Jump to content

evrensel-insan

Members
  • Posts

    3,544
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    387

evrensel-insan last won the day on November 18 2015

evrensel-insan had the most liked content!

Reputation

1,717 Excellent

Profile Information

  • Gender
    Not Telling
  1. Yukaridaki deyim, bugun sabah saatlerinde savas ucagi vurularak dusurulen Rusya'nin baskani Putin'e ait. Etikte bu kullanimin es anlami "kalleslik" tir. Yani Putin, kalleslige ugramasini bu sekilde ifade etmistir. Tam cumlesi"terore destek verenler tarafindan, sirtimizdan bicaklandik" olmustur. Konu ile ilgili olarak, ustelik teknoloji ve bilisimin bu caginda, AKP savas ve teror devleti ve Hukumeti, yalana bas vurmus ve "ucagin sinir ihlal ettigini ve uyarilmasina ragmen, ihlale devam ettigini ve bunun uzerine de iki f16 ile havada vuruldugunu" soylemistir. Rusya ise "ucagin sinir ihlalinde bulunmadigini ve yerden vuruldugunu ve bunu kanitlayacak objektif verilere de sahip oldugunu" aciklamistir. AKP bu yalan ile de kalmamis, ayni yalanini NATO'ya da iletmistir. Yarin Turkiye'ye gelmesi beklenen Lavrov' da gelmesini iptal etmistir. Oyle anlasiliyor ki, AKP daha once dusurdugu Suriye ucagindaki yalanlarinin aciga cikmasindan da ders almamis gozukuyor. Bu konuda da yalaninin ortaya cikmasindan da bir endise duymuyor. Resmen hem icerde hem de disarida savasi ve teroru korukluyor ve hala bu konuda da ABD,AB ve NATO'dan medet umuyor. Bence birilerinin AKP'ye "sanane Suriye'den ve Esad'dan sen once kendi ulkende kendi halkini katletmeyi ve onlar uzerinde devlet teroru estirmeyi birak, Turkmenleri teroru destekleyerek bahane etmek yerine, once kendi halkin uzerindeki katliamlari ve teroru durdur.Ikircimligi ve hipokritikligi de birak, cunku artik senin nasil bir zihniyete sahip oldugunu anladik.Kendini 'alemin akillisi'zannederek kandirmaktan da vazgec.Dunya senin ekseninde donmuyor." demesinin zamani geldi de geciyor.
  2. Sitede "haber baslik ve mesajlari" olarak acilmis GUNCEL DEVLET VE PKK TERORU" AYNI HIZIYLA DEVAM EDIYOR VE GUNCELLIGINI KORUYOR. Tutuklamalar, gozaltilar, saldirilar, baskinlar v.s. milletvekili ve secilmislerin duzeyine de cikarak, , medya yasaklari, kayyumlar, sivil ve asker/polis katliamlari, askeri bolgeler, sokaga cikma yasaklari v.s. kisaca VAHSI KAPITALIZMIN VE KORKU FELSEFESI VE SURU PSIKOLOJISININ GEREKTIRDIGI FIILI UYGULAMADA ki buna kadin cinayetleri ve tecavuzleri ve tecavuz edenlerin aldigi indirimler ve beraatler de dahil ne varsa, aynen ve ayni hizla devam ediyor. Bu arada trafik kaosu elektrik kesintileri v.s. de cagdisilik ile paralel gidiyor. Isteyenler bilhassa kurd basinindan ve de bazi "sol" basindan, bunlari isterlerse takip edebilir.
  3. Bilindigi gibi, "yeni" meclisin "yeni" baskani secimlerinde, HDP Agri milletvekili Leyla Zana, yeminini okurken; "Turk milleti" yerine "Turkiye milleti" dedi ve "sorun" oldu. Simdi olaya ve konuya ve de kullanilan kavramlara bakalim. Herseyden once, "Turk milleti" 1982 fasist diktasi ile Anayasa'ya eklenmistir. Ikincisi, meclisin yani TBMM'nin acilimi "Turkiye Buyuk Millet Meclisi" dir. Yani meclis, TURKUN DEGIL, TURKIYE'NIN MECLISIDIR. Ucuncusu milletvekilligi mazbata alinmasi ile baslar, yeminin istendigi gibi yerine getirilmemesi kisinin milletvekili olmadigini getirmez. Simdi de kavramlara bakalim. Turk, bir millete etik temelde etnik olarak verilmis bir iceriktir. Turkiye ise bu milletin uzerinde yasadigi cografyadir. Milletin vekili, Turkiye cografyasini temsil eder. Bu cografya milletinin vekilidir. Cografya milleti de Turkiye milletidir. Yani millet, BIR ETNIK KOKENE AIT DEGIL; BIR COGRAFI ULKEYE AITTIR. Bu cografyada yasayan millete de Turkiye milleti denir. Yani TURKIYE MILLETI, BU COGRAFYADA YASAYAN ETIK TEMELDE ETNIK KOKENI NE OLURSA OLSUN, HEPSINI KAPSAR. Mecliste cografyadaki her bir etik kokeni kapsar ve o yuzden, Turkiye Meclisidir. YANI BU MECLISTE SADECE TURK ETNIK KOKENLILER YOKTUR. Milletvekilleri de ne sadece turk etnik kokenlidir, ne de sadece turk etnik kokeninin vekilidir. Herseye "Turk" damgasini vurmaya aliskin olanlarin, neden "Turkiye" kavramindan rahatsiz olduklarini kendilerine sormalari gerekir. Meclis, millet ve de vekilleri ETNIK KOKENLERI ILE DEGIL; TEMSIL ETTIKLERI COGRAFYA ILE ANILIRLAR. TURKIYE MECLISI TURKIYE MILLETI TURKIYE MILLETVEKILI Bu ucunun de etnik kokeninin turk olmasi ya da olmamasi sadece kendini ilgilendirir, NE MECLISI NE MILLETI NEDE SECTIGI VEKILI SECENIN ONUN ETNIK KOKENINE BAKMASINI ILGILENDIRMEZ. Herhalde kavram olarak bir etnik kokenin adini kullanmak yerine, ne zaman ulke adini kullanirsak; iste ancak belki o zaman cagdaslasmaya demokratiklesmeye v.s. yonelebiliriz. Bugun vekillerinin bile ortak olamadigi bu konuda, bu yonelim zor gorunuyor.
  4. Türkiye, Türkmenlere Saldırıyı BM’ye Taşıyor Kendi Ulkesinde, kendi silahlı gucleri ile guya askeri bole ve sokağa cikma yasaginin ilan ettigi kurd lerin yasadigim bolgelerde kendisine silahlarla karsilik verenlerle catisirken, sivilleri bilerek katledenlerin Hukumetini, Türkmenlerin yasadigi ve kendilerinin besleyip silahlandirdigi Esad'a muhalif teroristleri Esad'in izniyle Rusya bombaliyor diye, "sivil olumleri!?", yuzunden, BM'e tasiyormus. Ustelik "demokrasi ve insan haklari" adina. Peki neden once kendini BM'e tasimiyorsun? Anlasilan, diktatorunun hipokritikligi, kukla ve biatci bosbakana da gecmis. Eee, ne diyelim " gorgusuz kuslar, gordugunu isler" Bir de ekleyelim, "bu ne lahana turşusu, bu ne perhiz" Kendisi kendi teroristlerine ile catisirken ve sivilleri katlederken; mesru ve mubah, Esad yaparken insan haklari na aykiri. Herhalde dunya tarihinde insan haklari hic bir zaman bu derece "duygu ve akil somurusu" ne cikar ugruna tasinmamistir. Haberin metni: Türkiye Suriye’deki Türkmenlere yönelik Rus hava operasyonlarını BM Güvenlik Konseyi’ne taşıyor. Reuters, Başbakanlık kaynaklarına dayandırdığı haberinde, Türkiye’nin Suriye’deki Bayırbucak Türkmenlerine yönelik saldırıları görüşmek üzere Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırdığını duyurdu. Kaynaklar, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun meselenin istihbarat boyutunu Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı’yla görüştüğünü söyledi. Haberde, Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu’nun da konuyu ABD’li mevkidaşı John Kerry ile telefonda masaya yatırdığı belirtildi. Geçen hafta Rusya Suriye’deki hava operasyonlarına devam ederken, Türkiye’den “IŞİD değil, Türkmen Dağı’ndaki Türkmenler hedef alındı” açıklaması gelmiş ve ardından Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığı’na çağırılmıştı. Dışişleri’ne “BM” için talimat Dün TBMM’de gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başbakan Ahmet Davutoğlu, konuya ilişkin açıklamasında, “Suriye’deki her gelişmeyi yakından takip ediyoruz. Özellikle son günlerde, Bayırbucak bölgesindeki gelişmeler, bütün güvenlik birimlerimiz ve bizim tarafımızdan an be an takip edilmektedir. Her şeyden önce bunun kamuoyumuzca bilinmesini isterim” diye konuştu. Hem MİT Müsteşarı Hakan Fidan hem de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ile temasları olduğunu anlatan Davutoğlu, Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu’na da bu konuyu BM’de gündeme getirmesi için gerekli talimatları verdiğini anımsattı. Davutoğlu: BM’ye mektup gönderdik Davutoğlu, Çankaya’daki Güvenlik Zirvesi’nin ardından, “DAEŞ’e operasyon yapılıyor görüntüsü altında masum Suriyeli sivillere ve özellikle bu bölgede Türkmenlere dönük bir katliama yol açılmamalıdır […] Biz buradaki kardeşlerimizin bulundukları yerde korunmaları için ve herhangi bir tehdit karşısında insani haklarının korunması için de gerekli tedbirleri diplomatik açından da her alanda da alırız” dedi. Davutoğlu dünkü açıklamalarında, “Birleşmiş Milletler’de temaslarımız sürüyor. BM Güvenlik Konseyi’ne mektuplar gönderdik” ifadelerini de kullanmıştı.
