçlü jürisi kurtaramamış anlaşılan, uzaklaştırma aldı 😃 @kavak@gun
  5. Ontoloji, şeffaf semboller, Hegel, haiku, çay... Kelime salatasıyla kozmik bir vizyon kasarken araya 'KaJe MeG Dörtlüsü' diye uydurma bir jüri eklemek? Gerçek şüphe götürmez olduğunda söz acele etmezdi ama promptu yazan parmaklar bayağı acele etmiş 😃
  6. İzlemesi eğlenceli 😁
  7. Şu an bir yere oturmuş, bu metni okuyorsun. Altında, saatte 107 bin kilometre hızla zifiri karanlık bir boşluğun içinde savrulan, çekirdeği erimiş demirden dev bir kaya parçası var. Sen ise bu devasa kozmik merminin üzerindeki mikroskobik bir küf tabakası gibisin. Ama zihnin o kadar dar ki, bu akşamki yemeği, birinin sana attığı bakışı veya banka hesabındaki o sanal sayıları evrenin en büyük trajedisi sanıyorsun. Kafanı kaldır ve yukarı bak. O gördüğün yıldızların çoğu, ışıkları sana ulaşana kadar çoktan söndü. Sen şu an ölülerin ışıklı mezarlığına bakıyorsun ve buna "romantizm" diyorsun. Galaksiler birbiriyle çarpışıyor, güneşler birer sönük mum gibi pof diye sönüyor, milyarlarca gezegen hiçbir şahitleri olmadan karanlıkta yok olup gidiyor; sen ise hala "Benim hayatımın anlamı ne?" diye soruyorsun. Anlamın yok. Doğa seni bir "anlam" bulman için değil, sadece genlerini bir sonraki nesle aktarıp sessizce çürümen için tasarladı. Sen, evrenin milyarlarca yıllık kör denemeleri arasında kazara ortaya çıkmış, kendi üzerine düşünebildiği için kendini önemli sanan bir biyolojik hatasın. Birkaç bin yıl önce mağaralarda birbirini taşlayan atalarınla aynı dürtülere sahipsin; sadece taşlarını akıllı telefonlara ve ideolojilere dönüştürdün. Kendi yarattığın tanrılara tapıyor, kendi uydurduğun sınırlara inanıyor ve kendi uydurduğun yasalarla birbirini öldürüyorsun. Bir atom bombasının üzerine şiir yazan, bir yandan "sonsuz yaşam" hayali kurup diğer yandan pazar günü ne yapacağını bilemeyen o tuhaf, şizofrenik primat... Yüz yıl sonra, şu an yaşayan 8 milyar insanın tamamı toprak olacağını hayal et. Toprak bile olmayacak; sadece rastgele dağılmış atomlar yığınına dönüşecek. Senin o çok kıymetli acıların, büyük aşkların, sarsılmaz inançların ve devasa egon; evrenin tarihinde bir milisaniyelik bir dipnot bile teşkil etmeyecek. Başka bir galakside, başka bir türün tarih kitaplarında "Dünya" diye bir yer asla geçmeyecek. Hala bugün ne giyeceğini mi düşünüyorsun? Hala o küçük, yerel tanrının seninle özel olarak ilgilendiğini mi sanıyorsun? Karanlığa bak ve dürüst ol: Evren sana karşı zalim değil, evren sana karşı kayıtsız. Ve bu kayıtsızlık, senin bütün o dini, siyasi ve kişisel illüzyonlarını bir çırpıda yutan en büyük canavardır. Bizler sadece, ışığın söndüğü ana kadar karanlıkta ıslık çalan, korkmuş ve yapayalnız çocuklardan başka bir şey değiliz.
  8. Düşünsene, her şeyi yaratan güç, evrensel bir kod veya DNA üzerine yazılmış bir mesaj göndermek yerine; 'bunu falan adama söyle, o da filan adama anlatsın, onlar da bir kitaba yazsın ama sakın noktalamayı karıştırmasınlar, yoksa anlam kayar' diyor. Koca Tanrı, 1400 yıl sonra tefsir profesörlerinin 'Burada aslında ne demek istedi?' diye birbirini yemesini mi planladı? Eğer mesajın netliği, kulun dilbilgisi yeteneğine bağlıysa; tanrı ya kötü bir iletişimcidir ya da bizden gizlenmek için dilbilimsel bir saklambaç oynamaktadır. Bu absürtlüğü görüp aklı yerinde olan bir insan evladı, nasıl bunları ciddiye alabilir? Bir tanrı varsa, o tanrıyı en çok aşağılayan dinlerdir. Aksi bir açıklaması mümkün değil. Bir de şu kısım çok daha absürt: Eğer bir mesaj hayat-memat (cennet-cehennem) meselesiyse, o mesajın yanlış anlaşılma ihtimali sıfır olmalıdır. Bir atom bombası butonunun üzerine "Sakın basma" yerine "Burası biraz karışık, ne demek istediğimi bir düşün istersen" yazmazsın. Fazla absürt, bu dinler zeki bir insana hitap etmez. Ortalama bir zeka için kabul edilebilirdir.
