-
İçerik sayısı
2.869 -
Kayıt tarihi
-
Son ziyareti
-
Kazandığı günler
152
İçerik türü
Profiller
Forums
Store
Makaleler
Everything posted by kavak
-
Bak yine kabadayılık yapıyorsun ve başkalarına "yalancı" diyerek hakaret ediyorsun. Sonra "Aman da nazik olun" minvalinde bir şeyler mırıldanıyorsun. Sen sordun; biz de insanlık yaparak yanıtladık. Onları beĝenmiyorsan, senin sorunun. Hasılı bana "yalancı" diyerek hakaret edemezsin ve bir daha yaparsan seni raporlayacaĝım.
-
Hayır. Mis gibi yaşıyoruz. Ölüm korkusu yok. Hiçbir sıkıntı yok. Hayatı olduĝu gibi kabullenmek gerekli ve insan kendi kendisi ile barışık olmalı. Elbette. Bunun için kafasını ütüleyeceĝim dostlarım, fikrini alacaĝım eşim ve bana hayat veren oĝlum var. Dinsiz imansızlar hakkında bir hayli önyargılısın. Benim çevremde gavurların sayısı kadar müslüman da var. Onların benden bu güne kadar bir şikayeti olmadı. Her konuda tartışan ve fikrini söyleyen birisiyim. Dostlarım bunu bilir.
-
Sen inanmayabilirsin ancak dinsel içerikli kitapların bana bir faydası olmadı. Orada ileri sürülen telkinlere ihtiyacım yok, çünkü kendi vicdanım ve aklım yeterli eĝriyi doĝruyu ayırmak için. Diĝer yandan sözünü ettiĝim yazarların kitaplarını okurken hem keyif aldım hem de ufkum genişledi. Bu durumda bilhassa Jules Verne´yi öne çıkarmak mümkün. En azından benim için bu böyle. İncil doĝruysa diye yola çıkılmaz, azizim. Bak görüyorsun yine geldik inanca. Dediĝım gibi bu yaşa kadar yeterince okudum. Onların deli olması gerekmez hatta çok zeki bile olabilirler. Mevzu bu deĝil; mevzu tüm eserlerin insanların elinden çıkması. İşte tam bu nokta inancın yumuşak karnı diyebilirim. Benim açıdan durum gayet net. Yazanlar kim? İnsanlar. Bu insanlar kim? Bir şeylere (tanrı, din, peygamber, elçi, melek, çin, şeytan vs.) inananlar. İşte bunların kitabını okuyorsun, okuyoruz. Yani birinci derece bir kaynak yok elimizde. Bu durumda sen gerçek dersin, ben uydurma derim.
-
Bu yaşıma geldim; dinsel kitapların içeriĝinden ziyade, mesela Jules Verne, Mark Twain vs. gibi yazarların eserleri bana daha çok katkı saĝlamıştır. Ayrıca dinsel kitapları yazanlar/yazdıranlar da bizim gibi insanlar ve onların(!) inancını içeriyor. Yani bizlerden baĝımsız ne bir sözlü ne de yazılı bir eser var ortada. Hepsi bu.
-
Bir şey olmak zorunda mı? Ben, farkındalıĝımızın farkına vardıĝımızı ifade eden bir tanımdır. Yani kendi benliĝimizi ve tüm duyularımız sayesinde çevremizde olan bitenleri kavrama yetisi de diyebiliriz. Tüm bunlar beynimizdeki milyarlarca gri hücrelerden oluşan kompleks bir aĝ sayesinde gerçekleşiyor. Bunun da farkındayız ancak beynimizin tam olarak nasıl çalıştıĝını henüz 100% bilmiyoruz. Bu mevzuda henüz emekleme seviyesindeyiz.
