Jump to content

Liderler Sıralaması

Popular Content

Showing content with the highest reputation since 21-04-2011 in all areas

  1. Herseyden once bu cinsi ayrimin sadece cinsi ayrim olarak algilanmasini ve aslinda insanoglunun zihninin bir oldugunun algilanmasini soyledikten sonra; Burada onemli olan kadina ve disiye uygulanan her turlu insanlikdisi baski guc siddet ve de kadini disiyi bir esya ve erkegin oyuncagi, namusu, serefi v.s. gormenin bir insanlik sucu oldugunu algilamak icin insan zihniyeti tasimak yeter. Insan zihniyeti tasimak, insanoglunun kendine yaptigi her turlu insanlikdisi dusunce ve davranisi ve de isledigi her turlu insanlik sucunu algilamaktan gecer. Tum dunya insanliginin her iki fiziksel ve cinsel farkinin biribirine insanca dusunup davranmasi ve biribirini kendini insanlik adina bilinclendirmesi ve bu insanlikdisi dusunce ve davranista erkekten daha cok ezilen kadinin disinin onu ezen erkek fizikine karsi tum insanlik tasiyan erkek ve kadinlarla birleserek her turlu insanlikdisi dusunce ve davranisa karsi bilinclenme egitim mucadelesi vermesini umuyorum. Burada annelere seslenmek istiyorum "sizler gelecek nesilleri yetistirenlersiniz, bu insanlikdisi her turlu dusunce ve davranisi dunya nesilleri yasamamasi adina, cocuklarinizi kiz ya da erkek olsun; bu siddete baskiya zorbaliga guce v.s. yonelik yetistirmeyiniz, insan gibi yetistiriniz. Cunku bugunun dunyasi da dunun dunyasi da siz annelerin yetistirdigi nesillerdir. Sizler evlatlarinizi boyle yetistirmezseniz, inanin bu siddet baski ve ERKEK EGEMEN TOPLUM ALGISI azalir." Cocuklarinizi erkek zihniyeti ile degil; disi zihniyeti ile yetistirin, uretken sorgulayan yardimci kollayan koruyan kendine ve turune zarar vermeyen kendi turu ile farklarin farkjinda gecinebilen bilgilenen bilinclenen bilimsel olan sadece kendi turune degil; dogaya cevreye de zarar vermeyen anlayisli hosgorulu baskalarini otekilestiren distalayan degil de; farklari ile birlikte kucaklayan bireysel olarak kendi ayaklari uzerinde durabilen azimli kararli ve topluma kendini kabul ettirebilen hak ve ozgurlugunu isteyebilen insan haklarindan evrensel hukuktan haberdar her turlu savaskarsiti insanoglunu hic bir deger ugruna harcamayan v.s. bireyler olarak yetistirin. Yetistirirken erkek kiz ayrimi yapmadan evdeki kizinizi erkek evladiniza ezdirmeden, her ikisini de esit mesafede olarak onlari bir kiz ya da erkek olarak degil; bir insan olarak yetistirin. Onlarin onunde ebeveynler olarak birbirinize saygili ve sevecen davranin. Onlarin onunde erkek ya da kadin olarak degil; ebeveyn anne baba olarak one cikin. Unutmayin her turlu siddetin nesillerden nesillere aktarimi siz annelerin yetistirimidir. Ne ekerseniz onu bicersiniz. Kendinizi ezen nesiller yetistirmeyin. Bu 8 mart basta hayatindaki her turlu disisine (es akraba kardes kiz evlat v.s.) siddet uygulayan erkek fizigine ve de nesil yetistiren annelere bir bilinclenme ve farkindalik baslangici olsun. Insan oldugumuzun ve insani degerler tasidigimizin farkina ve bilincine varalim.
    30 points
  2. ASSOS’TA FELSEFE 1-2 Şubat 2013 Felsefe, Tanrı ve Din 1 Şubat Cuma: 13:00 Halil Turan: “Eski Çağ’da Tanrılar, Tanrı, Tanrısızlık ve Ahlak” 14:30 Faruk Akyol : “Orta Çağ’ın Tanrı’sı Yoktur!” 16:00 Türker Armaner: “Tapınak Yıkılırken Spinoza” 17:30 Örsan K. Öymen: “Hume’un Agnostisizmi ve Nietzsche’nin Ateizmi” 19:30 Akşam Yemeği (Yeri henüz belirlenmemiştir) 2 Şubat Cumartesi: 13:00 Barış Parkan: “Feuerbach, Marx ve Kierkegaard’da Din ve Bireyin Oluşumu” 14:30 Ayhan Sol: “Natüralizm, Ateizm ve Darwinizm” 16:00 Oruç Aruoba: “‘Tanrı’ Nasıl ‘Öldü’?” 17:30 Uluğ Nutku: “Tanrı İnancı ve Felsefe” 19:30 Akşam Yemeği (Nazlıhan Otel Restaurant) 22:30 Uzun Ev’de Parti (DJ Örsan & DJ Resul) Not: Toplantılar Liman bölgesinde Nazlıhan Otel’de (0-286-7217385) gerçekleşecektir. Tüm konuşmalar ve diyaloglar Türkçe’dir. Behramkale Köy-Liman arasında ücretli dolmuş seferleri bulunmaktadır. Yemekler ve Uzun Ev’deki parti tüm katılımcılara açıktır. Ücretleri herkes kendisi doğrudan restaurant ve kafe işletmesine ödemektedir. Konuşmacılar hakkında kısaca: Uluğ Nutku: Cumhuriyet Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden emekli olmuştur. (Profesör). Lisans, Yüsek Lisans ve Doktora derecelerini İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden almıştır. İlgi ve çalışma alanları: Epistemoloji, Bilim Felsefesi, Ontoloji, Etik, Platon, Aristoteles, Descartes, Locke, Leibniz, Spinoza, Berkeley, Hume, Kant. “İnanmanın Felsefesi”, “Daha Güncel Felsefe”, “Felsefe ve Güncellik”, “Ur Uruk Urşu”, “İnsan Felsefesi Çalışmaları” kitaplarının yazarıdır. Alanında birçok makalesi ve çevirisi bulunmaktadır. Oruç Aruoba: Yüksek Lisans ve Doktora derecesini Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden aldı. İlgi ve çalışma alanları: Epistemoloji, Etik, Hume, Kant, Kierkegaard, Nietzsche, Marx, Heidegger, Sartre ve Wittgenstein. “Benlik”, “Sayıklamalar”, “Kesik Esintiler”, “Geç Gelen Ağıtlar”, “Ol / An”, “Doğançay'ın Çınarları”, “Zilif”, “Çengelköy Defteri”, “İle İlişki Defteri”, “Yakın”, “Ne Ki Hiç Haikular”, “Tümceler Bir Yerlerden Bir Zamanlar”, “De ki İşte”, “Yürüme”, “Uzak”, “Hani”, “Olmayalı”, “Ne Otuz Altı Tanzaku” kitaplarının yazarıdır. Alanında birçok makalesi ve çevirisi bulunmaktadır. Halil Turan: Orta Doğu Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi (Profesör). Yüksek Lisans ve Doktora derecelerini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden aldı. İlgi ve çalışma alanları: Epistemoloji, Ontoloji, Etik, Bilim Felsefesi, Descartes, Hume, Kant, Kuhn. “Mantık Terimleri Sözlüğü” kitabının yazarıdır. (Teo Grünberg, David Grünberg ve Adnan Onart ile birlikte). Alanında birçok makalesi ve çevirisi bulunmaktadır. Ayhan Sol: Orta Doğu Teknik Ünversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi. (Profesör). Doktora derecesini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden almıştır. İlgi ve çalışma alanları: Epistemoloji, Bilim Felsefesi, Biyoloji Felsefesi, Çevre Felsefesi, Etik. Alanında birçok makalesi ve çevirisi bulunmaktadır. Örsan K. Öymen: Işık Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi (Profesör), Felsefe Sanat Bilim Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, Assos'ta Felsefe projesinin kurucusu ve direktörü. Lisans ve Doktora derecesini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümü'nden, Yüksek Lisans derecesini New York Üniversitesi Felsefe Bölümü'nden aldı. İlgi ve çalışma alanları: Epistemoloji, Etik, Siyaset Felsefesi, Kuşkuculuk, Varoluşçuluk, Sextus, Hume, Nietzsche, Marx, Heidegger, Sartre. “Hume” kitabının yazarı ve derleyicisidir. Alanında birçok makalesi bulunmaktadır. O. Faruk Akyol: İstanbul Medeniyet Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi. (Profesör). Yüksek Lisans ve Doktora derecelerini İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden almıştır. İlgi ve çalışma alanları: Epistemoloji, Ontoloji, Eski Çağ Yunan Felsefesi, Helenistik Dönem Felsefesi, Orta Çağ Felsefesi, Aristoteles, Thomas Aquinas. “Thomas Aquinas-Doctor Angelicus / Hayatı, Eserleri ve Düşüncesi” ve “Orta Çağ Felsefesi 1” kitaplarının yazarıdır. Alanında birçok makalesi ve çevirisi bulunmaktadır. Türker Armaner: Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi. (Doçent). Lisans derecesini Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden, Yüksek Lisans derecesini Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden, Doktora derecesini Paris Saint Dennis VIII Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden aldı. İlgi ve çalışma alanları: Estetik, Siyaset Felsefesi, 19. Yüzyıl Felsefesi, Dil Felsefesi, Frege, Wittgenstein, Boethius, Fichte, Schopenhauer, Marx, Kierkegaard. “Dalgakıran,” “Taş Hücre”, “Kıyısız” (kısa öykü) ve “Tahta Saplı Bıçak” (roman) kitaplarının yazarıdır. Alanında birçok makalesi ve çevirisi bulunmaktadır. "Lapsus" dergisinin kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni'dir. Barış Parkan: Orta Doğu Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi (Yardımcı Doçent). Yüksek Lisans derecesini Milwaukee Wisconsin Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden, Doktora derecesini Texas Üniversitesi (Austin) Felsefe Bölümü’nden aldı. İlgi ve çalışma alanları: Siyaset Felsefesi, Etik, Ontoloji, Marx, Hegel, Whitehead. “Marx” kitabının yazarı ve derleyicisidir. Alanında çeşitli makaleleri bulunmaktadır.
    27 points
  3. Yeti kavramini TDK soyle tanimliyor. Geleneksel olarak bellek, usavurma, algılama ya da imgeleme gibi insanın doğuştan gelen zihin güçlerinden herhangi biri. a. bk. zihin yetileri. İnsanda bulunan bir şeyi yapabilme gücü (bilgi yetisi, isteme yetisi, düşünme yetisi). Anlak, angı gibi üst ansal işlevselliklerin birbirinden ayrılabilen işlemleri ya da alt öğeleri. Genelde Turkce olmayan yabanci dildeki tanimlamalarda, yetinin bu icerikteki (faculty,ability, power, capacity v.s.) taniminin yaninda; bir tanimi da;" himalayalar da yasadigi soylenen, tanimlanamamis, buyuk, killi bir yaratik, hayvan humonoid, yani insanoglu karakteri tasiyan, insansi" seklinde. Ben bu baslikta, yetinin TDK tanimini aciklamak istiyorum. Tanimdan da anlasilacagi uzere, bilinen yetisi en gelismis canli turu olarak insanoglu geliyor. Bu tum evrimsel homo cinsi canlilarin ya da maymun turlerinin bir yetisi olmadigi anlami tasimiyor. Yalniz epistemolojik olarak yetisi en gelismis canli turu, insanoglu. Simdi bu yetiyi data olarak inceleyelim. Yetinin kendisi bilgi. Yetinin kendisinin yani bilginin nedeni, fenomenal/numenal ve kavramsal yetinin kendisinin yani bilginin cinsi/cesidi, fiziksel/sosyal ve matematiksel-mantiksal. Buradan yeti kavrami ile ilgili bir cikarsama yapmak istiyorum. Linquistik ve etimolojik olarak yeti kavraminin, yet kokunden turetilmis olmasi gayet mantiksal. Cunku yet koku, yeterlilik temelli yetmek fiilininin yeterli/yetersiz algisini veriyor. Yani bir yerde insanoglu yetisi, insanogluna yetmek ve yeterli gelmek durumunda. Buradan da insanoglunun her turlu fenomenal ve numenal ihtiyaci ortaya cikiyor. Peki insanogluna bu temelde yeterli olmasi gereken nedir? Aslinda insanoglu bilimsel ve bilissel olursa, olgusal gecerlilik ve gozlemsel yanlislanabilirlik temelinde, elindeki olgu gecerli oldugu surece bunu yeterli builmali. Zaten bir yerde insanoglunun numenal yetersizligi, onu bilimsellikten saptirip; inancsalliga, ideolojiye, metafizige,fizik otesine v.s. kisaca bilimsel olmayana yonlerndirmiyor mu? Sonucta insanoglu yetisi ile ortaya koydugu herseyi unutup, ya kendini kendi ortaya koydugu bir inanca ideolojiye teslim ediyor, ya da yine kendi yarattigi bir metafizik guce teslim ediyor. Yani bir yerde yeterliligi aklinin inandigi bir dogrulama ile kendi disinda gerceklestiriyor ve boylece hem bilime bilimsel olarak ters dusuyor, hem de cagdas,guncel her turlu gelisim degisim olarak bilimsellikten koptugu yetmiyormus gibi, olgusal gecerli olan bilimsel builgiye de olabilirlik olasiligi disinda itiraz ediyor. Kisaca inanmiyor, ideoloji olarak degerlendiriyor ve aklinda dogrulayamiyor. Cunku akilda yer etmis inanci, ideolojisi ve dogrusu sabit, degismez, mutlak, ilk ve tek gercek onun icin. Iste bu varliksal gerceklik, aslinda bilimsel olmayan ve yapilandirilmis gerceklik. Cunku ortada bir gerceklik varsa, bu da insanoglu yetisinin ortaya koydugu bilgi. Zaten insanoglu her seyi kendi dahil bilgisi ile ortaya koymuyor mu? Iste burada aslinda, bilimsel ve bilissel olabilmek te; bir yeti. Bu yeti yalniz kazanilmasi gereken bir yeti. Yani insanoglunu her turlu ortaya koyum, dusunce ve davranis duzen ve sistem kurma adina insanlastiracak bir yeti. Halbuki insanoglu, yetisini inanci, ideolojisi, dogrusu ve gerceginin mutlaki, teki, ilki degismezi ve sabiti ile sahiplenerek; hem yetisini koreltiyor,hem de yetisinin ufkunun onunu tikayarak her turlu bilimsel ve bilissel gelisimi onluyor. Bunu algilamanin bas sarti, insanoglunun insanoglu temelli yola cikmasi ve once kendilik bilisselligini kazanmasi ve kendisini inanci, ideolojisi, dogrusu ve gercegi ile; baska bir fenomenal ya da numenal degere teslim etmemesi. Kendinin kendi dahil; yetisi ile her seyi ortaya koydugunu algilamasi. Iste o zaman insanoglu yetisi, yetmek ve yeterlilik anlaminda, bilimsel ve bilissel olarak inanca, ideolojiye, dogruya ve gercege ihtiyac duymadan; geliserek ilerleyerek ve insan olarak yasayacak iliski ve duzen/sistem kuracak. Tabi once kendi varliginin, kendi birinin ve kendi yetisinin hem birselk hem tursel bilisselligi gerekli. Aksi insanoglunun kendi kendini teslimiyeti ve kendi turu bunyesindeki anlamsiz, gereksiz ve luzumsuz her turlu deger savaslaridir. Ustelik bu degerlerin yaraticisi olarak. /
    27 points
  4. Turkce'de algi ve bilgi olarak cok karistirilan diger iki kavram da etnik ve etnisite kavramlari algisi bilgisi ve ifadesidir. Etnisite : Etnik koken ya da etnik grup, ortak kultur yada milliyet temelindeki sosyal katagoridir. Etnik kimlik grubun ortak karakteristiklerini diger gruplardan farkli kilandir. Bunlar zorunlu olmamak sartiyla, ortak: nesil/soy , gorunus, giyim/kusam, mutfak/ascilik, miras/kalitim, tarih, dil, sive, din, gelenek, simge/imge ya da etik/kulturel faktor farki icerebilir. Konuyasoyle bir baslangic yapalim. Yukarida etnisitenin ETNIK KOKEN/KIMLIK ile ilgili bagi aciklanmistir. Nedir bu bag; Her ETNIK KOKEN/KIMLIK BIR ETNISITEDIR. Yani etnik koken olarak aynilik iceren etnik koken sahipleri bir etnisite toplumunu olustururlar. Buradaki ilk algi farki ve hatasi "AZINLIK" konusudur. Bir etnik koken sahibi etnisite olusturan toplumun, neye gore bir etnisite ve neye gore bir azinlik olusturdugfunun farki, YERLESIM konusudur. Eger ayni etnik kokenden olusan etnisite toplumu bulundugu cografyanin YERLISI/YERLESIGI ise azinlik degil; etniktir. Eger ayni etnik kokenden olusan etnisite toplumu bulundugu cagrafyaya SONRADAN GELMIS VE ORADA YASIYOR ISE; azinliktir. Simdi bu farki algilamak icin Avrupa'dan bir ornek verelim. Cografi olarak, Buyuk Britanya (GB) ve siyasi olarak Birlesik Krallik (U.K.) olan cografya da; VATANDASLIK HAKKINI ALMIS HERKES BRITISHTIR. Iste buradaki british olmanin farklari soyle aciklanir. Ingilizler, Iskoclar, Gallerliler ve K.Irlandalilar; azinlik degil; etnik toplumlardir. Cunku bu cografyanin yerlesigi ve yerlisidirler. Hindistanlilar, bengaldesliler, G.Amerikalilar, Afrikalilar, Diger Avrupa ulkesi yerlileri, Turkler, kurdler, Iranlilar v.s. vatandaslik haklarini almis birer british olsa da, cografyanin yerlisi yerlesigi degil; cografyaya sonradan gelip yerlesmisler olarak AZINLIKTIRLAR. Ister yerli ister sonradan gelme olsun her bir biritishin kendine ait bir etnisite grubu ve etnik kokeni vardir ve bu onun kisisel toplumsal kimligidir. Bu kimliginin getirdigi her turlu etik degerini de yasamak ve yasatmak onun hak ve ozgurlugudur ve bunu yapar. Burada ilginc olan tek fark; yerli etnisite gruplarinin, yani ingiliz, iskoc, galler ve K.Irlandalilarin etnisite topluluk varliklarinin uluslararasi kabulu ve uluslararasi arenadaki kendilerini temsilidir. Mesela Futbol ve diger spor dallari. Bu uluslararasi arenada, B.Britanya cografyasinin bu yerli etnisite topluluklari kendi etnisitelerini kendi etnisiteleri adina temsil ederler ve hatta rakip olurlar. Mesela Ingiltere ile galler ya da Iskocya v.s. rakip olur. Kendi bayraklari vardir. Burada cografi ve siyasi olarak BELIRLEYICI OLAN DEVLETTIR. B.Britanya Tek bir devlettir ve tek bir parlementosu vardir. Bu parlementoda her bir etnisite grubu ve hatta azinlik etnisite gruplari kendi toplumlarini temsil adina secilirse parlementoya girerler. Gelelim Ulkemiz Turkiye'ye halihazirdaki cografi adi Turkiye, siyasi adi Turkiye Cumhuriyeti dir. Gozlem talep ve dile gelim olarak CESITLI ETNIK KOKENLERIN OLUSTURDUGU ETNISITE TOPLULUKLARINA SAHIPTIR. Ornek verirsek; Kurdler, lazlar, cerkezler, ermeniler, ya da din temelli aleviler, hristiyanlar, museviler. Yaziyi devam etmeden once su aciklamayi yapalim. Etnisite DIGERLERINDEN FARKLI ETNIK KOKEN TASIYAN TOPLUMDUR. Buradaki fark, dil, din, tore, gelenek, kultur, tarih, soy v.s. olarak yukaridaki tanimda aciklanmistir. O yuzden yukarida verilen etnisite ornekleri etnik koken kimligi olartak hersey ve hepsi degildir. Peki bunlar azinlik midir? Eger bu cografyada yerlesik ve yerlesmis bir gecmise sahipse degildir. Yani bu cografya onlarin da cografyasi ise azinlik degillerdir. Yani yukarida sayilan kurdler, ermeniler aleviler, hristiyanlar v.s. AZINLIK DEGIL; YERLESIK OLARAK ETNISITE GRUPLARIDIR. Her birinin bu cografya da kendi etnisitesinin degerini yasama ve yasatma hak ve ozgurlugu vardir. Peki Turkiye cografyasinda etnisite olarak azinliklar var midir? Elbette. Turkiye cografyasina daha sonradan gelmis ve yerlesmis, O.Dogu, U.Dogu, Afrika, Avrupa v.s. kokenine sahip etnisiteler de mevcuttur ve bunlarin da degerlerini yasamak ve yasatmak onlarin hak ve ozgurlugudur. Mesela bunlar sonradan ya vatandaslik almislar ya da hala misafir olabilirler, ama VATANDASLIK ALDILAR DIYE TURK VATANDASI DEGILDIRLER. Cunku etnisiteleri ve de etnik kokenleri turk degildir. Iste bunlar siyasi olarak T.C. vatandaslaridir. Bir yabanci sporcunun vatandaslik almasi onu turk yapmaz. Zaten ona turk dedirtmek bir hak ve ozgurluk ihlalidir. Burada bir noktayi daha aciklayalim. Eger bir etnisite toplulugu kendi devletinde yasiyorsa, yerli; baska bir devlette yasiyorsa azinliktir. Yani B.Britanya'da yerlesik olarak yasiyan diyelim Hintlilerin kendi ulke ve devletleri vardir, oradaki hintliler yerli iken; G.B. da yasiyan yerlesmisler etnisite toplumudur. Her etnisite toplumunun kendi devleti olmayabilir ve yasadigi her cografya da etnik koken olarak ya yerli ya da sonradan yerlesme olabilir. Mesela kurdler, Turkiye'de yerli iken; Avruopa'nin bir ulkesinde azinliktir. Ermeniler hem yerli hem azinlik hem de kendi devleti olan bir toplumdur. Iste fark uc turludur. Kendi etnisitesine ait bir ulkesi, cografyasi ve devleti olmak Kendi etnisitesine ait bir ulkesi ve cografyasi olmak. Kendi etnisitesinde baska bir ulkeye sonradan yerlesmis olarak o ulke ve toplumda azinlik olmak. Butun bu aciklama temelinde devlet bas rolu oynamaktadir. Icinde yasanan ulke ve toplum ya yerlesiktir, ya da oraya sonradan gidilmistir. Iste bu temeldeki millet ya da milliyet algisi karmasasi ortaya cikmaktadir. Cunku; Millet: Ortak bir dil, kultur, etnisite koken ve tarih paylasan halk toplumu/toplulugu. Yine ayni zamanda, toplulugun/toplumun etnisite farkina bakilmaksizin ortak sinir ve hukumet paylasan halk anlamina da gelir. Milliyet : Tek bir kisinin millet devlet ile kanuni iliskisidir. Milliyet, normalde kisinin devlet tarafindan korunmasini icerir ve kisinin devlete bazi yukumluluklerini icerir. Bu korunma haklari ve yukumluluk gorevlerinin ne oldugu ulkeden ulkeye degisim gosterir. Milliyet teknik ve kanuni olarak vatandasliktan farklilassa bile, cogu modern ulkede butun milliyetler, devletin vatandasidir ve butun vatandaslar devletin millilerindendir (milli takim, milli egitim v.s.) Basta milliyet, sadece millet devlet ile ilgili bir kavram ve kullanimdir. Yani herhangi bir etnik koken; icinde yasadigi cografya da devlet sekli olarak millet devletinde yasiyorsa, milliyettir. Eger etnik kokenin icinde yasadigi cografya millet devleti degilse, milliyet yerine etnisiteye ya yerlesik ya da azinlik olarak sahiptir. Kisaca MILLIYET KONU VE KAVRAMI SIYASIDIR VE SADECE MILLET DEVLETLERDE GECERLIDIR. Halbuki etnik koken ve etnisite etiktir ve hak ve ozgurlukler olarak evrensel hukuk ve insan haklarina girer ve POLITIK BIR ICERIGI YOKTUR. Sadece kisinin etnik koken bir kimligidir ve bu kimlik bir etnisite grubuna aittir ve bu etnisite grubunun da her turlu degerini yasamak ve yasatmak onlarin hak ve ozgurlugudur. Iste bu temelde politik olarak millet devletine sahip cografya ve toplumumuzda karmasa iyice gun yuzune cikmaktadir. Ama yine de ana sorun daha onceleri cesitli basliklarda dile geldigi gibi; TEK BIR MILLIYETIN DIGER MILLIYETLER UZERINDEKI HAKIMIYETI VE IKTIDARI VE DE DEVLETININ BU HAKIM VE USTUN MILLIYETIN TARAFI OLMASI konusudur. Iste buradaki cozum eger millet devleti yapisi korunacaksa; devletin bir milliyetinin olmamasi ve her bir milliyete ayni mesafede olmasi ve her bir milliyetin yasam hak ve ozgurlugunu tanimasina temsiline ve yasatmasina hic bir milliyeti ust ve hakim kilmadan izin vermesi ve bu yapiyi politik iktidar mucadelesine tasitmamasidir. Yada unitert bir devlet olarak millet devlet yapisindan etnisite ve etnik koken temelli bir birliktelik kurmak ve bunu cumhuriyet altinda yapmak ve her bir kisinin etnik kokenini ve bir etnisite grubuna aitligini ve bu aitligin degerlerini yasayabilmesini hak ve ozgurluk olarak saglamaktir. Anadolumuz, belki de dunyada esine az rastlanir bir tarihi farklilik mozayigine sahiptir. Uc ibrahimi dinin ve tarihin tarihler boyu suren devletlerinin cografyasi olmustur. Bu, bu topraklarda yerlesik olan her bir kisinin cesitliligi olmassi gerekirken; bunu teke indirmek ve digerlerini yok saymak ve gale almamak, sadece tarihe ters dusmek degil; ayni zaman da evrensel hukuk ve insan haklarinin hak ve ozgurluk ihlalidir. Bu da ancak her birferdin kendi her turlu kokenini korumasi ve diger kokenlere de saygi gostermesi ve onu farki ile birlikte icselllestirebilmesi olmasi gerekendir. Aynilik ve her turlu devlet bayrak toplum tekligi ancak bu cesni ve cesitliligin farkinda olarak ve farklarinin hak ve ozgurlugu taninarak ve korunaak saglanir.
    26 points
  5. Dialektik; Turkiye de hala kullanilan; noktasal aristo mantigini curutmus; ikili mantigi insanogluna tanistirmistir. Cunku ya A; ya B mantigi; diyalektik olarak, A yi, A, karsi A, A karsiti ve A olmayan/icermeyen olarak aliriz. Bir ornek verirsek; Aristo mantigiyla; ya dinli olursun, ya da dinsiz. Halbuki dinler kendi arasinda da biribirine karsidir. Yani muslumanlik A ise; Hristiyanlik Karsi A dir. Ama; her ikiside A kokenli, yani dindir. Dinsizlik ise; A olmayandir. Ama B,C,D v.s. olarak kendi icinde dallanir. Yani; once Hem anti olur, hem de non olur. Anti demek; karsiti, yani din karsiti; non, ise icermeyen yani dini icermeyen demektir. Ornek verirsek; deizm, agnostizm, panteizm, panenteizm ve de ateizm; hepsi de biribirine karsi; ama hepsi ortak olarak dine karsidir. Ateizm ise; dini icermeyen dine yer vermeyen v.s. anlami tanir. Oyuzden, mantigi degerlendiren arkadaslar; hala aristo mantigi kullaniyorlarsa; 18. yuzyili yasiyorlar demektir. 21. Yuzyil mantigi ise mukayese degil, yani; dogru-yanlis, iyi-kotu v.s.; nedenleme-sorgulama, cikarsama, curutme ve yenileme mantigidir. Yani; sorulan sorularin cevabi; karsitliga dayanmaz. Sorulan sorular dusunceyi nedenlemeye-sorgulamaya iter. Ornek verirsek; "Tanri var mi, yokmu? diyalektigi yerine. Tanriya neden inaniyorsun/inanmiyorsun? Ya da tanri nedir? ya da nasil bir tanriya inanirsin/inanmazsin? v.s. Bu tip mantigin isleyisinin bir yonu kritik dusunce sistemidir ve Avrupadaki okullarda; diyalektik degil; kritik dusunce ogretilir. Bu hem cocuklarin ufkunu acar, hem kendilerini ifade ederler, hem de ne dediklerinin bilincine varirlar. Diyalektigin, tartismasi ve tek duze sabit cevabinin yerini; bilgi alis verisi, deneyim-gozlem v.s. izahi ve yonlenisi gelisir. ISTE ASIL BILIM VE BILIMSEL ISLEYIS, YANASIM BUDUR VE BU EPISTEMOLOJIK GERCEKCILIKTIR. Ayrica bu mantik; tabulari tartisma yerine; tabulardan arinmayi ve kurtulmayi da getirir. BIREYIN MANTIGI BU SON MANTIKTIR. ARISTO MANTIGI TESLIMIYET MANTIGIDIR DIYALEKTIK MANTIGI TARTISMA/USTUNLUK MANTIGIDIR.
    25 points
  6. Bugun yeryuzunde ateizm iki ana teizmden sonra kitle olarak ucuncu sirada yer almaktadir. Ateizmin insanoglu ile olan iliskileri acisindan iki temeli vardir. Ilki toplumsal olan sosyalizm ve materyalizm; Digeri bireysel olan nonteizm ve antiteizm. Once ilkini ele alalim. Bilindigi gibi materyalizm insanoglunu da bir madde olarak degerlendirmek te, dolayisi ile her turlu iliskide meta mal olarak algilamakta ve her turlu etik/metafizik/ideolojik inancsal degeri insanoglunun yasaminin onune koymaktadir. Bu temelde ki en gozlem veren ornek tarihteki Lenin sonrasi kurulan SSCB ve bu birligin dine yanasimidir. Buradaki en buyuk hata bilinclenmek/bilinclendirmek egitmek/ogretmek yerine dinin ustune yasaklarla gidilmesi ve dinin her turlu yasam ve iliskisel antipropagandasidir. Tarih bize yasak ve baskinin geri teptiginde dinin eskisinden daha guclu geldigini gostermistir. Digeri ise genelde ulkemiz ateistlerinin durumudur. En basta teistler otekilestirilmektedir. Ikinci olarak "muslumanliklari olculmekte" musluman olmamak ile suclanmakta" kazanilmak yerine, dincilerin kucagina itilmektedir. Bunun disinda polemige cekilmekte, her turlu karsi cikilmakta ve otekilestirilerek karsiya alinmaktadir. Aslinda bu sekilde bir ateistin teiste yanasimi, bir cesit misillemedir ve bilinc icermez. Ateizmin bilinc ve farkindalik temelli olani ise, bir teisti dusunce ve bilgisi ile bilinclendirmek olmali otekilestirmek yerine, onun ile dialog kurmaya yasamda birlikte yasamaya ve onun her turlu dini kimlik degerlerine saygi gostermeye ve boylece de saygi gormeye calismalidir. Bir ateistin bireysel olarak yasam ve iliskisi kendi acisindan din ve tanri icermemeli, din ve tanri icererek yasayanlara da saygi gostermelidir. Bir ateist cagdas, evrensel hukuk ve hak ve ozgurlukler temelinde etige ve ahlaka bilimsel bilgisel ve bilissel olarak yanasmali. Toplumun kabul edemeyecegi hic bir dusunce ve davranisi ahlak temelinde uygulamamalidir. Ateist hem kendinin hem de inanc farklarinin bilinc ve farkinda olarak, birlikte yasam ve iliskide bireysel dusunup davranmali saygi gostermeli ve saygi gormelidir. Bu temelde metafizik varliksal ve etik olarak materyalizme ve yasanan sosyalist tecrubeye yonelik bir ateizmin dusunce ve davranis olarak insana ve insanliga saygisi yoktur. O yuzden ateizmin temeli insan ve insanlik olmali ve her turlu din felsefesinin ve teolojik durusun insanogluna getirdigi sosyo-psikolojik sorunlari dile getirmeli. Teizm ile hem tanri hem de din bazinda verdigi mucadeleyi dusunsel ve bilgisel vermelidir. Aksi bir yanasim polemik, distalama, otekilestirme ve hatta kutuplasarak satasma, atisma ve her inaniri ayni kefede degerlendirme ve bilinclendirmek yerine, dini uygulayamamak ile suclayarak dincilerin kucagina itmektir. Bu temelde ateizmin insan temelli ve insanlik veren ve uygulayan tabani materyalizm de degil; humanizmin cikarsiz egosuz yanasiminda yatmaktadir. Unutmamak gerekir ki, herkesin etik metafizik degerleri kendine ve onun kimlik degeridir ve uygulamasi da hak ve ozgurlugudur. Buradaki sorun hak ve ozgurluk sinirini asarak baskasinin hak ve ozgurlugune baski yapmaktir. Insanoglu oyle bir yaratiktir ki; degersiz yasayamaz. Ustelik cogu deger sahipligi ve savunusu da bilincalti ve sorgulanmazdir. Bu temelde bir kisinin kendini bilincsizce deger bosluguna dusurmesi, onun ya canavarlasmasi ya da bananecilesmesi ya da pasifist olmasini getirir. Ben degerlerini bilincsizce kaybetmis ve insanoglunu bir cikar kullanimi olarak goren ve bu cikar icin kullanan harcayan bir ateiste; bilincalti sorgulamadan iman olarak inanmis ve bu inancinin degerlerinden dolayi kimseye zarar vermeyen bir teisti tercih ederim. Sonucta teist ya da ateist, onemli olan insan ve onun insanligidir. Her iki birbirine zit dini ve teolojik yanasimda da ideoloji inanc ve dogrularin insan ve insanligin onune gecmesi ve bunun dusunce ve davranisi; ayni insanlik sucu ve ihlalidir. Bu suc ve ihlal ister madde ister kul ozdeslestirimli insan icin islensin, fark etmez. Sonucta butun ideolojik inancsal dogrular, kendi dogrularini insan ve insanligin onune deger olarak cikardiklarinda bu ideolojik inancsal dogrunun ne oldugunun ve de baska bir dogruya ters oldugunun bir anlami yoktur. Sonucta insan ve insanlik baska degerlere tercih edilmekte ve kullanilip harcanmaktadir. Insanoglunun yasamindan daha degerli hic bir etik metafizik ideoloji inanc ve deger, veri tabu olamaz. Olur diyenler ve bu deger ugruna hem kendini hem de baskalarini harcayanlar; insan ve insanlik adina tekrar oturup dusunsunsel. Degher verdikleri ideolojik inancsal dogrulari ile kime yarar kime zarar sagliyorlar? Kimi neden ve nasil kendi dogrularina zorluyorlar?
