-
İçerik sayısı
25 -
Kayıt tarihi
-
Son ziyareti
-
Kazandığı günler
3
Thus spoke Beavis last won the day on 19 Mayıs
Thus spoke Beavis had the most liked content!
Sitemizdeki itibarı
15 GoodThus spoke Beavis hakkında
- Doğum günü 10-10-1900
Profile Information
-
Gender
Male
-
Location
Turkey
-
Interests
Non-Lineer
Son profil ziyaretçileri
548 profil görütülenme
-
Thus spoke Beavis started following Dindar Zihnin Acizliği and Allah'ı Düelloya Çağıran Adam: Ebu Tahir el-Cennabi
-
Azizlerim bilirsiniz ki; dinler tarihi teorik tartışmalarla doludur; ancak tarihte çok az kişi bir dogmayı uygulamalı olarak test edecek kadar ileri gitmiştir. 10. yüzyılda Karmatiler, İslam dünyasının kalbine sadece kılıçlarıyla değil, tarihin en yıkıcı teolojik argümanıyla saldırdılar: Ve bunu sadece söylemekle kalmadılar; tarihin en büyük ve en kanlı ampirik felsefe deneyini sahneye koydular. Yıl 930... Karmati lideri Ebu Tahir el-Cennabi, Mekke'yi bastığında amacı sadece ganimet değildi. O, gökyüzüne meydan okuyan radikal bir performans sanatçısı gibiydi. Hac ritüeli kanla kesilirken, Kabe'nin kapısına dikilip mitolojiyi gerçeğe çarpan o dondurucu cümleyi kurdu: Gökler yarılmadı. Ebabil kuşları ufukta görünmedi. Şimşekler çakmadı. Ebu Tahir, cennetten geldiğine inanılan Hacerü'l-Esved’i bir levye gibi kullanarak yerinden söktü. Taş tam 22 yıl boyunca onlarda kaldı ve kutsallığın sınırları en aşağılayıcı şekilde test edilerek bir tuvalet taşı olarak kullanıldı. Bu 22 yıl boyunca gökyüzünden gelen tek şey, sağır edici bir sessizlikti. Evrenin mutlak yaratıcısının yeryüzündeki yegane sarayı ve günahları emen o meşhur kozmik taş; bir avuç radikal bedevi tarafından levyeyle sökülüp foseptik çukuruna basamak yapıldığında, o her şeye kadir irade neden 22 yıl boyunca mutlak ve sağır edici bir sessizliğe gömüldü? Uğruna ordular feda edilen, kainatın merkezindeki mistik bir nesneyi koruma görevinin, yine o taştan medet uman zavallı ve ölümlü fanilere kalması sizce de teolojinin insanlık tarihine bıraktığı en rafine, en trajikomik şaka değil midir? Ebu Tahir el-Cennâbî, dinler tarihinin gördüğü en acımasız ve en şeffaf hakikat deneyini yaptı; iddialar dağ kadar büyüktü ama gerçeklik ilk darbede un ufak oldu. Ebabil kuşlarının o gün hangi coğrafyada tatilde olduğunu bir kenara bırakalım; koskoca bir kutsallık, etrafına etten duvar örecek bir muhafız ordusu olmadığında kendi üzerindeki pisliği bile temizleyemiyorsa, biz tam olarak neye tapıyoruz? Taşın kendi içindeki mutlak güce mi, yoksa kendi varoluşsal çaresizliğimizi örtmek için bir parça mermerin sırtına yüklediğimiz o kırılgan illüzyona mı? Dökülün bakalım, o 22 yıllık kozmik sessizliği hangi kıvrak argümanla temize çekeceksiniz? Kaynaklar: Daftary, F. (2007). The Ismāʿīlīs: Their History and Doctrines. Cambridge University Press. Link Daftary, F. (1993/2011). “Carmatians.” Encyclopaedia Iranica. Link Madelung, W. (1978). “Ḳarmaṭī.” The Encyclopaedia of Islam, 2nd ed. Brill. Link Halm, H. (1996). The Empire of the Mahdi: The Rise of the Fatimids. Brill. Link Walker, P. E. (1998). “The Ismāʿīlī Daʿwa and the Fatimid Caliphate.” Cambridge University Press. Link Brett, M. (2001). The Rise of the Fatimids: The World of the Mediterranean and the Middle East in the Fourth Century of the Hijra, Tenth Century CE. Brill. Link Plummer, L. (2022). The Qarmatian Daʿwah and Grievance: An Overview. University of Melbourne. Link Fahes, F. A. (2018). Social Utopia in Tenth Century Islam: The Qarmatian Experiment. California State University. PDF Dashti, R. (2020). Qarmatians and the Issue of Removing of the Black Stone in Historical Sources. International Journal of Iranian Studies. Scholar kaydı Hajnal, I. (2008). “The Events of Paradise: Facts and Eschatological Doctrine in Medieval Ismāʿīlī History.” The Arabist. PDF