  5. Dogu da sokağa cikma yasaklarının kaldirilmasi ve yeniden ustelik ayni beldelerde konması, artik Ulke nin guncel konusu haline geldi. Tabi ki catisma adi altinda unuforma giymiş ISID zihniyetlilerin sivil katliamlari da. Ayrica gozalti ve tutuklamalar in yaninda polisin teroru nun Yeni bir boyut kazanarak milletvekillerine uzaması da yeni gelisme. S.Demirtas,in aracına yapilan saldiriyida, savcilik "o mermi degil, bir cisim!?" Diyerek gecistirdi Butun bu ISID VARİ devlet teroru ortaminda, guncellik bu sefer Nusaybin'de. Kürdistan özgürlük mücadelesinin, 90’lı yıllar ile birlikte halkla buluşarak serhildan aşamasını başlattığı sürecin ilk adımını atan alanlardan biri olan Nusaybin, bugün de öz yönetim sürecinin ilk adımlarından birini atarak Kürdistan’da yeni bir dönemin daha öncülüğünü yapıyor. Devletin uyguladığı 3. sokağa çıkma yasağı ve saldırı dalgasının bilançosu her geçen gün ağırlaşırken, Nusaybin halkı boyun eğmiyor. Nusaybin, kırk yıla yaklaşan özgürlük mücadelesi tarihi boyunca devlet zulmüne karşı ‘sürekli serhildan’ halini koruyarak bugünlere kadar taşıdı. 90’lı yıllarda defalarca saldırılara uğrayan, onlarca şehit veren Nusaybin halkı, yine de özgürlük talebinden geri adım atmadı ve her geçen dönem bu isteğini daha fazla savunarak öne çıkardı. Kürdistan’ın hangi noktasında bir zulüm ve baskı yaşanırsa hemen ayaklanan ve sahiplenmekten geri durmayan Nusaybin halkı, 92 Newroz’unda Cizre halkına yönelik katliama karşı, hemen bir gün sonra, 22 Mart günü serhildana kalkmış ve devlet güçlerinin büyük bir katliamı ile yüz yüze kalarak onlarca şehit vermişti. Rojava ile de her dönemde dayanışma içerisinde olan Nusaybin, Rojava’da yaşanan devrim ile de bütünleşerek, her zaman yanında yer aldı. 2004 yılında Qmişlo’da BAAS güçlerinin Kürt halkına yönelik katliamına karşı tepkisini gösteren Nusaybin, Rojava devrimi ardından AKP devletinin Rojava’nın Qamişlo kenti ile aralarına örmek istediği ‘utanç duvarı’na karşı da 90’lı yılların serhildan ruhu ile mücadeleye girişerek ‘utanç duvarı’na izin vermedi. Tellerin hemen diğer tarafında, Rojava’da ilan edilen öz yönetim ve yeni yaşam modelinin bir benzerini bu yaz ayları ile birlikte kendi kentlerinde oluşturmak isteyen Nusaybin halkının demokratik talebi Türk devletinin kanlı saldırıları ile bastırılmak isteniyor. Öz yönetim ilanı ardından Nusaybin’de ilk olarak Ekim ayında sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Beş gün devam eden bu yasak boyunca onlarca kişi yaralandı, çok sayıda kişi de katledildi. Buna rağmen Nusaybin halkı devlet güçlerinin öz yönetim alanlarına girmesine izin vermedi ve devlet güçlerini püskürttü. İkinci sokağa çıkma yasağı 1 Kasım seçimlerinin hemen ardından ilan edildi, bu yasak bir gün sürdü ve ardından kaldırıldı. Son olarak 13 Kasım günü ilan edilen ve şimdiye kadar ki en uzun süreli ve ağır saldırılar eşliğinde sürdürülen yasak ise 10. günü geride bıraktı. Bu 10 gün boyunca, gün gün, Nusaybin’de neler yaşandı, kaç kişi ne şekilde katledildi ve yaralandı, genel hatları ile şöyle; 1.Gün: Sokağa çıkma yasağı 13 Kasım günü saat 21:00 itibari ile ilan edildi. Yasağın başlaması ile birlikte özellikle öz yönetimin ilan edildiği mahallelere doğru büyük askeri sevkiyat ve yığınak yapıldı. Bunun dışında ilk gün sessiz geçildi. Yasağın ilan edildiği akşam, HDP Mardin Milletvekilleri Gülser Yıldırım ve Ali Atalan da ilçeye gelerek direnişte ki halkın yanında yerlerini aldı. 2. Gün: Öğle saatlerine kadar sessiz geçildi. Öğle saatlerinden sonra ise ilk olarak Sakarya caddesinde saldırılar başladı. Bu cadde üzerinde bulunan küçük çaplı hendekler hedef alındı. Bu saldırılar sırasında devlet güçleri 47 yaşındaki Faysal Çaka 9 yaşındaki oğlu Şener Çaka’yı hedefleyerek yaraladı. Saldırı, Faysal Çaka sokağa oynamak için çıkan oğlu Şener’i eve geri getirmek için sokağa çıktığı sırada bomba atar ile gerçekleşti. Hemen sonra Abdulgani Dinç, kapısının önünde devlet güçlerinin hedefi olarak yaralandı. 3. Gün: Devlet güçleri Çağ Çağ caddesine de saldırmaya başladı. Çağ Çağ Caddesine saldırı Fırat mahallesi kısmından gerçekleşti. Bu saldırı sırasında Selamet Yeşilmen katledilirken, iki çocuğu ve Yeşilmen’i ambulansa bindirmek isteyen Yılmaz Tutal isimli genç yaralandı. Selamet Yeşilmen, atılan bomba atar parçaları ile yaşamını yitirirken, evin içine isabet eden bomba atar parçaları 11 yaşındaki oğlu Fikret ile 9 yaşındaki kızı Sevcan da yaraladı. Yılmaz Tutal ise Yeşilmen ve çocuklarının ambulansa taşınmasına yardım ettiği sırada keskin nişancılar tarafından sırtından vurularak ağır yaralandı. Yine akşam saatlerinde bu kez Devrim mahallesinde Hakim Aytimur isimli, Nusaybin’in tanınan esnaflarından biri, bahçesine sigara içmeye çıktığı sırada keskin nişancılar tarafından omuzundan vurularak yaralandı. Aynı akşam Devrim mahallesinde evinde oturduğu sırada Şirine Bilgi, isimli bir kadın keskin nişancılar tarafından vurularak yaralandı. Saldırıların artması üzerine kentin elektrik ve su alt yapısı imha edildi. Kent karanlığa gömüldü, su kesildi. Patlayan su şebekesi nedeniyle kent sular altında kaldı. 4 Gün: Su şebekesinin patlaması nedeniyle kentin birçok evini su bastı. Kaymakamın talimatı ile su şebekesini tamir etmeye giden Mardin Belediyesine bağlı MARSU ekiplerine özel harekatçılar ateş açtı, bomba atarlarla saldırdı. Zihinsel engelli, Nusaybin halkı tarafından Reber olarak bilinen bir genç, sokağa çıktığı için keskin nişancılar tarafından vurularak yaralandı. 5. Gün: Saldırılar Fırat mahallesinde yoğunlaştı. Süleyman Alptekin, Abdulkadir Doğan, Halime Tekin ve Fatma Pulat, devlet güçleri tarafından bomba atarla yaralandı. Yaralanan dört kişi de evlerinin önünde ya da bahçesinde bomba atarların hedefi oldu. Yeni Turan mahallesinde Mehmet Aslan, keskin nişancılar tarafından ensesinden vurularak ağır yaralandı, bitkisel hayatta, makineye bağlı yaşıyor. 6. Gün: Artık saldırılar Newroz mahallesinde yoğunlaşıyor. Bu günden sonra Newroz mahallesi tümden abluka altına alınıyor. Newroz mahallesi Şirin sokakta, Gül Tutal, evinin bahçesinde devlet güçlerinin hedefi olarak yaralandı. Tutal, yasak ve saldırıların 3. gününde keskin nişancıların vurduğu Yılmaz Tutal’ın annesi. Nusaybin’de tanınan bir esnaf olan Hasan Dal, keskin nişancılar tarafından vurularak katledildi. Yasağın sürmesi, katliamların son bulmaması üzerinde HDP Milletvekilleri Gülser Yıldırım ve Ali Atalan, yasak ve katliamlar son bulana kadar süresiz açlık grevi kararı aldı. Yıldırım ve Atalan, Nusaybin girişinde bulunan Aydınlar Tesislerine gelerek burada açlık grevi eylemi başlattı. 7. Gün: Rabia Akbulut, isimli yaşlı bir kadın Newroz mahallesinde sırtından vurularak yaralandı. Musur Aslan isimli bir genç, keskin nişancılar tarafından kafasından vurularak katledildi. Musur Aslan’ın annesi Türkan Aslan, Nusaybin Devlet Hastanesi’nde oğlunun ölüm haberini aldıktan sonra, kapıda bekleyen özel harekatçılara “Katilsiniz, çocukların gençlerin katilisiniz. Bunun hesabını vereceksiniz” diye haykırarak lanet yağdırdı. Milletvekilleri Gülser Yıldırım ve Ali Atalan’ın açlık grevi eylemine HDP Mardin milletvekilleri Mithat Sancar ve Erol Dora’da dahil oldu. 8. Gün: Newroz mahallesinde şiddetli çatışmalar yaşandı. Birçok ev ve işyeri bomba atarlarla tahrip edildi. 19 yaşında Muhammed Altunkaynak, keskin nişancılar tarafından katledildi. Nurhan Kaplan, komşularına su vermek isterken kapısının önünde keskin nişancılar tarafından kalbinden vurularak katledildi. Newroz mahallesinde Ahmet Öz, devlet güçleri annesini hastaneye götürmesine engel olduğu için boynuna geçirdiği iple yaşamına son verdi. Şerife Keçe, sırtından vurularak yaralandı. 9. Gün Sokağa çıkma yasağı kısmi ve geçici olarak kaldırıldı. Yasağın geçici olarak kaldırılması ardından binlerce Nusaybinli, Mardin ve ilçelerinden gelen kitle ile birlikte sokağa çıkarak yasak ve saldırılara öfke yağdırdı. Yasağın sürdüğü mahallelere yürüyen kitle devlet güçleri tarafından engellendi. Yasağın 9. gününde devlet tüm gücünü başta Newroz olmak üzere Fırat, Abdülkadirpaşa ve Yenişehir mahallelerine yöneltti. Gündüz başlayan saldırılar gece boyunca devam etti. Şerif Alpar, Şirin sokak civarında keskin nişancılar tarafından kafasından vurularak katledildi. 10. Gün Newroz mahallesine yoğun saldırılar gerçekleşti. Bir sivil keskin nişancılar tarafından kolundan vurularak yaralandı. HDP’li milletvekillerinin başlattığı açlık grevi eylemine 4. gününde polis ve özel timlerin saldırısına uğradı. Milletvekillerinin açlık grevi eylemine destek vermek ve Nusaybin’deki katliam ve saldırıları protesto etmek için açlık grevi eyleminin yapıldığı Nusaybin, girişinde, İpek Yolu üzerinde bulunan Aydınlar Tesislerine gelen aralarında DBP Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk ve DBP Eş Genel Başkanı Emine Ayna’nın bulunduğu binlerce kişi Nusaybin’e yürümek istedi. Bu sırada kitleyi engelleyen ve Ahmet Türk’ü gözaltına almak isteyen polis ve özel timler kitleye saldırdı. Kitle ile birlikte Nusaybin’e geçmeye çalışan açlık grevinde ki milletvekillerinden Mithat Sancar, gaz bombası ile yaralandı. Milletvekilleri saldırıların ardından açlık grevi eylemlerine devam etti.