    24 points
  7. Genelde ve bilhassa dini temelde yaratilis ya da yaratici bakis acisi ile, inancli olmayan beyinler icin basliktaki kavramlarin butunlugu aranir. Halbuki durum oyle degildir. Yani bir ateist illa materyalist ya da sosyalist olmak zorunda degildir, hatta evrimi de detayli olarak bilmeyebilir. Sonucta butun bu izmik ideolojik inancsal dogrular (evrim haric) bilimsel bir temele dayanmazlar. Evrim ise bugunku geldigi evrimsel biyoloji temelinde hem bir olgu hem de bir teoriler butunu olarak bilimseldir. Ateizm-teolojik olarak tanriya inancsizliktir. Anti ya da nonteist olabilir. Sosyalizm/komunizm-etik olarak yeni bir duzen ve sistemin kurumlasma adina yonlendirim ve yaptirimlaridir. Materyalizm-metafizigin varliksal/ontolojik ideolojilerinden akilciligin maddeyi "teklemesi, ilklemesi, mutlaklastirmasi" olarak indirgemeci ve determinist temelde diyalektik monizmin nesnelciligidir. Evrim ise basta biyoloji olmak uzere bilimin bilimsel bir dalidir. Hem olgusal gecerlilige hem de gozlemsel yanlislanabilirlige dayanir. Bir kisi din felsefesi ya da teolojik durus olarak basta ulke ve toplumunun dinini ve uygulamali imansal inancini red edebilir. Bu red edisin kisinin yasam ve iliskisine yansisi onun bu konudaki kendine sectigidir. Bir kisi varliksal/ontolojik ideoloji olarak materyalizmi kendine bilincsiz yada bilincli taban alabilir. Bu o kisinin ateist yada sosyalist/komunist oldugu anlamina gelmez. O yuzden aklin alisilagelmis etiketlemesi ve damgalamasi ile bunlardan birini savunan bir beyine, digerlerini de otomatikman eklemeyelim. Yaratiliscilik ise hem sadece inanclilari temsil etmez, hem de bilimsel bir temeli yoktur. Genelde aklin kendini inandirdigi ve iman ettigi bir yaraticiyi hem sebep hem de sonuc olarak alir. Tumden de gelse, tume de varsa; noktalamasi inandigi yaraticisidir. Bu yuzden de sorgulamayan, degismeyen, caga uymayan, yenilenemeyen bir beyne sahip olarak beyninin dusunmesini teslim etmistir. Bilinssellik ve bilgisellik yoktur. Evrim ise tamamen bilimsel olarak kisinin ateist, sosyalist yada materyalist olmasini gerektirmez. Ayni matematigi uygulayan bir beynin, ateizm, sosyalizm ya da materyalizm ile bir ilgisi olmadigi gibi. Ateizm, sosyalizm/komunizm, materyalizm ve evrim insanoglu tarihinin farkli donemlerinde biribirlerinden bagimsiz olarak ortaya atilmistir. Bir beyin bunlarin hepsini birden benimse se bile, aralarinda bag yoktur. Hepsi aklin farkli soru/cevaplaridir. Yaratilisciligin, akilli tasarimciligi ve ilim temelindeki pseudoscience, sozde bilimleri, olan astroloji parapsikoloji v.s. nin ise ne bilim ne de bilimsellik ile bir bagi yoktur. Ayrica dini inanc korunup, evrim de algilanabilir. Mesela hristiyanlik evrimi algilar. Yani canlilarin cesitlenmesini inanclarina baglamaz. Cunku evrimin ne dinler ne de tanri ile ilgili hic bir soylemi olmadigi gibi, ateizm ile de bir ilgisi yoktur. Yani evrim, her turlu metafizigin ontolojik ve teolojik ve de etigin politik izmlerinden bagimsizdir. Bu temelde kimin kendini ne olarak lanse ettigini algilamak adina ve farklarin algilanmasi adina "herseyi bir kefeye koyma" fikri yerine, koymama bilgisini ogrenelim ve bilelim.
    24 points
  8. Kendi turu ve biri dahil, herseye ve her bir seye anlam, icerik, soyutlama, oznellik, ozellik, kavram veren; bu sitedeki her yazarin da dahil oldugu insanoglu turu ve onun bolunmez, butunu olan biridir. Bu su demektir. Yine insanoglu eliyle ortaya atilan hic bir insandisi degerin, ogenin, olgunun,varligin, soyut/somut; nesnel/oznel, ozsel/gorunussel, ozel/genel boyle bir yetisi yoktur. Buna, her turlu ve her bir yaratici, Tanri, her bir ve her tur tanrisal, inancsal, ideolojik, teorik v.s. algilamayla ozdeslestirilen somut veri, deger, tabu; ayrica; madde, evren, evrim, varolus, doga, dunya ve bilimum metafizik ve etik ideolojik inancsal veriler, tabular, degerler ve de bilimum bilim dallari ve bilimsel buluslar, deneyler, ve bildirilen, belirtilenler v.s. dahildir. Kendi dahil herseyi soyutlamasiyla iceriklediren ve anlam/tanim/tarif v.s. katan tek tur insanoglu turu ve onun bolunmez butunu biridir. Insanoglu yok ise; ortada bir anlam, icerik, soyutlama, ozellik, oznellik, nesne,madde, varlik, evren, evrim, dunya, doga ve bilimum dile gelen kavramlar ve isimler yoktur. Olsa bile bunlari ortaya koyacak herhangibir baska turun ortaya koyacagini algilayacak insanoglu turu ve biri yoktur. Insanoglu yoksa, hersey ve herbirsey; anlamsiz, iceriksiz, ozelliksiz, soyutsuz, ve ortaya koyumsuzdur. Bunun aksini dusunen arkadaslardan, bu islevi yapanin insanoglu turu ve onun biri degilde, baska bir guc, olgu, veri, varlik v.s. oldugunu ortaya koymak isteyen varsa, buyursun ve ortaya koydugu bu baska gucun, bu islevi ve ozellikleri nasil barindirdigini o guc adina, eger onunla bir dialogu varsa, dile getirsin. Bu teze karsi bir antitez ortaya koyabilen varsa, yorum, gorus ve fikirlerini beklerim. Saygilarimla; evrensel-insan
    24 points
  9. Epistemolojik olarak varliklarin ne oldugu, neden o oldugu, hangi varligin gercek oldugu ve gercekligin ontolojik olarak ne oldugu konusunda, insanoglu yuzyillardir tartismaktadir. Buradaki en bastas gelen epistemolojik sorun; varligi ortaya koyan insanoglunun bu konudaki belirleyici ve belirtici faktor oldugunun algilanamamasidir. Basta dogalzihniyet olmak uzere, fenomenal zihniyet; kendisi de goruntu veren insanoglunun diger fenomenlasrden farkini ortaya koyamamakta; insanoglunu ya materyalizm temelli maddelestirmek ve indirgemek, ya da idealizm temelli insanoglunu bir akila kul etmek indirgemeciligindedir. Buradaki idealizmin ve materyalizmin ortak noktasi akilciligin inanci olan kendi indirgedikleri varliklarini "ilk, tek, mutlak, kesin" kilmak ve bunu sorgulanmaz hale getirmektir. Iste nesnel ve objektifligin, fenomenal goruntuye; akilci inancsal, ideolojik, teleolojik, teolojik ve metafizik(fizik otesi) anlam ve icerik yuklemesi idealizmdir. Bir cesit felsefenin oz ve goruntusundeki ozunu ortaya koymadir. Sonucta oz goruntu vermez ve tamamen akilciligin bir duyumsal algisinin yaratimidir. Nesnel idealizme, ontoloji disinda teolojiden de ornekler verebiliriz. Basta hyloteizmin maddeyi tanrilastirmasi, panteizmin evreni tanrilastirmasi, varolusculugun mistisizm teslimiyetini de nesnel idealizm olarak siralayabiliriz. Nesnel idealizm, kisaca goruntu veren her turlu fenomenin akilciligin inancsal ve ideolojik dogrulamasi temelinde bir nesneyi aklin bir yaratimi olan oze ozdes kilmasidir. Kisaca nesnel oz olarak ta adlandirabiliriz. Nesnenin her turlu gorunumunun dile geldigi, fiziksel bilgi temelli aciklamaya paralelolarak; bilhassa teolojik temeldeki ve fizik otesi temeldeki varliksal oz, yani goruntu vermeyen oz; nesnel idealizmi olusturur. Sonucta materyalizm nesnelligi ve idealizmin oznelligi goruntu olarak farklilassa bile; akilci olarak ozde birlesir. Bu oz de bilimsel olmayan ozelliklerin (ilk, tek, mutlak, kesin v.s. temelli indirgemecilik ve determinizm) insanoglu eliyle nesneye eklenmesidir.
    23 points
  10. Din üzerine Dini bir inança neden sahip oluruz, dini inança sahip olmamız gerekir mi. Dini inança sahip olmam gerektiğini nerden çıkarıyorum, iyi de din nedir ki, ben dini bir inança sahip olduğumda, bu inança bulunduğum aile çevresinde dine verilen anlamlarla aynı anlamları neden verdim -şuan tam anlamıyla aynı anlamı vermiyorum-, ben dünyanın farklı bir bölgesinde doğmuş olsaydım oradaki aile çevresinin vermiş olduğu anlamımı kabul edeçektim yoksa şimdi ki aile çevresinin vermiş olduğu anlamı mı vereçektim. Dini inança sahip olanla hiç dini inança sahip olmayan kişi arasındaki farklar nelerdir. Belli bir dini inança sahip olarak büyütüldüğümüzde, gençlik yaşına geldiğimizde bu edindiğimiz dini inançı sorgulamaktan korkarız, çünkü; bizi biz yapan değerler olmuştur bu inançlarımız, kendimizi bir hiç gibi hissederiz, yerine koyaçak birşey bulamamanın boşlunu yaşarız, bunun nedeni, bu inançla birlikte bir olayı anlamlandırmışıktır, hayatı bu inança göre anlamlandırmışıktır, hayatı anlamlandıramadığımzsa/anlayamadığımza psikolojik sıkıntılar yaşamaya başlayabiliriz -hayatı anlamlandırma ihtiyaçı vardır insanoğlunun-. Bunun yanından şunlardan da kaygılanırız; Yalnız kalmaktan korkarız -yalnız kaldığımızda gerçeklikle bağımızı yitirmekten korkarız, sevilmemekten/değer görmemekten kaygılanırız -insan bir şekilde kendini değerli hissetmek ister, sevilmek ister, temel ihtiyaç gibi birşeydir neredeyse- o yüzden sorgulamadan kaçınırız, gerçeklerle pek ilgilenmeyiz bu yüzden, yukarda saydıklarımla ne kadar baş edebilirsek gerçeklerle/gerçek bilgiyle o kadar çok ilgileniriz. Ben dini bir inança sahip olmak için dini bir inança sahip olmadım, dini inançımı sorgulama serbestine kendimi sahip görüyorum -Bu dünyaya bir kere geliyorsam, bir çok sefer de geliyor olsam bile kendimi bir daha ki gelişin olup olmayaçağının garantisi olmadığından bu sefer kendimi burada hissettiğimden ötürü, her şeyi sorgulamalıyım, ki sorgulayarak neyin ne olduğunu bulabilirim diye düşünüyorum, akla uydurmaları yapmadan tabiki (sorgulama konusunun ayrıntıları için "Bilgi üzerine" adlı yazıma bakılabilir). Ailem de ve aile çevremde bir yaratanın var olduğundan bahsediliyordu, bu yaratanın ne olduğu konusunda ise şöyle şeyler deniyordu, bir güç var kimsenin bilmediği, bu dünyayı ayakta tutatn bir güç var. Belli günlerde bu yaratanı anmak için bazı şeler yapıyorlardı -Bulgarlar yumurta boyama gibi şeyler yapıyordu, Türkler ise bazı günlerde çocuklar şeker topluyordu, bunlar bana eğlençe geliyordu-. Aile çevresi nadiren, bazı olayları tanımlayamadıklarında veya yapılması pek iyi olmayan şeylerde bunu dinen yasak olduğunu söylüyorlardı. Belli mekanlara belli günlerde giden insanları görüyordum. Bunları duydukca gördükçe bende bunları hiç düşünmeden benim düşüncelerime yerleştirmeye başlamışım, ilkokul beşte bir veya iki gün Kuran kursu düzenleyen bir yerede gitmiştim, burada ne okuduğumu bilmeden benim dilimden olmayan şeyler okudum. Ortaokulda da din dersi vardı -aslında dini anlatan, dini sorgulayan tarafsız bir ders değil, yetişkinlerin gençlere benimsetmek istediği suni mezhebinin görüşleri imiş sonraları öğrendim bu dersin amacını-. Açaba ben küçüklüğümde hiç bunları duymamış olsaydım da bir yaratan olduğunu çıkarabilirmiydim. Yaratanı insanların sıkıntıları mı yarattı –İnsanlar kendi benliğini/canını rahatlatmak için; sıkıntıya düştüğünde, kendini çağresiz hissettiğinde, babalarını kaybettiklerinde babasının yerini dolduraçak birini aramaları (yaratan çoğunlukla erkek olarak düşünülür nedense), haksızlığa uğradığında bu haksızlığı bir yaratıcının başka zamanda bu haksızlığı gidereçeğini düşünmeleri yüzünden mi)- veya ölüm korkusu yüzünden sonsuz bir yaratıcının varlığı düşüncesini insanoğlu kendimi yarattı. Toplum kendi içinde anlaşmaksızın yapılmasını istemediği veya yapılmasını istediği davranışları yaptırmanın yolunu cezalandırma ve ödüllendirme mekanizması kurarak, bu cezalandırma ve ödüllendirme mekanizması bu dünyada var olmayaçak başka bir dünyada var olaçak şekilde kurmuş olabilir, bunun nedeni bu dünyada isteklerini yapamayan, dünya ile başa çıkamayıp, haksızlığı da karşı çıkamayan kişiler kendini teselli etmek için bir başka dünya mı yarattı. Belirsizlikten hoşlanmayan insanoğlu bilemediği/tanımlayamadığı olgular karşısında bir tanım verme ihtiyacı duyarak, bu olguların ve olayların nedenini görünmeyen bir yaratanın varlığını yaratarak olguları tanımlamayamı çalıştı. Herşey her belirsizlik durumunda yaratana bağlanır , kötü şeylerin bir çoğuda yine görünmeyen kötü bir varlığıa bağlanır -şeytan gibi-. Bunun nedeni insanoğlunun çoğu kısa yollardan hemen olayları tanımlamaya çalışmasından mı -hele zorlandığında, istekleri olmadığında bunu daha çok yapar-. Şuan ki doğa bilimleri doğayı tanımaya ve kontrol altına almaya çalışmakta, ve diğer bilimlerde insanı ve insanlığı tanımaya çalışmakta açıklamaya çalışmakta. Dini inanca sahip kişiler ise insanoğlu her şeyi anlayamaz kavrayamaz diyor, doğayı kontrol edemez insan diyor. Dini inanca sahip kişiler, doğayı kontrol etmeye çalışanlar ile bir mücade içine giriyorlar. Doğayı kontrol etmeyi Tanrının işine karışmak gibi algılıyorlar, herşeyi kontrol eden bir Tanrı tasviri yapanlar neden bundan korkuyorki Tanrı istese idi bunuda kontrol ederdi, engellerdi. Bir zamanlar Veba salgını olduğunda papazlar insanlara şöye demişlerdi, bu Veba sizin yoldan çıkmanız yüzünden, başınıza geldi, insanları korkuttular. Şimdi Vebayı doktorlar kontrol altına aldı, bu papazlar şuan yaşamış olsalardı ne hale düşeceklerdi -günümüzde de buna benzer söylemler çok oluyor- işte bilim bu tarz söylemler içinde bulunanları zamanla yalanlıyor, ve bu kişiler bu tarz söylemlerle beslendiklerinden de, kendi çıkarlarını korumak için insanın herşeyi anlayamaz olduğu söylemini yaymaya çalışıyorlar, billim ise herşey anlaşılabilir olduğunu idia ediyor. Dünyanın he bir köşesinde dini inanca sahip olan insanların inanclarını okuduğumda -Antrapoloji biliminden yararlandım- ve çevremde gözlemlediğimde, şuna vardım, bunlar arasında hiç bir ortak noktanın olmadığını gördüm, birçok kişi kendi kafasında yarattığı Tanrıya inanıyordu. mesela dünyanın bir köşesindeki topluluğun inandığı inancı ben şuan yaşadığım ülkede savunsam çevremdekiler benim cehenneme gideçeğimi söylerlerdi, ama o inancın sahip olduğu bölgede yaşasaydım öldüğümde iyi bir yere gideçeğimi söylerlerdi. Bilim tüm Yeryüzü ve İnsanlar arasında her tarafta geçerli ortak noktalar bulmaya çalışması yüzünden bana daha tutarlı geliyor, bu tutarlılık aynı zamanda içinde bir yanlışlanabilirliğide kabul ediyor. Tüm kaygı ve korkularımızdan arındığımızda, hayata mutlu olmasını becerdiğimizde, hayatla, dünyayla mücade etmesini becerdiğimizde, belirsizliklerimizden kurtulduğumuzda, olayları anlamlandırdığımızda da bir Tanrı ihtiyaçı içinde olaçağız mı, yoksa kendimizimi Tanrı yerine koyaçağız. Yoksa bunlardan sonra, Tanrı gerçekten bilinmesi gerektiği şekilde bilebilirmiyiz. Duran Aydoğmuş.
    23 points
  11. Bilindigi gibi insanoglu kendini bildi bileli felsefenin varlik ile ilgili dali olan metafizikte, ontolojik ve teolojik olarak varligin ne oldugunu tartismakta ve bu varlik tartismasinda akilci ve inancsal bir sonuca varamamaktadir. Insanoglunun organi olan beyni ile bu organinin numenal yetisi olan dusunce; madde ve dusuncenin ilkligi, onceligi, tekligi, kesinligi, mutlakligi v.s. temelinde akilci ve inancsal ve ideolojik olarak, materyalizm ve nesnellik, idealizm ve oznellik ve daha sonradan yine insanoglunun herhangibir seyi ortaya koyumu olan kavramin da devreye girmesiyle, pozitivite ve isimcilik olarak uc koldan tartismaktadir. Iste bu basligin ve dile gelen evrensel-insan zihniyetinin amaci, bu tartismaya bir son vermek ve bunu epistemolojik ve insanoglu temelinde ortaya koymaktir. Ilk defa insanoglu tarihinde sitemizde dile gelicek olan bu konu ve yazi, daha once insanoglu tarihinin metafizik ve varlik tartismasinda epistemolojik olarak dile getirilememis, biliunc ve farkina varilamamistir. Kisaca bu dile gelen aciklamalardan sonra, insanoglu eger bu konudaki cognitivizmini algi, bilgi, bilinc ve farkindalik olarak saglarsa; bu metafizigin varlik tartismasinin bilincli ve farkindalikli bir temelde anlamsizligini, gecersizligini, bilimsel ve bilissel olmadigini, gozlem vermedigini ayni teolojik noncognitivizm gibi, varliksal noncognitivizm olarak ortaya koyacaktir. Bilindigi gibi evrensel-insan zihniyetinin temeli insanogluna dayanir ve onun her turlu ortaya koyum temelini veren yapilandirilmis dogal zihniyetin yapi ve isleyisini konusuna, kavramina veri ve degerine gore qua felsefesi (olarak) ve sorunsal resmini ortaya koyar. Buradaki algisal ve bilgisel ortaya koyumdaki evrensel-insan zihniyetinin amaci insanoglunu numenal yeti degeri olarak yasam ve iliskide, duzen ve sistemde, kurumlasma da ve her turlu teknik ve bilimde insanlastirmayi amaclamaktadir. Buradaki insanlastirma bireyin kendisinden baslar ve birey kendini numenal yeti kullanimi olarak insanlastirirken, numenal paylasim olarak ta baska bireylerin maddelestirme, metalastirma, kullastirma, kolelestirme, tanrilastirma ve dusuncusuzlestirme temelli ve yaratilissal, inancsal, dogrusal, ideolojik dogal zihniyet cabalarina karsin; bilimsel, bilissel, bilgisel, kavramsal insanlasma ve insanlastirmayi amaclar. Bu yazinin anlam ve iceriginin, evrensel-insan zihniyetindeki adi; BILISSEL ONTOLOJIK NONCOGNITIVIZM" dir.
    23 points
  12. Komplo kelimesi ve kavram olarak icerdigi algi ve anlam; iki turludur. Birincisi, komplonun yasama/hasyata gecirilmesi ve gozlem veren bir olgu halini almasi. Ikincisi teori olarak algilanan "akil yurutumu/uydurma/yalan/yanlis" algisi. Bilindigi gibi yakin gecmisimizde emperyalist zihniyetin hayata gecirdigi her iki anlami da algi ideoloji inanc ve dogrulama olarak gerceklestiren iki ana olay vardir ve bunlar biribirinin devamidir. Ikiz kulelerin cokertilmesi (47 katli ucuncu bir bina ile birlikte) BOP- Orta Dogu ve Kuzey Afrika Projesi. Bu ikisininde artik birer teori olmadiklari ve yasamda uygulanmakta olarak gozlem verdikleri asikar ve alenidir. Bu iki olayi da hala teori temelinde bir komplo olarak degerlendiren beyinler; ya hala olani algilayamamakta ya da emperyalistzihniyet gibi bilerek carpitmakta ve beynin uyanisini bilinclenmesini algilatmamaya calismaktadir. Yaalniz bunun bilerek ya da bilmeyerek hala boyle algilanmasi ister bilincli ister ideolojik inancsal korluk olarak tezahur etsin, fark etmemektedir. Cunku olanlar ve ollacak olanlar gun gibi asikardir. Bu acidan "komplo kurmak" deyimini aciklamak gerekirse; bunun anlam ve icerigi "birisini oyuna getirerek istenen amacin elde edilmesidir" Mesela bir cinayet komplosu, ekonomik komplo suclama komplosu v.s. bugun dunyada gorunen komplo cesitleridir. Iste bunun emperyalist zihniyet eliyle yapilmasi ve bilincli olarak ta teori algisi temelinde carpitilmasi ve bu carpitmaya kendi aklini inandiran beyinler; hem emperyalizmin komplosuna dusmekte hem de gerceklesen ve yasayan komployu algilayamamaktadirlar. Belki taa siranin kendilerine ideolojilerine veya inanclarina gelene kadar. Tabi bu da bir sorgulama ezber bozma ve imansal inancin "acaba" temellisupheye dusmesi ile baslayacak bir surectir. Cunku bilimsel bilgisel ve bilisselolarak iki komplo anlam ve icerigi algi olarak biribirine tamamen zittir. Biri karsi koyma olarak pasifligi icerirken, digeri aktifligi; biri uygulamanin algisi olarak pasifligi icerirken, digeri aktifligi icerir. Iste BOP' un Afganistan ile baslayan, Irak ve Libya ile devam eden Su anda Suriye uzerindeki ve Turkiye eliyle ortaya konan Komplo; planlandigi gibi islemekte ve gozlem vermektedir. Bunun teorisi zaten ikiz kulleler ile birlikte yazilmistir. Oncesi de SSCB'nin parcalanisina dayanir. Yani temeli 1990 oncesi olarak 1960'larda atilmistir. Terorizmin yaratilmasi ve hayata gecirilmesi bunun islami goruntusu gerilla ve silahlanma orgutlenmesi ve debunlardan sanki bunu yapanlar sorumlu degilmis gibi ustelik toplumlarin rahatini huzurunu demokrasi ve ozgurlugunu koruma ve kollama adina her turlu saldiriyi mubah ve mesru kilma asamasidir. Diger bir ayagida toplum ve halkin guya terorizmden guvenligini saglama adina takibi fislenmesi ve her turlu bilginin kaydi ve ayni komplo dogrultusunda kullanimidir. Yoksa Saddamlar, Usama Bin Ladenler kullanilip isi bitince harcanmaz, ulkeler iceriden karistirilmaz ve ele gecirilmez toplumlar kandirmaca ve her turlu duygu somurusu ile kaosta ve sicak mucadele icinde tutulmazdi. Ne komplo kuralim ne de olan bir komployu teori olarak algilayalim. Cunku bu algi zxaten komploya dusmus olmak demektir.
    23 points
  13. Evrensel-insan Zihniyeti insanoglunun numenal insanligi adina farkedilmesi ve kavramlanarak algilanmasi gereken ve bilissel bilimsel temelde bir matematiksel/mantiksal bilgi olarak sunacagi bu fark; dogal zihniyet ile evrensel-insan zihniyeti arasinda ki farkin farkina varilan bilissel bir bilgi olacaktir. Herseyden once dogal zihniyet ile fenomenal zihniyet farkini ortaya koymak gerekir. Dogal zihniyet adindan da algilanacagi gibi anima/animus temelli hayvansal bir zihniyettir. Yalniz burada cok onemli bir fark vardir. Dogal zihniyet insandisi ve insanlikdisi bir zihniyet olmanin yaninda hayvandisi ve de hayvanlik disi bir zihniyet degildir. Bu insanoglunu hayvandan numenal yeti olarak farkli kilan en onemli algilardan biridir. Iste bu algi ayni zamanda fenomenal zihniyet algisini da getirir. Cunku fenomenal zihniyet hayvansal degildir ve anima/animus temeli de tasimaz. Kisaca tabulu rasa farkindaliginin insanoglu eliyle yine insanogluna giydirilen insandisi ve insanlikdisi zihniyetidir. Insanoglu tarihinde ancak 20. yuzyilin ortalarina dogru zihniyet algi ve farkindaligini cognitive science, yani bilissel bilim eliyle yeni bir numenal ufuk olarak insanogluna sunmustur. Bu bize insanoglunun ufuk olarak 20. yuzyilin ortasina kadar fenomenal zihniyetten kurtulamadigini, onu ortaya koyamadigini ve bu zihniyetin her turlu teslimiyeti, mahkumiyeti ve boyunduruk tutsakliginda turune her turlu insandisi ve insanlikdisi dusunce davranis, iliski yasam, duzen, sistem, kurum ve kurumlasma sundugunu ve sunmaya da devam ettigini gostermektedir. Kisaca numenal zihniyetin farkinin farkina bilissel ve bilimsel olarak bilincli varis; fenomenal zihniyetin insanogluna yasattigi insanloglu tarihinden bu yana gecen her bir cagi tarihi ve sistemsel duzensel donemi insanoglunun bir insan ve insanlik ayibi ozuru olarak bizlere gozlemletmektedir. Iste artik numenal zihniyet, fenomenal zihniyetin her turlu varliksal, ideolojik, inancsal ve dogrusal akilci elbisesinin tamamen bir metafizik (felsefenin varlik ile ilgili dali anlaminda) oldugunu artik bir olgu olarak sunabilmektedir. Burada aslinda insanoglunun yapilandirilmis yapi ve isleyisinin bir kokeni karekteri de tarihe karismaktadir. Karsitlik. Cunku fenomenal zihniyet kendi celiskisini kendi bunyesinde tasir. Numenal zihniyette ise uyumlu bir ikilem soz konusudur. Iste bunu veren ve dogal zihniyetin temelinde, kokunde ve tabaninda kendisi bulunmayan y'in de boylece zihinsel varligi ortaya cikmaktadir. Bugun insanoglu tarihinde hic bir ideoloji, inanc, teori, dogru, gercek v.s. bu ikilemi yakalama ve farkina varma bilinc ve farkindalik ufkunasahip degildir. En son diyalektigin bile ufku karsitlikta biter. Numenal zihniyet ile insanoglu beyninin ufku tarihinde ilk defa varliktan arinir. Boylece her turlu varliksal ve onun getirdigi etik ve inancsal ideolojik ve izmsel ve de bunlarin mantiksal, akilsal, dogrusal ve gerceksel uzantisi tamamen bir fenomenal zihniyet urunudur. Fenomenal zihniyet insanoglunun kendi yasamini kendi oldurdugunun (oldurmek) bir zihniyetidir. Iste asil olum (olmek) bu bilincsiz noncognitive, bilincalti alisilagelmis yerlesmis otomatiklesmis oldurmek budur. Fenomenal zihniyetin insanoglu temelli yapilandirilmis yapi ve isleyisini algilamak, kavramak ve farkina ve de bilincine varmak icin gereken numenal zihniyet bilinc ve farkindaligidir. Insanoglunun numenal insanlik yolunda bir baslangic teskil eden numenal zihniyetin algisi sadece bireysel bilinc ile de mumkun degildir. Tursel bilinc yani kendilik bilincinin tursellik farkindaligi gerekir. Iste bundan sonra insanoglunun her bir ferdinin once kendi varliginin bilinc ve farkindaligi zihniyetinin fenomenalligi ve bunun insandisi insanlikdisiligi algisi ve bilinci, birey bilincini almis ve bunu kendilik farkindaliginin tursel bilinci ile birlestiriminin ve fenomenal zihniyetin yapilandirilmis yapi ve isleyisinin bilinci bizi ancak insanoglu tarihinde insanogluna numenal insanlik cagini acacak olan numenal zihniyet algi ve farkindaligini getirecektir. Bu fark ve bu farkin farkindaligi numenal insanlik adina cok buyuk bir oneme sahiptir. Cunku bu farkindalik numenal zihniyet algisini, bilgisini ve bilincini doguracak ve bunu basaran bireyler fenomenal zihniyeti beyinlerinde tarihe gomecektir.