Peters, F. E. (1994). The Hajj: The Muslim Pilgrimage to Mecca and the Holy Places. Princeton University Press. Link Peters, F. E. (1994). Mecca: A Literary History of the Muslim Holy Land. Princeton University Press. Link Munt, H. (2016). “Pilgrimage in Pre-Islamic Arabia and Late Antiquity.” In V. Porter & L. Saif (Eds.), The Hajj: Pilgrimage in Islam. Cambridge University Press / British Museum.Link Bursi, A. (2023). Traces of the Prophets: Relics and Sacred Spaces in Early Islam. Edinburgh University Press. Link Brown, D. W. (2017). A New Introduction to Islam. Wiley-Blackwell. Link Miskawayh. (11. yy.). Tajārib al-Umam / The Eclipse of the Abbasid Caliphate. Ed. & trans. H. F. Amedroz & D. S. Margoliouth. Link Ibn al-Athīr. (13. yy.). Al-Kāmil fī al-Tārīkh. Link Ibn al-Jawzī. (12. yy.). Al-Muntaẓam fī Tārīkh al-Mulūk wa-l-Umam. Link Al-Masʿūdī. (10. yy.). Murūj al-Dhahab wa-Maʿādin al-Jawhar. Link Al-Maqrīzī. (15. yy.). Ittiʿāẓ al-Ḥunafāʾ bi-Akhbār al-Aʾimma al-Fāṭimiyyīn al-Khulafāʾ. Link Ibn Kathīr. (14. yy.). Al-Bidāya wa-l-Nihāya. Link Al-Dhahabī. (14. yy.). Tārīkh al-Islām. Link Al-Nuwayrī. (14. yy.). Nihāyat al-Arab fī Funūn al-Adab. Link
-
Ülkenin adı türkiye değil, muz cumhuriyeti olacaktı. Türkiye zamanında yaşamış, son derecede disiplinli, hedefleri olan, sorumluluklarını yerine getiren bir ulustu. Bizim yaşadığımız ülke türkiye değil, muz adı verilen sözde bir cumhuriyet.
-
Zihin, bir saksı kafasına düştüğünde yerçekimini suçlamak yerine, "Acaba dün yalan söylediğim için evren beni mi cezalandırıyor?" diyecek kadar kusursuz bir narsisistik yanılsama içinde çalışır. Misal bir kaç örnek: Çocuğun mu öldü? "Üzülme, cennette bekliyor." (Acının tesellisi) Seni soyan adam ceza almadı mı? "Ahirette yanacak." (Adaletin ertelenmesi) Neden bu kadar acı çekiyorsun? "Çünkü Allah sevdiği kuluna dert verir, bu bir sınav." (Anlamsızlığa kılıf) Hayatın boyunca sefalet içinde köle gibi mi çalıştın? "Fakirler cennete zenginlerden beş yüz yıl önce girecek." (Sınıfsal adaletsizliğin ve isyanın uyuşturulması) İki yüz kişinin öldüğü uçak kazasından bir tek sen mi sağ kurtuldun? "Allah beni korudu, demek ki bu dünyada yapacak bir görevim varmış." (Geri kalan 199 kişinin feci ölümünün, senin 'seçilmişlik' egona meze yapılması) Fay hattının üzerine dikilen çürük bina depremde başına mı yıkıldı? "Toplum olarak çok yoldan çıkmıştık, ilahi bir uyarı bu." (Cehaletin, rüşvetin ve fizik kurallarının kutsal bir hikayeyle örtbas edilmesi) Kendi yetersizliğin yüzünden çok istediğin o işi mi kaybettin? "Nasip değilmiş, demek ki kapalı kapıların ardında benim için daha iyisi hazırlanıyor." (Başarısızlığın ve kifayetsizliğin mistik tesellisi) Aldatıldın ve haksızlığa mı uğradın? "Karma yerini bulacak, evren yaşattığını yaşatacak." (Kişisel intikam arzusunun, evrenin temel bir yasası zannedilmesi) Genetik bir mutasyon yüzünden çocuğun amansız bir hastalıkla mı doğdu? "O bir melek, bu dünyada günahsız yaşayıp bizi de cennete götürecek." (Kör ve sağır biyolojik piyangonun, katlanılabilir bir trajediye dönüştürülmesi) Kısacası zihin; evrenin bizimle hiç ilgilenmediği, acımızın veya sevincimizin kozmik bir karşılığının olmadığı o "Büyük Kayıtsızlık" fikriyle başa çıkamaz. Bu yüzden gerçekliği sürekli kendi etrafında dönen, senaryosunu kendi yazdığı ahlaki bir tiyatro sahnesine çevirmek zorundadır. Bir kaç önemli gördüğüm noktayı da paylaşayım; her şeyin bir nedeni yoktur. Bazen bir hücre yanlış bölünür ve kanser olursun. Bazen sarhoş bir sürücü gelir sana çarpar. Bu olayların arkasında senin ruhunu olgunlaştırmayı hedefleyen kozmik bir pedagoji, gizli bir "hikmet" yoktur. Acıyı salt biyolojik veya tesadüfi bir istatistik olarak, yani o ezici çıplaklığıyla kabullenmek, ona mistik kılıflar uydurmaktan bin kat daha fazla zihinsel cesaret gerektirir.
