Aslında her şeye gücü yeten mâlum tanrı çok kalabalık bir topluluktan bahsetmek istemiş ancak arada Cebrail ve Muhammed gibi aracılar olunca, gelde ayıkla princin taşını şimdi. Artı; kutsal mesajların yazıldığı iddia edilen taşlar, kemikler, deriler ve elbette yazılı ilk orijinal mushaf da ortada yok. Uzun lafın kısası şu: kopyanın, ..., kopyanın kopyasıyla idare etmek zorundayız. Bu tablo karşısında günümüzdeki sözde ulemaların, hacıların, hocaların da kafası bir hayli karışıktır, da, belli etmemeye çalışıyorlar.
Oysa tanrı(lar) doğrudan her insanla tek tek iletişime geçse tüm bu karmaşıklıklar, ayrımcılıklar, savaşlar falan filan hiç olmazdı.
İslam´ın ve diğer dinlerin yumuşak karnı tam bu noktada yatıyor, çünkü herhangi bir mesajı iletmek için araya aracı koyarsanız, o mesajın %100 eksiksiz bir şekilde yerine ulaşmasının garantisini veremezsiniz.
Benzer durum hadis mevzusunda da var; o devirlerde bilgiler sözlü(!) olarak kulaktan kulağa aktarılıyordu ki İslam´ın temel taşlarından birisi olan hadisler böyle oluşmuştur ve Muhammed´in ölümünden asırlar(!) sonra yazılı olarak kaydedilmiştir. Bu nedenle sade Kuran´cılar kolaya kaçıp hadisleri reddederler, çünkü güvenli olduklarından şüphe ederler. Buna rağmen İslam dini hadisler olmadan varlığını sürdüremez, çünkü hadisler sayesinde bugünlere gelebilmiştir.