-
Hindistan´dan bir yaratılıș miti: En bașında yeryüzü su ile kaplıydı. Bundan bașka hiçbir șey yoktu; sadece bu uçsuz bucaksız deniz vardı. Yeryüzünün çok üstünde, gökyüzü diyarında, Güneș Baba tanrı olarak hüküm sürüyordu. Yanında, kendisinden bir makam așağıda diğer tanrılar da vardı. Pek bir meșguliyetleri yoktu ve bu yüzden canları çok sıkılıyordu. Gökyüzündeki bir pencereyi açıp așağıya baktıklarında, sadece kocaman denizi görüyorlardı. Fırtına olduğunda, bazen tepeleri köpüklü yüksek dalgaları görüyorlardı, ama bazen de sadece denizin üstünü örten bulutları görüyorlardı. Bir gün tanrılardan biri, Güneș tanrısının karșısına çıktı. Önünde eğilip "Ben bugün, kendilerine insan diyen ve yeryüzünde yașayan garip varlıkların rüyasını gördüm. Neden onları yaratmıyoruz? Baba, bunun için bize izin ver." dedi. En yüce tanrı, bu fikir üzerinde uzunca düșündü. Birkaç gün sonra dedi ki: "Bana yașlı Malin´i getirin. Siz onu denizin altındaki bir mağarada bulursunuz." Yașlı Malin hizmetkar ruhlardan biriydi. Çok becerikli elleri vardı. Bu yüzden insanları biçimlendirme görevi ona verildi. Çalımlı bir șekilde "Ben bu varlıkları denizin köpüklerinden yapacağım." dedi ve Güneș tanrısı da onu tasdikledi. "İșin bitince senin yaratıklarına yașam nefesini üfleyeceğim." diye ciddiyetle beyan etti. Yașlı Malin, bütün bir gün boyunca insanı biçimlendirmek için çalıștı. Büyük bir çaba sarfediyordu. Bir erkek ve bir kadın figürunu akșama doğru biçimlendirmiști. Kurumaları için güneșin yakıcı ıșınlarına bırakmıștı. O arada oraya susuzluğunu gidermek isteyen bir at uğramıștı ve bu güzelim figürleri ezmiști. Malin öfkeli bir șekilde Güneș tanrısına koștu. "Senin atın beni kıskanıyor. İnsanların benim elimden yaratılmasını istemiyor." diyerek ona yakındı. Ancak yüce tanrı onu sakinleștirdi ve "İșini tekrar yap, bir daha kesinlikle yıkılıp bozulmayacaklar" dedi. Böyle de oldu. At ertesi akșam figürlerin etrafından dolanıp geçti. Tanrılar onun eseri beğenmișlerdi. Ama en önemlisi ise henüz eksikti. Bu yüzden Güneș tanrısı Malin´e seslendi: "Şimdi vakti geldi. Bize iki insan hayatı getir. Ben onları evimin çatısının altındaki bir kirișe koymuștum." Ama Malin küçüktü, kendisi sadece evin kapısının üst tarafına kadar yetișebiliyordu. Orada ise iki kuș hayatı bulunuyordu. Onları Güneș tanrısına getirdi. Güneș tanrısı, Malin´in yaratıklarına yașam nefesini üfler üflemez, bunlar ördeklere dönüștüler ve uçup gittiler. Tüyleri deniz köpüğü gibi parlıyordu. Ördekler bir sene sonra neșeli bir șekilde geri geldiler ve anlattılar: "Deniz bize hem masa hem de yatak oldu, ama șimdi bir yuva yapmak istiyoruz. Çocuklarımızı büyütmek için nerede bir yer var?" Güneș tanrısı buna bir cevap bulamadı ve diğer tanrılara sordu. Onlar da çaresizdi. Nihayet Prens Yengeç öne çıktı ve "Ben bunu bașarırım. Bir ada yapmaya yetecek kadar toprağı makaslarımla denizin