-
Tüm insanlığa, tüm çağlara, hatta belki de uzaydaki diğer yaşam formlarına gönderildiği iddia edilen o son evrensel mesaj; nedense penguenlerden, kangurulardan, kutuplardaki 6 aylık gecelerden, Amerika kıtasından veya mikroorganizmalardan hiç bahsetmez. Evrensel gerçeklikler tamamen 7. yüzyıl Arap Yarımadası'ndaki hurma ticareti, deve bakımı, cariye hukuku ve Ebu Leheb'in ellerinin kuruması üzerinden anlatılır. Ne tesadüftür ki, evrenin yaratıcısının favori metaforları her zaman sıcak iklimlere aittir. Yine ne tesadüftür ki, gönderildiği iddia edilen 124 bin peygamberin tamamı Ortadoğu denen kurak bir kara parçasına inmiş; bir tanesinin bile yolu yanlışlıkla İskandinav fiyortlarına, Asya steplerine veya Amazon ormanlarına düşmemiştir. Evrensel mesajın navigasyonu her zaman çölü gösterir. Bir anlatının sadece insan zihninin ürünü olduğunu görmek için dahi olmaya gerek yok; coğrafyasına ve zaaflarına bakmak yeterlidir. Bu kadar somut kanıta rağmen 'hayır, bu ilahi bir gerçek' diyen kişi, sadece kendi ölüm korkusunu uyuşturuyordur. Oysa sarsılmaz tek bir gerçek var: Öleceğiz ve bedenlerimiz toprağa karışıp çürüyecek.
- 6 yanıt
-
- 1
-
-
Huseyn'i KaJe MeG üçlü jürisi kurtaramamış anlaşılan, uzaklaştırma aldı 😃 @kavak@gun
- 16 yanıt
-
- 2
-
-
-
Ontoloji, şeffaf semboller, Hegel, haiku, çay... Kelime salatasıyla kozmik bir vizyon kasarken araya 'KaJe MeG Dörtlüsü' diye uydurma bir jüri eklemek? Gerçek şüphe götürmez olduğunda söz acele etmezdi ama promptu yazan parmaklar bayağı acele etmiş 😃
- 16 yanıt
-
- 1
-
-
İzlemesi eğlenceli 😁
-
Laf salatası
-
Şu an bir yere oturmuş, bu metni okuyorsun. Altında, saatte 107 bin kilometre hızla zifiri karanlık bir boşluğun içinde savrulan, çekirdeği erimiş demirden dev bir kaya parçası var. Sen ise bu devasa kozmik merminin üzerindeki mikroskobik bir küf tabakası gibisin. Ama zihnin o kadar dar ki, bu akşamki yemeği, birinin sana attığı bakışı veya banka hesabındaki o sanal sayıları evrenin en büyük trajedisi sanıyorsun. Kafanı kaldır ve yukarı bak. O gördüğün yıldızların çoğu, ışıkları sana ulaşana kadar çoktan söndü. Sen şu an ölülerin ışıklı mezarlığına bakıyorsun ve buna "romantizm" diyorsun. Galaksiler birbiriyle çarpışıyor, güneşler birer sönük mum gibi pof diye sönüyor, milyarlarca gezegen hiçbir şahitleri olmadan karanlıkta yok olup gidiyor; sen ise hala "Benim hayatımın anlamı ne?" diye soruyorsun. Anlamın yok. Doğa seni bir "anlam" bulman için değil, sadece genlerini bir sonraki nesle aktarıp sessizce çürümen için