    23 points
  14. Genelde etik ve metafizigin tum numenal yeti degerleri verileri ve tabulari; insanoglunun yasam ve iliskisinde kendisine ve kendisinin kisilik kimlik degeri yaptigi ve kendisine dogumdan verilmis savundugu sahip ciktigi ve ugruna savastigi ve hatta yasamini yitirdigi kavramlardir. Bu kavramlar evrensel olarak ya bir ideolojik izm temelinde ya da bulundugu cografi ve toplumun nesiller boyu zihniyet olarak aktardigi etik (milli, dini, etnik, siyasal, sosyal, kulturel, politik, teolojik, teleolojik, toresel, geleneksel v.s.) veri deger ve tabulardir. Iste bu kavramlardan hangisini dile getirme adina konu ve kavram olarak alirsaniz alin; dogal/fenomenal zihniyetin parcasal, bolgesel, cikarci, ayrimci, ve guc/otorite saglamak adina duygu somurusune tasinmasinionleyemezsiniz. Kisacasiu birileri bunlarin ugrunda savasir ve can verirken, kimileri bu kavramlari kendi cikarlari dogrultusunda kullanir ve somuruye tasir. Genelde bu somuru sadece kandirmaca temelindedir. Once "bir kavrama ozgurluk" olarak konuyu ele alalim. Diyelim kavramimiz gunumuze de uygun olarak milli bir deger olsun. "bir turke/kurde ozgurluk" ya da "bir muslumana/aleviye/dinsize ozgurluk" Iste buradaki bakis acisi ve bu ozgurlugun taninarak temsil edinerek ve uygulanarak yerine gelmesi demek. ADI GECEN OZGURLUGUN HAKKINI TANIMAK demektir. Nedir hak tanimak; Hak tanimak, turkun bir turk gibi kurdun bir kurd gibi, muslumanin, alevinin ve dinsizin v.s. istedikleri gibi yasam ve iliski hakkinin olmasidir. Birey bilisselligi ile konuya bakarsak; bu degere sahip herhangibir bireyin, diger degerleri de saygi ile karsilamasi ve nasil kendi hakki olan degerine ozgurluk istiyorsa, digerlerinin de hakki olan degerlerine ozgurluk almasini saygi ile karsilamasidir. Yani "ben bir turk olarak nasil yasam ve iliski suruyorsam; bir kurd de bir kurd gibi yasam ve iliski surebilmelidir. Turk olarak yasam nasil benim hakkim ise, kurd olarak yasam da onun hakkidir." Bu cumleyi yukarida adi gecen ya da gecmeyen her turlu deger icin kullanabiliriz. Iste "bir kavrama ozgurluk" o kavramin hakki olan ozgurlugune yasam ve iliski hakkinin tanim ve temsilini tanimaktir. Burada unutulmamasi gereken en onemli nokta, "bir kavramin diger kavram uzerinde kuracagi herhangibir ayrimci ustunlugu, cikari, zorlamayi, empozeyi, mudaheleyi v.s. onlemek ve izin vermemektir. Iste maalesef butun bunlarin uygulanabilmesi ve yerine getirilebilmesi icin ise; bir ust bilinc ve farkindalik duzeyi olan "bir kavramdan ozgurluk" gelir. Yani insanoglu acisindan gozlem sunu gostermistir. "Bir kisinin bir kavrama ozgurluk hakki taniyabilmesi ancak kisinin o kavramdan zihinsel olarak arinmis olmasi ile mumkundur" Bu, su demektir. Kisi bilissellik olarak turk ya da kurd ya da musluman alevi ya da dinsiz v.s. temelli tum degerlerin aslinda insanoglunu biribirinden ayiran ve bolen degerler oldugunun bilinc ve farkina varmis ve genelde bu etik inancsal ideolojik degerler olan milli ve dini degerlerden kendini zihinsel olarak arindirmis ve kurtulmustur. Yani onun icin herhangibir dini ya da milli deger kavram olarak bir anlam ifade etmemektedir. Dolayisi ile bu kavramlar ile olumlu ya da olumsuz bir bag kurma ihtiyaci hissetmemektedir. Iste ancak bu duzey bir evrensel-insansal cagdas guncel, bilimsel, bilissel ve bilgisel duzeye kendini yetistirmis ve yukseltmis bir beyin; iki seye yonelir. Ya amerikan idealizmi ve emperyalist zihniyet gibi bunu kendi cikarina kullanir somurusunu ve su istismarini yapar ve kisileri bu degersel kavramlarda mikro ayrimci olarak kiskirtir, boler ve biribiri ile savastirir. Bunun adi bireyci akilciliktir. Ya da bu birey eger tursel bilinc ve farkindaligin bilisselligine erismise; tam tersini yapar ve antiayrimci olur. Yani bu farklari biribirinden ayirmak, bolmek biribiri ile savastirmak yerine; bunlari bir fark cesitliligi olarak algilar ve farklarin farkinda antiayrimci olarak farklarin bir arada bir butun icinde ve birlikte yasam ve iliskisini saglar. Iste ancak birey bilisselliginin tursel duzeyi, tum bu farklardan arinmis olarak,yani "kavramdan ozgur" olarak, ancak bu farklara hak tanir. Yani "kavrama ozgurluk" tanir. Iste birey bilisselliginin bireyci akilciligi farklari biri biri ile savastirir ve kendi cikari dogrultusunda harcarken; birey bilisselliginin tursel yani evrensel/insansal bilisselligi yani KENDILIK BILISSELLIGI bu farklarin biri biri ile birlikte farklarinin varliginda antiayrimci olarak beraberce yasamasini saglar. Aslinda burada bati denilen medeniyetlerin iki yuzu de ortaya cikar. Genelde kendi ulke ve toplumlarinda mumkun oldugu kadar antiayrimci olmaya calisirken, emperyalizm zihniyeti ile kendi disinda kalan ulke ve toplumlarda ise bu farklari mikroayrimcilik olarak kendi politik/ekonomik/diplomatik cikari temelinde o ulkeicinden ve disindan farklaribiribirine kiskirtir ve savastirarak biribirinden ayirir ve ulkeleri boler ve yonetir/yonlendirir. Bunun boyle oldugunu algilamak icin soyle bir 50 yillik tarihe ve dunyaya bir bakmak yeterlidir. Bunu iki cesit yapar; ya ABD israil temelli olarak fiziki saldirilarla, ya da rusya/cin olarak ulkelere ekonomik destek saglama amaci ile. Aslinda birinin vahsi digerinininsancil gibi gorunmesi bir aldatmacadir. Cunku ikisinin de amaci emperyalizmin gucu ve otoritesi temelinde ulkeleri oyle ya da boyle kendi idaresi altina almak ve yaptirim/yonlendirim uygulamaktir. Iste bu da bize ister istemez, ulkemiz gibi "emperyalizmin zayif halkasi" olan ulkelerin emperyalizmin her turlu eline gecmemesi adina; kendi farklar sorununu kendisinin cozmesini getirir. Cunku ulke bu farklar sorununu kendi cozemezse; emperyalizm kendi ekonomik/politik/diplomatik cikari adina cozecek, bu da o ulkenin butunlugunun sonu olacaktir. Bunun en son ornegi SSCB ve Yugoslavya'dir. Unutmamak gerekir ki; kavrama ozgurluk tanimayana, o kavramdan ozgur olan emperyalist zihniyet taniyacak ve bunu kendi cikarina kullanacaktir. Su an ulkemizin onun emir eri olan AKP eli ile yasadigi gibi. "Ates olmayan yerden duman cikmaz" demekki dumani yani emperyalizmi yok etmek istiyorsak, atesimizi kendimiz sondurmeli ve her turlu etik temeldeki farkli kavrama ozgurluk hakkini once toplumsal bilinc bazinda tanimali ve bu tanimayi da ulkenin yasam ve iliskisine tasimaliyiz. Halk dili soylemi ile "turk/kurd/ermeni/musluman/alevi/dinsiz v.s. kardestir." diyebilmek; her bir kardesin diger her bir kardese kavram ozgurlugunu tanimasi ve saygi ile karsilamasi demektir. Deprem dedenin dedigi "deprem ile yasamayi ogrenmek" , "farklarimiz ile yasamayi ogrenmek" demek olmalidir. Yani bir fark temelinde diger farklari otekilestirmek degil; kendi farkimiz gibi her turlu farki icsellestirebilip kucaklayabilmek. Aslinda toplumumuz tarihsel miras olarak bunu hep yasamistir. Yalniz ne yazikkibunun bilinc ve farkinda degildir. O yuzden de kolayca biribirine dusurulur. Iste bu kendilik bilisselligi duzeyi beynin, emperyalizme kendi ya da antisi olarak degil; emperyalist olmayan temelde NON EMPERYALIST ZIHNIYETIDIR. Insanoglunun numenaldevrimi ile insanlasmasi adina Bilimsel/bilissel bilgisel temeldedir. Iste burada yapilacak olan bu tarihi gercegi bilinc ve farkindalik olarak bilissellige tasimaktir. Bu da ulkemiz her birkisisinin o ulkede yasayabilme ve ulke butunlugunu koruyabilme sartidir.
    23 points
  15. Gunumuzde bu kavramlar ve cesitlenmeleri, soyle aciklanmaktadir. Millet: Ortak bir dil, kultur, etnisite koken ve tarih paylasan halk toplumu/toplulugu. Yine ayni zamanda, toplulugun/toplumun etnisite farkina bakilmaksizin ortak sinir ve hukumet paylasan halk anlamina da gelir. Milliyet : Tek bir kisinin millet devlet ile kanuni iliskisidir. Milliyet, normalde kisinin devlet tarafindan korunmasini icerir ve kisinin devlete bazi yukumluluklerini icerir. Bu korunma haklari ve yukumluluk gorevlerinin ne oldugu ulkeden ulkeye degisim gosterir. Milliyet teknik ve kanuni olarak vatandasliktan farklilassa bile, cogu modern ulkede butun milliyetler, devletin vatandasidir ve butun vatandaslar devletin millilerindendir (milli takim, milli egitim v.s.) Millet Devleti :Kendi tanimladigi Politik kanuniyetini milletin ustunde hakim kilan uniter devlettir. Devlet politik ve cografi butundur. Millet kulturel ya da/ve de etnik temeldedir. Buradaki fark mukayese olarak cok milli devlet, sehir devleti, imparatorluk,konfederasyon ve buna benzer devletler ile ters duser. Buradaki anahtar fark, halkin ve tek adamligin (kral, padisah, imparator v.s.) farkidir. Vatandaslik : Kisi ile devlet arasindaki baga isaret eder. Milliyet ile esanlamli olabilir, fakat milliyet etnisiteyi de icerir. Vatandaslik genelde ulkede calisma ve yasam hakki ve politik yasamda yer alma ile bagintilidir. Birbiri ile celisen iki turlu vatandaslik vardir. Ozgur birey icerikli vatandaslik ve sivil cumhuriyetci icerikli vatandaslik. Ozgur birey : Bireyin ekonomik durumuna odaklanir. Burada devlet bireyi icin vardir. Bireyin gorevi kanunlara uymak, iste calismak, vergilerini odemek ve gerekirse de milletini savunmak. Politik olarak bir pasiflik soz konusudur. Vatandaslik kisinin kendi secimi temelinde yetistirmesini/aydinlatmasini ongorur. Bunun icin bireye gerekenleri devlet saglar. Sivil cumhuriyetci : Kisinin politik durumuna odaklanir. Hersey ortak bir politikanin baskisi altindadir. Kanuni rahatsizliklar sikintilar kisiyi etkisi altina alir. Kisiler hep bir noktada tutulmaya calisilir. Yani suru psikolojisi ve korku felsefesi. Vatandaslik genel ve toplumsal kisilik temelindedir. Kisi politik olarak aktiftir. Kisinin gorevleri konusunda bosluklar dogabilir. Buradaki politik aktiflik, kisinin politik bilinci degil; yasam ve iliskisinde politika uzerine fikir yurutmesi ve tartismasi anlamindadir. Cunku politik toplum kutuplasmasi baskisi altindadir ve politik secime zorlanir. Etnisite : Etnik koken ya da etnik grup, ortak kultur yada milliyet temelindeki sosyal katagoridir. Etnik kimlik grubun ortak karakteristiklerini diger gruplardan farkli kilandir. Bunlar zorunlu olmamak sartiyla, ortak: nesil/soy , gorunus, giyim/kusam, mutfak/ascilik, miras/kalitim, tarih, dil, sive, din, gelenek, simge/imge ya da etik/kulturel faktor farki icerebilir.
    23 points
  16. Herzaman ve her konuda, hem ozel, hem de genel bir sorun olarak ortaya koydugum dogal dusuncenin, yazilanlarin algilanmasinaparalel olarak, bir ust asamasi, yani dogal dusunce cesitlerini hem dusunce, hem de davranis olarak veren, DOGAL ZIHNIYETi ortaya koyacagim. Dogal zihniyet, insanoglunun hayvandan gozlemliyerek ve esinleyerek onu kendi dusuncesi ile algiladigi sekliyle dile getirmesi, uygulamasi ve sistemlestirmesidir. Burada onemli bir fark, insanoglunun hayvandan farkli olarak, soyutlama ozelligidir. Iste, insanoglu malesef, bu soyutlamasini kendi turu ve birinden degil; kendi disindan esinlenerek gerceklestirmis ve o yuzden de ne kendi turunu ve birini ne de esinlendigi seyi onun adina ortaya koyabilmistir. Aslinda sorun, insanoglunun kendi dahil ortaya koydugu herseyi, sanki onlar ortaya koyuyormus gibi dile getirmesi ve hem kendi bu ortaya koymadaki rolunu gormemesini, hem de kendi eliyle oznel icerik verdigi bu kendi turu disi, olgu, kurgu ve bulgulara ideolojisi, inanci, felsefesi ve dogrusu temelinde turunu ve birini kendi elleriyle teslim etmesidir. Kisaca hatirlarsak, bu dogal zihniyetin, ortaya attigi her turlu oznel/nesnel, soyut/somut, ozel/genel deger, tabu ve veriler; hem insanoglunun ne algiladigini hem varlik ve olmak temelinde, metafizik ortaya koymasi, hemde "sosyal yasamin" birlikteligini veren etik dogrular, yonlendirim ve yaptirimlar temelindfe ortaya koymasi; hem de bu ortaya koyduklarini, ogreti yada bilmek temelinde islemesi. Iste insanoglunun tarihler boyu suren bu turlesememe, tur butunlugune, birligine, beraberligine erisememe savasinin ana nedenleridir. Zaten, dilinin her turlu noktalama ve monolog yapilanis ve isleyisi, ister istemez farklarin guce, otoriteye ve iktidara dayanan ayrimciligini getirmis ve bu ayrimcilik, indsanoglunu kendi butunlugu icinde her turlu konu ve temelde ayrimciliga, bolunmusluge tasimistir. Orneklersek, bu ilk isim, soyisim, cinsiyet, irk dan baslar; cografi ve tarihsel olarak ta milliyet, din, gelenek, tore, kultur, ahlak v.s. diye devam eder. Aslinda dunya cografya ve tarih farklarinin bu farkli mozayigi, insanogluna bir cesitlilik vermek yerine, ustunluk savasi ve biribirini kendi altina alma savasi getirmistir. Bilhassa kurgusal (kuram, kural, ideoloji, inanc, kaide, yasa ve her turlu insanoglu bir parcasinin, diger parca uzerine uyguladigi, uyari, yasaklama, ceza v.s.) degerlerin, insanoglu biri ve turu uzerindeki dusunme ve dusunce gelistirmesini kisitlamis ve engellemistir. Cunku HER KURAL BIR SINIRDIR ve dusunce dusunurken, bilmeden ve farkinda olmadan, bu yonlendirilen ve yaptirimi olan sinira sadik kalir. Zaten teslimiyette burda baslar. Ama, bu BILINCLI VE FARKINA VARILAN BIR TESLIMIYET DEGILDIR. Cunku insanoglu bilhassa bu tip getirilen yasaklari, kurallari dogal olarak algilar. Iste bu temelde insanoglunun olgusal, kurgusal ve bulgusal her degeri, tabusu; insanoglunun dusunce sinirini belirler. Iste INSANSAL ZIHNIYET, bu sinirin ister inancsal, ister bilimsel olarak, kendi koydugunun farkina varirsa, o zaman bu sinirlari asmak icin, dusunce uretmeye baslar. Iste bu dusunce uretiminin insan temelli ve insanin turu ve biri adina olmasi ve hic bir insandisi ve insanlikdisi degere yonelmemesi, zaten insanoglu turunun kendi bunyesinde, tur butunlugu saglayamamasinin da cevabi olacaktir. Iste bu cevap, insanoglunu, hem kendinden koparan, hem de tur arasi savaslara sebep olan, her turlu deger, tabudan arinmaya ve kurtulmaya yonlendirecektir. Kisaca, AYNININ FARKLARDAN OLUSTUGUNU VE AYNININ BU FARKLARIN ANTIAYRIMCI BIR TEMELDE BIR ARADA YASAMIYLA SAGLANABILECEGINI ALGILAR. Yani, AYNININ FARKLARINI AYIRMAK YERINE, FARKLARI FARKLARINI KORUYARAK BIRLESTIRIR. Cunku ayninin, herhangibir farki kendini ayirirsa, hem diger farklara mudahele eder, hem de kendi ayrimina farkli bir icerik vererek, kendi ayrimini, diger farklarin ustune koyar. Iste sorunun da temeli buradadir. Yani, ayninin farklarinin, bir farkin AYRIMI USTUNLUGUNDE AYRISTIRILMASI DEGIL; AYNININ FARKLARININ, HER BIR FARKIN FARKINI ORTAYA KOYARAK, ANTIAYRIMCI FARKLAR ESITLIGINI SAGLAMAKTIR. Iste farklarin, antiayrimci butunlugu budur. Bu da insanoglunun tur butunlugudur, birlikteligi ve beraberligi, her farkin farkina vararak ve her farkin farkini algilayarak ve hic bir farka ayrimci bir fark ustunlugu tanimiyarak. En basitinden, kendinize ve vucudunuza bakin. Her biri farkli islem goren organlariniz, bir butunluk ahengi icinde sizi olusturuyor. Eger organlar aralarinda, "benim farkim, seninkinden ustun" temelli bir ayristirmaya girerlerse, siz olabilir misiniz? Isteinsan turu butunu de aynisidir. Ama, maalesef, bir vucut organlarinin sagladigi birlikteligi ve butunlugu saglayamamaktadir. Bunun tek sebebi, insanoglunun insandisi ve insanlikdisi dogal zihniyeti ve onun her turlu her konudaki dusunceleri ve davranislaridir. Kendinizde ve dogadaki her canli turunde gorulen, bu farklarin butunlugu ahengi ve islerligi, maalesef insanoglu turu ve birinde zihniyet olarak yoktur. Iste bu eger dogalliksa, dogaya bile ters bir durumdur. Yani insansal zihniyet, aslinda hem kendi turunu, hem de birini ve de kendi turu disindaki herseyi oldugu gibi algilayabilecek bir zihniyettir. Cunku ayninin mumkunlugu, farklarinin antiayrimciligi ve farkinin farkina varilmasi ve her farkin farkini ortaya koymasinin saglanmasidir.
    22 points
  17. Aristo'nun formel mantigi; tam 2000 yil rakip gormedikten sonra, ilk defa hegel eliyle diyalektige tasinmistir. Yalniz buradaki akilcilik degismeyerek ayni kalmistir. Yani indirgemecilik ve determinizm. Sonucta bu temeldeki bir algi; diyalektik monizmi dogurmustur. Iste buradaki monizm farki da, Marx eliyle materyalizme tasinarak; hegelin getirdigini idealist kilmistir. Sonucta ister idealizm, ister materyalizm olsun; diyalektigi indirgemeci ve determinizm olarak o eski madde/dusunce tartismasina geri dondurmustur. Iste materyalizmin hegel'in diyalektigini idealizm ve kendi diyalektigini materyalizm olarak lanse eden, Marx'in eseridir. Cunku bu oznel materyalizm, eski klasik maddeciligin de tarihsel sonunu belirlemistir. Burada Max'in bilgisi kendi oznel beyninin matematiksel/mantiksal bilgisine dayanir. Burada Marx ve materyalistlerin algilayamadigi, materyalizmin bir insanoglu beyninin urunu oldugudur. Nitekim bu yeni bilgi, klasik bilimin de felsefi tabanini olusturmustur, taki epistemolojinin bilimin tabani olarak algilanmasiuna gelene kadar. Sonucta E.Kant'in fenomeni taban olarak bilime ve numeni de tanrisina vermesinden sonra; insanoglunun illa bir tek, mutlak, ilk ve kesin fenomenal bir taban aramasi, zaten diyalektigin madde ve dusunce temelindeki gelisimini getirmistir. Iste bu temelde Popper'a kadar bilim klasik olarak, ispattan, kanittan, mutlaktan ve kesinlikten yola cikmis; bilimin bilimsel gelismesinin aslinda yanlislanabilirlik oldugunu algilayamamistir. Evet, determinizm ve indirgemecilik bilimi belki ispat eder, ama gelistirmez, ilerletmez. Cunku akilciligin her turlu mutlaklik, sabitlik, kesinlik algisi; sadece bilime nokta koymaya yarar. Ustelik bilim bu noktayi yanlisladigi zamanda kendi kendi ile celiskiye duser. (Mesela en kucuk bolunmez parca olan atomun daha sonra parcalanip, atom parcalarinin ve parcaciklarinin ortaya cikmasi gibi) Iste bu temelde fenomenal tabanin nesnelligi ve maddeselligini one cikarmak ve oznel akilciliga mutlak, ilk tek v.s. olarak tasimak; bilimin bilimselligine ve yanlislanabilirligine ters geldigi gibi; numenal yetiyi de ya ateizm temelinde red etmesine, ya da mistisizm temelinde maddeye vererek, insanoglunu da sadece maddeye indirgemektedir. O yuzden de marxizmin bu oznelligi, hem tarihi hem etik hem de metafizik olarak sosyal/psikolojik guce ve hakimiyete dayanan ve toplumu sadece bir yigin ve kelle sayisi olarak goren ve bu inanc ugrunda savastiran ideolojileri dogurmustur. Bugun maalesef bu ideolojinin nemasini da emperyalist zihniyet yemektedir. O yuzden maddeyi oznele tasimak yerine, sadece bir fenomen olarak gozlemlemek; iste bilimsel olan da budur. Basligin sifati olan yani "materyalizm" ismini niteleyen "oznel" kelimesini algilamak adina biraz detaylandiralim. Oznel bir sifat olarak, ozne den turetilmistir. Oznenin de turetildigi kelime ozdur. Felsefenin asirlardir tartistigi kisir dongusu metafizigin varliksal madde mi/dusunce mi tartismasinin diger bir adi da; oz mu/gorunus mu tartismasidir. Oz goruntunun arka planindaki goruntu vermeyen degerlerdir. Bu acidan birincisi bu degerlerin ne oldugu yani oz vardir, ikincisi bu degerleeri veren yani ozne vardir. Iste buradaki oznel-ozneye ait anlamindadir. Bunu ingilizce olarak izah edersek, idealizm; idea yani fikirden gelir. Bu acidan bir gorunusun fikri yani ozu vardir, bir de bu ozu yani fikri veren vardir. Bu acidan bakildiginda, maddenin; goruntu vermeyen ozu materyalizme gore; "ilk, tek, mutlak, kesin" iceriktedir. Bu materyalizmin maddeye verdigi ozdur. Dolayisiyle bu oz bir fikirdir, yani fizik degil; fizik otesi olarak bir fikirdir. Bu acidan bakildiginda; sorumuz sudur. Bu fikrin oznesi kimdir/nedir? Bu fikrin oznesi madde midir, yoksa bu fikir sahibi olan insanoglunun kendi fikrini maddeye vermesi midir? Diger bir deyisle; "mutlaklik, teklik, ilklik, kesinlik" ozu ve ozellikleri ozsel ve oznel olarak; maddede midir?, yoksa insanoglunun bir fikri olarak yani ideasi olarak yine insanoglu eliyle maddeye mi verilmistir? Iste bu temelde maddede gorunurde olmayan ve maddeye fikir, oz, ozne eliyle insanogluy tarafindan eklenen bu ozellikler; maddeyi oznel ve ozsel kilar. Bu kilis, maddeye ait degil; tamamen insanoglu numenal yetisi olan fikrinin goruntu veren maddeye oz, ozel ve oznel olarak eklenmesidir. Iste insanoglunun bu oz turetme ozelligi ve bu ozelliginden dolayi ozne olabilmesi bu temeldedir. Kisaca her nesnenin, ona oz veren ozellikler veren bir oznesi vardir, bu da insanogludur. Boylece gorunus-oze nesne-oznele donusur. Buradaki ozellik ise, genele goredir. Yani fikir herkesin fikri degil; ya da verilen fikir her nesne icin gecerli degil, ozeldir. Nesneye verilen fikrin, yani ideanin; her fikir icin gecerliligi ya da her nesne icin gecerliligi ise geneldir. Tasin sertligi-genel. Her tas fikir olarak nesnenin verdigi oznel algi olarak serttir. Tasin buyuklugu/kucuklugu-ozeldir. Sonucta buyuk bir mukayese algisidir, kucuk te oyle. O yuzden materyalizmin, ozsel, oznel ve ozelligini iyi algilamak gerekir. Cunku hepsi numenal yeti olan fikirdir, yani ideadir. Idealizmin temelidir. Iste buradaki idealizm maddeden turetilen yani oznel/ozsel/ozel materyalizmdir. Akildan turetilen idealizm ise, zaten oznel, ozsel dir. Eger akildan yani bir nesneye dayanmadan turetilen bir fikir, nesneye tasiniyorsa; yani nesnellestiriliyorsa; bu da nesnel idealizm olur. Mesela dini ibadethaneler gibi. Bir yerde bu dogada goruntu veren nesnenin yerine insanoglu yapimi bir nesnedir. Duzen, sistem eliyle kurumlasmalar, kurumsallasmalar ve izm temelli aklin istemleri mesela demokrasiyi nesnelk olarak saglamak v.s. buna girer.
    22 points
  18. Gunumuz ve gecmis olarak insanoglunun insanlik tarihine baktigimizda, o tarih ve donemde bazi bolgelere gore medenilesmis ve hatta cagdas olan ulkelerde degil de, insanlik dusunce ve davranisinin o tarih ve donemdeki cagdasliga gore geri kalmis diger bolgelerde insanligin dusunce ve davranista daha onde oldugunu goruruz. Buradaki gozlemin verdigi ilk algi, insanligin gelismislik ve modern/medenilige ve cagdasliga gore geri gitmesidir. Ikinci algi uygulanan insanligin bilisselsizligi sadece duygusal, inancsal temelde olmasi; uygulanmayaninin ise aklin cikari ile onlenmesidir. Buradan cikan sonuc, aklin duyguyu her zaman yonetmesi kandirmasi ve yonlendirmesidir. Bunun en guzel ornegini Avustralyalilar dile getirir. Bir zamanlar Britanya'dan Avustralya'yasurgunler oluyordu. Boylece Avustralyada bu bati beyinli surgunler zamanla toplumsal bir guc haline geldi. Avustralyalilar dediki "Britanyalilar buraya gelmeden once bizim her seyimiz vardi, onlardasadece incil vardi. Zamanla bir baktik ki bizim herseyimiz onlarin olmus ve bizde incil sahibi olmusuz" iste bu aciklama aklin duyguyu nasil cikari ugruna somurdugunun ve su istismar ettiginin en guzel ornegidir. Iste burada somurulen ve su istismar edilen duygunun insanligi akil somurusunden ondedir. Aslinda burada devreye vicdan girer. Yani vicdan duygu yukludur, akil ise vicdansizdir. Gunumuze soyle bir bakalim. Kim sorunsuz, rahat, huzurlu, v.s. olarak halk deyimi ile "tuzu kuru" ise onun insanligi, rahatsiz ve sorunlu, huzursuz ve mutsuz hissedenden daha geridedir. Kisaca bilincsiz ya da bilincli kendine hak ve ozgurluk savasi verenler, daha bir insanliga bu savasi vermeyenlerden ya da bunu kendine cikar etmis olanlardan yakindir. Yani insanlik insanoglunun huzuru, rahati, sorunsuzlugu, v.s. "tuzu kurulugu" ile ters orantilidir. Bugun dunyanin hangi cografya ya da toplumunda "diken ustunde" olanlarin verdigi mucadele bu mucadeleyi vermeyen "tuzu kuru" lardan dahas insanlik olarak ondedir. Bu her turlu hakimiyet sahibi olan icin de gecerlidir. Mesela siyah irk beyaz irktan daha insanliga yakindir. Cunku ezilen ve hak ve ozgurluk savasi veren odur. Bugun dogu batidan daha cok insanliga yakindir, cunku her turlu sorun icinde bogusan toplum dogudur. Buradaki en onemli dikkat edilmesi gereken nokta, bu insanligin savasimi elde edilen anda gerilemesi olmasidir. Yani huzursuz huzura ererse, insanligi geriler. Cunku huzursuz iken duygu, huzurlu iken akil insanoglunu yonlendirir. Iste bu temelde DUYGU SOSYAL, AKIL BIREYCI/KISISELDIR. INSANLIK SOSYALLIGIN BILISSELLIGI ILE PARALELDIR. Iste burada insanoglu ne kadar cok kendi varligini birsel ve tursel olarak algiladikca ve bilisselligine tasidikca, insanliga o kadar yaklasir; aksi ya duygunun insanliga ihaneti ya da aklin insanligi somurusudur. Yalniz ilginc olan sorgulanmayan core faith lerde yani bilincalti sartlanmisligin otomatik ideolojik inancsal dusunce ve davranis sahipligi ve sabitliginde; akil ile duygu ayni insanlik somurusunu gerceklestirir. Cunku amac ideolojik inancsal cikarin elde edilmewsidir ve bunun icin de her yol "mesru ve mubah" tir. Tum bu temelde olan insanligimizi kaybetmek istemiyorsak; bunun bilisselligine varmamiz gerekir. Yoksa insanoglu her turlu ilerledikce insanligini tarihe gommektedir. Aslinda buradaki ters oranti ayni marx'in dedigi ters orantidir. Marx "gelismis ulkelerde devrimi yapmak zor ama sosyalizmi yerlestirmek kolay iken, geri kalmis ulkelerde devrimi yapmak kolay, sosyalizmi yerlestirmek zordur" demis ve tarih bunu bize gostermistir. Peki neden? Cunku sosyalist bilinci gelismis ulke beyni alabilir, ama tuzu kuru oldugu icin devrime yanasmaz. Devrim bilincini de gelismemis ulke alabilir, ama bilissellik olarak sosyalizmi algilayamaz. Iste burada devrimi yaptiran da sosyalizmi getirmeyen de insanligindan uzaktir. Bunun en tarihi ornegi Stalindir. Devrimi yaptiran cikar icin yaptirken, sosyalizmi onleyen de cikar icin onler. Simdi dusunursek insanlik adina stalin ile hitler arasinda bir fark olmadigini algilariz. Cunku HER IKISIDE INSANLIGI KATLETMISTIR. BUNUN NEDENI NE OLURSA HANGI INANCSAL IDEOLOJIK CIKAR OLURSA OLSUN, BU GERCEK DEGISMEZ VE ONLARI HAKLI KILMAZ. Iste o yuzden insanlik algisi ve bilisselligi sosyal olmasina ragmen; ancak BIREYSEL OLARAK KAZANILABILIR. Ilk bilincalti yasam bolgesel, parcasal, ayrimsal, degersel v.s. iken-toplumsal kisilik-duygusal Ilk bilincli yasam bireysel, kisisel kendinsel, bencil, bananeci, bireyci cikar, guc ve otorite temelindedir.-Bireyci akilcilik Iste asil insanligin bilisselligi bu parcasalligi evrenlestirerek tum insanligin mekanina yaymak ve de bireyciligi turlestirerek tum insanoglu turunu kapsamak. Iste BIR TOPLUMSAL KISILIGIN BIREYCI AKILCILIGININ EVRENSEL VE TURSEL BUTUNLUGUNU BIR KISININ KENDI BIREYSEL DEVRIMI SAGLAR. Yani insanlik ne turden ne de toplumdan baslar, BIRDEN BASLAR. Iste bu da birin turu ile butunlugudur. O yuzden kim "diken ustunde" ise "tuzu kuru" olana kadar insanligini bilincsiz korur. Tuzkurur, insanlikta kurur. Bu tuzu kuruluk ve diken ustundelik her turlu deger veri tabu ideoloji inanc icin gecerlidir. Cunku diken ustu ile baslayan mucadele tuzu kuruluk ile sona erer. Cunku DEVRIMCI SORGULAMA BILISSELLIGI YOKTUR. Devrimci sorgulama bilisselligi ise tuzu kuruluk ve diken ustundelikten bagimsizdir. Sadece insanlasmadiginin bilinc ve farkinda olarak kendini insanlastirmaya devam eder.