dibinden getiririm. " diye söz verdi. Ancak Prens denizin müthiș gücünü küçümsemiști. Ne zaman yukarı çıksa, o zaman kocaman bir dalga makaslarındaki toprağı alıp denizin dibine götürüyordu. Daha sonra Prens Solucan hizmetini sunmak istedi. Hiç kimsenin yapamadığı bir șekilde denizin dibine indi, toprağı yiyerek karnını doldurdu ve suyun üzerinde hepsini tekrar kustu. Ama doyumsuz deniz hepsini yutup tekrar așağıya götürüyordu. Tanrılar, "Bir parça yere ihtiyacımız var. Bir parça yer." diye bağırıyorlardı. Sadece Prens Kırkayak bu sızlanmalara katılmıyordu. Onun bir fikri vardı: "Denizde yașayan büyük, yașlı ve sırtı güçlü kaplumbağayı hepiniz tanıyorsunuz. Denizin dibinde onun ayaklarını dünyanın dört bir yanına bağlasak, nasıl olurdu? Sonra onun sırtında toprağı toplayıp biriktirirdik." Bu fikir büyük bir alkıș aldı. Prens Kırkayak hemen kaplumbağayı bağlayıp zincire vurmalıydı. Onun da hiç umrunda değildi ve bütün yükü hiç yakınmadan tașıdı. Bu șekilde hakikaten sonsuz denizde bir ada oluștu ve büyüdükçe büyüdü. Güneș tanrısı adadaki ilk ağacı ekti ve kıyılarında kamıșların büyümesine olanak sağladı. Ördekler burada güvenli bir șekilde yuvalarını yapabilirdi. Kısa bir süre sonra da iki yumurta yuvada duruyordu. İște yaratılıș mucizesi bu olsa gerek! Yumurtalar kırılınca, içinden bir erkek ve bir kadın yeryüzünün ıșığına çıktılar. Bunlar kaplumbağanın sırtında doğan ilk insanlardı.
-
Orta Afrika: Ewe kabilesinin yaratılış miti Yüce varlık, ayın yardımıyla içini reçine ve kanla doldurduğu Baatsi adlı bir erkek yaptı. Bir kadın da yaptı, erkeğe onunla çocuklar yapmasını emretti. Onlara dedi ki: "Şu kurala uyun; Tahu ağacından yemeyin!" Dendiği gibi oldu; Baatsi´nin çocukları oldu ve onun çocuklarının da daha fazla çoçukları oldu. Hepsi de o kurala uyuyorlardı. Yaşlı ve yorgun olduklarında, mutlu mesut gökyüzüne gidiyorlardı. Ta hamile bir kadının canı Tahu meyvesini çekinceye ve kocasını ondan koparmaya ikna edinceye kadar, her şey yolunda gidiyordu. Ay, adamın karanlıkta Tahu meyvelerini kopardığını gördü ve yaradana anlattı. Zamanında o adamın ve karısının yaptıkları yüzünden, şimdi hepimiz ölümlü olmanın acısını çekiyoruz.
-
Orta Afrika: Bushongo kabilesine göre yaratılıș miti Bașlangıçta neredeyse hiçbir șey yoktu. Sadece karanlık, su ve büyük tanrı Bumba vardı. Bunun bir ara karnı sancımaya bașladı ve güneși kustu. Onun sayesinde suyun bir bölümü buharlaștı ve yeryüzü ortaya çıktı. Tanrının durumu hâlâ pek iyiye gitmiyordu ve kusmaya devam etti. Ay, yıldızlar ve dokuz tane de hayvan dıșarıya çıktı. Nihayet insanları da kustu. O dokuz tane hayvan, geriye kalan hayvanların tümünü yarattılar. Bumba´nın üç oğlu yeryüzünü tamamlamaya karar verdiler ve su șekilde diğerlerinin arasında bitkileri de yarattılar. Bumba, yeryüzünün tamamlanmasının ardından her șeyi insanlara devretti ve kendisi geriye çekildi.