  6. Bu da konuyla ilgili baska bir ornek: 25 Kasım'da kadınlar 8 Mart'tan yargılanacak MERSİN (DİHA) - Mersin'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlamalarına katıldıkları için mahkemelik olan 6 kadın, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Dayanışma ve Mücadele Günü'nde yargılanacak. 8 Mart etkinliğinde söylenen şarkılar, açılan posterler ve atılan sloganlar suç delili sayıldı. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Dayanışma ve Mücadele Günü dolaysıyla etkinlikler devam ederken, Mersin'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinliğine katılan 6 kadın davalık oldu. HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ve HDP Milletvekili Nursel Aydoğan'ın da katıldığı 1 Mart'taki yürüyüşle ilgili 6 kadın hakkında "Örgüt propagandası yapmak" ve "Örgüte üye olmak" suçlamasıyla Mersin 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. Özgül Çamlı, Leyla Akgül, Gülbin Kolçelik, Nazan Dündar, Şerife Karabeğ ve Cansu Karataş'ın yargılanacağı davanın iddianamesinde, 8 Mart kutlamasında açılan posterler ve "Destana Kobanê" şarkısı suç delili olarak gösterildi. Kadınlar 25 Kasım'da yargılanacak Özgül Çamlı, Leyla Akgül ve üniversite öğrencisi Cansu Karataş'ın "Destana Kobanê" şarkısını söylediği ve söyletildiği, Gülbin Kolçelik'in "Bijî berxwedana Kobanê" sloganı attığı, Nazan Dündar ve Şerife Karabeğ'in ise Paris'te katledilen Fidan Doğan, Leyla Şaylemez ve Sakine Cansız'ın posterlerini taşıdığı gerekçeleriyle açılan davanın ilk duruşması, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Dayanışma ve Mücadele Günü olan 25 Kasım'da görülecek. Kadınların her birine "Örgüt propagandası"ndan 5 yıl, "Örgüt üyeliği"nden 10 yıl hapis cezaleri isteniyor.
  7. Devletin "erkeğin, kadina bakis acisi" na son ornek: Özgecan gibi olursun tehdidine beraat! Minibüs sürücüsü E.A.D. aracına binen üniversite öğrencisi R.U’yu “İkinci bir Özgecan olayı neden yaşanmasın” diye tehdit etti. Canını zor kurtaran R.U. davacı oldu. Mahkeme ise sapık sürücüyü ilk celsede beraat ettirdi. Olay 27 Mar­t’­ta Kon­ya­’da ya­şan­dı. Sel­çuk Üni­ver­si­te­si’nde okuyan Halk­la İliş­ki­ler Bö­lü­mü öğ­ren­ci­si R.U. (20) kam­pus için­den ge­çen dolmuşa bin­di. Mi­ni­büs şo­fö­rü E.A.D. gü­zer­gâhtan çıkarak or­man­lık ala­na sap­tı. ÇIĞLIK ATARAK KAÇTI Araçta tek ba­şı­na olan R.U. pa­ni­ğe ka­pıl­ıp in­mek is­te­di­ği­ni söy­le­di. Yo­lu­na de­vam eden E.A.D. genç kı­za ne­re­de oku­du­ğu­nu ve ne­re­de ya­şa­dı­ğı­nı sor­du. Da­ha da te­laş­la­nan R.U. tek­rar 'Ne­den or­man­lık ala­na gi­di­yor­su­nuz?' diye sordu. E.A.D. ise mi­ni­büs­te öl­dü­rü­len Öz­ge­can As­lan'ı kast ede­rek “İ­kin­ci bir Öz­ge­can ola­yı ne­den ya­şan­ma­sın?” de­di. Çığ­lık ata­rak mi­ni­büs­ten inen R.U’­nun şi­ka­ye­ti üze­ri­ne ya­ka­la­nan E.A.D. hak­kın­da ‘teh­dit ve ‘hür­ri­yet­ten yok­sun bı­rak­ma­’ suç­la­rın­dan da­va açıl­dı. KISA MESAFE SAVUNMASI Tu­tuk­suz yar­gı­la­nan E.A.D. “Öz­ge­can ci­na­ye­ti gi­bi ol­maz me­rak et­me" gi­bi söz­ler söy­le­di­ği­ni be­lirt­ti. Da­ha kı­sa me­sa­fe ol­du­ğu için de gü­zer­gâh dı­şı­na çık­tı­ğı­nı öne sür­dü. Mah­ke­me sa­nığa ‘Ki­şi­yi hür­ri­ye­tin­den yok­sun kıl­ma' su­çun­dan 6 ay ha­pis ce­za­sı ver­di. Bu ce­za­yı er­te­le­di. Ay­rı­ca teh­dit su­çun­dan da be­ra­at et­tir­di.
  8. İl il 25 kasım programları: Yaşam, barış ve özgürlük için sokağa! 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde birçok ilde kadınlar yaşam, barış ve özgürlük için sokaklarda olacak. Kadınlara yönelik devlet şiddetinin arttığı ve kadınların direnişle yaşamı örgütlediği günlerde illerdeki 25 Kasım programları şöyle: Adana Adana Kadın Platformu’nun çağrısıyla yapılacak olan eylemler şöyle: Suruç, Ankara Katliamı’nda yaralanan kadınlara ve tutsak kadınlara kart atma eylemi Tarih : 18 Kasım 2015, Çarşamba Saat : 12.30 Yer : Büyük Postane Önü Suruç Şehitleri ve Ankara Barış Şehitlerini anma eylemi Tarih : 20 Kasım 2015, Cuma Saat : 18.00 Yer : Atatürk Parkı 25 Kasım gece yürüyüşü Tarih : 25 Kasım 2015, Çarşamba Saat : 18.00 Yer : Beşocak Meydanı Ankara Batıkent 25 Kasım gece yürüyüşü Tarih: 21 Kasım, Cumartesi Saat: 20.00 Yer: Batıkent Gimsa önü Mamak 25 Kasım yürüyüşü Tarih: 22 Kasım, Pazar Saat: 15.00 Yer: Tekmezar Parkı’ndan Tuzluçayır Meydanı’na yürüyüş/Mamaklı Kadınlar Kızılay 25 Kasım yürüyüşü Tarih: 25 Kasım, Çarşamba Saat: 12.00 Yer: Kolej Meydanı’ndan Sakarya Meydanı’na yürüyüşü/Ankara Kadın Platformu Yaşam Nöbeti Tarih: 25 Kasım, Çarşamba Saat: 18.00-18.30 arası Yer: Ankara Tren Garı Saat: 19.00 Yer: Yüksel Caddesi/Halkevci Kadınlar Antalya 25 Kasım yürüyüşü Tarih: 25 Kasım, Çarşamba Saat: 19.00 Yer: Üç Kapılar’dan Cumhuriyet Meydanı’na meşaleli yürüyüş/Antalya Kadın Platformu Çanakkale 25 Kasım basın açıklaması Tarih: 25 Kasım, Çarşamba Saat: 17.30 Yer: Aynalı Çarşı Kapısı’nda buluşma Mümtaz Pirinççiler’de basın açıklaması/Çanakkale Kadın Platformu Edirne Tacize, tecavüze karşı pedal çevir Tarih: 21 Kasım, Pazar Saat:13.00 Anma ve serbest kürsü Tarih: 21 Kasım, Pazar Saat:14.00 Film gösterimi Tarih: 22 Kasım, Pazartesi 25 Kasım meşaleli yürüyüşü Tarih: 25 Kasım, Çarşamba Saat:18.00 Yer: Belediye önü Erzincan 25 Kasım basın açıklaması Tarih: 25 Kasım, Çarşamba Saat: 15.30 Yer: 13 Şubat Çarşısı’ndan Cumhuriyet alanına yürüyüş/Erzincan 25 Kasım Kadın Platformu Eskişehir 25 Kasım yürüyüşü Tarih: 28 Kasım, Cumartesi Saat: 15.00 Yer: Espark önünden Adalar Migros önüne yürüyüş/ Eskişehir Demokratik Kadın Platformu Hatay Yaşam nöbeti Tarih: 25 Kasım Çarşamba Saat: 17.30 Yer: Köprübaşı/Antakya Kadın Dayanışması 25 Kasım yürüyüşü Tarih: 28 Kasım 2015 Saat: 15.00 Yer: Armutlu pazarında buluşma, parkın içinden Nikah Salonu önüne yürüyüş/Antakya Kadın Dayanışması. Hopa 25 Kasım basın açıklaması Tarih: 25 Kasım, Çarşamba Tarih: 12.30 Yer: Hopa Meydanı/Halkevci Kadınlar İstanbul 25 Kasım bildiri dağıtımı Tarih: 22 Kasım, Pazar Saat: 14.00 Yer: Kadıköy Boğa/Halkevci Kadınlar 25 Kasım yürüyüşü Tarih: 25 Kasım, Çarşamba Saat: 19.30 Yer: Tünel’den Galatasaray Meydanı’na yürüyüş/25 Kasım Kadın Platformu İzmir Sergi Tarih: 22 Kasım, Pazar Yer: Kıbrıs Şehitleri Caddesi/Halkevci Kadınlar 25 Kasım yürüyüşü Tarih:25 Kasım, Çarşamba Saat: 18.00 Yer: Alsancak Gar’dan Sevinç Pastanesi önüne meşaleli yürüyüş/İzmir 25 Kasım Platformu Kocaeli 25 Kasım yürüyüşü Tarih: 25 Kasım, Çarşamba Saat: 18.30 Yer: Merkez Bankası önünden Cumhuriyet Meydanı’na yürüyüş/Kocaeli Kadın Platformu Mersin 25 Kasım yürüyüşü Tarih: 25 Kasım, Çarşamba Saat: 12.00 Yer: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı önünde basın açıklaması Saat: 18.00 Yer: İstasyon Meydanı’ndan Atatürk Parkı’na yürüyüş/Mersin Kadın Platformu Samsun 25 Kasım oturma eylemi ve yürüyüş Tarih: 25 Kasım, Çarşamba Saat: 18.00 Yer: Konak Sineması önünde oturma eylemi Saat: 18.30 Yer: Konak Sineması önünden Çiftlik Caddesi Akbank’a yürüyüş Tarsus 25 Kasım yürüyüşü Tarih: 25 Kasım, Çarşamba Saat: 17.30 Yer: Halk Eğitim Merkezi önünden Yarenlik Alanına Meşaleli yürüyüş/Tarsus Kadın Platformuu Trabzon 25 Kasım yürüyüşü Tarih: 25 Kasım, Çarşamba Saat: 17.30 Yer: Merkez Postane önünden Meydan Park’a meşaleli yürüyüş/Trabzon Demokratik Kadın Platformu
  9. Gune iliskin olarak, Turkiye'nin cesitli bolgelerde, cesitli kuruluşlar eylemler duzenliyor. SES’li Kadınlar: “Kadına yönelik şiddete karşı mücadeleyi büyüteceğiz” SES’li Kadınlar 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü ve Samsun’da öldürülen Doktor Aynur Dağdemir ile ilgili açıklama yaptı. SES’li Kadınlar 25 Kasım yaklaşırken kadına yönelik şiddete yönelik ve Samsun’da öldürülen Doktor Yanur Dağdemir ile ilgili bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Açıklamada şunlara değinildi: Kadın sağlık emekçileri olarak, sağlıkta şiddetin her türlüsüne en çok maruz kalanlar olarak, sağlık ortamında yaşanan şiddeti toplumsal şiddetten ayrı düşünemeyiz. Çözümü de bu bağlamda ele almalıyız. Genel olarak kadına özelde de kadın sağlık emekçilerine yönelik şiddeti önlemenin yolu, kendi gücümüze inanmak ve onu dayanışmayla ve direnişle büyütmektir. Şiddet karşısında, bulunduğumuz her yerde mücadele ve direnişimizi kendi gücümüzle büyüterek ve kadını kurban değil, toplumsal özne olarak açığa çıkaran daha güçlü bir kadın örgütlenmesi yaratarak direnişimizi büyütebiliriz. Ayrıca açıklamada söz alan KESK Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy’da “Erkek ve devlet şiddeti nedeniyle kadınların katledildiğini, katledenlerin çeşitli nedenlerle ceza indirimi aldığını, ancak her şeye rağmen mücadeleyi sürdüreceklerini” dedi.