    21 points
  19. Anadolu tarihine hem 1923'te getirilen hem de onceki Osmanli'dan kalan en onemli devlet cikmazi; devletin politika temelli hukumet elinde sadece bir politik cikar kullanim araci olmasidir. Ulusal/milli ya da cemaati/ummeti temelde olusturulan toplumlarda devletin bagimsizligi yoktur. Yani devlet hangi parti hukumet olarak iktidara gelirse bunun anlami devletin o iktidarin politik cikari temelindeki yonlendirim ve yaptirimidir. Iste bu devlet temelinde devletin teokratik ya da milliyetci olmasinin toplumun ve farkli halklarinin uzerindeki politik cikar baskisi acisindan bir farki yoktur. Kuvvetler temelinde konuyu ele alirsak; yasama, yurutme ve yargi; hic bir zaman evrensel hukuk insan haklari hak ve ozgurluklerin farkin farkinda olan bir devletini degil; sadece hangi iktidarin politik cikari varsa, onun cikari dogrultusunda sekillenmesidir. Bugun de olan daha once olanin aynisidir. Yani bugun yasama yurutme ve yargi 1923'te gelen politik cizginin gudumunden alinip, AKP gudumune tasinmaktadir. Yani dun nasil yargi politik olarak bagimsiz degil se; bugunde bagimliligi AKP'ye baglanmak cabasindadir. Yani AKP yasama ve yurutmeden sonra "yargi bana bagimli degil" den cikarak, yargiyi kendine baglama asamasindadir. Cagimizda olmasi gereken ise devlet ile hukumet farklari ve devletin hic bir hukumetin cikar temelli kullanim araci olmamasidir. Bu ancak devletin sadece ve sadece EVRENSEL HUKUK INSAN HAKLARI VE HAK VE OZGURLUKLER temeli iktidarin el degistirimine bakmaksizin gecerli kilinirsa mumkun olur. Iste ancak o zaman yasama da yurutme de yargi da; politik bir cikara degil; insan haklarina evrensel hukuka ve hak ve ozgurluklere hizmet eder. Bu hizmet oturmus ve yerlesmis olan devletin hic bir iktidarinin hic bir politikasinin cikari dogrultusunda kullanilamaz ve degerlendirilemez. O yuzden bugun yapilan bu konudaki her turlu tartismayi ve isteneni cok iyi algilamak gerekir. Bugun kim ne konusuyorsa, bagimsiz bir yasadan yurutmeden ve yargidan degil; POLITIK VE IKTIDARVARI CIKARIN DOGRULTUSUNDA VE ONUN GUDUMUNDEKI yargidan, yurutmeden ve yasamadan bahsetmektedir. Zaten bu algilanirsa; Ne Osmanli'da ne de TC'de hem kuvvetler ayriliginin hem de her bir kuvvetin bagimsizliginin soz konusu olmadigi algilanir. Cunku hem kuvvetler hem de onlarin bagimsizligi, SADECE IKTIDARIN CIKARI DOGRULTUSUNDADIR. Bu da zaten ne bir evrensel hukuk ne bir insan haklari ne de bir hak ve ozgurluklerin olamayacagi ve olmadigi anlamini tasir. Bunun da anlami kuvvetleri ve bagimsizligini ele geciren iktidarlarin kendi politik cikarlari her ne ise onun ile toplumu ve farkli haklarini yonlendirip yapilandirdigini ve sadece her turlu esitlik, adalet, hukuk, demokrasi v.s. temelli verilerin; ancak bu politik cikarin temelinde oldugu anlamini tasir. Iste buda evrensel hukuka insan haklarina hak ve ozgurluklere dolayisiyle insanliga cagdasliga bilissellige ters bir gidisattir. Ulkemiz toplum ve farkli halklarinin evrensel hukua insan haklarina ve hak ve ozgurluklere kavusabilmesi ve bunun dile getirimi bile zor gorunuyor. Bakalim Tarih su anki sinirlarda daha once hic yasanmamis bu insanlik cagdaslik ve bilissellik ozlemini ne zaman ve kimler eliyle baslatacak? Bunun temelini atmak ta once birey bilisselligi kazanmaktan geciyor. Kimse ne devletten, ne cevresinden, ne iktidarlardan hic boyle bir egitim/ogretim/ogrenim ve yetistirim beklemesin. Cunku bu onlarin politik cikarinin sonu demektir. Bu da "her koyun kendi bacagindan asilir" ya da "kendi gobegini kendin kesmek" misali; her bir ferdin kendi kendini yetistirmesine kaliyor. Tabi once her turlu sorunun ve bilisselliginin algilanmasi ve bu yetistirime cozum olarak yonenilmesi kaydiyle.
    21 points
  20. Tarih bize her konuda oldugu dini ve tanrisal konuda da Ataturk'un donemsel soylemlerinden pragmatist olarak nasil bir teolojik/metafizik tabani ideolojik inanc olarak tasidigini algilatamamistir. Ataturk'un Dini ozel olarak ta islam dini uygulamalari var miydi, varsa ne idi? (islamin ve imanin sartlari olarak) Ataturk soylemleri temelinde, bir teist, bir deist, bir agnostik, ya da ateist miydi? Antiteist ya da non teist miydi? Idealist ya da materyalist miydi? Sebatayli oldugu da soylenen Ataturk, bir turk milliyetcisi miydi? Neden soylemlerini once sunni ve kurd temelinde ele almisken, 1925'ten itibaren "cark etti? Bu ve benzeri sorulari belgeleri soylemleri ve donemleri ile bu baslikta degerlendirelim. Aslinda bilim ve utopya dergisinin subat sayisindaki su bolum; Kemalizme göre din ve Allah - Derleme Kemalizmin din karşısındaki tutumu, iki farklı dönemde incelenebilir. Bu dönemlerden ilki, 1919–1924 yılları arasındaki Kurtuluş Savaşı ve Siyasal Devrim dönemi, ikincisi ise 1924’te halifeliğin kaldırılması ile başlayan, dinsel ideolojiyle ideolojik hesaplaşma dönemidir. Bizzat Mustafa Kemal’in yazı ve konuşmalarına dayanılarak hazırlanan bu derleme de, söz konusu dönemlendirmeye uygun olarak Kemalizmin dine karşı tutumunu tarihsel bir gelişim süreci içerisinde ortaya koymaktadır. Ataturk'un donemsel/durumsal pragmatisizmini sadece dinde degil; milli/etnik konuda da ortaya koymaktadir. Burada Ataturk'un "kopruyu gecene kadar....." olan pragmatsizmini gayet acikca acikliyor. Zaten bir ayet, dogma v.s. birakmamasi da burdan kaynaklaniyor. Tum yaptiklari pragmatisizm temelinde o sarta duruma kendince uygun bir uygulama ve bu uygulama sartlar degisince degisiyor.
    20 points
  21. Insanoglu tarihler boyu fenomenal/dogal zihniyeti eliyle olusturdugu sosyal bilgisi temelinde sosyal gercekligi yapilandirmistir. Nedir sosyal gerceklik? Sosyalgerceklik, insanoglunun zihniyetinde yer etmis sosyal bilginin sistem, duzen, kurum ve kurulus olarak gerceklesmesidir. Bu sosyal bilginin gerceklestirdigi sosyal gerceklik, her turlu metafizik (ontolojik, fizik otesi ve teolojik) ve etik (milli, dini, toresel, ahlaki, geleneksel, siyasi v.s.) yonlendirim ve yaptirimlarin insanoglu fenomeni eliyle onun yasam ve iliskisinde farkliliklar olarak yer almasi ve bu farkliliklarin biri biri ile verdikleri ustunluk savasidir. Sosyal gercekligin en buyuk ozelligi, bu gercekligin zamansal olarak degisken oldugu ama gercekliginin degismedigidir. Mesela "dunyada su kadar musluman yasar" sosyal gerceginin "su kadari" zamansal olarak degisken olsa bile, bu dunyada muslumanlarin yasadigi gercegini degistirmez. Aslinda insanoglunun her turlu birarada yasamasi tamamen bu sosyal bilgi ve onun gerceklestirdigi sosyal gercekliktir. Burada onemli bir nokta, sosyal gerceklik ile sosyal dogru farkidir. Bu farkta farkli ideolojik inancsal tabanin dogrulanma farkindan gelir. Mesela bir ulkede demokrasinin oldugu dogrulugu bir ideolojiye gore olsa da baska bir ideolojiye gore olmayabilir. Iste sosyal dogru ile sosyal gerceklik farki algilanamadigindan, dogal/fenomenal zihniyet, ya kendi dogrusuna gore olan gercegi carpitir, ya da algilayamaz. Cunku onun sosyal dogrusu onun disinda olan sosyal gercekligin verdigi gozlem ile ortusmez. Iste bu temelde sosyal bilginin inanca ideolojiye gore dogrulanmasi, sosyal dogru olurken; sosyal bilginin iradeden bagimsizverdigi gozlem sosyal gercekliktir. Burada onemli olan aralarinda dogruluk savasi veren sosyal bilginin ve onun yasamsal kilinmis sosyal gercekliginin numenal insanlik temelinde sorgulanmasi ve zararli olanlarindan arinilmasidir. Iste bu konu ve kavramina gore olan sorgulama sonucundaki arinma bilisselligi, en azindan arinmis zihniyetin o konu ve kavramdaki sosyal gercekligi tum sosyal dogru farklari ile birlikte gozlemleyebilmesi ve qua felsefesi ile ortaya koyabilmesi ve bunun yasam ve iliski olarak sosyo-psikolojisinin insanogluna verdigi her turlu zarari dile getirebilmesi bilimseldir. Kisaca sosyal bilginin yapilandirdigi farkli sosyal dogrular iceren sosyal gercekligin farklari ile birlikte farkina varmak gerekir. Bu dogrularin ve gercegin numenal insanlik temelinde sorgulanarak ondan arinilmasi ve de bu dogrular ve gercegin qua felsefesi ile insanoglu yasam ve iliskisindeki sosyo-psikolojik zararinin dile getireilmesi gerekir. Sosyal dogrular kisinin ideolojik inancsal temelinin dogrulamasi olsa bile, sosyal gercekler yasam ve iliskide olusmus gozlem verendir. Aslinda sosyal gerceklik, sosyal bilginin sosyal dogru olarak yasam ve iliskiye tasinmasidir. Frk ta hangi ideolojik inancsal bir tabanin dogrusu oldugudur. Buradaki farkindalik ve bilincliligin bilisselligi olan sosyal gercekligin verdigi gozlemin sosyal dogru olarak degil; numenal insanlik olarak gozleminin onemidir.
    20 points
  22. Bilindigi gibi evrensel-insan lakabi olarak hem adi gecen baslik altinda, hem de diger konu kavram ve basliklarda evrensel-insan zihniyetinin, serbest dusunen, qua felsefi, yapilandirmaci epistemolojist ve devrimci sorgulamali insanoglu temelli ve zihinsel insanlasmayi hedefliyen bilgi ve dusunceleri dile gelmektedir. Herseyden once dile gelen zihniyetin vucudu o an o zihniyeti dile getiren vucuttur. Yalniz zihniyetin aslinda vucudu yoktur ve vucudu sadece kullanarak dusunce ve bilgisini dile getirir. Iste bir zihniyetin dusunce ve bilgisi dile geldikten sonra, onu alabilen, algilayabilen, onun ile etkilesen onu onemseyen ve ona ilgi duyan her vucut o zihniyeti alir ve kullanir/paylasir. Yani zihniyet vucut gibi degildir, olmez. Oyle olsa tarih olmazdi. Cunku tarih yasanmislarin bugune tasinmasidir. Bu temelde ben, bir birey olarak kendi goruslerim ve ne oldugum ile ilgili bazi bireysel bilgiler verecegim. Sonucta evrensel-insan zihniyeti bir zihniyet olarak her turlu sorunu ortaya koyma adina bir algi bilgi bilinc ve farkindalik konusudur. Buradan benim bir birey olarak bu zihniyetten kendi adima cikardiklarim ile baskalarinin kendi adina cikardiklari degiskendir. Kisaca ben bir birey olarak bir konu ve kavramda evrensel-insan zihniyetinin soruna bakisini ayni konuya bakan baska bir birey kadar acik ve algilayici dile getiremiyebilirim. Sonucta evrensel-insan zihniyetinin sorunlari dile getirisi, icin kullandigi vucut benim vucudum. Iste baska vucutlarin dusunce ve bilgi olarak dile gelmesi konunun farkli perspektiflerini getirecektir. Bu temelde kendi bireysel dusunce ve bilgim adina, kisaca konu ve kavramlara bakis acim sudur. Basta ulkenin ve toplumunun ve farkli halklarinin birligi butunlugu ve beraberliginden yanayim. Yani ayni cografyanin korunmasindan yanayim. Yalniz bu yanalik ancak asagidakiler disindadir. Otokratik teokrasiden yana degilim.-Basbakan, AKP ve polis devleti, parti devleti Demokratik teokrasiden yana degilim-Cumhurbaskani, F.Gulen, cemaat, evengalizm Laik diktatorlukten yana degilim-Askeri idare laik milliyetcilikten yana degilim-turk milliyetciligi/Kurd milliyetciligi TC laikliginden yana degilim-diyanetin devlet bunyesinde olmasi, Istiklal marsi dini icerigi Ulusalci degilim-tek bir etnik koken ve tek bir din mezhebi temelindeki birlik uniterlik Demokratik diktatorlukten yana degilim-teklesmis etnik koken turklugun ya da sunniligin diger farklar uzerindeki hakimiyeti Hic bir emperyalist zihniyetten yana degilim-"demokrasi/ozgurluk" adi altinda emperyalizmin ulke ve toplumlarina saldirmasi, ic islerine karismasi, toplumu ayristirmasi ve mikro ayrimcilik ile ulkeleri kendi cikar amaclarina ekonomik ve politik alet etmesi. Hic bir surette ic ve dis savastan yana degilim-bir politik ve ekonomik cikar amacli acilan savaslar. Peki neden yanayim? Sekuler laiklikten yanayim- yani evrensel hukuk hak ve ozgurlukler insan haklari temelinde toplumun her farkli halkinin farkinin ozgurlugu tanim ve temsil hakki. Birey devletinden yanayim-yani vatandasin devleti icin degil, devletin bireyi icin var olmasi bireyinin hak ve ozgurlugunu koruyacak kurum ve kuruluslarinin olmasi Politik olmayan devletten yanayim-Yani devletin hic bir din ve mezhepten ve etnik kokenden yana olmamasi hepsine ayni mesafede olmasi hepsinin hak ve ozgurlugunu korumasi ve farklarin politik arac ve duygu somurusu ya da oy pusulasi olarak kullanimina izin verilmemesi. Ulke ve toplum cikarlarini gozeten politikadan yanayim-Her turlu politikanin ulkenin disarida barisa yonelik olmasi ve iceride de toplum ve farkli halklarinin her turlu yasam ve iliski standartinin yukseltilmesine olanaklarinin saglanmasina yonelik olmasi. Bilimsel, bilissel ve bilgisel egitim/ogretim ve yetistirim den yanayim-Egitimin temelinin din milliyet etik, metafizik degerler uzerine degil; evrensel olgu temelindeki bilimden yana olmasi her turlu yetistirimin ve egitimin ogrenimin kritik, analitik, yapilandirmaci ve birey yetistiren beyinleri dusundurten ve dusuncenin onunu acan sekilde olmasi her turlu dusunce ve ifade ozgurlugu. Kisaca vatandas ve toplumsal "biz/oteki" kutuplu otekilestirten/otekilesen degil; hak ve ozgurluklu birey ve onun farklari icsellestiren uzlasmali biribirine saygili bireysel yetisim. Yukarida kullanilan her turlu kavram ve deginilen her konu anlam ve icerik olarak cok farkli algilanabilir. Isteyen basligin yazarina kullandigi kavramlardan ne algilatmak istedigini daha detayli sorabilir ve neden ve neyden yana olup olmadiginin aciklamasini politik etik metafizik degil; insanlasmadan yana bilimsel ve bilissellikten yana sorabilir. Umarim bu baslik evrensel-insan lakabinin evrensel-insan zihniyeti yaninda evrensel-insan bireyini de daha detayli tanitmaya yeter, ya da taninma yolunda bir baslik olur. Deginilen konu ve kavramlarin "gunesin altindaki hersey" oldugu gibi bir soylemim yok. O yuzden birey olarak burada yer almayan bir konu ve kavramda, evrensel-insanin bireysel yanaligini insan ve onun insanligi adina sormak ve ogrenmek isteyenler de olabilir. Evrensel insan hem birey hem de zihniyet olarak her konu ve kavrama aciktir. Cunku onun zihninde "gunesin altinda ne varsa" sorgulanmakta insan ve insanlik adina da, bilimsellik ve bilissellik adina da dusunce ve bilgiye tasinmaktadir.
    19 points
  23. Soruyu en genis olan evren ya da dunya doga v.s. ile degil, en kucuk parca olan ve henuz bilimsel olarak ortaya konan genetik ya da atomik parcaciuklar olarak degil ve hatta tum insanoglu turu olarak da degil; sadece bir ulke ve onun toplumu ve farkli halklari nin hak ve ozgurlugu yasami iliskisi duzeni ve sistemi kurum ve kurumsallasmnasi v.s. olarak ele alirsak; secenekleri soyle siralayabiliriz. Egemenlik "kayitsiz/sartsiz"; Yaratanin/yaraticinindir. (O ulke toplumunun dini iman ve inanisi temelinde insanoglu yonlendirimi ve yaptirimi ile) Otokrasinin/otokratinindir. (iktidarin, devletin, halkin v.s. basi bir parti baskani, basbakan v.s,) Bir ideolojinindir. (her turlu duzen sistem yasam ve iliski oneren metafizik/etik temeldeki bir izm ve onun isti) Bir etik/metafizik inancindir. (dini, mezhebi, milli kokensel etnik v.s. onculugunde) Bir sinif ya da zumrenindir. (Burjuvazi, isci sinifi, asiret v.s.) Ulke toplumunun farkli halklarinin hak ve ozgurlukleri temelinde temsili, tanimi, yasam ve iliskisinindir. Benim aklima gelenler bunlar. Isteyen baska bir secenek varsa ekleyebilir ve neden yukaridaki seceneklerden birini ya da kendi ekledigi secenegi neden tercih ettigini de; ulke toplumu ve farkli halklarinin hak ve ozgurluklerini adalet, esitlik, antiayrimcilik v.s. adina ve kimi/neyi seciyorsa, onun tum toplumu kapsar olma adina aciklayabilir. Sonucta burada toplumun bir kisim ya da kesiminin diger kisim ya da kesim uzerindeki egemenliginin olmamasi egemenligin tum toplumun yararina olmasi soz konusudur. Ayrica bu egemenligi elinde bulundururan, kim/ne ise, onun; insanligin gelisimi adina bilimsel, bilissel ve bilgisel temele oturmasi cagdas olmasi ve insanoglunun onunu hic bir sekilde konuda tikamamasi onemlidir.
    19 points
  24. Konu Ataturk'un donemsel pragmatisizmi oldugundan, felsefe bolumune acilmistir. Ataturk'un pragmatisizminin temeli de sonucta politik cikara dayanir. Bilindigi gibi her konuda ve kavramda ve de tarihi karakterde oldugu gibi tarihimiz ve ortaya konanlar nedense ve nasilsa bir biri ile celiskili yerine gore sakli yerine gore carpitlali ama her zaman donemin iktidar politikasina ve onun her turlu cikarina gore pragmatist (yararci) bir icerik gosterir. Bunun en buyuk sorunu ulke ve toplumunda yetisen yetistirilen ve egitim/ogrenim ve ogretim goren nesillerin bilgilendirilisinin farki ve biribiri ile celismesi ve catismasi olarak yansir. Kisaca TC tarihinden bu yana hic bir nesil ayni algi ve bilgi ile yetismemis ve her gelen iktidar tarihi ve gercekleri kendi ideolojik inancsal cikari dogrultusunda carpitmis ve yanlis bilgilenmis ve bilgilendirilmistir. Bu bassta savunu ve karsi cikis olarak Osmanli ve TC tarihi celiskisini yaratmis; kimin neden nasil ve neye gore nerde Osmanli'dan yana nerde TC'tinden yana olup olmadigi bir karmasa olarak yansimistir. Tarihte yasamis karakterlerdenKimin kime gore ve neye "vatan haini" hangi vatanin (Osmanli/TC) "haini" olup olmadigi da ayri bir karmasa konusudur. Osmanliyi savunan 1919 sonrasi bir cesit "vatan haini" ilan edilirken, tarih te ilerledikce degerlendirme tarihsel carpitma ve donemsel olarak carpitilmis; bir zamanin asilani diger zamanin kahramani haline gelmistir. Aslinda ne toplum ne de kamuoyu ne de medya aydin ilerici devrimci v.s. olarak kimse neyi neden ve nasil savundugunu/karsi ciktigini bilmemekte; sadece donemsel olarak bir savunu/karsi cikis icinde kendini bulmaktadir. Bunda hem tarihimizin hem de okuma arastirma sorgulama aliskanligi olmayan ve her denilene guvenen inanan toplumumuzun her turlu cikar dogrultusunda donemin subjektif algisi ile carpitilan tarihi kendsi algilarinca degil; kendilerinden istenen sekilde degerlendirmeleri de buyuk bir rol sahibidir. "Kim kimdir, ne nedir; kime/neye gore odur/degildir?" sorularinin her turlu cevabi tarihin olmusaluguna ters dusecek sekilde donemsel cikarsal duygusal olarak degisime ugratilmistir. Biri tarihi "boyledir" derken; digeri "hayir, soyledir" diyebilmekte; tarihte yasanmisligi gizlemeye calisanlarin oldugu ortalarda soylenmektedir. Bunun tek nedeni bunu yapanin kendince mesala "Ataturk bu, toplum soyle biliyor; o zaman onun burada soyledigi su cumlesi konusmasi buna ters duser, o zaman bunu burdan kaldiralim" temelli tarihe ihanet eden carpitmalara donemin iktidarlari tarafindan imza atilmistir. Iste bu temelde konumuzun basligi olan ve TC devletinin kurucusu toplumun "Ataturk" olarak lakaplandirdigi, dunyanin da yakindan tanidigi ve doneminin tarihine adini yazdiran tarihi karakterin. 1881-1938 yillari arasindaki tum yasami boyunca yaptiklari; her neden ve nasilsa her turlu ideolojik inancsal dogru inanci temelinde kendine yer bulur. Ornek verelim; Ilericisi, devrimcisi solcusu, sosyalisti, komunisti v.s. de Ataturk'u bir yerde savunur; gericisi, karsi devrimcisi, yobazi, tutucusu, muhafazakari fasisti sagcisi da. Ateisti deisti dinsizi de Ataturk'u savunur; Teisti dindari, dincisi muslumani alevisi inaniri da., inancsizi da. Kisaca gunesin altinda hangi ideolojik inancsal dogru varsa; hepsi kerndinde bir Ataturk bulur. Ustelik bu iki turludur. Ilericisi, devrimcisi, solcusu, sosyalisti, komunisti liberali de Ataturk'e karsi cikar; Gericisi, karsi devrimcisi, yobazi, tutucusu, muhafazakari, fasisti sagcisi da. Ateisti, deisti, dinsizi, inancsizi da Ataturk'e karsi cikar; Teisti, dindari, dincisi muslumani, inaniri da. Bu konuda donemsel olarak ve gunumuzde o kadar cok kamuya mal olmus isim sayabiliriz ki! Evet, dahafazla detaya ve orneklere girmeden tarihi donemlere bakalim. 1881-1919-Osmanli donemi ve Mustafa kemal; Osmanli Askeri 1919-1923-Kuvay-i Milliye, Kurtulus Savasi ve Mustafa Kemal 1923-1938-Cumhurbaskani, yenilikler, devrimler, Osmanli'nin tarihe gomulusu ve Ataturk. Bu uc donem bizlere tarih bilgi algi v.s. olarak hem onun kimligi ve kisiligi hem de yaptiklari dedikleri olarak cok farkli uc Mustafa Kemal tarihi veriyor. Hem kisisel olarak kendi ile ilgili her turlu bilgi carpitmasi ve kirliligi; hem de her donem ile ilgili yaptiklari dedikleri ve bunlarin sansuru carpitilmasi v.s. Evet simdi soruyorum. "Benim gecmisim ile ovunmeyiniz, bugun vatan ve millet icin neler yapilmasi gerekir, onu dusununuz" diyen ve "Ben bir dogma birakmiyorum" diyerek te "herseyin bir degisim" oldugunu vurgulayan; Ataturk'un tarafi ya da karsitligi adina; Hangi doneminin tarafi/karsitisiniz? Hangi donemin Ataturkcusu, ya da Ataturk karsitisiniz? Dogma birakmayan Ataturk'un Kemalizmini bugunlere cagdasliga nasil tasiyorsunuz? Yaptiklari ve soyledikleri temelinde hangi doneminde ve neye gore demokrat/diktatordu? "Tek adamligi" neye dayanmaktadir, rakiplerini nasil ve neye dayanarak "bertaraf etti?" En son olarak en yakin silah arkadasi Ismet Inonu ile hangi konularda ve neden ayri dustu? Babasinin kokeninin ailesinin ne oldugu; inancinin ne oldugu muzayede'de neye gore nasil davrandigi Sebataylilik ve yahudilik ingiliz ajanligfi soylemleri v.s. Son olarak su atasozunu hatirlatalim "ates olmayan yerden duman cikmaz" o yuzden Ataturk hakkinda tum yazilip cizilen kimine gore olumlu kimine gore olumsuz tarihin "bu zaten Ataturk'e karsi tabi ki oyle yazacak/diyecek" seklinde bir "gecistirmesinin" ne tarihimize ne de Ataturk'u algilamaya bir yarari olmayacagini dusunerekten ve mumkunse, dusunce bilgi yorum ve gorus/fikir belirtimlerinizi TARAFKAR YANI SAVUNU/KARSI CIKIS YERINE OBJEKTIF SORGULAMA ALGISIYLE degerlendirmenizi sizlerden isteyerek, sozu sizlere birakiyorum. Evet hangi donemin Ataturk'u ve neden o donem? Konu vekavramlar ve de Ataturk ile ilgili bilgiler detaylandikca Ataturk ve yasam tarihinin ve her bir doneminin daha bir aydinlanacagi ve aciga kavusacagi umuduyla.
    18 points
  25. Bu iki ateizm arasindaki en onemli fark, teolojik ateizmin tanrinin varligi tartismasindaki tanrisiz bir durus olmasi ve bunun bireysel bir durus olmasidir. Yani birey, "Ben teist degilim ve teizmin hic bir tanrisal ya da dinselyonlendirim ve yaptirimlarini uygulamiyorum" demektir. Ideolojik ateizm ise tanri konusunda ve din konusunda tanriya ve dine karsi bir toplumsal mucadele vermektir.Yani "Ben dine ve tanriya karsiyim ve tanrinin yok oldugunu savunuyorum ve tanrinin var oldugunu soyleyenlerle de mucadele ederim." demektir. Teolojik ateist nonteist olarak hak ve ozgurluk olarak kendi ateist durusunun hak ve ozgurlugunu istedigi gibi, teistin de durusunun hak ve ozgurluk oldugunun bilincinde ve farkindadir. Verdigi mucadele kendi durusu uzerine ve bu durusun hak ve ozgurlugunu koruma adinadir. Ideolojik ateist ise, antiteist olarak, teist ile mucadele icindedir. Teisti distalar ve otekilestirir. Teiste karsi bir savas verir. O yuzden onun ateizminden ziyade, teist ile olan mucadelesi on plandadir. Teizme ve teiste karsi kendini ateist olarak ortaya koymak ve korumak, teolojik ateistin yaptigi iken; ideolojik ateist teizme karsi bir savas halindedir. Aslinda konu derin ve detaylidir, katilim olursa da bu detaylar ortayacikabilir. Turkiye'nin ateistleri genelde ideolojik ateistlerdir yani antiteist olarak teizme ve teiste karsi savas verir. Tabi bu da sartlar elverdigi olcude.
    18 points
  26. Sivil diktatorluk nedir? Aslinda bu soruya baktigimizda, sanki baska bir diktatorluk cesidi varmis gibi algilanir. Tarihe baktigimizda karanlik cagda tek bir dikta vardi, adi dini ve inancsal dikta idi. Ingiliz ic savasi ve fransa ihtilali bu dini diktatorluge bir cesit ayak direyerek ve adina "demokrasi" denilen siyasi diktatorlugu gundeme getirdi. Bu diktatorluk sivil diktatorlugun egemen sinif ya da burjuvazi diktatorlugu olarak yansidi, daha sonra sosyalizm adi altindaki cikislarda diktatorluk sinif degistirme adina proleter diktatorluge donustu. Daha sonra dunya askeri temeldeki Stalin, Hitler, Mussolini diktatorluklerini yasadi. Herseyden once diktatorluk nedir, diktatorluk belirli bir zihniyetin ideolojik, inancsal, etik ve metafizik temelindeki sadece o temelin ustunluigune yonelik yonlendirim ve yaptirimlaridir. Turkiye ozelinde tarihe bakarsak, TC nin tarihi bugune kadar iki temelde diktatorluk yasamistir, bunlar milli ve dini diktatorluklerdir. Milli diktatorlugun askeri diktatorluge donusmesi 1960 lar ile baslar. Iste bu askeri diktatorluk milli diktatorlugu 1980' lere kadar tasimis ve 1980'ler ile asker eliyle sivil diktatorlugun onu acilmistir. Iste Turkiye 2000 lerle bu sivil diktatorlugun pencesi altina girmistir. Toplum ve farkli halklarinin askeri diktatorlugun bilisselligine ermesi 2000 lerle iktidara tasinmis, ve toplum ve farkli halklari ise ancak 2010 lar ile birlikte ancak bu sivil diktatorlugun farkina varabilmistir. Bugun toplum ve farkli halklari kitlesel cikislari ile sivil diktatorluge karsi cikmaktadirlar. Yalniz burada onemli bir nokta vardir, sivil diktatorluge karsi cikis milli temele dayanmaktadir. Peki toplum ve farkli halklari ne istemektedir, yeni bir askeri-milli diktatorluk mu? Burada bu istenenin askeri yonu olmayacagi belki tarihsel tecrubeden yani toplum ve halkin askeri diktatorluklere karsi cikmalarindan algilanabilir. Peki toplum ve halklari milli diktatorluk mu istemektedir? Burada yanitimizi verebilmek adina, su andaki sivil diktatorlugun ideolojik inancsal temeline bakmak ve bunun da dini bir diktatorluk oldugunu algilamak yeterlidir. Peki toplum ve farkli halklari bu sivil-dini diktatorluge karsi cikarken, sivil-milli diktatorluk mu istemektedir? Burada toplum ve farkli halklarinin ortak noktasi olan Ataturk'te birlesmelerinden ne vermek istedikleri onemlidir. Toplum ve farkli halki 1980 sonrasi asker eliyle gelen sivil diktatorluge donmek istememektedir, peki 1960 eliyle gelen askeri diktatorluge donmek istemekte midir? Iste bu sorularin cevabi diktatorluklerde degil, dini ve milli yonlendirim ve yaptirimlarin ideolojik inancsal ijtidar isteminde yatmaktadir, bir de halkin laiklik, demokrasi, cumhuriyet hak ve ozgurlukler, bagimsizlik v.s. den ne algiladigindan. Sonucta diktatorluk sadece askeri sivil degil; ayni zamanda ideolojik inancsal ve etik temellidir. Iste bu acidan bir diktatorlugun sivilligi ya da askerligi, milliligi yada diniligi burjuvaziligi ya da proleterligi v.s. kisaca toplum ve farkli halklarini ideolojik inancsal ve etik/metafizik olarak ayiran ve bunun tek biri temelinde ve onun ustunlugunde birlestiren olduktan sonra fark etmeyecektir. Amac diktatorluge, kendi ideolojik inancsal ve yontemsel farkinin ustunlugu ile karsi cikmak degil; her turlu diktatorluge ve onun diger farklara ustunlugune karsi cikmaktir. Yoksa toplum ve farkli halklari bir diktatorluge karsi cikip, baska bir diktatorlugu iktidar yapmak icin mucadele veriyorsa, diktatorluk acisindan degisen bir sey olmayacak, sadece dikta edenin diktatorlugunun mucadelesi iktidar olacaktir. Amac ise her turlu diktatorluge insan haklari evrensel hukuk ve hak ve ozgurlukler olarak karsi cikmak, toplumu ve farkli halklarini birarada antiayrimci ve farklarin tanimsal, temsilsel esitligi temelinde karsi cikmaktir. Var midir boyle bir karsi cikis, hic zannetmiyorum. Yalniz bunu zaman gosterecek umarim yanilirim ve toplum ve farkli halklari diktator demokrasiden kurtulur. Millisiyle, dinisiyle, her turlu ideolojik inancsal farkiyla birlikte ve beraberce aralarinda fark ustunlugu ve ayrimciligi olmadan yasar ve iliski kurar.