tasarladı. Sen, evrenin milyarlarca yıllık kör denemeleri arasında kazara ortaya çıkmış, kendi üzerine düşünebildiği için kendini önemli sanan bir biyolojik hatasın. Birkaç bin yıl önce mağaralarda birbirini taşlayan atalarınla aynı dürtülere sahipsin; sadece taşlarını akıllı telefonlara ve ideolojilere dönüştürdün. Kendi yarattığın tanrılara tapıyor, kendi uydurduğun sınırlara inanıyor ve kendi uydurduğun yasalarla birbirini öldürüyorsun. Bir atom bombasının üzerine şiir yazan, bir yandan "sonsuz yaşam" hayali kurup diğer yandan pazar günü ne yapacağını bilemeyen o tuhaf, şizofrenik primat... Yüz yıl sonra, şu an yaşayan 8 milyar insanın tamamı toprak olacağını hayal et. Toprak bile olmayacak; sadece rastgele dağılmış atomlar yığınına dönüşecek. Senin o çok kıymetli acıların, büyük aşkların, sarsılmaz inançların ve devasa egon; evrenin tarihinde bir milisaniyelik bir dipnot bile teşkil etmeyecek. Başka bir galakside, başka bir türün tarih kitaplarında "Dünya" diye bir yer asla geçmeyecek. Hala bugün ne giyeceğini mi düşünüyorsun? Hala o küçük, yerel tanrının seninle özel olarak ilgilendiğini mi sanıyorsun? Karanlığa bak ve dürüst ol: Evren sana karşı zalim değil, evren sana karşı kayıtsız. Ve bu kayıtsızlık, senin bütün o dini, siyasi ve kişisel illüzyonlarını bir çırpıda yutan en büyük canavardır. Bizler sadece, ışığın söndüğü ana kadar karanlıkta ıslık çalan, korkmuş ve yapayalnız çocuklardan başka bir şey değiliz.
-
Düşünsene, her şeyi yaratan güç, evrensel bir kod veya DNA üzerine yazılmış bir mesaj göndermek yerine; 'bunu falan adama söyle, o da filan adama anlatsın, onlar da bir kitaba yazsın ama sakın noktalamayı karıştırmasınlar, yoksa anlam kayar' diyor. Koca Tanrı, 1400 yıl sonra tefsir profesörlerinin 'Burada aslında ne demek istedi?' diye birbirini yemesini mi planladı? Eğer mesajın netliği, kulun dilbilgisi yeteneğine bağlıysa; tanrı ya kötü bir iletişimcidir ya da bizden gizlenmek için dilbilimsel bir saklambaç oynamaktadır. Bu absürtlüğü görüp aklı yerinde olan bir insan evladı, nasıl bunları ciddiye alabilir? Bir tanrı varsa, o tanrıyı en çok aşağılayan dinlerdir. Aksi bir açıklaması mümkün değil. Bir de şu kısım çok daha absürt: Eğer bir mesaj hayat-memat (cennet-cehennem) meselesiyse, o mesajın yanlış anlaşılma ihtimali sıfır olmalıdır. Bir atom bombası butonunun üzerine "Sakın basma" yerine "Burası biraz karışık, ne demek istediğimi bir düşün istersen" yazmazsın. Fazla absürt, bu dinler zeki bir insana hitap etmez. Ortalama bir zeka için kabul edilebilirdir.