  10. Bilindigi gibi, Rusya Esad ile birlikte, Esad'a karsi yaratilan muhalif olarak nitelendirilen teror orgutlerini ve silahli guclerini bombaliyor. Politik cikar olarak ta AKP SAVAS VE TEROR DEVLETI VE HUKUMETI, buna karsi cikmak adina ""Rusya ve Esad, bolgedeki turkmenleri bombaliyor" yalanini medyasi eliyle algi operasyonuna tasiyor. Konu ile ilgili gelen aciklamanin metni asagida; Suriyeli Türkmenlerin önde gelen isimlerinden Ali Türkmani, Bayırbucak’ta Türkmenlerin değil El Nusra ve ÖSO unsurlarının hedef alındığını kaydetti. Suriye’de Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Bayırbucak bölgesindeki Derhanne, Kızıldağ ve Fırınlık köyleri çevresinde çatışmalar sürüyor. Türkiye’de hükümet yanlısı medya Suriyeli Türkmenlerin hedef alındığını iddia etti. Suriyeli Türkmenlerin önde gelen isimlerinden Ali Türkmani ise Türkmenlerin hedef olmadığını belirtti. BirGün’e konuşan Türkmani, “Suriye rejimi doğal olanı, yani vatanın birliğini sağlamak için kara ve hava operasyonu başlattı. Özellikle havadan yapılan operasyonlarda önce hedefler belirleniyor ardından uçaklar havalanıyor” dedi. “Rejim karşıtı medya doğruları yazmıyor. Türkmenler üzerinden algı operasyonu yapılıyor” diyen Türkmani, “Rejim elbette vatan birliğini sağlayacak. Bunun için El Nusra ve ÖSO unsurları gibi tehditler hedef durumunda. Ancak Türkmenlerin hedef alındığı doğru değil” ifadelerini kullandı. Rejim güçleri ilerliyor Türkiye sınırına 5 kilometre mesafede bulunan Kızıldağ’ın düşmesi halinde Esad güçleri, Türkiye sınırına 500 metre mesafede bulunan bölgenin en doğu ucu olan Yamadı’ya kadar atış üstünlüğü sağlayacak. Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, süren çatışmalar Kızıldağ’da yoğunlaştı. Sahadaki son durum, Gimam, 45 Tepesi, Zuveyk köyü, Acısu Kavşağı, Kızıldağ’ın bir kısmı rejim güçlerinin eline geçti.
  11. Yukaridaki baslik ve konu: Birincisi evrensel-insan Zihniyetinin Qua Felsefesi ile yazilacaktir. Ikincisi, evrensel hukuk insanhaklari temelli hak ve ozgurlukler olarak yazilacaktir. Yani ne Turkmen milli/dini bakis acisini ne de Turkmen kavramini kullanan bir politik, etnik/milli ve de dini/mezhepsel, cikar ve duygu somurusu bakis acisini icermeyecektir. Turkmenler bilinen sekli ile Turkic halklarindan (Turklerin de icinde bulundugu turk boylarini ve dillerini iceren halklar grubu) biridir. Gunumuzde kendi adlarina bir ulke ve devletleri vardir. Ayrica O.Dogu'da Iran, Irak ve Suriye'de yasamaktadirlar. Irak'ta 3 milyon, Iran'da 3 milyon ve Suriye'de de yine 3 milyon civarinda bir nufuslari vardir. Irak'ta cografi/siyasi olarak bir "Turkmeneli" bolgesi bulunur. Suriye'de de genelde Suriye'nin batisi ve kuzey batisinda yogundurlar. Guncel olarak Suriye ve Irak topraklarinda devamedegelen savas ve catismalar temelinde konu ele alinacaktir. Yani basligimiza ve konuya Iran topraklarinda yasayan turkmenler dahil edilmeyecektir. Kokeni ingilizce olan "arabization" yani araplastirma ve "kurdification" yani kurdlestirme Turkmen halki acisindan basligimizin konusudur. Bugunlere gelmeden once, Turkmenlerin Hem Saddam hem de bugunku Esad rejiminde, her turlu katliama ve asimilasyona ugratilmak icin hak ve ozgurluklerinden mahrum birakildigini soyleyelim. Ayrica Turkmen etnik halkinin dini ve mezhepsel temelde hem sunni hem de sii mezheplerini de icerdigini soyliyelim. Iste bu araplastirma konusu aslinda bugunku sorunlardan once baslayan bir konudur. Kurtlestiorme konuisu ise tamamen etnik bir baski ve zorlama ve de asimilasyon konusudur. Kisaca Turkmenler kendilerine ait ve hak ve ozgurlukleri olan etik milli ve dini degerlerinden koparilmak icin hem dini hem de milli baski ve katliamlara ugramistir ve ugramaktadir. Bu acidan Suriye ile Irak'taki durumlari da farklilasir. Irak'ta kurd halki ile ic ice bir cografyada yasarlarken, Suriye'de hem Esad rejimi hem de emperyalizmin yetistirdigi ve Esad'a karsi kullandigi "muhalif" denilen terrorist gruplarin elinde bulunan alanda yasamaktadirlar. Ayrica Suriye'de bugun ISID'in kontrolunde olan ve iki kurd halki elinde olan topraklarin arasinda kalan ve tam da Turkiye sinirinda yer alan cografyada da yogun olarak bulunmaktadirlar. Burada emperyalizm eliyle, turkmenler sanki bu muhalif terrorist gucler eli ile Esad rejiminden korunuyor gibi gosterilmektedir. Irak'ta ise ugradiklari kurtlestirme politikasi altindadirlar. Ilginc olan Turkmenler ile ilgili guncel politik cikar ve somuru tarafli haberlerinin disinda medya ve basinda kitleye onlarin evrensel hukuk insan haklari ve hak ve ozgurlukler temelinde yasananlari yansitma yoktur. Ya haberler, turk milliyetciligin turkmenleri politik cikar olarak kullanmasi, ya da muhalif terrorist guclerin onlari koruyormus gibi gosterilmesidir. AKP bile yolladigi tirlardaki silahlari sanki Turkmenlere yardim icin yollama olarak gostermistir. MHP'de turk milliyetciliginden dolayi ve turkmenleri kurdlere tercih ettiginden sanki turkmenlerin yanindaymis gibi bir politika gutmektedir. Buradan bir kac onemli sonuc cikar. Esad ve Rusya'nin ortak muhalif teroristleri bombalamalarinin Turkmenleri bombalamalari anlamina gelmedigi. Kurd silahli guiclerinin Turkmenlere gosterdigi tavrin "sutten cikmis ak kasik" olmadigi. Emperyalist guclerin Turkmenleri degil, Esad muhalifleri terrorist gucleri destekledigi yarattigi besledigi ve yardim ettigi. Emperyalist guclerin turkmenleri degil, kurdleri destekledigi ve yardim ettigi AKP hukumetinin Turkmenleri degil, Esad'a muhalif terrorist gucleri destekledigi ve yardim ettigi. Kurdlere karsi cikmak icin, Turkmenleri koruyormus gibi kendini gosterdigi Kisaca emperyalist guclerin ve AKP'nin politik amaci Turkmenler uzerine degil; Esad'i devirecek muhalif terrorist gruplar uzerinedir. Turkmenler bu konuda politik duygu somurusu olarak kullanilmaktadir. Rusya Esad tarafinda turkmenleri ile degil, Esad'a muhalif terrorist guclerini bombalamaktadir. Kurdler bunyesindeki turkmenleri asimiliye ederken ve kurdlesmeye zorlarken, Turkmenler ile degil; Esad ile birlikte muhalif terror gucleri ile savasmaktadir. Ayni sekilde IRAK'ta resmi hukumet ile birlikte ISID ile savasmaktadir., Burada ISID'a ayri bir paragraf acalim. Isid Irak'ta hem kurdler hem de rejim ile savasirken, Suriye'de yine kurdler ve rejim ile savasirken, politik cikar farkindan dolayi da muhalif terror gucleri ile catismaktadir. Ayrica ISID bugun sadece Irak ve Suriye rejimleri ve de kurd cografyasi icin degil; onu yaratan emperyalist gucler ve rusya icin de vurulmakta olan bir terror gucudur. ISID'i her turlu yaratiminda ve yetismesinde besleryen ve yardim/yataklik eden AKP bile gostermelik te olsa "vurmaktadir." Emperyalist gucler ISID'a karsi Kurtleri korur ve desteklerken, AKP ISID ile birlikte kurdleri vurmaktadir. Emperyalist gucler ve AKP Esad muhalifi teroristleri besler ve desteklerken, Rusya ISID'in yaninda onlari da vurmaktadir. Kisaca tum bu karmasa ve kaos ortaminda, belki de insan haklari evrensel hukuk ve hak ve ozgurlukler Adina, basina pek yansimayan ve yansisa da sadece politik cikar ve duygu somurulu yansiyan Turkmenler, her turlu baski katliam ve asimilasyon politikasina maruz kalmaktadirlar. Gorundugu gibi de politik cikar ve duygu somurusunun yanlarinda oldugunu gosterir gostermelik destek disinda, Esad, Kurdler, Muhalif teroristler, emperyalist gucler, Irak hukumeti, Irak kurdleri ve ISID tarafindan kusatilmislardir. AKP'den de ozde degil, sozde yardim gormektedirler. Kisaca Turkmenleri Irak ve Suriye'de koruyan ve kollayan hic bir devlet hukumet silahli guc ve terror orgutu yoktur. Bir yerde "kendi kaderlerine" terk edilmislerdir.