    17 points
  27. Bir bilginin inancsal oldugunu nasil algilariz. Birincisi gozlem vermez. Ikincisi yanlislanamaz. Ucuncusu mutlak,, kesin ve sabittir. Dorduncusu sadece inancin dogrulanmasi/gerceklenmesi temelinde ve sadece bunu yapan akil temelindedir. Eger bir bilgi, gozlem vermiyor, yanlislanamiyor ve sadece inanilan temelde dogrulayanin kendine dogrulaniyor, yani olgu ya da evrensel onay alma ve her kesin kabullenme temelinde bir bilgi degil de tartisiliyorsa, o bilgi inancsal bilgidir. Inancsal bilgi, dogada, evrende, dunyada, maddede, nesnede ya da insanoglu disinda kalan baska bir fenomende mevcut degildir. Inancsal bilgi, ayristirmaci, tartismaci, yonlendirici, yaptirimli ve insanoglunu kendi turu bunyesinde birbirine dusuren bilgidir. Degerlerden, verilerden, tabulardan olusur. Inancsal bilgi, insanoglu eliyle somutlastirilmis ve sistem haline getirilmistir. Insanoglunun olmadigi zaman ve ortamda inancsal bilgi mevcut degildir. Ideolojik bilgi ise, inanilan bir dogrunun bir izm temelinde somuta indirgeme bilgisidir. Etik her turlu bilgi hem ideolojik hem de inancsal ve birlesim olarak sosyal bilgidir. Metafizik varliksal/etik/estetik ve fizik otesi bilgiler inancsal/ideolojik bilgilerdir. Inancsal ve ideolojik bilgi genelde insanoglunu bir sistem ve duzen bunyesinde tutma ve o temelde yonlendirim ve yaptirim verme bilgisidir. Insanoglu genelde inancsal ve ideolojik bilgisi ile yasam ve iliski surer. Inancsal ve ideolojik bilgi, soyuttan baslar ve somutta kurumsallasir ya da kurumsallastirma mucadelersi verilir. Yani once dusuncesi ve zihniyeti yaratilir, sonra da bu yaratilan zihniyet ve dusunce somuta indirgenmeye calisilir. Hic bir inancsal ve ideolojik bilgi kendince bir somuta dayanbmazsa inanilirligini ve ideolojik gecerliligini yitirir. Cunku inancin var olabilmesi isin, o inanci dogrulayacak ve gercekleyecek bir somut taban gerekir. Konu genis ve detaylidir. Bilimsel ve teorik bilgi ise inancsal ve ideolojik bilgi ile taban tabana zittir. Yani hem gozlemsel yanlislanabilme/olgusal gecerlilik hem de olabilirlik olasiliginin mantiksal varligi gereklidir. Inancsal ve ideolojik bilgiler: Metafizik, varliksal, fizik otesi, bilim kurgu, etik, estetik v.s. temelli yonlendirimli ve yaptirimli bilgilerdir.
    16 points
  28. http://www.youtube.com/watch?v=w7N5hCT29mA
    14 points
  29. Bir bebek, dogumdan olumune kadar; kendisine verilen degerlerle; buyur, yasar ve iliski kurar. Bebek, yasi ilerledikce; ya bu verilen degerleri sahiplenir ; ya da verilen degerlere karsi cikar. Bu mucadele, bebegin kisiligini olusturur. Bu surec, dogal gelisen bir surectir. Bu, surecte; dogan bebegin, bir rolu yoktur. Devrimci surec ise iki asamalidir. Bunun birinci asamasi; dogan bebegin yasam ve iliskilerinde, birey olmaya yonelmesi asamasidir. Bu asama; dogan bebegin, dogumundan itibaren, kendisine verilen degerlere, sahip olmak-savunmak- veya karsi cikmak yerine; bu verilen degerleri, kendi oz iradesiyle nedenleyip-sorguluyarak; ya kendi oz degerleri yapip, savunacak, ya bu degerleri "degersiz" bulup; karsi cikacak YA DA BU DEGERLERDEN KENDINI ARINDIRACAKTIR-YANI, IHTIYAC DUYMAYACAK. Iste, yasaminin herhangibir doneminde, kisinin, bu kendi oz degerlerini kendi ile mucadele ederek kendi iradesiyle olusturma dusunce ve davranisinin baslamasi; devrimci surecin ilk asamasidir. Turkiye toplumu, icin gecerli ve gerekli olan bu surec., hem her kisinin, hem toplumun, hem ulkenin butunlugu ve birligi icin; hemde hak ve ozgurluklerin, hukuk temelinde saglanmasini saglayacak; bir sosyal duzen icin, sarttir. Cunku, bireyi olmayan ve bireyi yetismeyen toplum, hic bir temelde; saglikli bir yasam suremez ve de sosyal guvenceye sahip olamaz. Bu, devrimin ikinci asamasi ise; birinci asamanin tamamlanmasi, yani dogumdan beri verilen degerlerden; arinilmasinin; soyutlanilmasinin bilincinin ve becerisinin basarilmasiyla baslar. Cunku, artik birey; bireysel bilinc olarak; dogumdan beri kendisine verilen degerlerin ozunun; bencil, cikarci ve ayrimci temele dayandiginin farkina varmistir. Bundan, sonrasi; artik; bireyin, bireysel temeldeki tamamen kendi degerlerinden olusan yasami ve iliski duzeyidir. Iste, bu devreden sonra birey;-yasi kac olursa olsun ve nerede yasiyor olursa olsun-bireysel olarak;kendisini, yasam ve iliski temelinde, hem, evren ile-ufkun en genis anlamiyla- hem de,insanla-cinsinin bolunmez butunlugu anlaminda- evrensel, saygi ve ozgurluk ve insansal hak ve vicdan temelinde; olunceye kadar, egitmeli, yetistirmeli gelistirmeli, ilerletmelidir. Bunun, icinde; kendi ile olan mucadelesini bir an birakmamasi gerekir. Iste, dogan bir bebegin; kendi yasam ve iliskisi icin; kendisine, kendisinin verdigi degerlerle, kendini birey yapma ve bireysel temelde; dusunce ve davranisinda; evrensel ve insansal yasam ve iliski icin; kendi oz iradesiyle, kendi ile mucadele etmeye, BIREYIN BIREYSEL DEVRIMI DENIR. Birey olmak ne demektir? Bir kisinin, dogumdan itibaren kendisine verilen degerlerle; baskalari tarafindan olusturulmus, kisilik yapi ve karakterini; kendi oz iradesi ve kendi bilinciyle, verilen degerleri; nedenleyip-sorgulayarak, kendi istemi ve bilinci temelinde; kendine mal eden ve savunu-itiraz mekanizmasini, kendi oz iradesi ve kendi olusturdugu dusunce ve davranisla yansitan, kisi; birey olma bilincini almis kisidir. Bireysel hak ve ozgurlukler ne demektir? Bir, birey; bireysel yasam ve iliskilerinde; kendine ait dusunce ve davranisi, hic bir baski altinda kalmadan; ortaya koyabilmesi; bireyin, insanoglunun en kucuk uyesi olma vasfiyla bir hakkidir. Bu, hakkini birey kullanirken, kendisi; insanoglunun bir parcasi oldugunun bilincinde olmali ve bu hakkini, baska bir kisinin hakkina tecavuz gosterecek bir duzeyde kullanmamalidir. Bireyin, ozgurlugu; baska bir kisinin hakkina mudahele etmeme ile sinirlidir. Bireylerin, bir arada toplumsal yasam ve iliskisi. Bireyler, bireysel olarak; kendileri gibi birey olanlarin bireyselligiyle; bir toplum icinde beraber yasarlar. Buradaki; en onemli konu; hicbir bireyin; ne kendi hakkina baskasinin mudahele etmesine izin vermesi; ne de, baska bir bireyin ozgurlugune mudahele etmesidir. Bireyler, bu tur bir yasam ve iliskiyi bereber surdurebilmeleri icin; herseyden once yasam ve ilski olarak, herbir bireyin, insanoglunun bir parcasi temelinde yasam ve iliski surmeleri gerektiginin bilincine sahip olmalidir. Her birey; kendi bireysel dusunce ve davranisindaki farkliligi; ne baska bir bireye empoze etmeli, ne de baska bir bireyin dusunce ve davranisini karsisina almalidir. Bireyler, bir arada ancak; antiayrimcilik temelinde yasarlar. Cunku, hic bir birey dusunce ve davranis olarak; biribirinin aynisi olmak zorunda degildir. Bireylerin, birbirinden farkli dusunceleri; insanoglunun bir zenginligidir. Insanoglunun yasam ve iliskileri genel olsa bile; bireyin ki ozeldir. BIREY OLMAK DEMEK, OZEL OLMAK DEMEKTIR. Bu, temeldeki;ozellik zenginliginin; insanoglunun genelindeki yasam ve iliskisi de, ancak; saygi ve vicdan temelinde olur. Gunumuz dunyasinda; dusunce ve davranista; insan olma ve insanlik sunma yeteri kadar bilince tasinmadigindan; bu tip bir antiayrimciligin korunmasi ve kollanmasi; ancak hukuk ve sivil kuruluslarin; bireysel hak ve ozgurluklerini, birey adina koruyacak bir yapilanmasiyla olur. Tabi ki; bireyler, bireysel olarak; insan olma ve insanlik sunma bilincine evrensel antiayrimcilik temelinde ulastiklari zaman ve kendi aralarinda; bireysel hak ve ozgurlukleri koruyup kollayabilecek yasam ve iliskiye ulastiklari zaman; hukuksal bir yapilanmaya ihtiyac duymuyacaklardir. Cunku, bu koruma ve kollama; otomatikman bireye, bireysel temelde; bir yukumluluk bilinci verecektir. Buradaki, yukumluluk de; bireyin yuklendigi; bireysel-evrensel-insansal yukumluluktur. Buradaki tek yapilanma; bireysel yasam ve iliskiyi antiayrimci temelde ve bireyler eliyle saglayan evrensel-insansal yasam ve iliskinin, beraberlik, butunluk ve birlik temelindeki yapilanmasidir. Bu yapilanmada; hic bir sekilde ayrimciliga, bencillige, cikara ve erksel dusunce ve davranisa yer yoktur. Zaten, bu duzeye gelmis birey bilincinde; bu tip dusunce ve davranisa da ihtiyac yoktur. Bireyin, dusunce ve davranis siniri; insansal ve evrenseldir. Bu, da zaten her bireyin; dusunce ve davranis kokeni olmalidir. Buradaki sinir da; ne bir insanustuluk, ne de bir evrenustuluk veya doga ustuluk, dunyaotelik aramaya ihtiyac kalmayacaktir. Cunku, bir bireyin; insan ozunden geldigi yaraticilik ve hayalgucu yetisi; ona, baska bir kaynak aratmaz. Butun yapilmasi gereken; kendi turu temelinde, sorunsuz yasami ve iliskisini; kendi disina da; insansal saygi ve vicdan temelinde tasimasi; kendini yasatan, dogayi, dunyayi ve evreni; cok iyi nedenleyip-sorgulayip, uzerinde yasam suren herturlu farkli varliklarla birlikte paylasmasidir. Kendini, yasatan bu kendi disindaki varliga, gosterecegi saygi ve vicdan; o varligin yasamini surdurmesinin kendi yasamini surdurmesiyle paralel oldugunun bilinci demektir. Kendini, yasatani-dogayi, dunyayi, evreni-; yasatmali ve onu korumali ve kollamalidir. Kendi ne kadar gelisirse, yasamini surdurdugu ortam da o kadar gelisir. Bir, birey; ne kendi turunden-parca olarak- ne de kendi disindaki turler toplumundan-butun olarak-ayri ele alinamaz. Onemli olan, bu ayrilmayan farklarin ahengini ve uyumunu saglamak ve surdurmektir. Bireysellestirilmek ve bireysellesmek farki Eger, duzen; bir kisiye ayrimci politika uyguluyor ve onu toplumdan kopariyorsa, bu bireysellestirmedir. Soros ideolojisinin, mikro ayrimcilik temelli calismasinin; temelini, bireysellestirme almaktadir. Daha sonra, bireysellestirme temelli bir ayrimcilik politikasi hem dini hem de milli-kokensel temelde yurutulmektedir. Eger, bir kisi; kendi kendini, kendi oz iradesiyle, birey yapamiyorsa; ve disaridan verilen bilgilerle bireysellestiriliyorsa; bu cok tehlikelidir. Cunku, kendi bilinciyle, bireylesmeyen kisi; ancak; bireyci "kandirilma veya satin alinma ile" bireysellestirilebilir. Tehlikelidir, cunku; onu bireysellestirenler; ona bir otoriter yetki ve guc vaadedebilirler, ya da kisi; bu yetkiyi kendisinde gorebilir. Bu, tip bir yetki de; kisinin cevrasinde, bir baski olusturur. Temeli de; korku felsefesine dayanir. Bireysellestirilen kisiler, eger bir orgut tarafindan bireysellesmisse; bu da, yeni bir suru psikolojisinin temelidir. Bireysellesen kisinin en buyuk korkusu "desteksizlik ve yalnizliktir" Oyuzden, bu duruma gelmis kisilerin; cikarci orgutlerin "eline duserek" onlarin "bir kullanim araci" haline gelmesi ve onlara hizmet etmesi dogaldir. Dolayisiyle, bu tip bir planli "suruden ayiris" onu, baska bir "suru" ye yoneltmek demektir. Iste, Turkiye'deki; F. Gulen orgutlenmesi buna en guzel ornektir. Once, "basi bos birakip", sonra, o "basi bos" kalanlari, baska bir "suru catisi" altinda toplamak.
    14 points
  30. Bunyesinde yasadigimiz cografi topraklarin tarihler boyu suregelen ve pek degisime ugramayan, iki etik yonlendirimi ve yaptirimi vardir. Bunlardan biri; Dinilesmek, digeri Millilesmektir. Insanoglunun basina musallat olan bu iki inancsal ideolojik ve dogan her bir insanogluna verilen deger, veri ve tabu; genelde uzerinde yasam ve iliski surdugumuz topraklarin, neden cagdisi kaldigi ve cagi yakalamak yerine de cagdan gerilediginin en guzel izahidir. Osmanlidan basliyan, dinilesme politikasi bir yerde Ataturk eliyle TC tarihini millilestirme ile baslatmis ve gunumuze gelene kadar ise, iktidarlar ve onlarin devleti yonlendirmesi eliyle bu iki etik yonlendirme donem donem el degistirerek devam etmistir. Bilindigi gibi, 2000 lerle gelen ve halen devam eden, dinlilestirme su an on planda ve iktidarin devlet eli ile topluma ve farkli halklarina dayattigidir. Evet, bir kisinin bunyesinde bulundugu cografya ve toplumda dini ve milli yonlendirim ve yaptirim almasi kacinilmazdir. Burada sorun, bunlarin her seyin basini cekmesi ve kisiden toplumsal bir kutuplasmaya sicratilmasi ve de her turlu iktidarin politik cikar somurusu halini almasidir. Iste toplumun yetistirim, egitim, ogretim ve yonlendirim olarak bu temelde bilgilendirilmesi; cagdasligin onundeki en onemli engeldir. Bugun toplumun ve her bir ferdinin insanoglunun geldigi duzeyde alacagi egitim, aslinda zihinsel ve davranissal insanlasma, bilimsellesme ve bilissellesme olmasidir. Bu her seyden once bir kisinin birey bilisselligi ve yasam ve iliskisini kendi serbest iradesi ile yurutmesi ve kontrol etmesi demektir. Devletin ve iktidarlarin gorevi ise, iste toplumuna ve ferdine bu egitimi olanagi ve secenegi saglama olmalidir. Beyinler tek duze calisamaz ve dusunemez hale getirilmek yerine, biat ve suru psikolojisi yerine; her turlu kritik, analitik beynini kendi serbest iradesi ile dusundurtebilmesi ve hem kendi hem toplumu hem ulkesi hem de insanlik adina, dunyasina bilginin bilimin her turlu gelisiminde beyin gucu ile yardimci olabilmesidir. Amac emir eri olan robot olan boyun egen biast eden v.s. nesiller yetistirmek degil; neyin ne oldugunu arastiran sorgulayan arayan bulan ve her turlu beyin jimnastigini serbestce yapabilen bilgili bilincli ve bilimsel nesiller yetistirebilmektir. Evet bir kisi kendi adina dini ve de milli kokenini inancini ideolojisini kimlik degeri olarak yasam ve iliskisine tasiyabilir ve bu onun hak ve ozgurlugudur. Fakat bunun ne bilgiye ne bilime ne beynin dusunmesine ne insanliga ne de herhangibir gelisime yenilenime hic bir katkisi yoktur. Aksine ferdi eliyle toplumu gericilige tutuculuga yobazliga dirence mahkum etmek ve dusunmeyen sadece verileni robot ya da emir eri gibi uygulayan beyinlerden olusturur. Zaten basta bilimsellik ve bilissellik, iste bu kimlik deger farklarinin bir arada birbirine saygili olarak birlikte yasamasini saglamada en onemli rolu oynar. Dolayisi ile ferd bu konuda kendi kimlik farkini baskasina kabul ettirme mucadelesi degil; kendi beyninin ortaya koydugu dusuncenin insanliga ve bilime olan yararini gosterme mucadelesi verir. Iste asil baris sakinlik normallik sivillik sosyallik ve saygili birlikte yasam butun bu etik farklara ve bunlarin hak ve ozgurlukler temelinde yasamda ve iliskide yer almalarina ragmen; boyle saglanir. Evet, toplumun birer farkli kimlik degeri olan ferdleri olarak dininizi milliyetinizi koruyun, sorun burda degil; sorun bunu toplumsal ve politik bir otekilestirme ve mucadele haline getirme. Egeriktidar ve devlet size bunu saglamiyorsa, siz bunu kendinize kendi olanaklarinizla saglayin. Okuyun, ogrenin, bilgilenin. Kendi beyninizle herseyi sorgulayin bilimin ve bilimselligin yararini kendi ve toplumunuz adina gorun ve gosterin. Devlet ve iktidar sizi birbirinizle savastirarak insanliktan cikarmak istiyorsa, siz ayak direnin ve insanliginizdan sayginizdan bilimden bilgiden ogrenmeden yenilenmeden cekinmeyin. Sonucta emperyalist zihniyetin her turlu ve her alanda at kostuirdugu ve kisileri toplumlari kendi cikarina alet ettigi dunyamizda, siz buna bilginizxle bilimselliginizle ve insanbliginizla boyun egmeyin. En azindan bunu toplumunuz icin degil; kendiniz icin kendi vicdaniniz icin ve gelecek nesillere ornek olmak icin yapin. Yoksa dogustan bir ozelliginiz olmayan ve yasamdan giydirilen etik elbisenin kulu kolesi maddesi ve emir eri robotu olur cikarsiniz. Ya kendiniz bilimselliginiz insanliginiz; ya da kullugunuz koleliginiz maddeliginiz ve bunlar ve her turlu isdeolojik inancsal degerleri, verileri ve tabulari ugruna harcadiginiz yasam ve baskalarinin yasamlari. Aslinda secim bu kadar acik ve net.
    13 points
  31. Herhangi bir onermenin, varsayimin, hipotezin, teorinin v.s. hangi mantiksal ceside ve tabana dayanirsa dayansin, kendi bunyesindeki mantiksal aciklamasi "olabilirligin olasiligi" uzerinedir. Bilindigi gibi, mantiksal olmaya, toplum dilinde "akil yurutme" denir. Demekki her mantiksal durum kendi tabanina gore bir olabilirlik olasaligi tasimasi gerekir. Yalniz bu olabilirlik olasaligini tasimanin mantigi ister istemez, soyuta yani numenal yetiye ve adi ile akila dayanir. Burada akil iki turlu isler; ya akilda yaratilan bir ideolojik inancsal dogruyu, akil olabilirlik olasiligi temelinde somuta tasir. Yani etik olarak ya da bir metafizik temelli ideoloji olarak. Ornek her turlu izm ve her turlu etik ve metafizik taban. Bu tabanin kavramin sistem, duzen ve kurum ve de kurumlasmaya donusup toplumda isletilmesi. Ya da mantiksal olabilirlik olasaligini olgusal olarak ya da akilci olarak soyuta tasir. Burada aslinda bilimsel ve akilci yanasim farkini algilamak cok onemlidir. Bu fark tasimanin nereden nereye olmasi ile farklilasir. Somutun soyuta tasinmasi, bilimsel olabilme olanagi tasirken; ayni olanak soyutun somuta tassinmasinda da gecerlidir. Yani bir beyin bu tasimayi nerden nereye yaparsa yapsin; burada bilimsel ve inancsal farki yoktur. Buradaki fark; olabilirlik olasaligindadir. Iste burada bilimsel olan ister somuttan soyuta/ister soyuttan somuta tasinsin; ortada mutlaka olabilirlik olasaliginin OLMUS OLMASI/OLABILIR OLMASI gerekir. Bir ornek verelim. Eger ortada bir olgu varsa, zaten bu olgunun mantiksal olabilirlik olasiligina gerek yoktur. Cunku bu OLABILIRLIK OLMUS VE GOZLEM VERMEKTEDIR. Ya da ortada henuz bir gozlem yok, ama tum soyut veriler, bilimsel bir temele tabana dayaniyor ise; OLABILIRLIGIN OLABILME OLANAGI SADECE GOZLEME KALMISTIR ve bilim bunun icin calismaktadir. Iste burada yine onemli olan bu olgu ya da teorinin, test edilmis olmasi ve gozlem vermesinin yaninda; GECERLILIGI VE YASAYASBILMESININ ANCAK BASKA BIR GOZLEME VE ONUN YANLISLAYABILIRLIGINE KADAR OLAN GECERLILIGIDIR. Burada bilimsel olmayan da iki turludur. Ya olabilirlik olasiliginin olmuslugunun bilisselligine erememek, dolayisi ile kabul etmeyerek karsi cikmak ve karsi cikilan ve inanilan inanci gecersiz oldugu halde savunmak; ya da olabilirlik olasiligi uzerine aklin bir yaratimi ve bu yaratimin olabilirligini olmus kilmak, ya da olmus olarak inanmak. Kisaca bilimsel gozlem ile yanlislanamaz kilmak yani gozlemini olguya degilde; aklin dogrulamasina birakmak ve tartismak. Iste bu beynin tarihler boyu ic iceligi gecmisligi ve ayni beynin urunu olarak hem bilimselligin hem inancin ustelik ayni yollarla ortaya koymasi; henuz yuzyilimizda bile bilimselligi inancsal ideolojiye, ya da inancsal/ideolojiyi bilimsellige tasima mantiksal olabilirlik olasaliginin olmayanini ortaya atmaktadir. Bu da en basta emperyalist zihniyetin bilimi her turlu dogallik ve fenomenlik kisvesi altinda kendi akilci cikarinin ve ego tatminin temelinde dogal ve fenomenal zihniyet olarak kullanimini getirir. Aslinda yukaridaki her turlu tasimaya, herkes kendince ornekler verebilir ve herkesin verecegi ornekler; onun beyninin bu konuya ne kadar vakif olundugunu da gosterecektir. Eger istenirse ornek de verilebilir. Yalniz baslikta boyle bir ornek verilmemesinin sebebi, bir yerde okuru yazilani algilamaya ve bilimselligin bilinc ve farkindaligina yonlendirmeye yani sorgulamaya yonlendirir.
    13 points
  32. Bilirsiniz, mistisizmin temelinde bir sir, gizem, mucize v.s. yatar. Iste bu gizemi, sirri ve bilhassa gelecegi okuma adina su istismar eden ve somuren bir suru fenomen okuyuculari ortaya cikar. Medyumlar, sihirbazlar, buyuculer, hascilar, hocalar, ufurukculer v.s. ve falcilar; evet falcilar. Aslinda tum bunlari falci basliginda birlestirmek hic te uygunsuz dusmez. Basta astroloji denilen, parapsikoloji denilen, alternatif tip denilen v.s. bir suru pseudo bilim, yani sozde/sahte bilimciler, ortada cirit atar ve ekonomik yasam saglar. Tabi bunun icin basta onlara bu ekonomiyi saglayacak bir beyin duzeyindeki kitle gerekir ve bu da zaten vardir. Neyse, yildiz, kahve, iskambil, fasulye, tas fallar cografya ve toplumuna gore siralamak ile bitmez. Buradaki en onemli konu inandiricilik acisindan, her turlu falin gorselligi ve gozlem vermesidir. Yani her turlu falin fenomenal bir tabani (kahve, yildiz v.s.) ve ortami (ufurukculuk, medyumluk, sihirbazlik v.s.) gozler onundedir ve hazirlanir. Peki geriye ne kalir, geriye bir tek falcinin AKILCI/CIKARCI MARIFETI/INANDIRILICIGININ TUTARLILIGI" kalir. Iste aslinda bilimsel olmayan hersey bir falciliktir. Cunku falcilikta sadece inanan akil degil; inandiran akil da olmasi gerekir. Yani inanacak olanin kendini inandirmasi; kendine degil; ona onu inandiracak falcinin akilciligina baglidir. Iste kendilik bilisselligi, birey bilinci ve farkindaligi olmayan bir beyin; sadece ona verilen inancin degil; ona vereilen inancsal falciligin da kurbanidir. Cunku herseyini bu sir ve gizem temelinde teslim etmis ve bu gelecekte basina neler gelecegini de onceden bilmek istemistir. Ayni bilimsel olarak ortaya konabilen olgu ve bilgilerle yeterli olamayan ve illa aklini tatmin icin her turlu varliksal, inancsal, ideolojik, dogrusal, metafizik bir temel ve tabana tutunan beyinler gibi. Simdi fal akilciliginin gozlemi ile bilimsel temel ve tabanin gozlem farkini ortaya koyalim. Kahve, iskambil, ya da baska bir fenomeni alirsin eline ve baslarsin aklinin gordugunu inanca tasimaya. Diyelim kahve fincaninda iki aralikli cizgi gorursun ve "senin onunde iki yol var" dersin. Bir sekillenisi alir "senin hayatinda sana yardim edecek/kotuluk edecek, bir kisi var" v.s. dersin. Tabi bunlari da kendi birikim, deneyim ve beceri temelinde "ballandira ballandira" susler de suslersin. Iste evrene, maddeye, nesneye, dogaya, ya da herhangibir fenomene "fal bakmak" ile "bilimsel bakmak" farki budur. Fal bakan inandirir, bilimsel bakan bilgilendirir. Iste bu temelde yapilandirmaci epistemoloji disinda kalan her turlu bir fenomene yanasim sadece fal bakmaktir. Yani fenomenin falina bakarsin, onu bilimsel olarak olguya tasimaz, gozlemlemez ve ortaya koymazsin, inandirir ve teslim alirsin. O yuzden bundan sonra basta fenomene ait oldugu soylenen her turlu bilginin fal bilgisi mi, yoksa bilimsel bilgi mi oldugunu iyi algilamak gerekir. Cunku burda mantiksal olabilirlik olasiligi sizi kurtarmaz. Cunku falci zaten size olabilirlik olasiligi olmayan bir seyi soylemez, ya da soylese bile algilanmaz. Iste inancin gercek bagi ile gozlemin olgu bagi farki da budur. Olgu zaten ortadadir ve gozlem verir, yani olabilirlik olasiligi olmustur. Gercekte ise akil olabilirlik olasiligi bunyesinde fal bakar ve inanmamak icin de bir neden bulamazsiniz. Ya da olabilirligin olmuslugunu gozlemleyecegine, red eder ve mutlaka bu olgusalligin arkasinda bir falci (yaratici, akilli tasarimci v.s.) arar. Bulamazsa da falcilar onu ikna eder ve buldurur. Iste falcilik, bu olgusalligin arkasindaki akildir. Ustelik onunuzdedir ve sizi bu akilciliga inandirir. Ya falci olacaksiniz, ya falci bulacaksiniz; ya da bilimsel olacaksiniz. Maalesef baska da seciminiz yok.