-
Yunanlı Pelasgi´lerin yaradılıș miti: Kuzey yeli ve yılan Kaostan Euyronme(evrensel) isimli bir varlık oluștu. Gökyüzünü ve suyu birbirinden ayırdı ve güneye doğru, kuzey yelini hissedene kadar, denizin üzerinde dans etti. Rüzgarı ellerinde oğușturmaya bașladı ve hava yoğunlașarak yılanı olușturdu. İki yaratık çiftleștiler ve döllenmiș yumurtadan günes, ay, yeryüzü ve diğer canlılar oluștu.
-
Asya: Yin ve Yang´dan yeryüzünün olușumu En bașında kaos, boșluk, karanlık ve ilk okyanusun dipsiz derinliği vardı. Kaostan ilk yumurta meydana geldi, yeryüzü yumurtası. Yumurtanın içinde ilk canlı varlık olan P´an Ku uyuyordu. Uyku 18000 sene sürmüștü. Sonra P´an Ku gerinmeye bașladı. Yumurta kırıldı. Orada Yang tarafından tamamen özümsenmiș yumurtanın parlak hafif kısmı vardı. Ayağa kalktı. Yukarıya yükseldi. Yang kısmı gökyüzü oldu. Yumurtanın alt ağır kısmı, Yin tarafından özümsenmiști. Yin karanlıktı. Așağıya çöktü. Yin kısmı yeryüzü oldu. P´an Ku büyüdükçe büyüdü. Kocaman oldu. Sonra son geldi. P´an Ku ölmüștü. İște o zaman meydana geldi: Vücudundan yeryüzü büyüyerek çıkıyordu. Nefesi rüzgar ve bulut oldu. Sesi gök gürültüsünü üretiyordu. Sol gözünden güneșin parlaklığı ıșıldıyordu, sağ gözünden ay görünüyordu. Vücudundan tepeler, yeryüzündeki bütün dağlar oluștu. Göz yașlarından nehirler, damarlarından sokaklar ve yollar oluștu. Eti ağaçları meydana getirdi. Vücut kılları, otlara ve çiçeklere dönüștü. Kafa saçından yıldızlar oluștu. Parazitler, tahta kuruları, pireler ve bitler onun üzerinde yașamıștı. Onlardan insanlar ve çok farklı uluslar oluștu.
-
Avusturalya: Aborjinlerin rüya zaman mitleri Yukarısı gökyüzüydü ve așağısı yeryüzüydü. Hiçkimse gökyüzünü ve yeryüzünü ve Altjira´yı yapmamıștı. Varlardı ve varlar. Büyük gökyüzü, büyük yeryüzü , büyük ve bilge Altjira. "Altjira, rüyada bize konuș!" Gökyüzü boștu ve orada sadece Altjira´nın bir tane kamp yeri vardı. Yeryüzü boștu, üzerinde sadece tuzlu su vardı. Büyük Altjira´nın ayakları Emu kușuna benziyordu. Saçları uzundu ve güneș kadını gibi sarıșındı ve omuzlarından sarkıyordu. Teni kırmızıydı, kırmızı papağanın tüyleri gibi. Beyaz bir bant alnını süslüyordu ve orta yerini insan saçından bir kemer çevreliyordu. Altjira gökyüzünde dolașıyordu, çünkü burası kendi diyarıydı. Altjira ağaçların altında yürüyordu, çünkü bunlar kendi diyarında yetișiyordu. Altjira insanları yarattı, bu yüzden onu kalbimizde tașıyoruz. O insanları yarattı, ancak sonra onları göz önünden kaybetti. Sadece rüyada onunla konușabiliriz. "Altjira, rüyada bize konuș!"