  12. Doç. Dr. Bilge Selçuk, Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümünde öğretim üyesi ve Queensland Üniversitesinde onursal kıdemli araştırmacı. Current Biology dergisinde yayımlanan ve medyada çok ses getiren ‘The Negative Association between Religiousness and Children’s Altruism across the World’ başlıklı makalenin yazarları arasında. Doç. Dr. Bilge Selçuk ile ses getiren dindarlık ve paylaşımcılık konulu çalışması üzerine bir söyleşi... Kısa bir süre önce alanında uzman bilim insanları tarafından yürütülerek Current Biology dergisinde yayımlanan bir çalışma, dünya bilim çevrelerinde geniş bir yankı uyandırdı. Çocukların paylaşma ve cezalandırma davranışları ile ebeveynlerin/ailelerin dindarlık düzeyi arasındaki ilişkiyi inceleyen bu çalışmaya, ABD, Çin, Güney Afrika, Kanada, Türkiye ve Ürdün olmak üzere 6 ülkeden yaşları beş ila 12 arasındaki 1170 çocuk ve aileleri katılmıştı. Paylaşma davranışlarının ölçümü için çocuklara ‘diktatör oyunu’ adlı bir oyun oynatıldı. Oyunda çocuklara 10 adet çıkartma verilerek, bunları isterlerse çıkartması olmayan çocuklarla paylaşabilecekleri söylendi. Ahlaki uyarlılığı ölçmek üzere ise çocuklara bir karakterin başka bir karakteri kazara ya da bilinçli olarak ittiği kısa animasyonlar izletildi. Ardından çocuklara animasyonlardaki karakterlerin davranışlarının ne kadar kötü olduğu ve o karaktere nasıl bir ceza verilmesi soruldu. Sonuçlara göre ailenin dindarlık düzeyi arttıkça, çocukların kendilerine verilen çıkartmaları paylaşma davranışı azalıyordu. Kendisini Hristiyan ve Müslüman olarak tanımlayan ailelerin çocuklarında paylaşma davranışı, kendisini inançsız olarak tanımlayan ailelerin çocuklarına göre daha düşüktü (Şekil 1). Ayrıca dindar ailede yetişmenin paylaşım davranışı üzerinde etkisi, çocuğun yaşı arttıkça, güçleniyordu. Buna rağmen, dindar annelere sorulduğunda çocuklarını ortalamadan daha duyarlı ve empatik değerlendirdikleri, yine bulgular arasında. Çalışmada cezalandırma davranışlarına da bakıldı. Burada, kendisini Müslüman olarak nitelendiren ailelerin çocuklarının, başka birisine zarar geldiği durumları diğer çocuklara oranla daha zalimce buldukları, zararı veren kişinin ise daha sert bir biçimde cezalandırılması gerektiğini düşündükleri gözlemlenmişti. http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/images/2015/11/18/sekil1.jpg Ilk sema "dini olmayanlar" ikincisi "hristiyan" ve ucuncusu de " musluman" Şekil 1: Dindar aile etkisi ve paylaşımcılık davranışı. Y-ekseni çalışmaya katılan çocuklarda ölçülen "paylaşımcılık" değerini göstermektedir. Sütunlar ise, soldan sağa, kendini "inançsız", "Hristiyan" ve "Müslüman" olarak tarif eden ailelerin çocuklarını göstermektedir. p-değerleri ise karşılaştırmanın istatistiksel olarak anlamlı olduğunu göstermektedir. Şekil makaleden alınmıştır. Dindar aile ortamının çocuklarda ceza fikirleri ve paylaşımcılık davranışlarının üzerindeki etkiyi inceleyen çalışma medyada geçtiğimiz hafta içinde büyük ses getirdi. Makale, hassas bir konuyu incelemeye cesaret ettiği için övgüler alırken, bazı kaynaklarca da eleştirildi. Çalışmanın yazarlarından biri Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Bilge Selçuk’tu. Selçuk’a çalışması ve genel olarak alanda yürütülen çalışmaları yorumlarken hangi noktalara dikkat edilmesi hususunda sorular yönelttik. Makaleniz konusunda tebrik ederiz. Özellikle bu tip sosyal konuları çalışmak bazı zorlukları beraberinde getirebiliyor. İlk olarak merak ettiğimiz çalışmayı gerçekleştirirken, ya da veri toplarken özel bir zorluk yaşayıp yaşamadığınız. Yaşadık elbette. Öncelikle şunu söylemek lazım, Türkiye’de psikologlar için araştırma yapmak her zaman zordur. Psikoloji, uğraştığı konular itibariyle kişiye hep özel konularda sorular sorar. Araştırmanızda incelediğiniz konu en genelinden kişinin toplumsal konularda düşüncesi veya tutumları olduğunda dahi özeldir ki, biz araştırmalarımızda katılımcılara çocukluk deneyimlerinden, ilişkilerinden, maruz kaldıkları travmatik olaylara kadar pek çok konuyu sorabiliyoruz. Ve katılımcılar sorularımıza doğru cevap vermeye çekinirlerse veya sorulara içtenlikle cevap vermezlerse araştırmada elde ettiğimiz veriler güvenilir olmuyor, araştırmalarımız amacına ulaşmıyor. Bu sebeple bilimsel araştırmalarda belli etik kurallar vardır, çalışmalarda elde ettiğimiz bilgileri kimseyle paylaşmayız, her koşulda gizli tutarız. Bunu katılımcılarımıza araştırma başlamadan önce yazılı ve sözlü olarak açıklarız. Bu tür sorunların yanı sıra Türkiye’de insanların araştırmalara katılma deneyimleri az, bilimsel araştırmalara dair bu bilgileri yetersiz. Üstelik ülkedeki siyasi ortamdan dolayı fişlenmekten korkanlar, bilimsel araştırmalara katılmaya da çekiniyorlar. Oysa araştırma için katılımcılardan alınan tüm bilgiler gizlidir, kimseyle paylaşılmaz. Bu araştırmamızdaysa ailelerin dinlerine, dini gereklilikleri ne kadar yerine getirdiklerine ve dindarlıklarına dair sorular olduğu için çalışmamızda yer almak istemeyen birçok aile oldu. “Koç Üniversitesi bu soruları sorarak bizi çok hayal kırıklığına uğrattı, demek siz de dinimiz konusunda bilgi topluyorsanız artık” gibi açık açık söyleyenler oldu. Velilere elimizden geldiğince anlatmaya gayret ettik, araştırmanın amacının bu anne-baba özellikleri ile çocukların vicdan gelişimi ve sosyal davranışları arasındaki ilişkiyi incelemek olduğunu açıkladık. Veri topladığımız bir dönem Gezi zamanına denk geldi; o aylarda bu tür çekinceler arttı. İstanbul’da başladığımız veri toplama sürecini İzmir’de tamamlamak zorunda kaldık. Bu konuda bilinçli ve bilimsel çalışmalara destek olan okul yöneticileri, eğitimciler ve veliler olmasa psikoloji alanında çalışan araştırmacıların işi çok zor.Sanıyorum farkına varmamız gereken önemli bir konu bu; çalışmadan ilerleme olmaz, bir konu üstüne düşünmeden, araştırma yapmadan bilgi üretilemez. Psikoloji alanında, evet, sınırlı konuda da olsa hayvan araştırması yapılır ama bizim esas odağımız, esas malzememiz insandır. İnsanın davranışlarını anlamaya, açıklamaya çalışırız. Din de insanoğlu üstündeki etkisi bakımından belki de en ilgiye değer konulardan biri ve uluslararası literatürde din ve psikoloji ilişkilerini inceleyen çok araştırmacı ve araştırma var, ama bizde yok. Sanıyorum farkına varmamız gereken önemli bir konu bu; çalışmadan ilerleme olmaz, bir konu üstüne düşünmeden, araştırma yapmadan bilgi üretilemez. Psikoloji alanında, evet, sınırlı konuda da olsa hayvan araştırması yapılır ama bizim esas odağımız, esas malzememiz insandır. İnsanın davranışlarını anlamaya, açıklamaya çalışırız. Din de insanoğlu üstündeki etkisi bakımından belki de en ilgiye değer konulardan biri ve uluslararası literatürde din ve psikoloji ilişkilerini inceleyen çok araştırmacı ve araştırma var, ama bizde yok. Çalışmanızda da kullanıldığı gibi psikoloji alanında baskın bir şekilde kullanılan nicel ölçüm yöntemlerinin farklı sonuçlar ortaya koyabileceği de zaman zaman eleştiri konusu oluyor. Ölçüm konusunda düşüncelerinizi paylaşabilir misiniz? Nicel ölçümler konusunda ne tür eleştiriler var bilemiyorum. Psikoloji nitel yöntemlerden ziyade nicel ölçüm yöntemleri kullanır. Yine de derinlemesine mülakata dayalı nitel yöntemleri de nicel yönteme ek olarak kullandığım araştırmalarım vardır. Fakat bu yöntemleri, kültürler arası karşılaştırmaya dayanan araştırmalarda kullanmanız zordur; o durumda farklı ülkelerden elde ettiğiniz verilerin karşılaştırılabilirliği çok problemli olur. Bir araştırma kurgulanırken bunların hepsi düşünülür; çalışmanın amacına göre yöntem ve ölçme aracı belirlersiniz. Sadece belli bir kültüre odaklanan bir araştırmada nitel yöntemler kullanmak daha mümkün. O zaman da başka sorular, başka eleştiriler ortaya çıkar. Her araştırma kendi sınırlılıkları içinde değerlendirilir. Bazı bilimsel çalışmalar, diğer disiplinler ve akademi dışından kişilerce duyulduğunda, çalışma sonuçları oldukça öznel yorumlanabiliyor. Bu durum her ne kadar bütün alanlar için geçerli olsa