    12 points
  33. Bilhassa "acilim" tartismasindan beri yukselen ve TC tarihinde gerek aleni gerek goze batmadan her donem ve zamanda var olan "turk ve kurd" farki tartismasinda; en onemli ve algilanabilir olan; turkcemizdeki -lik, luk ekleri ile; cu, ci ekleri farkinin ne oldugunu algilamaktir. Turkce'de li, li soneki eklendigi kelimeye, aitlik, sahiplik icerigi verirken; ci, cu eki eklendigi kelimeye; taraflik, yandaslik v.s. anlam ve icerigi verir. Bu anlam ve icerik; kelimeyi fiziksel bir sahiplikten, zihinselsel bir ustunluk, hakimiyet, otekilestirme, distalama, ayirma, asimiliye etme, yok etme v.s dusunce ve davranisina goturur. Turkluk/Kurtluk- Bir kisinin kendine verilen ve kabullendigi kendi etnik koken ve ayni kokenin etnisitesinin aitligi sahipligidir. Turkculuk/Kurtculuk- Bir kisinin sahiplendigi ve kabullendigi kimligin her turlu ustunluk, hakimiyet, savasimini vermesi ve milliyetcilik ya da asiri bir sekilde irkcilik yapmasidir. Turkluk ve kurdluk ve de her turlu etnik kokenin etnisite kimligine bir kisinin sahip cikmasi onu yasamak ve yasatmak istemesi onun insan haklari evrensel hukuk temelli hak ve ozgurlugu iken; turkculuk/kurtculuk ve de her turlu etnik kokenin etnisite kimligini milliyetcilik temelinde diger etnik koken ve etnisitelere nazaran one cikarmasi tek kilmasi ve digerlerini yok saymasi gale almamasi ve iktidar, guc ve otorite olarak diktatorlugu altinda yasatmasidir. Bir kisinin kendini turk veya kurd olarak lanse etmesi, onun hak ve ozgurlugu iken; bir kisinin kendi etnik koken ve etnisitesini herkesin kabul etmesi dusunce ve davranisi politiktir. Demekki ilk ana fark, turk ve kurd politikasi yerine, turk ve kurd hak ve ozgurlugu farkini algilamaktir. Turkluk/kurtluk bir kimlik hak ve ozgurlugu olarak sadece kendi kimligine degil; diger kimlige de hak ve ozgurluk tanirken; turkculuk/kurtculuk turk ve kurd kavramlarini politik bir cikar olarak ustunluk hakimiyet iktidar ve guc/otorite olarak kullanmaktadir. Iste bu temelde TC tarihinde kurucusu Ataturk dahil; bugune kadar sadece turk politikasi temelinde turkculugu uygulamislar ve devleti buna alet etmislerdir. Yine bu temelde TC tarihinde her donem dahil, 1980'den bu yana yogun olarak kurtluk yerine, kurtculuk politikasi one cikarilmis ve toplum devlet buna alet edilmistir. Demekki ana sorun turk ve kurd kavramlarinin, politik cikar temelinde turkculuk ve kurtculuk olarak kullanilmasinda yatmaktadir. Cozum burada degildir, cunku burada cozum yoktur. Sadece turk ve kurd kavramlarinin politik cikara alet edilisi vardir. Ustelik bu alet edilisten kurd halki da tuirk halki da yarar degil, zarar gormektedir. O zaman cozum turk ve kurd kavramlarinin kimlik olarak taninmasinda ve bu kavramlarin kimlik hak ve ozgurlugu etnisite olarak taninmasindadir. Sonucta ayni cografya da iki farkli kimlik biribirlerinin hak ve ozgurlugunu insan haklari ve evrensel hukuk olarak tanirsa yasayabilirler. Iste bu kavramlarin -culuk temelinde politikaya alet edilmemesi icin de; devletin her iki hak ve ozgurlugu koruyan ve yasatan bir yapi ve isleyiste olmasi gerekir. Yani uniter bir devlet. Bu iki kavramdan yola cikarak, kavramlari cogalttigimizda ister fark etnik ister dini olsun; degisen bir sey olmayacaktir. Yeterki bu kavramlar politik cikar amacli kullanima yonelmesin. Sadece biribirlerini hak ve ozgurluk olarak saygi ile icsellestirebilsin. Ornek olarak hak ve ozgurluk temelinde, kavramlari artiralim; Turkluk, kurdluk, ermenilik, yahudilik, hristiyanlik, alevilik, sunnilik, muslumanlik, dinlilik, dinsizlik v.s. Ayni ornegi bu kavramlari kimlikten cikarip, ustunluk hakimiyet ikdidar mucadelesi temelinde politik cikara tasiyalim. Burada tasiyacagimiz bazi kavramlar turkce dili olarak "garip" gelebilir. Ayni sirayi takip edelim. Turkculuk, Kurdculuk, ermenicilik, yahudicilik, hristiyancilik, alevicilik, sunnicilik, muslumancilik, dincilik, dinsizcilik v.s. Iste maalesef TC tarihinde ilk ornegimiz hic bir zaman yasama gecirilememistir. Yasamda olan ve yasama gecirilen ikinci ornek listesidir. Bu da hak ve ozgurlukler degil; sadece politik cikar mucadelesidir ve devlet bu politik cikar mucadelesine iktidarlar eliyle tarafli kilinarak kullanilmistir. "Ben turkum/kurdum v.s." Bir kimlik tanitimi iken ve hak ve ozgurluk iken; "herkes turktur/kurddur v.s." soylemi politik cikarin guc ve otoritesi ve baskalarina mudahele ve onlar uzerinde politik diktatorluktur. Eger "luk" eki ile "culuk" eki ya da "li" eki ile "cu" eki farki algilanirsa ve hak ve ozgurluk olarak uygulanirsa; ancak birlikte yasam cozumu ufka girer. O yuzden herkesin kendine tanidigi kimligi yani ...luklugu onun hak ve ozgurlugu iken; bu kimligin politik cikar temelli ustunluk, gc/otorite ve iktidar savasimi ve de devleti ve kurumlarini buna alet etmesi ise politiktir. Hak ve ozgurlukler bir cozum iken; politik olan sadece bir cikar savasimidir. Insanlik ve onun yasam ve iliskisi, politik cikardan degil; hak ve ozgurluklerden yanadir. Ustelik bu savas turk kurd ermeni v.s. farklarinin ayrimi ile degil; farklar esitligindeki birlesimi ile verilir. Yani verilen savas her turlu ...lugun ortak hak ve ozgurluk savasidir. Iste ancak bu bilinc ve farkindaliktaki savas; emperyalist zihniyet tasimayan savastir. Cunku emperyalist zihniyet ....lukleri ayirmak icin savas verir ve bu savasta herbirini destekler ve biribiri ile savastirir ve de yok eder. Kendi de parseyi toplar. Halbuki farkli...luklerin verecegi ortak savasim; hak ve ozgurluk savasi olacaktir. Ustelik emperyalist zihniyetin ic ve dis mihraklarina karsi ve kendi devletini kurmak adina. Sonucta o devlet hem politik olmayacak hem de sadece bir ..luklugun yandasi tarafi olmayacak her bir ...luklugu kucaklayan ve koruyan bir yapi ve isleyiste; yani, evrensel hukuk ve insan haklari temelinde olacaktir. Ustelik bunun ....culuk cikarli politikasina da izin vermeyecektir. Bu da emperyalist zihniyete izin vermemek anlamina gelir.
    12 points
  34. Burada dusunce kavramini serbestlik/ozgurluk temelinde boyunduruk ve tutsaklik olarak degerlendirecegim. Buradaki dusuncenin boyundurugu-serbest olmamasini Dusuncenin tutsakligi da-ozgur olmamasini izah eder. Bunlari karsit olarak ele alirsak; Dusuncenin boyundurugu yani serbest olmamasi, bir bagimlilik; dusuncenin tutsakligi yani ozgur olmamasi da bir esaretin temelidir. Daha once aciklanan free, yani serbest ile, liberal, yani ozgur farki da buradadir. Eger dusunce serbest ve ozgur degilse, bir bagimlilik ve esaret soz konusudur. Bilindigi gibi bunlardan dusuncenin ifade olarak dile gelmesi bir evrensel hak ve hukuk temelindedir. Iste ulkemizde basta bu hak hukuk olarak taninmamakta, yani dusunce esir ve tutsak edilmektedir. "Soyle dusun/boyle dusunme" temelli yonlendirim ve yaptirim ve de baski zorlama mudahele butun bunlar zaten toplumumuzun birey bilincinden yoksunlugunu ve hak ve ozgurluklerden muafligini getirir. Eger bu asama zaten bilissel olarak saglanmamissa; ikinci asama olan dusuncenin serbestligi zaten gundemde degildir. Cunku dusuncenin serbestligi tamamen bireyin algisi, bilgisi, bilinc ve farkindaliginas endeksli beyinde her turlu yer etmis veri, deger ve tabularin algilanarak ve sorununun bilince cikmasi ile sorgulanmasini getirir. Buradaki sorgulanma bu degerlere, verilere ve tabulara savunu/karsi cikis temelinde degil; aksine onlari algilama ve insanlik adina degerlendirme ve de onlardan arinma/kurtulma; yani sinirlarini ortadan kaldirma ve serbeste erdirme sorgulamasidir. Eger bir kisi boynundaki boyundurugun zaten farkinda degil ise, dusuncesini serbestliyemez. Boyundurugun boynunu s1kmas1 ise bir tutsaklik algisi, bilgisi, bilinc ve farkindaligidir. Cunku boyle bir rahatsizlik yoksa, zaten tutsakligin da farkinda olunmamaktadir. Iste burada tutsakliktan kurtulmak, yani dusunce hak ve ozgurlugu aslinda sadece boyundurugu gevsetmek ve s1kmamas1n1 saglamaktir. Iste burada kisi sadece tutsakligini gevsetmis ve boyundurugu hala boynuinda tasimakta ve bunun da farkinda ve bilincinde olamamaktadir. Sonucta bunun bilisselligi boyundurugu gevsetmek ve boyunda tutmak degil; boyundurugu boyundan cikarip atmak, yani dusuncenin onune engel olan her turlu veri, deger ve tabudan sorgulayarak kurtulmak/arinmak, yani serbest dusunmektir. Iste bir beyin ancak hem ozgur hem de serbest olursa dusunur ve dusunce uretir. Yani dusunen bir beyne sahip olur. Aksi ise sadece beyinde olani sahiplenmek ve hem kendi hem de baskalari uzerindeki her turlu baski, zorlama ve empozeyi bu sinirlar eliyle yasamda tutmak ve iliskiye tasimaktir. Iste, bireyin kendini numenal insanlastirma/insanlasma ve bunu sorgulama/sorgulatma devrimi, ancak boyle mumkun olur. Bu da bireyin dusunen bir dusunce sistemine ve bu dusunen sistemin numenal insanlik yolunda, cagdaslasmasina, guncellesmesine, yenilenmesine, ve bilgisel, bilissel ve bilimsel olarak her turlu degisimine on ayak olur. Iste dogal zihniyert/fenoimenal zihniyet ile giydigi her turlu egosal elbiseden bir birey dusunce/dusunme olarak ancak boyle kurtulur ve kendi insanligini insanlastigini ve insanlastirdigini gozlemi ile onaylar ve tadar.
    12 points
  35. 20. y.y. ile gelen kavramin onemi ve abductive ve de analojik temeldeki her turlu anlam ve mana cikariminin ...e gore temel ve hedefine gore; Din felsefesi ve teolojideki her turlu inanc en basta dini uygulama ve teolojik inanc olarak iki ana farka ayrilmaktadir. Teizm din felsefesi dalindaki pozitifizmi icerirken, yani hem kisinin bir dini olmasini ve dini yonlendirim ve yaptirimlari uygulamasini icerirken; deizm, tamamen dini uygulama ve dini yonlendirim ve yaptirimlardan bagimsiz ve inancsiz bir anlam ve icerik tasimaktadir. Iste teizm ile deizmi biribirinden farkli kilan bu DINSIZLIK, DINI UYGULAMASI OLMAMA farkidir. Teizmin deizm ile ortak noktasi ise, teolojik inanctadir. Her ikisinin de bir teolojik pozitif inanci vardir. Yani, IKISIDE DUNYEVI degildir. Buradaki ana fark, dini temeldeki; teolojik inancin, kisiye dunyevi yukledigi her turlu yonlendirim ve yaptirimin, yerine gore dunya otesinin ve doga ustunun, teolojik inancin kisi uzerindeki her turlu etkisinin onun yasam ve iliskisine mudahelesinin, ya da teolojik inancin herseyi ollayan ve kontrol altinda tutan bir insanoglu beyin yetisine ait ozelliklere sahip olup olmamasina inancin farki vardir. Deistler genelde ya dinsiz bir teolojik yukumluluk, ya da dinsiz bir teolojik yukumsuzluk tasirlar. Mesela varolusculuk, mistisizm, tasavvuf ve her turlu inanilan teolojik guce ulasim ile; bu ulasimi gereksiz goren, sadece bir teolojik belirli/belirsiz guc inanci farki; deizm de teolojik inancin oznesini ve ogesini kisiye karsi ustun yonlendirici ve yaptirimli kiladabilir, kilmayadabilir. Iste bu temelde deizmi dinden bagimsiz bir teolojik inanca tasidigimizda, diger teolojik inancsal bakis acilari; teizme gore degil de; deizme gore bir deger kazanmasi gundeme gelir. Iste deizme teolojik duzeyde ve inanc temelinde; olumlu bakis teolojik inanc gucunun belirliligidir. Ornek verirsek; panteizm ve hyloteizm. Bu bakis acisinin belirsizligi ise agnostisizmin bakis acisidir. Buradaki belirsiz bakis acisinin teolojik bir oznel/nesnel guc olabilirligine yakinlik; deist agnostizmi, boyle bir olabilirligin yoklugu ise deist olmayan agnostisizmin bakis acisidir. Gunumuzde bilnen teolojik durustaki olumsuzlugun kesinligi ise, ya deizmin karsiti ya da tamamen deizm disi bir durusu sergilemektir. Ateizm semsiyesi altindaki bu bakis acisinin, ana farki deizme karsitlik ya da deizm disilik farkidir. Yani ya antideizm ya da nondeizm farkidir. antideizm temelde deistik bir mucadele icermekte birlesirken; nondeizm de, kendi bunyesinde teolojik bir oznel/nesnel guc ve oge disiligin hangi temelde ortaya konmasi olarak cesitlilik kazanir. Buradaki diger bir fark ta; teolojik olarak deist, antideist ve nondeist durustaki; kisisellik ile toplumsallik farkidir. Toplumsallik farki her turlu karsi mucadele ve mudaheleyi icerirken; kisisel durus, sadece kendi durusunu dile getirmek ile sinirlidir. Kisaca hak ve ozgurlukler olarak konuya bakmakta ve burada ya kisisel pasif, ya da kisisel aktif bir durus sergilemektedir. Buradaki din felsefesi temelli her turlu duzen sistem temelli dini uygulama zorlamasina baskisina ve mudahelesine yonelik dinsiz ve dindisi temelli hak ve ozgurluklerin saglanmasi mucadelesinde; deizmin her cesidi, antideizm ve non deizm ile ortak mucadele verir. Sonucta deist bilinc duzeyindeki bir beyin, aslinda teolojik inanc durusunun TOPLUMSAL DEGIL DE, KISISEL BIR DURUS OLDUGUNUN FARKINDA VE BILINCINDE OLMASI GEREKIR. Bu da kisaca sadece kisiyi ilgilendiren bir teolojik durustur. Sorun teolojinin duzen/sistem temelli toplumsal yonlendirim ve yaptirimindaki din uygulama temelli zorlamasi, baskisi ve mudahelesindedir. Iste tum deizm cesitlerinin kendi hak ve ozgurlukleri adina bu toplumsal baskiya karsi vermeleri gereken mucadele soz konusudur. Bu mucadele de teizmin degerlerine karsi degil; teizmin toplumsal baskisina karsidir. Cunku bu baski insan haklarinin evrensel hukukunda hak ve ozgurluk ihlalidir. Her teokratik ve otokratik duzen sistem insan haklarini ihlal etmektedir. Iste teizmin dini temeldeki tabani bir inanc degil; bir uygulama ve yonlendirim/yaptirimdir. Kisaca bir kisi ya bu uygulamadaki yonlendirim/yaptirimlara yasam ve iliskisinde yon verir ya da vermez. Dolayisi ile ozel bir dini ve teolojik oznesi olan bir teist te MONOTEISTTIR ve onun icin diger din uygulamalari ve dine ozel teolojik oznelere yanasim DEISTIK YANI OLUMSUZDUR. Demekki HER BIR DINI OLAN MONOTEIST GENELDE DIGER DINLERE KARSI VE ONLARIN TEOLOJIK OZNELERINE KARSI DA DEISTIK BIR BAKIS ACISI GOSTERIR. Iste bu bir teistin kendi uygulama ve teolojikinanc IC CELISKISIDIR. Cunku o da din ve o dine bagli teolojik ozne temelinde diger dinler ve onlarin teolojik oznelerine olumsuz bakar. Yani BIR TEIST OZELDE TEIST, GENELDE DE DEISTTIR. Iste "nonreligious/no religion" bu temelde deizmin ve her turlu teolojik durustaki olumlu/olumsuz bakis acisinin "benim bir dinim yok. Ben dini uygulamalardaki yonlendirim/yaptirimlardan kendimi muaf tutuyorum ve buna yasam ve iliskimde gerek/luzum duymuyorum ve onem vermiyorum" demektir. Zaten boyle bir algi biligi bilinc ve farkindaligin bilisselligi; dini uygulamalarin yonlendirim/yaptirimlarini da tartismaz. SADECE BUNLARI UYGULAMAYAN BIR KISI OLARAK, HAK VE OZGURLUGUNU TALEP EDER. Zaten bu onun insan hakkidir. Bu temelde ozel bir din felsefesi olan islam uygulamalarini ele alirsak, bir herhangibir dini olmayanin ve dine yasam ve iliskisinde yer vermeyenin; bu ozel dinin getirdiklerini tartismasi da mantiksal degildir. Cunku bilir ki dini uygulama da ayni dinsiz olma gibi kisinin hak ve ozgurlugudur. Yine ayni temelde bu ozel din felsefesi olan islamin teolojik oznel gucu olan Allah'in da tartismasi bu temeldse mantiksal degildir. Cunku deist durusun her turluolumlu ve olumsuz durusu ozel bir din felsefesinin teolojik oznesini degil; her turlu din ya da dinsiz felsefenin teolojik oznelerini genelde tartisir. Cunku bu konudaki bilinc ve algi ozel bir teolojik ozne de degil, her turlu teolojik ozne inanci temelindedir. Buradaki bilimsellik te iki yonludur. Teizm temelli dini uygulamalarin ve yonlendirim/yaptirimlarin toplum uzerindeki ve kisi uzerindeki sosyo-psikolojik etkisi ve bunun sorunu; deizm temelli bir teolojik olumlu/olumsuz bakis acilarinin bilimsel olmadigi ve bilissel olarak ta kisi ve toplum uzeriundeki sosyo-psikolojik etkisinin sorunlari. Buradaki sorunlar da din felsefelerinin ve teolojik olumlu/olumsuz duruslarin zihinsel ve davranissal insanligin yasam ve iliski duzen ve sistemindeki sosyo-psikolojik etkisi ve kisinin ve de toplumun her turlu nitelik gelisiminde nasil ve neden birer engel oldugunun ortaya konulmasidir. Iste bu da toplumsal egitim ogretim yetistirim ile ve birey yetistiriminin bilimsel bilissel ve bilgiselligi ile serbest dusunen beyinler yetistirerek saglanir.
    11 points
  36. Insanoglunun yukaridaki sorulari sorarken ve yanitlarken vermis oldugu yanitlar ve sorularin icerigi ve beyinlerinin bilincalti alisilagelmisliginin temelinde ya da bilincli ve farkinda olarak bilissel temelde soru ve yanitlara yonelimi bir yerde; insanoglunun her turlu ortaya koyumu farkinin da temelini teskil eder. Ne sorusu genelde varliksal/ontolojik/teolojik temeldeki ideolojik inancsal dogrulama/gerceklestirme temelli metafizigin "seyin ne oldugu" uzerine yuzyillardir yaptigi tartismanin sorusudur. Kisaca varligin gercekligin dogrulugun temelinde indirgemeci ve determinizm iceren etik ve estetik dallarini da bunyesine alan sorudur. Burada genelde kim sorusu pek sorulmaz, ya da teolojik taban olarak olumlu/olumsuz bir yanit bulur. Bu temeldeki evrensel-insan zihniyetinin temeli bellidir. Qua felsefesi ve yapilandirmaci epistemoloji. Yani "seyin ne oldugu yerine, seyin ne olarak neden ve nasil olusturuldugunun" aciklanmasidir. Kim sorusu ise tamamen ya ozel/oznel ve ozsel temelde metafizigin teolojik temeldeki insanoglu ustu bir gucu iceren fizik otesi aklin yaratimina dayanan bir yaratici, akilli tasarimci ve genelde ya ne nin kendisi ya da ne nin yaraticisi olma durumundadir. Ozelde ise bir seyi dile getiren insanoglu akla gelir. Evrensel-insan zihniyetinin hem genel hem de ozelde tek bir kimi vardir, o da insanoglu ve onun epistemolojik alternatifsizligidir. Bu temelde fizik otesi bir yaratici kimi aramaz ve gerek duymaz. Ozelde'de insanoglu nesini algiladigindan ve bilisselligine vardigindan neyi ortaya koyanin kim oldugunun insanoglu olarak bilisselligindedir. Qua felsefesi bunu aciklamaktadir. Ayrica yapilandirmaci epistemolojideki yapilandiran kim de insanogludur. Neden ve nasil sorulari ise tamamen epistemolojik temelde bilgisel, bilimsel ve bilissel alani iceren sorulardir. Bilim bilimsel olarak ne metafizigin ne tartismasina ne de kim tartismasina dahil olmaz. Bir bilimsel olguyu teoriyi v.s. aciklayan bilim kisisinin bile aciklamasi onun kisisel degil; genel bilim adina olan aciklamasidir. Iste burada bilim kisisinin ne ve kim temelli aciklamasi bilimsel degil; onun kisisel aciklamasi olarak yansir. Iste bu temelde evrensel-insan zihniyeti "seyin ne oldugunu ve de kim tarafindan ne olduruldugundan ziyade; seyin ne olarak ve kim tarafindan neden ve nasil olusturuldugunu" aciklar. Hem ne nin tartismasina girmez ve bilirki yapilandirilmistir, hem de kim tartismasina girmez ve bilirki her seyi kendi adina icin eliyle ve kendine ortaya koyan tek kim insanogludur. Ustelik bu bir dialog degil, monologdur. Yani insanoglunun ortaya koydugu ne sadece insanoglu algisi, gozlemi, akli, bilgisi temelinde konur ve ortaya konan neyi de baglamaz. Cunku insanoglu disinda kalan her bir ne nin insanoglu ile kurabilecegi ortak bir dialog yoktur. Bir yerde "5N 1K" yi tamamlama adina "ne zaman" sorusuna da deginelim. Zaman konusu insanoglu ortaya koyumunun her alaninda gecerlidir ve insanoglunun ortaya koyma noktalamasidir. Zaman bir insanoglu yaratimidir. Iste bu temelde kimin ve nenin ortaya koyumu ve koydugu ne nin mekansal degil; zamansal noktalamasidir. Cunku herhangibir kim herhangibir neyi zamansal olarak ortaya koyabilir, mekansal degil. Ustelik burada zamansal kavramlarin ilkligi, tekligi onceligi ve sonraligi sozkonusudur ve bu bir kisir dongudur. Cunku bir kim bir neyi zamansal nasil ortaya koyarsa koysuun, onun bir ilklik ve oncelik kisir dongusu vardir. Iste bunu onleme adina fizik otesi kimler "zamandan ve mekandan muaf" tutulurlar ki, bunun mantiksal olabilirlik olasiligi yoktur. Varliksal olarak ta zamansal oretaya koyum, ister istemez varliksal ideolojileri inanc olarak ilklige teklige ve mutlakliga iter. Cunku baska turlu neyi ideolojik inancsal dogrularina gore ya kime oldurtamazlar ya da neyi indirgemeci ve determinist olarak ortaya koyamazlar. Nerede sorusu ise mekansal bir sorudur ve genelde "sabit" bir mekani belirtmek icin kullanilir. Iste yine burada metafizigin bu soruya hem varliksal hem de fizik otesi olarak yaniti ya "heryerde/hicbiryerde" seklindeki bir yanittir. Burada unutulmamasi gereken bir nokta, bu soru yanitlanirken zamanlama olarak sabitlenerek yanitlanir. Yoksa vurgulanmak istenen mekanin sabitligi degildir, belirtilen mekanin o durum an ve sarta gore noktalanmasidir. Aslinda bu baslik 21. yuzyilda insanoglu bilisselligi bilimsellik ve bilgi olarak cok onemli bir icerige sahiptir ve eminim algi olarak ve verilen anlam ve icerik olarak hic bir okuruna tatmin edici bir yanit olmayacaktir. Iste bu temelde bu baslik ile ilgili herhangibir okurun soru, katki, yanit ve bilgi vermesi ve konu uzerinde dusuncesini belirtebilmesi adina, konu ile ilgili mesajini iletmesi rica olunur. Son olarak bilimsel bilgisel ve bilissel temelde bir ornek verelim. Tasi elden birakirsaniz, yere duser. Iste bilimsellik bilissellik ve bilgisellik; ne tas ne de eldir. Bilim tasla da elle de ilgilenmez. Sadece tasin neden ve nasil yere dustugu olgusuna yanit verir. Bunu da gozlemi teorisi ve test ettigi teorisinin bilimsel yontemi ile yapar. Ayrica bu aciklamasi da, gozlem farki dogurursa yanlislanir ve yeni bir gozlemin olgusal gecerliligini dogurur. Tasin ne oldugunu bir fenomen olarak metafizigin varliksal ideolojik inanclari varlik ve gerceklik temelinde indirgemeci determinist olarak tartisir. Fizik otesi ise sadece tasi birakan el olarak kim sorusuna yonelir ve yanit arar. Iste bu temeldeki bir doga olayina bir inancli ve din "bu kari yagdiran tanridir" derken ve ontoloji "kar budur/budegildir" diye tartisirken, bilim bilimsel olarak "bu kar neden ve nasil yagiyor?" sorusunu aciklar ve sorar.
    11 points
  37. Birey olarak kendi hak ve ozgurlugunu talep etmek Birey olarak baska bireylerin hak ve ozgurluk taleplerine destek vermek Birey olarak her bir bireyin hak ve ozgurlugunu savunmak Birey olarak herhangibir bireyin/zumrenin/ v.s. ideolojik inancsal, etik, etnik, dini mezhepsel, politik ve izmsel dogrusunun kendi hak ve ozgurlugunu baskasina dayatmasina, zorla/baski ile kabul ettirmesine kendi dogrusuna biat ettirmesine karsi cikmak.
    10 points
  38. Kemalizm ya da diger adiyla Ataturkculuk ile hemen hemen Avrupa'da ayni tarihlerde ortaya cikan ve adini italyan lider Benito Mussolini'nin 1922 yilinda baslayan iktidarindan alan fasizmin, geneldeki ozellikleri ile kemalizmin 6 oku ve de 1923-80 arasi devlet iktidar ve hukumet eliyle uyguladigi rejimin birbiri ile olan benzerlikleri temelinde; Kemalizmin bir fasizm cesidi olup olmadigi ortaya cikar. Buradaki en onemli sorun, hert zaman oldugu gibi dil ve turkceye tercume sorunudur. Mesela sosyal ve toplumsal turkce de ayni algilandigindan, sanki turkiye'de devlet sosyal mis gibi algilanir. Toplumsal kollektive ve ideolojisi kollectivizm dir. Yani turkiyedeki devlet sosyal degil, toplumsaldir. Fark ilk basta nicelik nitelik farkidir. Diger fark tum toplumu tek bir temelde yonlendiren toplumsal devlet ile, toplumun her turlu sosyo-etik farkini farklariu ile birlikte kucaklayan sosyal devlet farkidir. Kollektive, social yani sosyal demek degildir. Ayni hata laiklik ve sekulerite de islenir. Turkiyede devlet, sekuler nitelikte degildir, laiklik niteligi de "sakattir." Goruldugu gibi, tamamen bati kaynakli olan kavram ve terimlerin, batidaki anlami ile turkceye yapilan tercume anlami ayni degildir. Bu basta hem devleti hem de rejimini tanimak/tanitmak adina s1k1nt1dir. Gelelim fasizmin ne olduguna; "Faşizm, radikal otoriteryan milliyetçi bir siyasî ideolojidir." Yukaridaki cumlede, kemalizm de hangisi yoktur? "Faşistler; bireylerin millî kimlik altında tek kişi olarak birleştiği bir organik ulusal komüniteyi esas alarak, kendi milletlerinin yükselişini amaçlarlar; ayrıca disiplin, endoktrinasyon, fiziksel eğitim ve öjenik unsurlar yoluyla halk seferberliği arayışı içinde olan totaliter bir devlet aracılığıyla ortak bir ata ve kültür gibi birey ötesi bağlarla birleşirler. Faşizm, millet üzerinde dejenerasyona sebep olduğu düşünülen veya milli kültüre uyum sağlamayan yabancı tesirleri defetmeyi hedefler." Kisaca birey bilinci yerine toplumsal kisilik hakimdir. Yani kisinin kendi degil, fasizm ideoloji ve inanci on plandadir. Kemalizm ile mukayese edin. "Bir rejimin faşist olarak nitelendirilebilmesi için, o rejimin ideolojisinin milliyetçi olması ve milletin varlık ve çıkarlarını her şeyin üstünde tutması gereklidir. Bu yönüyle halkçılığı (popularizm) da içermeli ve sadece zenginlerin veya işçilerin değil, milletin bütün fertlerinin refahını sağlamayı hedeflemelidir. Bu hedefe ulaşmak için ise ekonomi üzerinde sıkı bir devlet kontrolü uygulamak, işçi ücretlerinin yeterli olmasını sağlamak, keyfi işten çıkarmaları önlemek, hayat pahalılığının önüne geçmek için fiyat kontrolü uygulamak gibi önlemler uygulamak faşizmin politikalarındandır. Faşizm, sınıflar arasındaki çelişkileri ortadan kaldırmayı öngörür. Bu yönde devlet eliyle korporatif sendikalar kurulur ve işçi ile işveren arasında anlaşma sağlanır. Toplumdaki yoksul ve orta sınıfın ihtiyaçları devlet tarafından en iyi şekilde karşılanır; örneğin Almanya'da çıkan toprak yasasıyla köylülerin topraklarının ipotek yoluyla ellerinden alınmasının önüne geçilmiş ve fırsatçı sermayenin köylüyü sömürmesi engellenmiştir." Kemalizm ile mukayese edin. "Faşizmin amacı bir toplumu birlik-beraberlik, ulusal değerler, tarih bilinci, vatan-bayrak-devlet üçlemesi, halkçılık ve devletçilik gibi anlayışların altında bütünleştirmektir. Vatansever ve milliyetçi olmakla birlikte -özellikle de nasyonal sosyalizmde- ırkçı boyutlara varabilmektedir. Milliyetçi veya ırkçı fikirlerin benimsenmesi ülkelere göre değişmektedir; örneğin İtalyan faşizminde "İtalyan vatandaşlığı" kavramı ön plandayken, Alman nasyonal sosyalizminde ise "Alman kanı taşıma" düşüncesi ön plandadır. Mussolini'nin doktrininde vatandaşlık kavramı vurgulanırken, Hitler'in doktrininde ise kan bağı vurgulanmaktadır. İtalyan faşizmi milliyetçidir, Alman nasyonal sosyalizmi ise ırkçıdır." Kemalizm ile mukayese edin. "İdeoloji ve Amaçlar Faşizmde toplumsal yaşamın tüm alanlarını kapsayan bir tek ideoloji bağlayıcı olarak ilan edilir. Gerek devlet gerekse de iktidarın dünya görüşüne göre ve lider ilkesine göre örgütlenir ve belirlenir. Basın ve yayın kuruluşlarının mevcut ideolojiye göre yayınlar yapması zorlanır. Hakim görüşe zıt düşünceler ve muhalif seslerin çıkması çeşitli baskı unsurlarıyla önlenir. Aykırı yayın yapanlar sansürlenir, kapatılır veya başka türlü yollarla engellenmeye çalışılır. Böylece hakim düşüncenin karşısına farklı düşüncelerin çıkmasının önüne geçilmiş olunur ve tek tip düşünce, toplumda baskın hale getirilir. Faşizmin boyutu, bu koşulların ne kadarının somut olarak uygulamaya geçirildiğiyle doğru orantılıdır. Lider ilkesi: Bu ilkeye göre toplumsal yaşamın tüm alanlarını kapsayan bir tek ideoloji bağlayıcı olarak ilan edilir. Gerek devlet gerekse de yönetim dünya görüşüne göre ve lider ilkesine göre örgütlenir ve belirlenir. Aynı şekilde işletmelerde de patron ve işçi arasında işletme yöneticisinin iktidarına dayalı bir ilişki kabul edilir. Milliyetçilik ve vatanseverlik: 19. yüzyıl boyunca yükselen milliyetçilik 20. yüzyılda çeşitli ve aşırı boyutlara varmıştı. Faşizmde milliyetçilik en ön plandadır ve temel ideolojidir. Vatanseverlik ve milli değerler her fırsatta vurgulanmaktadır. Antisemitizm ve ırkçılık: İtalyan faşizminin özünde ırkçılık yoktur, milliyetçilik ve vatanseverlik vardır. Fakat Alman nasyonal sosyalizminde ise katı bir ırkçılık mevcuttur. Popülizm, anti-komünizm ve anti-kapitalizm: İtalyan faşizmi ve nasyonal sosyalizmde popülizm ön plandadır. Kapitalizm tümüyle veya zararlı yönleriyle reddedilir. Korporatif ekonomi uygulamaya konur. Komünizm, faşizmin düşman ideolojisi kabul edilir. Bunun nedeni komünizmin faşizme ideolojik olarak ters düşmesidir. Hukukun işlevselleştirilmesi. Rejim karşıtlarının ve aşağı görülen halk gruplarının idam edilmeleri ve/veya öldürülmelerinin haklı görülmesi ve bir devlet politikası olarak yürütülmesi. Bir ulusa, kültüre ya da “ırka” üye insanların toplumun geri kalanı üzerinde üstün oldukları iddiası. Bu yaklaşım aynı zamanda lider ilkesinde de ifadesini bulur. Belli bir kişi diğer herkesten ve topluluktan daha isabetli kararları alabilir durumdadır. Otoriter iktidar biçimleri ve sıklıkla totaliter bir sistem. Totalitarizm Alman ve İtalyan faşizmlerinde ön plandayken, Avusturya faşizmi ve falanjizmde vurgulu değildir." Kemalizm ile mukayese edin. "Şekilsel ve Örgütsel Özellikler Devlet içinde ve yanında başka bir devlet olan silahlı gizli servisin merkezi önemi. Kendi taraftarlarının gözetim altında tutulması. Militarizm: Ekonomik hayat da dâhil olmak üzere toplumsal hayatın militarize edilmesi. Militer kitle yürüyüşleri ve büyük gösteriler faşizmin en önemli görünüşleridir. Bilimlerin taraflılık yasasının egemenliği altına alınması. Kitle seferberliği, parti propagandası yoluyla toplumsal alanın ve kitle iletişim araçlarının tekelleşmesi çabası. Toplumun sürekli kışkırtılması, devrimci ilan edilen konular lehine zorunlu coşkunluk. Kolektivizm: Halkın kitle olarak anlaşılması." Iste toplumsallik ve olmayan sosyal fark niteligi tam da burdadir. Yani halk bir nicelik yigini, sosyal bir niteligi yok ve o yuzden sadece devletin ona verdigi niteligi tum toplumun nitelik olarak almaya zorlanmasi "Mussolini’nin stato totalitario kavramından beri faşist anlayış özel yaşama kadar toplumsal hayatın her alanında hak iddia eder. Aile çocuklarla halk birliğine katkı yapacak olan davadaşlık birliği olarak düşünülür. Pasifizmin aşağılanması. Bunun yerine hareket adı altında militarizmin ve savaşın yüceltilmesi. Politik karşıtın ortadan kaldırılması eğilimi. Faşizme göre karşıt düşmandır ve bir an önce yok edilmelidir. Bu söylem esas olarak kitlelerin faşist yönetime örgütlenmesi amacıyla kullanılır. Parti milisleri. Paramiliter çeteler. Estetikleştirme ve mistikleştirme. Özellikle ulusun kendi tarihine yönelik mistikleştirilmiş bir algı. Yiğitliğe, kahramanlığa ve savaşçılığa vurgu. Ataerkil yapıların yüceltilmesi. Gençliğin vurgulanması. Gençliğin dinamizminin savaş taraftarlığıyla ilişkilendirilmesi. Kimi ülkelerde bir yandan monarşi ve ruhban sınıf önderliğine yönelik vurgu, ama diğer yandan dini unsurların yerini alan ilerleme ve teknoloji inancı." Kemalizm ile mukayese edin. "Ekonomi Hem kapitalizmi, hem de komünizmi reddeden bir doktrin olan faşizmin ekonomi politikası korporatizm isimli sistemdir. Korporatizm, toplumu organizmacı bir gözle görmenin bir sonucu olarak her kesimin tüm faaliyetlerinin amacını dayanışma ve ortak çıkara indirgeyen politik bir yaklaşımdır. Tahmin edileceği gibi burada farklı kesimlerin farklılıkları ancak ortak çıkar ya da devletin faydası ekseninde okunduğu müddetçe yaşayabilir. En tipik örneği Mussolini dönemi İtalya uygulamasıdır. Korporatif ekonomi ile İtalya'daki işsizlik azalmış ve milli gelir yükselmiştir. İşçi ile işveren, emek ile sermaye gibi arasında sorunların bulunduğu ekonomik tarafların ve toplumsal sınıfların arasındaki problemleri faşist devlet uzlaşma yoluyla çözmeye çalışır. Örneğin İtalya'da devlet tarafından kurulan ve Faşist Parti'ye bağlı olan sendikalar yoluyla İtalyan emekçilerinin hakları savunulmuş ve sermayenin işçi sınıfını ezmesinin önüne geçilmiştir. Sermaye sahiplerinin toprak ağalığı yapması yasaklanarak her şey devlet gözetiminde tutulmuş, ülkenin emekçi sınıfı olan işçilerle sermayeyi elinde bulunduran işverenlerin dayanışma içinde bulunması sağlanmıştır. Faşist sistemde devlet her şeyden üstün olduğu için sermayeyi elinde bulunduran zengin iş adamları Faşist Parti mensuplarına söz geçiremiyor, böylelikle sermaye devletin oluyor; bu sermaye de halkın çıkarına kullanılıyordu. Faşist sistemin korporatist ekonomi politikaları sayesinde İtalyan halkı refaha kavuşmuş ve sınıflar arasındaki sorunlar ortadan kalkmıştır. Çünkü faşist yönetim belli bir sınıfı değil, tüm ülkenin çıkarlarını düşünen politikalar uyguluyordu. Faşizmin ekonomi politikası daha çok orta sınıf tarafından desteklenmiştir." Not: " " icindeki cumle ve paragraflarin linki asagidadir. http://tr.wikipedia.org/wiki/Fa%C5%9Fizm Kemalizm ile mukayese edin. Gorundugu gibi kemalizmin bir fasizm cesidi olup olmadigi yukarida yazanlar ile T.C. de olanlar ile mukayesedir. Tabi burada kemalist Ataturkcu acisindan ve onun duygu temelinden bakmak, cogu benzerligin gorulmemesini saglayabilir. Bunun tek bir cozumu vardir, her kim ki boyle dusunur, caresi yukarida yazanlardan hangilerinin kemalizm de olmadigini aciklayarak vermektir. Eger bilgi ve dusunce temelinde bu mukayese degerlendirilemezse zaten yukarida yazanlar fasizm olarak algilanabilirken, kemalizm cesitli bahaneler inkarlar karsi cikislar ve aciklamasiz muhalefet ve suclama v.s. ile bunun disinda tutulacak ve arada gercekte degil sadece duyguda akilda ve inancta olan bir fark yaratilmaya calisilacaktir. Onemli olan ezber bozabilmek ve tum sorgulanmazlarimizin sorgulanabilecek hale getirilebilmesi ve notr temelde konu ve kavramlarin duygu seline kapilmadan tartisilabilir olmasidir. Zaten ve belki de bunu bu gune kadar basaramadigimiz icin, herkes kendi inanc ve ideolojisinin ve ona verildigi haliyle ezberini bozamamaktadir. Boyle kaldigimiz surece de kimse tarihinin ne oldugunun bilincine ve farkina varamayacak kendisine verilen ezber ve sorgulanmaza biat ederek sadece savunmaya korumaya buyuk bir iman inanci ile devam edecektir. Hani bir deyimimiz vardir "dost aci soyler" Aslinda bugunku diktatorun uygulamalarinin da fasizm ile ne kadar bagdasip bagdasmadigini da burdan degerlendirebiliriz. Sonucta POLITIK VESAYET iktidar olarak topluma tek bir yonlendirim olarak dayatildiginda, ne bireyden ne hak ve ozgurluklerden ne demokrasiden, ne sosyal bir devletten v.s. soz edilemez. Politik olarak dayatilan vesayet, askeri, sivil, milli, dini v.s. olmus fark etmez. Devlet sadece kendi adina kullanacagi kullar ya da toplumsal kisiler yetistirir. Ustelik bu politik vesayet icerik ve yer degistiginde de nesiller arasi bilgi dusunce egitim ogretim v.s. istikrari da yok olur.Iktidarin yonlendirdigi Bir onceki milli/askeri nesil, yeni bir iktidarin yonlendirdigi bir sonraki dini/sivil nesil ile dialog kuramaz, ancak kutuplasir ve otekilesir. Iste ulke ve toplumumuz kuruldugundan beri de yasanan budur. __________________ Evrensel-Insan - Yapilandirmaci Epistemoloji/Qua Felsefesi/Serbest Dusunurluk/Devrimci Sorgulama/Numenal Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
    9 points
  39. Dun gec saatlerden sonra birden bire Ateistforum'a erisim olanagi kesildi. Bugun su an itibari ile hala da bir erisim alinamiyor. Bu sabahin erken saatlerinden su ana kadar herhangibir sekilde erisim saglayan oldu mu? Bu erisim sorununun ne oldugunu bilen var mi? Umarim, sorun teknik bir sorundur ve yakinda giderilir. Bu konuda bilgisi olan bir arkadasvarsa ve bu baslik altinda bizlerle sorunu paylasirsa sevinirim.