-
Toplam üzerine toplam ya da bu henüz üçlemenin son sözü değil
Thus spoke Beavis replied to Huseyn's konu in Felsefe
Sürekli yapay zekaya sana olan eleştirilerimizi atıp, onun işlemci gücüyle burada bize hikmet satıyorsun. Ne bu Hüseyin; doktor, mühendis ve filozof unvanlarının yanına şimdi de Yapay Zeka Müptelası Filozof statüsünü mü ekledin? Bu diyaloğun mantıksal akışını takip edebilen her rasyonel zihin için, senin bu emanet bilgeliğin ne kadar absürt bir tiyatro olduğu aşikar. Bu sana son yazım, çünkü amacın anlamak değil, zedelenen egonu algoritmalarla tahkim etmek. Sen o yapay zekaya yazdırdığın, kafiyesi yapay, ruhu silikon rubailerle şef bizi bekler diye kendini avuturken; ben o senfoni dediğin şeyin aslında atomların devasa, kaotik ve sağır edici çarpışma gürültüsünden başka bir şey olmadığını görüyorum. Evren şarkı söylemiyor Hüseyin, evren sadece uğulduyor; bizim yerel zihnimiz ise o sağır edici uğultunun içinden sadece kendi sevdiği melodileri cımbızlayıp buna ilahi beste diyor. Şimdi bir düşün hekim, mühendis, mütefekkir Hüseyin... Statü aracı olarak yapay zekayı kullanan, o meşhur hakikat maskesinin ardına saklanan bilgi adamı adayı... Binlerce yıllık serüvende, sadece evrimleştiğin bu daracık 'lokal arenanın' mantığıyla sınırlı kaldın. Bilimsel metodolojinin o muazzam aletlerini bile gerçekliği anlamak için değil, kendi korkularına daha sofistike tanrılar yaratmak için kullandınız. Karadeliğin tekilliği karşısında mavi ekran veren bir zihni, evrenin mimarıyla akraba ilan edecek kadar büyük bir megalomani içindesin. Sen, sana ne dersen onu onaylayan bir yazılımın sunduğu konforlu sığınakta Yazar'ını beklemeye devam et. Ben ise o kaya parçasının üzerindeki çıplak ve soğuk gerçeklikle, o devasa sessizliğin içinde kalmayı tercih ediyorum. Varlığını bir algoritmaya borçlu olan filozofluğun ile sana bu dijital rüyanda başarılar. Zira gerçeklik, senin yerel sembollerinden çok daha soğuk ve senin o Şef'inden çok daha sağırdır. -
Toplam üzerine toplam ya da bu henüz üçlemenin son sözü değil
Thus spoke Beavis replied to Huseyn's konu in Felsefe
Sen evreni bir metin olarak görüyorsun çünkü beynin anlam bulmaya programlı bir organizma. Eğer bir kağıdın üzerine mürekkep dökülürse ve o lekelerden biri senin adına benziyorsa, bu o kağıdın senin için yazıldığını değil, senin her yerde kendi adını aradığını gösterir. Evren bir kitap değil, Hüseyin; evren sadece olandır. Ona metin vasfını veren senin yerel algı pencerendir. Bir mekanizma gördüğünde mühendis araman, senin sınırlı tecrübenden kaynaklanan bir alışkanlık. İnsan yapımı her şeyin bir yapıcısı vardır, evet; çünkü biz bir şeyler imal etmek zorundayız. Ama evren bir imalat değil, bir oluştur. Fraktallar, altın oran ve geometri; bir zihnin tasarımı değil, maddenin ve enerjinin en az dirençle karşılaştığı formlardır. Su akar ve yolunu bulur; buna suyun yolu önceden planladığına dair bir vektör demek, suyun doğasını değil, senin hayal gücünü yüceltir. Süpernovaların benim zihnimi oluşturmak için evrildiğini iddia etmen?!? İşte bu, sevimli megalomaninin zirvesi. Milyarlarca galaksi, kara delik ve sonsuz boşluk, sırf sen burada bu soruyu sor diye mi var oldu huseyn? Bir süpernova patladığında atomlarını sentezler, o atomlar savrulur ve trilyonlarca olasılıktan biri olarak bir canlıyı oluşturur. Bu bir yönelim değil, istatistiksel bir zorunluluktur. Sen sonucun içinde olduğun için sonucu amaç sanıyorsun. Piyangoyu kazanan kişinin, piyangonun sırf o kazansın diye çekildiğini sanması gibi. Akıllı tesadüfe inanmak fanatizm değildir, Hüseyin; o, veriyi olduğu gibi kabul etme dürüstlüğüdür. Bir amaca inanmak ise konforlu bir sığınaktır. Neden? sorusuna bir Yazar cevabı vermek, düşünmeyi durdurmaktır. Ben ise o sorunun cevabının bir kimse olmadığını, sadece geometrinin kendi kendine yeten devinimi olduğunu görüyorum.- 8 yanıt
-
- 1
-
-
Toplam üzerine toplam ya da bu henüz üçlemenin son sözü değil
Thus spoke Beavis replied to Huseyn's konu in Felsefe
Amaç süreçlerden önce gelir derken, süpernova patlamalarının milyarlarca yıllık emeğini, senin neden soruna cevap versin diye atanmış birer memur seviyesine indirmen ne kadar nazikçe! Evrenin devasa geometrisi, sırf sen mantıksal kopukluk yaşama diye gidip bir Amaç'ın peşine mi takılmış? Gerçekten müthiş bir özgüven.- 8 yanıt
-
- 1
-
-
İşin en komik tarafı: Milyarlarca galaksiyi ve atom altı dünyayı yöneten bir zeka, nasıl olur da bir primatın ne giydiğine ya da ne düşündüğüne bu kadar öfkelenip onu sonsuz azaba mahkum edebilir? Çocuk kandırıyorlar sanki 😁
- 21 yanıt
-
- 1
-