da, psikoloji bilimi özelinde, bilimsel sonuçları yorumlarken okuyucuların neleri göz önünde bulundurmasını önerirsiniz? Psikoloji alanında çalışanlar makaleleri nasıl okuyacaklarını bilirler, araştırmaların güçlü yönlerini ve sınırlılıklarını okuyunca anlarlar. Diğer okuyucular ise bilimsel makalelerin kendilerini okumaktan ziyade, bunların medyada verilen hallerini okuyabiliyorlar ancak. Bu durumda medyaya büyük sorumluluk düşüyor. Medya, araştırmaları haber yaparken okunurluğu artırmak için sansasyonel başlıklar kullanırsa, ki bu herhalde meslek etiğine aykırıdır, o durumda okuyucunun yapabileceği bir şey yok. Bizim de araştırmacılar olarak önerimiz olsa olsa sansasyonel tüm başlıklara okuyucuların temkinli yaklaşmalarını öğütlemek. Bugün Türkiye’de de, dünyada da medya, özellikle gazeteler ve internet gazeteleri veya internet haberciliği diyelim, bunu çok yapıyor. Medya, çocukların kendinden daha dezavantajlı durumda olan başka çocuklarla elindekini paylaşma davranışına dair bir araştırmanın bulgularını “Dindar ailelerde çocuklar daha paragöz oluyor” diye duyurduğunda, bu yoruma araştırmacı da şaşırır ve kızar elbette. Medya okuyuculuğu önemli; hepimizin bu konuda kendimizi geliştirmemiz lazım. Son olarak, bilimsel bilgi üreterek bütüncül bakış açıları geliştirmek ve bireylerin hayat kalitelerini arttırmak amaçlarımız arasında. Bu bağlamda, çalışmanızın sonuçlarının özellikle aile-çocuk ilişkilerine ve aile içi değerlerin aktarımını anlamamıza nasıl katkıda bulunduğunu düşünüyorsunuz? Bilim hem bilim içindir, hem de insan ve toplum içindir. Yani bilimsel araştırma sonuçları bireylerin ve toplumların esenliği, daha iyi olmaları, ileriye gitmeleri için de kullanılır. Ama bir tek araştırma bu işlevi görür mü? Her araştırmanın belli özellikleri vardır ve ortaya koyduğu sonuçlar, o çerçevede değerlendirilir. Bir araştırma sorusunu inceleyen tüm çalışmaları bir arada ele almak ve sentezlemek için meta-analiz çalışmaları yapılır. Mesela yakında çocuklarda olumlu sosyal davranışlar ve zihin kuramı becerisi ilişkisi üzerine bir meta-analiz çalışmamız yayınlanacak; o makalede bu bağlantıyı inceleyen 76 araştırmayı sentezledik ve bir sonuca ulaştık. Tek tek araştırmalar birikir ve en nihayetinde bir bütün olarak değerlendirilirler. Ama bilimde her bir araştırmanın bütüncül bir bakış açısı ile bir konuya bakması söz konusu değildir; hatta nadiren böyle bir şey görülür. Bir araştırma gayet sınırlı bir soruya, tek bir özel konuya da odaklanabilir. Bir başka araştırma bir başka özel konuya odaklanabilir ve tüm bu araştırmalar biriktiği ve bir araya geldiği zaman anlamlı bir bütün ortaya çıkabilir. Aile-çocuk ilişkisini incelememiş, aile içi değerlerin nesiller arası aktarımına bakmamış bir araştırmanın bu konuda bir bilgi vermesi elbette mümkün değil. Kendini inançsız, Hıristiyan veya Müslüman olarak tanımlayan ailelerin çocukları incelediğimiz özellikler bakımından neden farklılık gösteriyor, bu araştırmamız ile bunu bilmemiz mümkün değil. Bu, ancak başka bir makalenin konusu olabilir. Şu anki bilgimizle ancak spekülatif yorumlar yapabiliriz. Kendini belli bir dine ait hissetmediğini söyleyen annelerle, Müslüman veya Hıristiyan olduğunu söyleyen aileler arasında ne tür farklılıklar vardır ki, inancı olmayan ailelerdeki çocuklar daha çok paylaşma davranışı gösteriyorlar? Acaba bu ailelerde otoriter ebeveynlik mi daha düşük, çocuk odaklı bir yetiştirme biçimi mi daha yaygın? Çocuğun pozitif değerleri içselleştirmesi, gerektiğinde fedakarlık yapabilmesi için önemlidir. Ama bir otorite figürünün ne yapılacağını dikte etmesi, içselleştirme sürecine zarar verir. Peki, çocuğun bir kişinin zarar gördüğü durumda, bunu yapanın kasten yaptığını ve daha şiddetli cezalandırılması gerektiğini düşünmesi neden olur? Bu algılar ve davranış eğilimleri neden ve nasıl gelişir? Tüm bunlara cevap ararken bakmamız gereken yer çevredir. Çevre, ama çevrenin hangi özellikleri? Bilim insanları bunlarla uğraşır. Bu bilgileri ortaya çıkarabilirsek, aileleri ve eğitimcileri bilgilendirebiliriz, çocuklarına farklı davranmalarını öğütleyebiliriz, yol gösterebiliriz. Gelişim psikologları için bunlar önemli konulardır; çünkü yetişkinliğin temeli çocuklukta atılır. Barış içinde yaşayan bir toplum için çocukluktaki sosyal ve ahlaki gelişimle ilişkili olan unsurları da bilmek gerekir. Sanıyorum hemfikir olmamız gereken konu, bilimsel çalışmalarda herhangi bir konunun tabu olmaması gerektiğidir. Bilim, meraktan beslenir, gelişme ancak bilimle ve bilginin paylaşılmasıyla olur. Dün matbaa bulunmasaydı, bugün kitaplar basılıyor, çoğaltılıyor, dağıtılıyor olmazdı. Bugün internet aynı işlevi görüyor. Kitapları, yazıları, ağaç kesmeden, çok daha hızlı ve daha masrafsız şekilde paylaşabiliyoruz. Özellikle Türkiye gibi insanların kitaba, gazeteye para vermediği bir ülkede internet gazeteciliği çok kritik bir rol oynuyor. Bu mecralarda bilgiyi paylaşmak çok kıymetli ama sorumlu şekilde elbette. ....................................................................................................................................................... İlgili makale: Decety, J., Cowell, J. M., Lee, K., Mahasneh, R., Malcolm-Smith, S., Selcuk, B., & Zhou, X. (2015). The Negative Association between Religiousness and Children’s Altruism across the World. Current Biology. doi: /10.1016/j.cub.2015.09.056
  13. Su anda dunyanin ve Turkiye'nin guncelkonuisu terror. Tabi arada fark var. Dunyadaki terror, disardan olurken, Turkiye'deki terror; iktidarin devleti ve hukumeti eliyle yasatiliyor. Ankara katliamindan sonar, terror once Beyrut'ta sonar da Paris'te esti. Tabi olan masum halka oldu. Yuzlerce kisi katledildi ve yaralandi. Terorun etkisi oyle bir vurdu ki, Fransa dahil Avrupa'nin cogu dostluk maclari iptal edildi. Yalniz onemli bir fark var. Disaridaki terore karsi herkes hemfikir olarak devleti ve hukumeti ve halki eliyle eylemler duzenlerken ve saygi durusunda bulunur ve ulusal yas ilan ederken, Turkiye'de terror karsiti eylemler, devletin teroru ile sindirilmeye calisiliyor. ve saygi durusu bile dostluk macinda isliklanabiliyor. Aslinda terror iki tarafli olamayacagindan, Turkiye'de devlet teroru hem baska terore firsat vermiyor, hemde "sen benim terorumu protesto edemezsin" diyor. Tabi terror ile mucadele eder gozuken devlet, ISID elemanlarini bir kapidan gozaltina aliyor, oteki kapidan birakiyor. Ayrica dogu'da terror estiren ve Adina "ozel tim" denilen devlet silahli gucu, estirdigi terror ile de kutlamalar yapiyor, irkci yazilari duvarlara yaziyor, Ustelik arapca konusuyorlar ve tekbir getiriyorlar. Bu ozel tim elemanlarinin TSK kiyafeti giydirilmis ISID canileri olmadigini kim soyleyebilir? Yoksa 5 cocuk annesi ve hamile bir kadinin hedef alinarak katledilmesi ve onca bu canilerin hedefi olan sivil genc yasli, Kadin erkek coluk cocuk nasil aciklanabilir? Sokaga cikma yasagi bir yerde bitiyor, baska yerde basliyor. Ya da daha once bitmis yerde yeniden basliyor. Guncel konumuz ise sokaga cikmayasaginda 6. gununu dolduran Nusaybin. Sokaga cikma yasagi biten yerlerden gelen goruntuler, Filistin'i de savas sahnelerini de aratmiyor. Halk evlerinde oturamaz hale geliyor ve bulundugu yeri terk ediyor. Bu katliamlarin biri gecenlerde Cizre'de kalb spazmi geciren bir vatandasin, ambulans gelmemesi uzerine yasamini yitirmesi idi. Artik bu bolgelerdeki katliamlar gunun beklenen haberi oldu. Cunku her gun en az bir iki sivil katlediliyor. Tabi bu arada gozaltilar tutuklamalar da son hizla devam ediyor. Gecenlerde, Silvan'a girmek isteyen heyette meclisin partisinin esbaskani hedef alinarak gaz fisegi ile vurulmak istendi. Durum o kadar vahim ki, bu gozu donmus unuforma giydirilmis ISID canileri, mecliste yeri olan bir partinin esbaskanini hedef alacak kadar da canavarlasmis. Kisaca bulunduklari bolgelerde kanun da guc te onlar ve istediklerini vuruyorlar. Evet su an dunya da terror alarmi had safhada. Turkiye'de ise teror, uniformali canavarlarin tekelinde.