    9 points
  40. Ben senin gibi satir aralari da okumuyorum, kimsenin acigini da kollamiyorum. Yazilan mesaj ne ise o na yonelik yaziyorum.
    8 points
  41. Etik; tamamen bir insanoglu urunu ve ortaya koyumu olup, sadece insanoglu mono dialogunun kendi turu icin/adina/eliyle/ait soyut degerler butunudur. Felsefenin, metafizigi ile etigi, insanoglunun "birarada yasam" degerlerini, verilerini, tabularini, kanun ve kurallarini; icinde bulundugu cografyanin ve o cografyada yasayan toplumlarin tarihi sureci icinde nesillerden nesillere aktarilan bir yonlendirim ve yaptirim degerleridir. Insanoglu yasam ve iliskilerinde kendisini yoneten ve yonlendiren bu verilerle, sistemini ve duzenini kurar. Sosyal, siyasal, toplumsal, dini, milli, ahlaki, geleneksel, toresel tum soyut degerler etigin konusudur. Etik, ayni metafizik gibi; ne bilimin konusudur, ne de bilimseldir. evrensel ortak bir onayi olmadigi gibi, yanlislanamaz da. Sadece icinde bulundugu toplumun ideolojik inancsal dogrusu olarak o toplumu baglar. Ayni cografyanin ayni toplumunda bile, kisilerin; bilgi, bilinc, birikim, v.s. deneyleri temelinde; hem etiksel degerler, hem de bu degerlere verilen icerik ve baglar farklilik gosterir. Etigin bu degiskenligi ve goreceliliginden dolayi, evrenselligi soz konusu degildir. Etiksel olarak bilhassa ideolojik inancsal dogrular kavram ve izm olarak evrensel olsa bile, bu izm ve inancsal dogrulara verilen icerik ve kurulan baglar; sadece parcasaldir. Yani insanoglu turunun butununu kapsayan herhangibir etik algisi yoktur. Herhangibir insanoglu dusunce ve davranisinin, etiksel bir icerik alabilmesi icin, toplumu yonlendiren ve yapilandiran bir icerigi olmasi gerekir. Bu da tarihler boyu, insanoglunun icinde bulundugu duzen ve sistemini yonetmek ve yonlendirmeye paralel olarak; hem icerik degistirir, hem de bag kurumu farklilasir. Her bilinc duzeyinin kendi bunyesinde bir etiksel algisi vardir ve bu etiksel algilari; dogumdan itibaren kisiye ve topluma verilen degerler, tabular belirler. Oyuzden etiksel yanasimda, onemli olan herhangibir soyut degere bir icerik verirken; negatif ya da pozitif bir icerikten ziyade notr algi temelli bir icerik vermektir. Etiksel degerlerin mimari insanoglu oldugunu dusunur ve bu insanoglunun hem yonlendiren hem de yonlenen hem etiksel degerleri veren, hem de uzerine etiksel degerler verilen olan oldugunu algilarsak; etigin tek gordugu islev, toplumlari biribirinden ayirmaktan ve en onemlisi kisinin yasaminin onune bu degerleri koymasindan baska bir icerik tasimaz. Oyuzden herkes kendi bilinc v.s. yuzeyinde bu etiksel degerleri uygularken, kendisine ters dusebilecek ayni etiksel degerlerin farkli uygulamalarini da notr algilamalidir. Sonucta "bu konuda boyle dusunmeli/davranmalidir" icerikli bir mudahelenin kimseye bir yarari olmaz. Sonucta zaten boyle bir mudahele, bir ideolojik inancsal dogru gucu ve otoritesi anlamini tasir. Bu da farkli algiya sahip kisilerin, birbirleriyle "IDEOLOJIK INANCSAL ETIKSEL DOGRU" mucadelesine iter ki, bunun da bir sonucu yoktur ve kisir dongudur. Toplumlarin cografi ve tarihsel yapilanisindan dolayi, kisinin ideolojik inancsal dogrusu ne olursa olsun, yani farkli dogrular tasisa bile; toplumda yerlesmis ve otomatiklesmis ortak etiksel algilarin dusunce ve davranislari mevcuttur. Oyuzden metafizik ile birlikte, insanoglunun soyut yonlendiricisi, yaptirimcisi bu etiksel degerleri, iyi algilamali ve ONLARIN BIZLERI DEGIL; BIZLERIN ONLARI KONTROL EDEBILMESINI SAGLAMALIYIZ. Sonucta insanoglunun en buyuk sorunu; kendi yarattigi soyutlari, kendisinin somutlastirmasi, sistemlestirmesi ve inancsal ideolojik dogrular eliyle ayristirmasi ve ustelik bu soyutlara yasam ve iliskisini teslim etmesi ve bunlara sahiplenip, sabitliyerek; insanoglu butunu bunyesinde ideolojik inancsal dogru ayrimciligi yapmasidir. Ayrica bir kisinin kendi ideolojik inancsal etiksel dogrusunu baska birine empoze etmesi ve mudahelesi; bireysel hak ve ozgurluklerle de celisir. Insan haklarina da yapilmis bir mudaheledir. Evet, etiksel degerlerimizle yasayip, iliski kuralim, ama; hic bir zaman bu soyutlarin bizleri idare etmesine ve bu soyutlara teslim olmamiza izin vermeyelim. Madem bu soyutlari biz yarattik, o zaman onlarin kontrolunun de, bizlerin insiyatifinde olmasi gerekir. Aksi; bir bakarsiniz, yasaminiz ve iliskileriniz size ait degil; deger verdiginiz etiksel verilere ait olur. Saygilarimla; evrensel-insan
    8 points
  42. Sosyallesme nedir?, Sosyallesme, bulundugun ortam, zaman, cografya da; hic bir ayrim gozetmeden baskalariyla birlikte yasam ve iliski surmektir. Yani, beyaz/Zenci ile, irkciligi asarak; zengin/fakir ile ekonomiyi asarak, iyi/kotu ile ahlak degerlerini asarak, birarada yasamasi. Ulkemizdeki en buyuk sorun, belki onceden tarihi bir mirasolarak aldigimiz fakat bilinc ve farkindaliga varamadigimiz bu sosyallesmenin, yok olusu. Peki bu sosyallesmeyi, yok eden nedir?, elbetteki emperyalist zihniyetin, metafizik ve etik ideolojik inancsal dogru farklarini birbirinden ayiran, birbiri ile savastiran mikro ayrimciligidir. Bir de herhangi bir ideolojik inancsal dogrunun, kendisini guc iktidar ve otorite temelinde tek ve hakim ust dogru olarak ve de diger dogrulara yasak baski uygulayarak topluma zorla dayatmasidir. Neden bir Turk, Kurd ile; bir musluman, bir hristiyan ile, bir dinli, dinsiz ile, bir Alevi bir sunni ile, bir ermeni bir Turk ile v.s. sosyallesemez, iste bu yuzden. Okullarda, cocuklara bakiniz; buyuklerden cok daha rahat sosyallesirler, neden; cunku henuz beyinlerinde o ayrimci ideolojik inancsal dogrular yer etmemistir. Sosyallesme, toplumun her turlu farkinin ayni cografya, ortam ve zamanda birarada yasayabilmesidir. Iste bugun emperyalist zihniyetin, tek amaci bu birlikteligi ayrimci dusmanliga ve savasa donusturmektir. Ne ile bunu yapar, her turlu ideolojik inancsal dogru ayristirmasiyla. Maalesef, bu ayristirmaya anttiemperyalist savaslar da dahildir. Cunku ortada bir ayrisma, bir savas varsa; sosyallesme yoktur. Zaten sosyalizmi, bilhassa etimolojik ve linquistik olarak incelerseniz, sosyallesme olarak ortaya ciktigini algilarsiniz. Bugun ulkemizin en buyuk sorunu, SOSYALLESEMEMEKTIR. Bunun cok iyi algilanmasi, bilince cikmasi ve farkina varilmasi; ancak emperyalist zihniyete bir darbe olur, aksi her turlu ayrimcilik, anti emperyalist de olsa; emperyalist zihniyetin bir tezahurudur. Aslinda, Fransa ihtilali ile baslayan sehirlesme, yurtseverlik ve ulusalcilik; sosyallesme olmadan mumkun olabilirmiydi? Hani derler ya "bes parmagin, besi bir degil" iyi guzel de, el nasil oluyor? Demekki, elin varligi bu atasozune ters dusuyor, ya da "tabiki bir degil; onemli olan bir olmayanlarin bir birlik altinda birlesebilmesi" dusuncesi aciklama olur. Ozaman bugun ulkemizin en buyuk sorununun basinda, ister devrimci, ister ilerici, ister ulusalci, ister Turk, ister Kurd, ister dinli/dinsiz, farkli dine veyaayni dindeki farkli mezhebe mensup ol, olmasi gereken sosyallesebilmek. Ogrencisi, iscisi, memuru ve toplumun her farkli kesimi ve farkli halki biribiri ile sosyal dayanismayi saglayamiyorsa, gerisi bostur. Cunku, sosyallesme; emperyalist zihniyetin " ayir, bol yonet" siarina tek karsi koyabilecek bilinc ve farkindaliktir. Bugun AKP de, CHP de MHP de ulkenin toplumunu ve farkli kesim ve halklarini sosyallestirmekten cok uzaktir. Hepsi, bir yandas ayrimci politika gutmektedir. RTE ogrencilerin karsisina, yandaslari surmeyi onerirken, MHP bozkurtlarini surmeyi onermektedir. Toplumun her turlu kutuplasmasi ve mikro ayrimciligi, zaten emperyalist zihniyetin tam da istedigi ortamdir. Herkes soyle bir yasam ve iliskilerini gozden gecirsin, kim kimlerle sosyallesemiyorsa, oturup sorgulasin ve herkes kendinden kaynaklanan nedeni bulup ortaya cikarsin ve onun sosyallesmesini onleyen bu engelini kendi ideolojik inancsal dogrularini sorgulayarak asmaya calissin. Bunu basaramayanlar, neden ne olursa olsun bilmeli ki; emperyalist zihniyetten kurtulamamistir. Tabi, zihniyeti anti emperyalist olarak algilayabilir ve bu sosyallesememeye bunu bir bahane olarak sunabilir. Bugun ulkeyi kurtaracak olan, su anki toprak butunlugu, TC vatandasligi altinda her turlu farkin birbiri ile sosyallesebilmesidir. Aslinda, bu Anadolu toplumunun ve farkli halklarinin tarihi mirasidir. Yeterki bu hatirlansin ve bilincaltindan, bilince ciksin. Zaten ulkemizdeki, cesitli eylemlere bakildiginda, toplum ve cesitli kesimleri, ortaya koyduklari eylem ile, kendilerinin toplum olarak; kendine ilerici, devrimci v.s. diyen aydinlardan cok daha onde olduklari gorulur. Zaten kendine aydin diyenler, halkin bu tarihi mirasini gorebilse, kendi icinde bulunduklari ideolojik inancsal dogrularinin cikarci ve ayrimci cikmazinin farkina varacaklardir. Iste o zaman, verdiklerini zannettikleri anti emperyalist savasimin, aslinda emperyalist zihniyet oldugunun farkina varacaklardir. Varmazlarsa, zaten toplum ve farkli haklari, tarihi miraslari ile bunu onlara hatirlatir.
    8 points
  43. Bilindigi gibi, bugun Silivri tutuklularinin bulundugu yerleskede tutuklu saniklarin "savunusu" ile ilgili bir siyasi tertip vardi. Aslinda bugun olan ve yasanan olaylar, T.C tarihine yeni bir sayfa olarak gecti. Disarida yurdun ve hatta yurt disinin cesitli ulke ve bolgelerinden sehirlerinden gelen insanoglu kitlesi, onceden tahmin edildigi gibi, yerleskeye en az bir kac km uzaklikta durduruldu ve yerleskeye giden yoldan degil de, tarladan hemen hemen yerleskeye bir km uzaklikta bulunan ilk barikatlara kadar gelmeleri izin verildi. Hava soguk yagmurlu ve ruzgarliydi ve bu havada oraya gelen kitle, ilk cefasini tarla uzerinden cekti. Bu arada kitle ilk barikatlari devirerek, ikinci barikatlara kadar geldi. Disarida bunlar olurken, yerleskedeki salona giris cikislar tam bir diktatorluk temelinde s1k1 bir denetim de idi. Hatta bazi milletvekillerini ve gazetecileri iceri almak istemediler. Parlementodan 41 milletvekili oradaydi. Tutuklu yakinlarinin cogu iceri alinmadi. Tutuksuz olarak oraya savunma adina cagiranlarin yakinlari salona alinmadi. Salonda da bir ilk yasandi. Salonda daha once gazetecilere ayrilmis masali bolum ve on siralar bos oldugu halde milletvekilleri dahil, gazeteciler ve avukatlarin orada oturmasina izin verilmedi. Istanbul/Ankara barosu elemanlarinin salondan cikmasi istendi. Bu arada disarida gelen kitlenin coskusu eylemi surerken, ikinci barikatlar zorlandi. O zamana kadar orada korumayi jandarma uslenmisti. Bu konuda guya alinan bir duyum "salonu 1500 kadar teroiristin basacagi" idi. Halbuki orada sadece halk vardi. Barikatlarin zorlanmasi ve jandarmanin "yetersizligi" orada bulunan polisleri devreye soktu ve polis kuvvetleri, barikatlara dayanmis halkin uzerine tazyikli su, biber gazi ve GAZ BOMBASI atmaya basladi. Yaralananlarin oldugu ve bir kisinin kalp krizi gecirdigi soylendi. Orada bulunan silivri nobet cadiri sanki bir revire donmustu ve bu arada gaz bombasinin cadira geldigi goruldu. Jandarma ve polis yaralananlara mudaheleye izin vermemek icin cabaladi. Bu arada iceride salonda, ruzgarin da yardimi ile s1k1lan biber gazi, iceridekileri de etkiledi ve 6 aylik oldugu soylenen bir tutuksuz olarak savunu vermeye gelen bir sanigin bebegi gazdan etkilendi. Durusmayi yonetenler bu gazdan kacarcasina durusmayi ogleden sonraya ertelediler. CHP'nin davetlisi olarak siliden sosyaslist enternasyonelin genel sekreteri de oradaydi ve izlenimlerini anlatirken, "kendisinin her turlu fasizan rejimlerde bulundugunu fakat ilk defa bir durusma salonunun tutuklularin bulundugu yerleskede olmasina sasirdigini" dile getirdi. Yine oradaki izlenimlerini hayretler icinde karsiladigini tamamen halka acik olarak yapilmasi gereken durusmanin bu sekilde bir baski ve organize icinde yapilmasinin esi gorulmemis oldugunu vurguladi. Ogleden sonra durusmayi acan yetkili "gerginlik nedeniyle" durusmanin "11 Nisan'a ertelendigini" soyledi. Bilindigi gibi onceden H.Celik halkin oraya gitmemesi icin elinden gelen propaganda ve provakasyonu dile getirmisti. Onemli bir olgu da saldiriya ugrayan halkin verdigi karsiliklarin, Istiklal Marsi soylemek, slogan atmak ve bayrak sallamak olmasiydi. Evetgorunen o ki, artik turkiye halklarinin buyuk bir cogunlugu; Ergenekon ve benzeri tertiplerin SIYASI BIR BASKI VE DIKTATORLUK ARACI oldugunu algilamis durumda. Yani bir hukuktan, haktan, adaletten, savunudan, hukuki yontem ve disiplinden isleyisten v.s. bahsetmenin ve bunun uzerine bir elestiri getirmenin bir anlami yok. Bir yerde orasi bir "savas alani" idi ve tek yapilmak istenen YILDIRMA/CAYDIRMA VE KOTKU SALMA politikasi ve psikolojisiydi. Aslinda boyle bir politika ve psikolojik hazirlik icinde olanlarin durumunun KENDI KORKUSUNUN VE TEDIRGINLIGINI disa vurusu oldugunu algilamak o kadar da zor degil. Evet belki halk 11 Nisan'da orada toplanmayacak. Yalniz halkin bugunku orada gosterdigi durus, parlementer karsi devrim acisindan yeni bir KORKU dalgasi getirecek.
    8 points
  44. Uzun zamandir ve guncel olarak gundemde olan tum milliyertcilik tartismalarinin temelinde turkluk "sorunu" yatar. Bunu aciklamadan once konu ve kavrami ilgilendiren ogelere bir bakalim. Millet: Ortak bir dil, kultur, etnisite koken ve tarih paylasan halk toplumu/toplulugu. Yine ayni zamanda, toplulugun/toplumun etnisite farkina bakilmaksizin ortak sinir ve hukumet paylasan halk anlamina da gelir. Milliyet : Tek bir kisinin millet devlet ile kanuni iliskisidir. Etnisiteyi icerir. Millet Devleti :Kendi tanimladigi Politik kanuniyetini milletin ustunde hakim kilan uniter devlettir. Vatandaslik : Kisi ile devlet arasindaki baga isaret eder. Etnisite : Etnik koken ya da etnik grup, ortak kultur yada milliyet temelindeki sosyal katagoridir. Etnik kimlik grubun ortak karakteristiklerini diger gruplardan farkli kilandir. Bunlar zorunlu olmamak sartiyla, ortak: nesil/soy , gorunus, giyim/kusam, mutfak/ascilik, miras/kalitim, tarih, dil, sive, din, gelenek, simge/imge ya da etik/kulturel faktor farki icerebilir. Simdi Osmanli sonrasi 1923 ile birlikte gelen duruma bakalim. Millet, yukaridaki tanimdan da algilanacagi gibi "ulus" kavrami altinda olan ilk cumle degil, yani ikinci cumledir. Yani "toplumun etnisite farkina bakilmaksizin ortak sinir ve hukumet paylasan halk" Buradan turk ulusu ortaya cikmaktadir, ya da yukaridaki tanim temelinde Turk milleti. Milliyet, tek bir kisinin millet devlet ile kanuni iliskisidir. Peki, bu tanima ve yukaridaki tanima gore bu tekbir kisi turk olarak turk milliyetine sahip olmali ve turk devleti ile kanuni iliskide olmalidir. Buradaki ilk soru ve ilk sorun/celiski etnisite konusudur. Cunku MILLIYET ETNISITEYI ICERIR. Nedir sorun ve celiski. Soru sudur. Milliyeti turk olan tek bir kisinin etnisitesi nedir? Bu soruya ne ataturk ne turk milliyetcileri yanit veremez. Cunku TURK MILLIYETI YOKTUR VE KULLANILMAZ. Ozaman ikinci soru ve sorun ortaya cikar. Turk milliyeti yok ise ve kullanilmiyorsa, tek bir kisinin milliyeti nedir?. Bu soru da ne Ataturkne de turk milliyetciligi adina yanitlanamaz. Cunku turk ulus ya da millet olarak varsa, milliyet olarak yoktur. Kisaca Ataturk ve turk milliyetciligi MILLIYET KONUSUNDA YANIT VEREMEZ. CUNKU MILLIYET ETNISITEYI ICERIR VE TURK ULUS YA DA MILLETININ ETNISITESI YOKTUR. Turk milliyeti yoksa, KURD, ERMENI, LAZ, CERKEZ V.S. MILLIYETLERI VARDIR. Cunku tek bir kisi etnik koken olarak turk olmadigindan BASKA ETNIK KOKENLERE SAHIPTIR VE BU KOKEN ONLARIN MILLIYETIDIR. Yani turk ulusu ya da milleti CESITLI MILLIYETLERDEN OLUSMUSTUR. Ustelik kendi milliyeti yoktur cunku ulus ya da millet olarak etnisitesi yoktur. Iste Ataturk ve turk milliyetciliginin turklugun sorunu celiskisi ETNISITESI VE MILLIYETI OLMAMASINDAN KAYNAKLANIR. Bunun ilk sorunu ulus ve millet olarak turkluk DIGER MILLIYETLERIN USTUNDE VE HAKIM KONUMUNDADIR. Yani Turklugun kendisinin etnisitesi ve milliyeti olmadigindan ulus ya da ve de millettir. Buradaki dogan hakimiyet ustluk ve esitsizlikte soru sudur. Neden diger milliyetler turklugu millet yada ulus olarak kabul etmek ve kendilerini bu millet ve ulus hakimiyeti altinda gormek durumundadirlar? Gelelim etnisite icermeyen vatandasliga. Milliyet ile vatandaslik farki MILLIYETIN ETNISITE ICERMESIDIR. Kisi ile devlet arasindaki bag. Birincisi kisinin milliyeti turk degildir, cunku turk millet ya da ulustur. O zaman kisinin bir MILLIYETI VE ETNISITESI VARDIR VE BU TURK DEGILDIR. Turk olmayan etnisiteye milliyete sahip bir kisi devlet ile bag kuracak. Simdi donelim tekrar Ataturk ve turk milliyetciligine. Kullanim sudur, Turk vatandasi. Bir kisinin milliyeti ve etnisitesi Turk olamayacagindan ustelik Devletin temeli olan siyaseti cumhuriyet olacagindan, Turk vatandasligi her mantik acisindan anlamsiz ve tutarsizdir. Peki bu tutarsizlik nerden kaynaklanir. TURKU HEM BIR KISI HEM DE BIR MILLET/ULUS YAPMAKTAN. HALBUKI TURK KISI OLAMAZ CUNKU MILLIYETI VE ETNISITESI YOKTUR. DOLAYISI ILE BIR KISI TURK OLMAYAN BASKA MILLIYETE VE ETNISITEYE SAHIPTIR. Ozaman ne olabilir? Misal kurd vatandasi. Peki devlet Turkiye Cumhuriyeti, toparlarsak. Turkiye Cumhuriyetinin "kurd/ermeni/laz/cerkez/yahudi v.s. vatandasi. Gelelim guncel tartismaya. Milliyeti ve etnisitesi turk OLAMAYAN bir kisinin tek secenegi turklugu millet ya da ulus olarak KENDI MILLIYETININ VE ETNISITESININ USTUNDE VE KENDINE HAKIM GORMEK DURUMUNDA KALMASIDIR. Bu bugun kabul edilememektedir. Ozaman kabul edilen nedir, kabul edilen TURKLUGUN BIR MILLET YA DA ULUS DEGIL BIR MILLIYET VE ETNISITE OLDUGU VE DIGER MILLIYET VE ETNISITELER ILE AYNI SEVIYEDE VE ESIT OLDUGUDUR. Iste sorun iki turlu cozume ulasir. Ya turk millet ve ulusuna da bir milliyet ve etnisite bulunur ki bu turk olamaz. Cunku TURKLUK HEM MILLET/ULUS HEM DE ETNISITE/MILLIYET OLAMAZ. Ya turkluk eskisi gibi millet/ulus ta kalacak, ki bu hakimiyet ve ustunluk demektir, yada milliyet ve etnisite ile ayni duzeye inecektir. Milliyeti ve etnisitei olan ve turk olmayan diger milliyet ve etnisite sahipleri, Turklugun de kendileri gibi bir etnisite ve milliyet oldugunu ve hakim bir milliyet ve etnisitenin olamayacagini soylemekteler. Peki bu durumda ne olur. Bu durumda millet ikinci tanimdan yani "etnik farklara bakilmaksizin" tanimindan "Ortak bir dil, kultur, etnisite koken ve tarih paylasan halk toplumu/toplulugu." na donusur ve MILLET KAVRAMI ORTADAN KALKAR, YERINI TURK DE DAHIL MILLIYET VE ETNISITE ALIR. YANI TOPLUMSALLIKTAN BIREYSELLIGE DONUSUR. Iste o zaman yukaridaki tanima uyan her bir kavram ya biretnisite ya da bir milliyet tanimina uyar. Bunun anlami sudur. Turk, kurd, ermeni v.s. milliyetleri ve etnisiteleri. Turkiye Cumhuriyeti vatandasligi ve her vatandasin milliyet ve etnisite kimligi. Yani, turk, kurd,ermeni milliyetli/etnisiteli Turkiye Cumhuriyeti vatandasligi ve vatandasi. Kimse bu aciklamalardan bir boluculuk algisi almasin ve almamaslidir. Cunku vatandaslik ve her bir farkli milliyetli/etnik kokenli vatandan ayni cografi ve siyasi/hukuki temelde UNITERBIR DEVLET YAPISINDA YASAMAYA DEVAM EDECEKTIR. Bu da bir millet devleti degil, UNITER BIR DEVLET OLACAKTIR.