  9. Sürekli yapay zekaya sana olan eleştirilerimizi atıp, onun işlemci gücüyle burada bize hikmet satıyorsun. Ne bu Hüseyin; doktor, mühendis ve filozof unvanlarının yanına şimdi de Yapay Zeka Müptelası Filozof statüsünü mü ekledin? Bu diyaloğun mantıksal akışını takip edebilen her rasyonel zihin için, senin bu emanet bilgeliğin ne kadar absürt bir tiyatro olduğu aşikar. Bu sana son yazım, çünkü amacın anlamak değil, zedelenen egonu algoritmalarla tahkim etmek. Sen o yapay zekaya yazdırdığın, kafiyesi yapay, ruhu silikon rubailerle şef bizi bekler diye kendini avuturken; ben o senfoni dediğin şeyin aslında atomların devasa, kaotik ve sağır edici çarpışma gürültüsünden başka bir şey olmadığını görüyorum. Evren şarkı söylemiyor Hüseyin, evren sadece uğulduyor; bizim yerel zihnimiz ise o sağır edici uğultunun içinden sadece kendi sevdiği melodileri cımbızlayıp buna ilahi beste diyor. Şimdi bir düşün hekim, mühendis, mütefekkir Hüseyin... Statü aracı olarak yapay zekayı kullanan, o meşhur hakikat maskesinin ardına saklanan bilgi adamı adayı... Binlerce yıllık serüvende, sadece evrimleştiğin bu daracık 'lokal arenanın' mantığıyla sınırlı kaldın. Bilimsel metodolojinin o muazzam aletlerini bile gerçekliği anlamak için değil, kendi korkularına daha sofistike tanrılar yaratmak için kullandınız. Karadeliğin tekilliği karşısında mavi ekran veren bir zihni, evrenin mimarıyla akraba ilan edecek kadar büyük bir megalomani içindesin. Sen, sana ne dersen onu onaylayan bir yazılımın sunduğu konforlu sığınakta Yazar'ını beklemeye devam et. Ben ise o kaya parçasının üzerindeki çıplak ve soğuk gerçeklikle, o devasa sessizliğin içinde kalmayı tercih ediyorum. Varlığını bir algoritmaya borçlu olan filozofluğun ile sana bu dijital rüyanda başarılar. Zira gerçeklik, senin yerel sembollerinden çok daha soğuk ve senin o Şef'inden çok daha sağırdır.
  10. Sen evreni bir metin olarak görüyorsun çünkü beynin anlam bulmaya programlı bir organizma. Eğer bir kağıdın üzerine mürekkep dökülürse ve o lekelerden biri senin adına benziyorsa, bu o kağıdın senin için yazıldığını değil, senin her yerde kendi adını aradığını gösterir. Evren bir kitap değil, Hüseyin; evren sadece olandır. Ona metin vasfını veren senin yerel algı pencerendir. Bir mekanizma gördüğünde mühendis araman, senin sınırlı tecrübenden kaynaklanan bir alışkanlık. İnsan yapımı her şeyin bir yapıcısı vardır, evet; çünkü biz bir şeyler imal etmek zorundayız. Ama evren bir imalat değil, bir oluştur. Fraktallar, altın oran ve geometri; bir zihnin tasarımı değil, maddenin ve enerjinin en az dirençle karşılaştığı formlardır. Su akar ve yolunu bulur; buna suyun yolu önceden planladığına dair bir vektör demek, suyun doğasını değil, senin hayal gücünü yüceltir. Süpernovaların benim zihnimi oluşturmak için evrildiğini iddia etmen?!? İşte bu, sevimli megalomaninin zirvesi. Milyarlarca galaksi, kara delik ve sonsuz boşluk, sırf sen burada bu soruyu sor diye mi var oldu huseyn? Bir süpernova patladığında atomlarını sentezler, o atomlar savrulur ve trilyonlarca olasılıktan biri olarak bir canlıyı oluşturur. Bu bir yönelim değil, istatistiksel bir zorunluluktur. Sen sonucun içinde olduğun için sonucu amaç sanıyorsun. Piyangoyu kazanan kişinin, piyangonun sırf o kazansın diye çekildiğini sanması gibi. Akıllı tesadüfe inanmak fanatizm değildir, Hüseyin; o, veriyi olduğu gibi kabul etme dürüstlüğüdür. Bir amaca inanmak ise konforlu bir sığınaktır. Neden? sorusuna bir Yazar cevabı vermek, düşünmeyi durdurmaktır. Ben ise o sorunun cevabının bir kimse olmadığını, sadece geometrinin kendi kendine yeten devinimi olduğunu görüyorum.
  11. Amaç süreçlerden önce gelir derken, süpernova patlamalarının milyarlarca yıllık emeğini, senin neden soruna cevap versin diye atanmış birer memur seviyesine indirmen ne kadar nazikçe! Evrenin devasa geometrisi, sırf sen mantıksal kopukluk yaşama diye gidip bir Amaç'ın peşine mi takılmış? Gerçekten müthiş bir özgüven.
  12. İşin en komik tarafı: Milyarlarca galaksiyi ve atom altı dünyayı yöneten bir zeka, nasıl olur da bir primatın ne giydiğine ya da ne düşündüğüne bu kadar öfkelenip onu sonsuz azaba mahkum edebilir? Çocuk kandırıyorlar sanki 😁
  13. Madem her şeyin cevabı orada; Gemini'ye sor bakalım, kendisi bir bilinç mi yoksa sadece senin duymak istediğin kelimeleri arka arkaya dizen bir istatistik algoritması mı? Eğer ikincisiyse, bana Tanrı'yı değil, matematiksel olasılıkları anlatıyor demektir. İnsan sadece itaat eden veya isyan eden bir varlık değildir. Travmalar, genetik yatkınlıklar, sosyo-ekonomik çevre ve nörobiyolojik süreçler, insan iradesini siyah ve beyazdan ziyade milyonlarca gri tona ayırır. Mutlak adaleti savunan bir sistemin, bu kadar gri tonu olan bir varlığı sadece iki kutuplu bir sonuçla (cennet/cehennem) yargılaması geç evrimleşen, katı bir primat zihnin ürünüdür.
×
×
  • Create New...