  14. Turkiye'deki vahsi kapitalizmin vahseti olarak TASERONLUK VE KOLELIGIN nasil uygulamada islerlik kazandigini; yine Soma'da yasananlar adina soyle aciklayabiliriz. Soma’da resmen insan pazarı kurmuşlar Ölüm madenindeki işçilerin çoğu taşeron şirkete bağlı çalıştırılıyor. Her işçinin maaşından yüzde 30 komisyon alınıyor. Parayı vermeyen ise işinden oluyor. Bora Erdin- Ma­ni­sa So­ma­’da, yüz­ler­ce iş­çi­ye me­zar olan ma­den ka­za­sı, ‘ta­şe­ron iş­çi­’ tar­tış­ma­la­rı­nı ye­ni­den baş­lat­tı. So­ma Hol­din­g’­in iş­let­ti­ği Ma­ni­sa Ey­ne­z’­de­ki kö­mür oca­ğı için ‘ta­şe­ron yok­tu­’ de­nil­se de Ma­ni­sa­’da­ki ger­çek bam­baş­ka… Ma­den­de­ki iş­çi­le­rin ne­re­dey­se ta­ma­mı ta­şe­ron şir­ket­ler ta­ra­fın­dan ça­lış­tı­rı­lı­yor. Ta­şe­ron şir­ket iş­çi­le­rin maa­şın­dan da ko­mis­yon alı­yor… Ya­ra­lı kur­tu­lan­lar an­lat­tı So­ma­’da­ki ta­şe­ron iş­çi ger­çe­ği, ma­den­de­ki ka­za­dan sağ kur­tu­lan iş­çi­le­rin açık­la­ma­la­rıy­la or­ta­ya çık­tı. An­cak o ma­den­ci­ler ‘iş­ten atıl­mak­ta­n’ kork­tu­ğu için isim­le­ri­ni ver­me­di. So­ma Hol­din­g’­e ait ma­den­de ta­şe­ron iş­çi ça­lış­tı­ran şir­ket­le­rin ba­şın­da ise Ge­ma Ma­den­ci­lik ge­li­yor. Ka­za ol­du­ğu es­na­da ma­den­de 350 iş­çi­si bu­lu­nan şir­ke­tin iki or­ta­ğı bu­lu­nu­yor: Nu­ret­tin At­mış ve Ab­dul­lah At­mış… Or­tak­la­rı AK­P’­li çık­tı Şirket sahibi Ab­dul­lah At­mış, 30 Mar­t’­ta­ki ye­rel se­çim­ler­de AK­P’­den Ma­ni­sa İl Ge­nel Mec­lis Üye­si se­çil­di. At­mı­ş’­a ulaş­ma­ya ça­lış­tı­ğı­mız­da ise adı­na ka­yıt­lı tüm te­le­fon nu­ma­ra­la­rı­nın dün iti­ba­riy­le ka­pa­tıl­dı­ğı bil­gi­si­ni al­dık. Bü­ro ­da ka­pı du­var… At­mı­ş’­a ait olan şir­ke­tin, Ti­ca­ret Si­cil Ga­ze­te­si­’n­de yer alan ad­re­si­ne git­ti­ği­miz­de ise ki­lit­li ka­pı­lar­la kar­şı­laş­tık. Şir­ket bi­na­sı­nın bir­kaç yıl ön­ce So­ma Hol­din­g’­in mer­ke­zi­ne ta­şın­dı­ğı­nı öğ­ren­dik. Ulaş­tı­ğı­mız bil­gi­le­re gö­re; Ge­ma Ma­den­ci­lik ta­şe­ron şir­ket ola­rak So­ma­’da­ki ma­den­de ça­lış­mak is­te­yen­le­rin iş baş­vu­ru­la­rı­nı So­ma Hol­din­g’­e ait yö­ne­tim bi­na­sın­da ka­bul edi­yor. Bil­gi­yi ve­ren ma­den ça­lı­şa­nı emek­li­li­ği­ne çok az bir sü­re kal­dı­ğı için adı­nın söy­len­me­si­ni is­te­mi­yor… Sis­tem na­sıl iş­li­yor? Ta­şe­ron şir­ket­ler So­ma­’da tam bir in­san pa­za­rı kur­muş. İd­di­aya gö­re So­ma­’da­ki iş­le­yiş şöy­le: Ge­ma Mü­hen­dis­lik, Gür­ses Ma­den­ci­lik ve Olim­pi­a Ma­den­ci­lik ad­lı şir­ket­ler, So­ma Hol­din­g’­in ta­le­bi­ne gö­re ma­de­ne iş­çi gön­de­ri­yor. İş­çi gön­de­ren şir­ket­le­rin en bü­yü­ğü Ge­ma Mü­hen­dis­lik. Ta­şe­ron şir­ket­ler, her iş­çi­nin maa­şın­dan yüz­de 20-30 ora­nın­da üc­ret alı­yor. So­ma­’da­ki ma­den­den emek­li olan Eyüp Gül­mez, ta­şe­ron sis­tem­le il­gi­li “1500 li­ra ma­aş­la ça­lı­şan iş­çi as­lın­da 2000 li­ra ma­aş alı­yor. Ge­ri ka­lan 500 li­ra­yı ta­şe­ro­na ve­ril­mek üze­re ma­de­ne tes­lim edi­yor. Eğer pa­ra­sı­nı tes­lim et­mez­se iş­ten çı­ka­rı­lı­yo­r” bilgisini verdi. Madendeki her şeyi kılıfına uydurmuşlar Ocakta çalışan madencilerin hepsi Soma Holding’de sigortalı. Ancak ‘Nerede çalışıyorsun?’ diye sorulunca taşeron firmanın adresini veriyor. Ma­den­de ça­lı­şan tüm iş­çi­ler Tür­ki­ye Ma­den-İş Sen­di­ka­sı­’na üye ola­rak gö­zü­kü­yor. So­ma Hol­din­g’­de de iş­çi ola­rak si­gor­ta­lı. Bu yüz­den ta­şe­ron­luk sis­te­mi­nin ya­sal ola­rak tes­pit edil­me­si müm­kün gö­zük­mü­yor. An­cak iş­çi­le­re “Ne­re­de ça­lı­şı­yor­su­nuz?” di­ye so­rul­du­ğun­da “Ge­ma Mü­hen­dis­lik, Gür­ses Ma­den­ci­lik, Olim­pi­a Ma­den­ci­li­k” gi­bi şir­ket­le­rin adı­nı ve­ri­yor. Sen­di­ka ce­vap ver­di So­ma Hol­din­g’­de­ki ta­şe­ron id­di­ala­rı­nı, Ma­den İş­çi­le­ri Sen­di­ka­sı Baş­tem­sil­ci­si Ali Gök­me­n’­e de sor­duk. Gök­men, “Ta­şe­ron iş­çi yok. Ora­da­ki ar­ka­daş­la­rın hep­si So­ma Hol­din­g’­in ele­ma­nı ve ör­güt­lü. Ge­ma Hol­ding iş­çi te­min edi­yor. İş­çi ge­ti­ri­yor ve So­ma Hol­ding adı­na kaydı ya­pı­lı­yor. İş­çi te­min et­mek ta­şe­ron de­mektir. Ça­lış­ma or­ta­mın­da böy­le gö­rü­nü­yo­r” de­di. İş­çi­nin sır­tın­dan ka­zanç Ge­ma­’nın mer­ke­zi­nin bu­lun­du­ğu so­kak­ta ta­nış­tı­ğı­mız Mu­rat isimli genç, Ge­ma Madencilik ile il­gi­li şu bil­gi­le­ri ve­ri­yor: “1996’da bir grev ol­du. Son­ra ya­zı­ha­ne­yi ka­pat­tı. Bu­ra­sı ar­tık de­po ola­rak kul­la­nı­lı­yor. Ta­şe­ron iş­çi bul­duk­ça iş­çi­le­rin üze­rin­den pa­ra ka­za­nı­yor.” So­ma­’da­ki iş­çi­le­rin ta­şe­ron tep­ki­si, Cum­hur­baş­ka­nı Ab­dul­lah Gü­l’­ün fa­ci­a son­ra­sı ger­çek­leş­tir­di­ği zi­ya­ret­te de gün­de­me gel­di. So­ma Hol­din­g’­e ait ma­den­de ya­kın­la­rı­nı kay­be­den­ler, Gü­l’­e “ta­şe­ron is­te­mi­yo­ru­z” di­ye tep­ki gös­ter­di. Cum­hur­baş­ka­nı­’na ba­ğı­ran isim Meh­met Türk, ma­den­de eniş­te­si­ni kay­bet­ti. Türk, “Ta­şe­ron­luk bi­te­cek mi, böy­le ya­na­rak mı öle­ce­ğiz?” so­ru­la­rı­nı da Gü­l’­e ilet­ti. Tüm ma­den­ci­ler ta­şe­ron­luk­tan bah­se­der­ken dün sa­bah sa­at­le­rin­de ma­den­de ba­sın top­lan­tı­sı dü­zen­le­yen So­ma Hol­ding yet­ki­li­le­ri ise ke­sin­lik­le ta­şe­ron per­so­nel ça­lış­tır­ma­dık­la­rı­nı ifa­de et­ti. Ka­mu­ya ait ma­den­ler­de bi­le ta­şe­ron iş­çi ça­lış­tı­rıl­dı­ğı­nı ifa­de eden ma­den­ci Eyüp Gül­mez, “Ta­şe­ron ça­lış­tır­ma sis­te­mi ma­den­le­rin ka­mu­ya ait olan­la­rın­da bi­le var. Bu es­ki­den be­ri de­vam eden bir uy­gu­la­ma. An­cak son 6 yıl­da bu sis­tem 10 kat art­tı­” di­ye ko­nuş­tu.