    7 points
  45. Bilindigi gibi, emperyalist zihniyet; ilk terorist ve terorizmini Afganistan'da Usame Bin Ladin, eliyle yaratmis; o tarihlerde Afganistan'i isgal etme amaci ile Afganistan'a saldiran SSCB'ne karsi da savastirmistir. Tarihler 1960 sonlaridir. 1970'lerle baslayan temelde, ayni terorist ve terorizm yetistirilmeleri de cografi ve toplumsal bolgeler olarak; Turkiye'de Irak'ta, Suriye'de ve Iran'da yaratilmistir. Dunya 1990'lar ile birlikte birlesik milletlerin parcalanisi donemine giormistir. (SSCB ve Yugoslavya) Ayni donemlerde Emperyalist zihniyet; Irak'i Iran ile savastirmis ve Saddam'in bolgede belirli bir guc olmasini saglamistir. Millenyum yani 21. yuzyilin baslangici ile emperyalizm zihniyet; ekonomik ve politik ustunluk olarak ele gecirmek istedigi bolgeleri ele gecirebilmek adina; bir iki soyleme yer vermistir. Bunlardan ilki "Islam dinin in terorizme yatkinligini one surerek; Islami "ilimlastirma" ve de evengalizm temelinde "dinler arasi dialog" ile bu ilimlastirmayi saglama. Iste bu amac ile hedef secilen ekonomi petrol zengini ulkeler ve bolgeler hedef alinmis, saldiri hedefi olark ta; ikiz kulelerin cokertilmesi katliami plani hazirlanmistir. Burada kendi yetistirdigi U.B.Laden terorist ilan edilerek, "teroru kendi cografyasinda cokertme" adi altinda Afganistan'a girilmis buna ek olarak ta "demokrasi ozgurluk getirme" bahanesi adi altinda Irak'a girilmistir. Boylece yapilan bu girisimler ister istemez, emperyalizmin goz diktigi bolge ulke ve toplumlari SII birligi altinda (Suriye, Iran ve hizbullah) birlestirirken, Irak'ya da bir sii Irak hukumeti ortaya cikmistir. Emperyalist zihniyetin O.Dogu olarak iki amaci vardir; Israil Ermenistan arasi bir cografi boleyi kendine bagli olarak kurmak ve bolgenin tum ekonomik kaynaklarini ele gecirmek Bunu basarabilmek icin de bolgedeki ulke ve toplum sinirlarini dini mezhepsel ve milli kokensel temelde ayristirmak. Iste emperyalist zihniyetin evengalizm den baska ikinci ideolojisi de soros ideolojisidir. Yani bolge ulke ve toplumlari bunyesinde kendine bagladiklari ile ulke ve toplum ici mezhepsel ve de kokensel mikroayrimcilik politikasi ve bunun ulke ve toplumu darbe zeminine hazirlamasi. Iste burada yeni bir soylem gelmektedir. Bu da "islam dininin mezhep medeniyetleri farki" yasadigidir. Cografi olarak bole de darbe zemini hazirlamak ise; yine emperyalizmin yarattigi ustelik bolgeye ait olmayan toplama teroristleri her turlu silah ve arac/gerec ile beslemesi ve yonetimini yonlendirdigi iktidarlara da besletmesidir. Irak'tan sonra Libya devreye girmistir, Misir, Tunus karistirilmistir. Yeni hedef Suriye'dir. Suriye hem dini mezhepsel hem de milli kokensel farkliliklar tasiyan bir ulke ve toplumdur. Burada hazirlanan darbe ortami ile, iki turlu adda teror orgutleri yaratilmistir. El Kaide'ye bagli dini teror orgutleri. Daha once yaratilmis kurd kokeni temelindeki teror orgutleri. Suriye'deki savaslar once Esad'a karsi olarak baslatilmis, daha sonra teror orgutleri bir birleri ile savastirilmistir. Suriye'de istenilen Esad'i devirme basaralamamistir. Yeni hedef Irak'tir. Iste Irak ve oraya saldiran ISID teror orgutu, sunni olarak tanitilmis ve radikal islam olarak kendinden olmayana yasam hakki tanimamistir. Ilginc olan ISID'in Irak cografyasindaki rahat ilerleyisi ve daha once kurulan kurd bolgesinin de kendi toprak ve silah gucunu kuvvetlendirmesidir. Irak hukumeti olan sii yonetim ise kurdler tarafindan gale alinmamakta ve Isid'in hedefinde bulunmaktadir. Su an gorulen durum, Irak'ta Kurdlere emperyalistlere ve Israil'e dokunmayacak bir sunni devletin kurulmasi cabalaridir. Bu da zaten planin bir parcasidir. Tabiki burada bir iki seyi unutmamak gerekir. Beslenip palazlanan ikyidarlar ya da teroristler, yeri gelir kendi cikarlari dogrultusunda ve kendi yontemleri ile hareket ederler. Burada emperyalizmin bu hareketlere goz yumup yummamasi ise tamamen onun ana cikarinin ve ekonomisinin zarar gorup gormemesi ile paraleldir. Iste bu temelde bazan emperyalizm, kendi yetistirdikleri ve yonlendirdiklerine karsi imis gibi gorunur ve hatta onlara pratik uygulamayi da gundeme getirebilir. Bu bir politik manevra olmak ile birlikte, emperyalizmin "ipin ucunu kacirmama" cabasidir. Emperyalizm butun bu cikar temelli uygulamalarinda; yerine gore kendisine de dusman yetistirdigini yeri geldiginde algilamakta ve gereken mudaheleyi ardindan yapmaktadir. Misir'daki Mursi hareketinin askeri darbe ile devrilmesi gibi. Su anda O.Dogu evengalizmin sahte birlestiriciligi ve soros ideolojisinin taraflari beslemeli mikroayrimciligi altinda insanligin vicdanin adaletin yasamin katledildigi bir donem yasamaktadir. Bolge de; turkler, turkmenler, araplar kurdler milli kokensel temelde ayrismakta; en cok zarari da turkmenler gormektedir. Yine bolge de Islam dininin iki ana mezhebi sunni ve sii ayristirmasi savasmaktadir. Sunni temelli ayristirmalar ise bolgeyi katliama boganlar eliyle uygulanmaktadir. Turkiye ulke ve toplumu da basinda bulunan otokratik diktatoru eliyle, emperyalizmin emrinde calisarak; bolgeye en cok zarar verici katilimi saglayan ve saglatan durumundadir. Silah besleme yardim ve yataklik sadece bolge de degil; Turkiye cografyasi bunyesinde gerceklestirilmektedir. Su an Turkiye her an bir O.Dogu ortamina sokulacak sekilde; dini milli gorunumlu teroristlere ev sahipligi yapmakta ve bolge ile giris/cikislarini serbest birakmaktadir. Diktator ise su anki soylemleri ile, Esad'i birakmis; sii kokenli Maliki'yi hedef almistir. Bolge de yeri geldiginde kendi basina hareket eden teror gruplari kendi cikarlarina da politik manevralar yapmaktadir. Mesela, Suriye'de iken El-Kaide'nin kolu olan El-Nusra ile ipleri koparan ve savasan ISID; tekrar El-Nusra ile ve El-Kaide ile birlestigini duyurmustur. Gorunen odur ki; bolgedeki su anki karmasa Suriye ve Irak'in emperyalist cikarin yonunde cografi sekillenmesine dogru gitmektedir.
    7 points
  46. Kavram kargasasinin hakim surdugu, dunyada ve Turkiye' de; laik-sekuler ikiliside nasibini almaktadir. Bilindigi, gibu; bu iki kavramda, Fransa Ihtilali'nden sonra yayilmis ve toplumlarca, benimsenmis ve kullanilmistir. Iki terimin, kavram icerikli anlamlari farklidir. Laiklik, genelde; din islerinin ve konularinin, devlet isleri ile karistirilmamasini, yani; devletin bir dini gorusu olmamasini ifade eden bir kavramdir. Laik, bir duzeni savunan kisi; pekala, dini inanci olan bir kisi olabilir. Dini inanc ve ibadet ve dini yasam ve iliski acisindan, laiklik, kisiye hic bir kisitlama getirmez. Sekuler ise, tamamen dini temele yonelik bir kavram olup; dunyevi anlamini ifade etmektedir. Genelde, dini mentalitenin kokeni, yasam yerine; olume ve olum (olmek) sonrasina-ruh, cennet, cehennem, azrail, dirilis v.s.-dayandigindan; sekuler tamamen dini distalayan ve dini olmayan ve dini icermeyen bir yasam ifadesi, icerigi tasir. Hatta, gunumuzde, din disilik, dini icermeme, dini olmayan v.s. temelli ifadeleri de, en iyi ifade eden kavram sekulerdir. Ateistler, ancak sekuler olurlarsa ateist olurlar. Turkiye' deki 1923 kurulusunu ve Ataturk'un getirdigi yenilikleri ve devrimleri hatirlarsak; burada; vurgulanan kavram laiklik, yani devlet yapisinin, dini bir taraf veya gorusu olamayacagi, ve dini kurumlarin, devletten ayri yapilanacagi vurgulanmaktadir. Iste "TC, laik bir devlettir" in ifadesi budur. Bu temelde, ordu; laik olabilir, yani; dusunce ve davranis olarak; devletin, dini kuruluslarindan ayri yapilanmasi gerektigini savunabilir. Fakat, bu dusunce ve davranis; orduyu kurum olarak sekuler yapmaz. Bugun, diyanet islerinin oldugu, istiklal marsinda, dini icerikli misralari bulunan ve genelde, %99' u musluman-ki tartisilir-oldugu soylenen toplumun; ve dogustan itibaren, sorulmadan TC vatandasliginin yanina, ve dini hanesi bulunan yerine; islam yazilan bir nufus kagidina sahip olan bir toplumun ve onun her turlu kurum ve kuruluslarinin; tum devlet ve egitim, saglik ve bilimum siyasal ve sosyal yapinin; ve osmanli gibi muslumanligi, her zaman one cikarmis bir imparatorlugunun varisi TC'nin; vatandaslarinin sekuler oldugunu kim soyleyebilir? Sekuler olmak, bir bilinc ve kendi degerlerini sorgulama-nedenleme gerektiren bir icerige sahiptir. Ustelik, sekulerlik; dini icermeyen, din disi ve dini olmayan bir kavram olarak; kisiseldir. Her turlu kurum ve kurulusun icinde, sekuler dunya gorusune sahip, kisiler olabilir. Bu kisiler, ordu yapisinda da bulunabilir. Ama bu orduyu ve ya herhangibir kurum ve kurulusu sekuler yapmaz. Ustelik ordu laikte olamaz. Ancak, ordunun ilkesi olarak laik bir duzenden yana taraf olabilir. Dolayisiyle, bilhassa Turkiye'de bu iki kavram karismaktadir. Kisi ve herhangibir kurum kurulus laik olamaz, ancak dunya gorusu olarak laik bir duzeni/sistemi savunabilir. Sekuler dunya gorusu ise, tamamen kisiseldir ve kisinin her turlu dusunce ve davranis ve de yasam ve iliski olarak dunyevi oldugunu ve dunya otesi, yasam sonrasi v.s. hic bir degeri deger olarak uygulamadigini gosterir. Genelde hemen hemen her din felsefesinde bir dunyevi diosiligi oldugundan, sekulerlik genelde dini uygulamalara ve inanca ters duser. Buna muslumanliktaki imanin sartlari da dahildir. Farklari maddeler halinde ortaya koyabiliriz. Laiklik, dinin devlet islerinden farklilasmis bir sistem/duzen seklidir. Sekulerlik ise; kisinin dunyeviligidir. Bir musluman, seriat duzenini arzu etmedigi surece, laik bir duzende yasayabilir ve hak ve ozgurlugunu koruyabilir. TC'nin 87 yillik tarihi bunun kanitidir. Bir kisi hem sekuler, hem musluman olamaz. Bir sistem hem laik hem seriatci olamaz. Sekuler anlayis, tanrisal yanasim ile direk baglantili degildir. Cunku sekulerlik dunyevilik demektir. Yani bir yerde dini olarak getirilen, dunya otesi degerlere inanmayistir. Mesela, cennet/cehenneme, olum sonrasi yasama, oteki dunyaya v.s. Oyuzden pekala, bir deist panteist, panenteist, ateist, anti ve nonteist ve bilimum tanrisal bakis acilarindaki dinsel teizm disi her ideolojik inancsal, sekuler olabilir. Cunku konu, dunyeviliktir ve beseriliktir. Oyuzden sekulerlik, bir yerde, dini olmayan (non religious), bireysel yasam ve iliski seklidir. Yani sekulerlik, dinilik ile mukayeselidir, tanrisal yanasim ile degil. laicism: control of political and social institutions by secular elements- Goruldugu gibi, laiklik; politik ve sosyal yapilanmalarin sekuler, elemanlar, temel ilkeler/esaslar eliyle/yoluyla kontrolu demektir. Bunun aciklanmasindaki neden, bir sistem ve duzenin laik olabilmesi icin devlet ve hukumetin bireylerinin sekuler zihniyete sahip olmalari gerekmektedir. TC tarihine bakildiginda bunun boyle olmadigi acik gorulur. Cunku TC tarihinde hic bir zaman sekuler bir zihniyet ne iktidar ne de muhalefet olabilmis, ne de devlet ne de gelen iktidarlar sekuler zihniyet temelindeki bir laikligi uygulayabilmislerdir. Dolayisiyle sekuler zihniyet temeline oturmayan bir laiukligin ne kadar laik olup olmadigi da tartisma konusudur.
    7 points
  47. Bilindigi gibi, iki donem iktidar olduktan sonrakendi deyimiyle 3. donem iktidara geldiginde "Usta donemi" dedigi ve politik icerikte 3 donem ust uste gelen bir parti icin "Parti devleti" olan Diktatorun partisi, zaten bu iki doneminde devleti ve hukumeti yasama ve yurutme olarak ele gecirmistir. Yargiyi "ele gecirme basarisini" da "taraf olmayan bertaraf olur ve hic bir zaman taraf olamayacak olan" TSK'yi ve tam politik zitti T.C.kurulus degerlerini savunanlari biibir cesit duzmecelerle her turlu hukuk ve adalet disi tutuklamasi ve akla sigmaz tutukluluk sureleri vermesidir. Bu oyle bir "basaridir" ki diktatorun, terorun bilinen anlam ve icerigini tam tersine cevirebilmesi ile sonuclanmistir. (Genel Kurmay Baskaninin "terorden" hapis cezasi olmasi) Iste AKP ve diktatoru bu "usta" doneminde tam rahat ettim derken, ilk bugunlerin habercisi eylemler olan T.C.kurulus degerleri savunucularinin oldukca kitlesel eylemleri ile yuz yuze gelmistir. Sene 2010'dur. Iste bu kivilcim, daha sonra gezi bilinci denen ve herkesi "sasirtan" birey bilincli ve sosyo-etik fark bilincli harekete donusmustur. Yine bunun tetikleyicisi diktatorun "dindar/kindar nesil yetistirme" adina ve toplumu minnet eden ummete donusturme adina her turlu yasam ve iliskiye getirdigi yasaklar ve yaptigi pervasiz mudahelelerdir. Buraya kadar diktatorun, bertaraf ettigi; toplum farkli halklari ve her turlu farkli kesimi ve emekcisi/calisanidir. Bu temelde yaptigi buyuk politik hatalar, esbaskanlik konumundadir. Libya'da desteklemeye gec kalmistir. Misir da savunmamasi gereken devrik mursi yi savunmus, savunmasi gereken askeri darbeyi savunmamistir. Suriye'ye her turlu askeri saldiri da basi cekmis, her turlu besleme terore yataklik yardim etmis hem kurdculuk terorune hem de sunni seri terorune sadece her turlu silah ve ekonomik destegi vermek ile kalmamis, onlarin ulke bunyesinde yasama ve orgutlenmesine izin vermistir. Bu arada Hatay'da Reyhanli'da bu insanlikdisi yardim "meyvasini vermis" ve bir suru vatandas (hayatini kaybedenlerin sayisi celiskilidir) yasamlarini bu katliam da yitirmistir. Iste bu temeldeki politik hatada da ABD ve Israil ile, Iran Irak ile, Suriye ve hatta ABD emir kulu S.Arabistan ve Katar ile arasi acilmis ve dis temelde yalnizliga burunmustur. Yine bu temelde yaptigi ve bugun de suren son hata, iktidarinin her turlu ortagi oldugu cemaati; onlarin en onemli gelir kaynagi olan dersaneleri kapatma aciklamasi ile karsisina almasi olmustur. Tarihin cilvesine bakin ki, Ergenekon duzmecesini basina yayan kimse, ayni kisi bu sefer cemaat uzerindeki MGK kararlarini ayni gazete de aciklamistir. Iste bu hata oklarin tamamen kendi teror egemenligine ve parti orgutune cevirmis. Ilk kaybini bir milletvekili olarak yasarken, aradan fazla zaman gecmeden ikinci ve kitle olarak biliinen eski futbolcu milletvekilini kaybetmistir. Iste tam bunun ardindan, bugunun de sicak gundemi olan "yolsuzluk, kara para aklama, altin kacakciligi" suclamalari ile karsi karsiya kalmis ve bu suclamalarda eldeki deliller ve sorusturmalar bakan ogullarindan bakanlara sicramis ve bu gun sirasiyla 4 bakani istifa etmistir. Bu arada bu istifalardan once yolsuzlugu "kim yapti" demogoji ve saptirmasina tasiyarak, hem yolsuzluk olayinin ustunu ort bas etmek istemis, hem bakanlarina sahip cikmis, hemde bu yolsuzluklardaki sorgulama BUYUK PATRON LAKAPLI KENDINE ULASMAMASI ICIN DE elindeki tum yetkiyi kullanarak, emniyette valilikte ve mudurluklerde sayilari azimsanmayacak ve tum ulke capinda bir gorev degisimine gitmistir. Bakanlara donersek, sira olarak 3. istifa eden bakan, ustelik oglu serbest birakilan bakan, diger iki bakandan farkli olarak diktatorun kim oldugunu ve bugune kadar toplumu ve halki nasil soydugunu ortaya koyan aciklamalar yapmistir. Aciklama olarak, istifalarin kendilerinden talep edildigini soylemis, boyle bir emrivaki talebi kabul etmeyecegini belirtmis ve kendi ile ilgili ne belge varsa, bunun da emir vereninin diktator oldugunu aciklamistir. Ustelik bu bakan digerlerinden farkli olarak sadece bakanliktan degil, milletvekilliginden de istifa etmistir. Son olarak ta eski bakan olan bir milletvekili istifa etmis ve gerekcesini de, tum yolsuzluklarin ortaya cikmasi adina gerekenlerin gorevden alinanlar ve yeni atananlar ile her turlu yargiya mudahele oldugunu aciklayarak, bunu yapan bir partide kalamayacagini aciklamistir. Su an itibari ile yeni operasyonlarin olac agi iddialari ile birlikte, bu operasyonlara izin vermeme mucadelesi surmektedir. Yani savcinin verdigi gorevi; bassavci eliyle emniyet ve valilik uygulamamaktadir. Kisaca devlet su an gorev olarak ikiye bolunmus, yolsu\zlugu sorusturanlar ile bunu onlemek isteyenler arasinda an itibari ile bir mucadele surmektedir. Yolsuzluk v.s. ile ortada konusulen ve konu olan miktarlar milyar dolarlari/eurolari bulmaktadir. Butun bu olanlarin hepsui birakin T.C. tarihini cogu temelde dunyada bile bir ilktir. Mesela ortada hem adalet bakani hem de belediye baskan adayi olan vardir. Boyle bir ikilem ne anayasaya ne de devlet isleyisine uymaz. Butun bunlar olurken, tek bir sey degismemistir. DIKTATORUN "BURNUNDAN KIL ALDIRMAZ" ALTTAN ALMAZ, AKSINE USTUNE GIDER, OTOKRAT PROVAKATOR HIPOKRITIK VE AYRISTIRMACI KORUKLEYICI TAVRI. Kisaca "ben ne istersem o olur, taraf olmayan bertaraf olur" dikta ve otokrasisinden "odun" vermeme ve hatta yeri geldiginde yol arkadaslarini bir kalemde silme tavri. Eeee bir diktator "dedigim dedik caldigim duduk" atasozunu hilafsiz, bertaraf etme adina minnet ettirme adina biat ettirme adina, toplumuna, toplumun her bir kesimine, esbaskan mutteviklerine, ve kendi iktidar ortagina uygularsan sonu budur. Bu arada unutulan bir nokta da, "demokratiklesme paketi" temelindeki kurtlerin hem halk, hem BDP hem PKK hem Kandil hem de ocalan olarak onlari devreden cikarma adina, oyalamasi kandirmasi ve aksine tum bu kurd temelli icerikleri esbaskan temelli BOP projesindeki K.Irak kurd bolgesine peskes cekmesi ve teslim etme cabalaridir. Kisaca diktator "kendi kendine gelin guvey olma" adina, her bir tarafina ihanet etmistir. Butun bunlari otokratik bir teokrasiyi sunni seri temelinde kurmak ve kendini padisah v.s. ilan ederek islam nufuzunu elde etmek ve Osmanli'ya geri donmek. 90 yildir millet olma yolunda yasam ve iliski suren toplumu tekrar minnet eden ummete donusturmek. Su anlar ve gunler sicak gundem olarak cogu degisime gebe. Her an hersey olabilir, cunku bu cografya Turkiye cografyasi. Tum bu olanlarin tek bir karsitligi deyim olarak "Kendi basini yemek" tir.
    7 points
  48. Bilindigi gibi, M.Balbay'in tahliyesinden sonra, Kupa Macinda "yuce Ataturk" yazisi ile sahaya cikan, Fethiyespor'lu futbolcular, TFT'na sikayet edilmisti. Bugunku aciklama ile "disiplini gerektiren bir durum olmadigi" seklinde bir aciklama ile, futbolcular aklandi. Dusunmeden edilmiyor. Acaba disiplin kuruluna verilirken, bir ceza cikmayacagi bilinmiyor muydu? Biliniyorsa, neden disiplin kuruluna verildi? Son zamanlardaki bu ikili cikislara baktikca, akla sorular geliyor. Bu bir Ataturk "sirinligi" gosterisi mi? Gelecek secimlere yonelik bir yatirim mi? Yoksa hakikaten, diktator henuz yargiyi tumuyle eline geciremedi de; yargi diktatore biat etmeyecek kadar "cesur mu?" Bu uc sorunun yaninda, yine dusunmeden edilmiyor. Peki diktator, nasil oluyor da durmadan cikari oldugunda yargiya gonderme yapiyor, yol gosteriyor ve talimat veriyor? Acaba sansini mi deniyor, yoksa sonucun ne olacagini bile bile bu cikislariyla, aslinda kendine biat etmis yargiyi bir cesit "bagimsiz" mi gostermeye calisiyor? Yoksa yargi hala diger iktidar kanadinin elinde de, diktator ile olan kavgasini ona biat etmiyerek, verdigi diktatore aksi kararlar ile surduruyor mu? Ne dersiniz? B.Arinc ve C. Cicek'in disinda Balbay'a "hosgeldin" diyen de olmadi. Sahi onlarda cemaat yanlisi idiler. Bu arada Davutoglu'nun "hakkini yemeyelim." Balbay ile yaptigi aciklamada "Balbay'in tahliyesi 'demokratiklesme'nin bir sonucu" imis. Ayrica neden beraat degil de, tahliye? Guler misin/aglar misin?
    7 points
  49. Bilindigi gibi, diktatorun "demokrasi" anlayisi, sadece sandiktan cikmak ile sinirli. Yani ona gore "sandiktan cikana herkes saygi duyacak kimse karsi cikmayacak ve bir sorunu varsa da yine sandik ile halledecek" Iste diktator bu zihniyet ile herkese herseye karisiyor, bunu da sandiktan cikmaya bagliyordu. Kendisi ile taraf olmayanlari da sadece cesitli yontemlerle bertaraf ediyordu ve etmekte. Tabi bu bertaraf edise devlet ve polis teroru de dahil. Son Fenerbahce baskani secimlerinde, diktatorun hipokritikligi bir kez daha ortaya cikti. Nasil oldu. Fenerbahce baskanlik seciminde aday olan Aziz Yildirim ile, Diktator biatcisi Mehmet Ali Aydinlar cekisti. Mehmet Ali Aydinlar diktatorun her turlu yontemini kullanmasina ragmen, sandiktan acik farkla Aziz Yildirim cikti. Peki diktator ne yapti? demokrasiyi sandiktan cikmaya bagliyan diktator, A.Yildirim'i tebrik edecegi yerde, basladi veryansin etmeye ve diktatorlugunu ortaya koymaya. Kisaca yine bir hipokritik diktator ornegi sergileyerek, kendi dedigine kendisi karsi cikti. Eee iste boyle. Diktatorluk kolay degil. Diktatorlugu korumak adina her zaman kendi dediklerin ile celismek, dediginin tam tersini yapmak ve kendi yaptigini da baskalari yapmis gibi gostermek, mesru ve mubahtir. Neden mi mesru ve mubahtir? Cunku guc te otorite de ve ulke ve toplumun her bir kurumu da senin emrinin altindadir da ondan.
    7 points
  50. Felsefede çok sorulmuş ve üzerinde çok düşünülmüş bir soru bu. Martin Heidegger'e göre bu felsefenin en temel problemidir. Hiçbirşeyin olmadığı bir durum hayal edilebilir mi? Dikkat ederseniz, bu tür bir sonuç çıkarabilmek için kullanmak durumunda kalacağınız herhangi bir gözlem bile bu durumunun geçersizliğini gösterecektir, çünkü ister istemez 'hiçbirşeyin olmaması' tespitini yapan bir gözlemci gerekecektir. Yani hiçbirşeyin olmaması durumunda bile bunu diyen bir gözlemci, yani birşeyler vardır. Hiçbirşeyin varolmaması durumu hayal dahi edilemez. Hiçbirşeyin olmaması durumunu en basit, en doğal durum olarak görmek istemiştir pek çok filozof, bu yüzden neden birşeyler olması gerektiği üzerinde kafa yormuşlardır. Halbuki, ilk anda doğal gelen bu bakış açısının tam tersini iddia eden fikirler de vardır. Örneğin, bir loto çekilişini düşünün. 6 milyon bilet olsun ortada. Bu biletlerden herhangi birinin kazanma olasılığı bir diğerine denktir. Fakat eğer boş dünya bu biletlerden sadece biriyse, diğer dünyaların tümü dolu dünyalar olmalıdır bu bakış açısına göre ve boş dünya olasılığı dramatik bir biçimde azalmaktadır. Peter van Inwagen'in (1996) önerdiği bu istatistiksel bakış açısı, durumu tam tersine çevirmekte ve asıl birşeylerin varolduğu dünya fikrini diğer duruma göre çok daha olası görmemiz gerektiğini ileri sürmektedir. Eski dönemlere bakarsak, örneğin rasyonalist filozof Leibniz, bu soru üzerine düşünürken, kendileri gerçekte varolmayan sanal varlıklar tanımlamış ve bu mümkün şeylerin gerçek şeyler haline gelebilmek için rekabet halinde olduklarını hayal etmiştir. Birşey, varolabilmek için başka şeylerle ne kadar rekabet etmek zorundaysa, kendisinin gerçek haline gelmesini engelleyecek başka bir şey tarafından engellenmesi de o kadar büyük olasılık olacaktır. Fakat bu bakış açısı, Leibniz'in kendisinin de gördüğü gibi, hiçbirşeyin varolmadığı veya varolmaması gerektiği fikrine götürür bizi. Bu yüzden Leibniz sormuştur, neden birşeyler var öyleyse diye. (Birşeylerin neden varolduğu konusunda kendi açıklaması muhtemelen Tanrı olacaktır bu konuda tabi). Felsefedeki materyalizm ve idealizm ayrımına aşina olanların göreceği gibi, Leibniz'inki idealist bir bakış açısıdır. Ve aslında bu tür bir bakış açısının yaratacağı düşünsel tuzağı çok güzel ortaya koymaktadır. Bazı filozoflar 'neden birşeyler var' sorusunun cevapsız olacağını düşünmektedir, çünkü birşeyin varlığını, varlıksal referanslar kullanmadan çıkarsamak gerekmektedir bu soruyu istenilen şekilde cevaplayabilmek için. David Hume, herşeyi toplu olarak belki açıklayamasak da, tek tek şeyleri açıklayabileceğimizi söyleyerek bu soruyu cevaplamanın imkansızlığına teselli olacak bir tespitte bulunmuştur. Bir empirist (ve materyalist) olan Hume, herhangi birşeyin varlığının sadece zihinsel muhakeme ile bulunamayacağını ortaya koymuştur. Rasyolanist filozoflar (ki idealisttirler) bu konuda cok daha iyimser olmuşlar ve pek çoğu örneğin Tanrı'nın varlığı için a priori kanıtlar önermeye çalışmışlardır. (Bu tür bir çabanın boşa kürek çekmek olacağı, çünkü sırf zihinde yapılan muhakemelerle Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya çalışmanın, kedinin kendi kuyruğunu kovalamasına benzer bir şekilde, başladığı yere dönen ve baslangıçta içerdiği gizli kabulleri dönüp dolaşıp kanıt diye sunan döngüsel bir düşünce biçimi olacağı bugün çok daha net bir biçimde anlaşılmaktadır. Bu tür bir varlık ile ilgili yargıya varabilmek için dıştan gelen veri kullanmak gerekmektedir). Yokluktan çıkarak varlığı açıklamak, varlıksal öğelere referansta bulunmadan varlığı açıklamaya çalışmak şeklinde paradoksal bir çaba olduğundan, genellikle içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Halbuki, yokluk durumunun dogal durum olarak kabul edilmediği bir bakış açısı benimsendiğinde, yani varlıktan başlandığında, (materyalist bakış açısı), evrende olan biten sadece varlıkların dinamik bir şekilde bir şeyden başka birşeye dönüşümü olarak görülecek, mutlak yokluk durumunu hayal etmenin imkansızlığı ile boğuşmak durumunda kalınmayacaktır. Dolayısıyla, yokluğu temel alıp, varlığı ondan türetmeye çalışmak ne şekilde yapılırsa yapılsın boş bir çabadır. Son olarak, neden birşeyler var sorusuna bir de modern fizik açısından bir cevap verelim. Fizikçi Victor J. Stenger'e göre, hiçbirşey olmaması yerine birşeylerin olmasının sebebi, hiçbirşey durumunun, yani mutlak boşluğun 'kararsız' olmasıdır. Parçacık fiziğinde iki çeşit parçacık tanımlıdır, fermion'lar ve boson'lar. Şu anki evrende boson'lar fermion'ların yaklaşık milyar katıdır. Big Bang'in başlangıcında fermion ve boson'ların eşit olduğu bir vakum hayal edebiliriz diyor kendisi. Nitekim, evrenin oluştuğu vakum eğer süpersimetrik ise, bu beklenen birşeydir zaten kendisine göre. Bildiğimiz evren, bu süpersimetrik yapının kırılması ile oluşmuş olmalıdır. Peki neden birşeyler vardır? Çünkü Stenger'e göre, birşeylerin varolması, daha doğal, daha kararlı bir durumdur ve daha olasıdır da onun için. Hatta bir hesaplamaya göre hiçbirşey durumuna göre birşey durumunun olasılığı iki kattan daha fazladır. Doğada bu durumun, yani, basit durumların kararsız oldukları için daha karmaşık durumlara dönüşme eğiliminin pek çok başka yerde de gözlendiğinden söz etmektedir Stenger. Örneğin kar taneleri örneğini vermektedir. Bildiğimiz kar kristalleri, kolay bozulan şeylerdir elbette ama bu daha çok bu kristallere evrenin geneline göre çok daha yüksek olan sıcaklıklarda tanık olduğumuz içindir. Ortam sıcaklığının buzun erime sıcaklığının çok daha altında olduğu durumlarda kar kristalleri bozulmadan kalacaklar ve yapılarını bozmak için enerji gerekecektir. Stenger'e göre bu örnek, pek çok basit sistemin kararsız olduğuna, ömürlerinin sınırlı olduğuna ve daha düşük enerjili kompleks yapılara doğru kendiliğinden faz dönüşümüne yatkın olduklarına dair bir örnektir. Evrenin kökeni ve Big Bang'in sebebine ait popüler teorilerden biri, Stenger'e göre, vakumun kendiliğinden daha düşük enerjili ve daha kompleks bir duruma faz dönüşümü gerçekleştirmesidir. Bu fizikte 'sponteneous phase transition' (kendiliğinden faz dönüşümü) denen ve bilinen bir kavramdır. Yani Stenger'e göre, hiçbirşey olmamasından ziyade birşeyler vardır, çünkü birşeylerin olma durumu daha kararlı, daha olası ve daha doğal bir durumdur. Hiçbirşeyin olmaması durumu ise her an simetri kırılımı yoluyla faz dönüşümüne açık, daha kararsız bir durumdur.
    7 points
×
×
  • Create New...