  15. Yukarida basliktaki cumleyi daha net algilama Adina, konu ve kavramlar ile ilgili olarak, sitemizdeki asagida linki verilen basliklara bir goz atmakta yarar var. http://forum.dusuncedunyasi.net/topic/1331-vahsi-kapitalizm/?hl=%2Bvahsi+%2Bkapitalizm http://forum.dusuncedunyasi.net/topic/1619-kapitalizmdeki-vahsilik-ve-kolelik-liskisi/ Emperyalizmi terorizm ile ic ice gecmesinin direk emperyalist devlet saldirisi olarak degil de, baska bir ulkeye disaridan mudahele etmek olarak, tarihi SSCB'nin Afganistan'a saldirisi ardindan; buradaki konuclanmis El-Kaide gucu ve onun basi Usama Bin Laden'in ABD emperyalizmi ile isbirligi olarak baslar. Tarih 1960'lardir. Iste emperyalizm, bu tarihten sonar politik olarak kendi cikari Adina ve kendince mesru ve mubah kilacagi acidan yeni bir evreye girer. Terorizmin kelime anlami "korku salmak" tir. Aslinda emperyalizm kendi ulke ve toplumu bunyesinde genelde havoc politikasi izleyerek kendi halkinas direk korku salmaz. Korkuyu yarattigi terorizm ile iki sekilde salar. Birincisi disaridan ele gecirecegi ulke bunyesinde terror hareketi yaratarak ve yasatarak Ikincisi kendi halkina kendi ulkesinde kisa vadeli terror yasatarak Buradan farkli bir sonuc cikar. Emperyalizm terror ile korku salmak ile kalmaz, kendi ulkesinde yarattrigi terror ile de disarida saldiracagi ulkeye saldiri onayi aslmak icin, kendi toplumunun destegini alir. Ikiz kuleler katliami sonrasi olan gibi. Eger ulke emparyalist olamamis ise ic somuruyu daha cok yogunlasacagindan vahsi kapitalizme yonelir ve burada biten havoc politikasi sopa politikasina doner ve bizzat teroru ulkenin kendi devleti ve hukumeti yaratir ve uygular. Turkiye'de oldugu gibi. Kisaca 1960 oncesi uygulanan sopa politikasinin bugunku geldigi nokta terorizmdir. Yalniz burada emperyalizm ile yaratrtigi terorizm arasindaki iliski her zaman istendigi gibi gitmez. Sonucta emperyalizmin buyutup besledigi ve yedirip icirdigi yardim ve yataklik ettigi ve her turlu gereken silahi sagladigi terorizm, palazlanmaya baslayinca, kendi basina hareket etmek ister ve boylece kendini yaratan emperyalizm ile ters duser ve hatta savasma noktasina gelir. O.Dogu'da Suriye ve Irakta yaratilan ISID ve bugunku geldigi nokta gibi. Aslinda burada emperyalizm, kendi bulundugu dali kesmektedir. Sonucta terror yarattigi ve estirdigi bir ulkede terror baskisindan dolayi bir multeci kitlesi olusur ve bu kitle emperyalist ulkelere dogru yola cikar. Ikincisi kendi ulkesinde terror estirdigi ulkenin vatandaslari orgutlenir. Sonucta emperyalizm gibi terorun de bir ulkesi siniri dini milliyeti irki v.s. yoktur. Buradan ucuncu sonuc olan emperyalizmin kendi ulkesinin yarattigi terore acilmasi ve bu teroru kendi ulkesinde yasamasidir. Bugun Fransa'da oldugu gibi. Sonucta yarattigi terror sagladigi terrorist olarak, hem terror estirdigi ulke ile sinirli degildir, hem zaten o ulkenin disindan nakledilmistir ve dolayisi ile emperyalist ulkelerin kendi vatandaslarini da icerir. Fransa katliamlarinda adi gecen Fransiz polis ya da belcika dogumlu terrorist gibi. Aslinda terror ve terorizmin ne oldugu her yonu ile farklilasir. Ideolojisi ya emperyalizminm cikar politikasidir, ya da yarattigi terror hareketinin kendi ideolojisi ve de inancidir. Bunyesindeki teroristler, dunyanin dort bir yanindan her yasta ideolojide inancta bu isi para icin, kendi hurriyeti icin, inanci icin, ideolojisi icin, macera icin v.s. yapmak isteyenlerdir. Burada anlasilacagi uzere terore terrorist tasiyan ulkeler arasi aglar da kurulmustur. Evet emperyalizm ve ulkemizdeki gibi vahsi kapitalizm her yonu ile terror estirerek yani korku salarak politik cikarini yurutmektedir. Buradaki birinci sorun, toplumun kendisine korku salanin kim ve ne oldugunu bilmemesdi ustelik, guc olarak ona siginmasidir. Yani emperyalizm ve vahsi kaspitalizm, sadece teroru yaratmak ve uygulamak ile kalmaz, ayni zamanda sanki teroru yaratan o degilmis gibi, bir de seni guc olarak koruyormus ve kolluyormus gibi hareket eder. Bunun yaninda kendi yarattigi bu teroru kendi pozitif uygulasa bile, negative algida koruyarak sanki onun ile mucadele ediyormus gibi gorunur. Ustelik kendine karsi olan temelde bu korkuyu tum topluma yaymak Adina, her saldirdigina tutukladigina gozaltinaaldigina katlettigine de "terrorist" damgasi vurur ve onlarin yani halkin her turlu insan haklarindan ve evrenselhukuktan dogan eylemlerini "terrorist eylem, terore destek, terror orgutu ile iliski" v.s. olarak degerlendirir. Zaten su an ulkemizde olmakta olan da budur. Buradan su sonuc cikar. Ne emperyalizm, ne de vahsi kapitalizm her turlu devlet hukumeti ve her turlu kurum ve kurulusu ile, terorizme karsi olamaz ve degildir. Aksine ya acikca kendi devleti eli ile ya da yarattiklari ile bu teroru daimi destekler ve uygular. Zaten kendi yarattigi ile mucadelesi ancak kendi politik cikar ve somurusune zarar verdigi anda devreye girer. Yani hic bir zaman toplumlarin halklarin selameti sagligi guvenligi v.s. icin boyle bir mucadele soz konusu degildir. Aslinda bakildiginda, emperyalizmi de, vahsi kapitalizmi de, ayakta tutan tek guc de, bu terorizmdir. Bugun terorizmi yaratmasa ve uygulayamasa ne emperyalizm ne de vahsi kapitalizm yasamini surduremez. Cunku emperyalizm de vahsi kapitalizm de yonetim ve yonlendirim olarak zora baskiya mudaheleye yasaga v.s. dayanir. Iste bunu da en iyi terror saglar. Cunku terror korku salar sindirir susturur caresiz birakir. Bugun basta O.Dogu'da Suriye veIrakta Afrika'da Asyada Avrupa'da kisaca dunyanin dort bir yaninda olan bu katliamlari saldirilari catismalari ve her turlu icerde ve disardaki devlet terorunu algilamak Adina unutulmamasi gerek sey; TERORIZM, EMPERYALIZM VE VAHSI KAPITALIZMIN SILAHLI VE VURUCU GUCUDUR. EMPERYALIZM TERORIZM ILE SAVASMAZ, ONU YARATIR, BESLER BUYUTUR VE UYGULAR EMPERYALIZM TERORIZMI SAYESINDE HER TURLU POLITIK CIKAR VESOMURUSUNU YURUTUR VE HER TURLU KENDI TERORUNU DE MUBAH VE MESRU KILAR. Son olarak aslinda emperyalizm ektigini bicmektedir. Bu da iki turludur. Sen toplumlari bulundugu yerden rahatsiz edersen, yarin bu toplumlar gelir senin ulkene yerlesir. Sen her turlu teroru mesru ve mubah kilarsan, o terror gelir seni senin ulkende vurur. Burada ise aci olan emperyalizm ve onun yarattigi ve uyguladigi terorunden, bunu yaratanlarin yani yonetenlerin degil; hic bir bu konuda birt parmagi olmayan toplumlarin ve halklarin zarar gormesidir. Teror, teror saldirilari emrini verenleri degil; terorun oldugu yerde bulunanlari yasayanlari yani toplumu ve halklarini vurur. Kisaca terorden hic bir cikari olmayanlar zaten terore ve her turlusune karsi olabilir. Yalniz ve maalesef teroru de onlar yasar. Cunku terror zaten yaratilis olarak onlar icindir. Demekki burada yapilacak sey, terorun verdigi "korku salma" algisindan arinmis olmak olacaktir. Yani HIC BIR TEROR VE TERORIZM TOPLUMU VE HALKLARI YILDIRAMAZ, SUSTURAMAZ, YASAM HAKKINI ELINDEN ALAMAZ. Dolayisi ile EMPERYALIZMIN ISTEDIGI TOPLUMLARIN VE HALKLARIN TERORE TESLIM OLMASI IKEN, TOPLUMLAR VE HALKLAR AKSINE AYAKTA KALABILMEK ICIN YASAM SAVASLARINA DEVAM ETMELIDIR. BU DA ANCAK BARIS ILE OLUR, CUNKU TGOPLUMLARIN VE HALKLARIN ELLERINDE SILAH YOKTUR, VURUCU GUCLERI DE DIRENCLERI AZIM VE KARARLILIK ILE VERDIKLERI YASAM MUCADELESI VE TERORUN SALDIGI KORKUDAN KORKMADIKLARINI GOSTERMELERIDIR.
×
×
  • Create New...