-
Brezilya: Güneș ve ay yeryüzüne nasıl geldi? En bașında büyük ruh Mautsinim vardı. Yalnızdı, kimse onunla yașamıyordu. Ne karısı ne de çocukları vardı. Güneș ve ay da yoktu, gündüz ve gece de yoktu. Yalnızlıktan bıkmıș halde, kendisine bir midyeden bir kadın yarattı ve onunla evlendi. İki çocukları vardı, ikisi de oğlandı, birisi açık tenli, diğeri koyu tenliydi. Koyu olan Kuat, güneș oldu. Açık tenli olan ay oldu. Onlar gündüzü ve geceyi yeryüzüne getirdiler. Ve Mavutsinim yerdeki bütün yașamı uyandırdı. Ölenler yüzünden insanların üzüldüklerini görünce, ormana gitti ve odun kesti. Ondan ölüleri canlandıran bez olan Kuarupu yaptı. Ancak bazıları itaatsizdi ve büyük ruhu gizlice dinlemek için takip ediyorlardı. İște o zaman Mautsinim öfkelendi ve ölülerin uyanmasını ebediyen engelledi.
-
Güncelleyelim, çünkü bilhassa dindar çevreler mitleri/efsaneleri görmezden geliyor. Halbuki mukaddes kitapların temelini mitler oluşturmaktadır. Iskandinavya: Voluspâ - Kuzey Cermen yaratılıș șarkısı Eskiden dev Ymir geldiğinde çok soğuktu. O zamanlar yeryüzü, yukardaki gök ve așağıdaki yer yoktu. O zamanlar yer yukarıya doğru kalktı ve insanların diyarı Midgard meydana geldi. Yukarısı Asgard idi, Tanrı´ların diyarı. Güney tarafından güneș gelmiști. Onun sıcağı herșeyi doldurmuștu. İnsanların diyarı yeșillendi. Tanrılar, Odin´in makamında konsey toplantısındaydılar. Geceye ve gündüze isimlerini verdiler, sabahı ve öğle vaktini adlandırdılar. Alaca karanlık ve akșamı tespit ettiler. Şimdi ise zamanı ölçme vaktiydi. Ve ondan sonra insanları yarattılar. Dișbudak ağacı Ask´tan erkek meydana geldi, kara ağaç Embla´dan kadın meydana geldi. İnsanlarda henüz hayatın sıcaklığı yoktu. Onlarda henüz ruh yoktu. Tanrı Lodur onlara kalp sıcaklığını verdir. Ruhu ise tanrı Hömir verdi.
-
En başından söyleyeyim: Ben Kayserili deĝilim ve hiç oralı olmadım. Kimin neye taptıĝı veya inandıĝı umrumda deĝil ancak konu sahibi gibi saĝ gösterip sol vurmaya çalışanlardan gına geldi. Halbuki sorduĝu tüm soruların yanıtını biliyor. Üşenmeden kendisine baĝımsız/tarafsız kaynaklar sunmamıza ve açıklamamıza râgmen, zaman ayırıp onları irdelemesi gerekirken ha bire sözde mucizevi(!) pasajları buraya iliştiriyor. Böyle giderse mâlum kitaptaki tüm pasajları tek tek buraya iliştirmesi bile mümkün. Her forumda var bunun gibileri. Üye olur olmaz sanki dünyada başka önemli ve hayati konu yokmuş gibi, ilk yaptıkları "Bakın mucize var, hadi açıklayın" minvalinde konular açmak. Yine de şunu da dile getirmek lazım; yabancı dil bilmek şart, çünkü Türkçe kaynaklı verilerin çoĝu taraflı ve önkabullü. Mesela "Sorularla İslamiyet" sitesi bunların başında geliyor. Bu nedenle İngilizce, Fransızca veya Almanca dillere vakıf olmak bir hayli faydalıdır. Bu durumda farklı kaynakları kıyaslama imkanı olur.
-
Geç bunları! Sana cevap verdim ve dünyadaki diĝer mitleri işaret ettim. Hatta bu mevzu ile konu açmıştım, git bir zahmet oku! Sen ne zannediyorsun? Bu anlatımlar gökten zembille mi indi? Bu kadar saf olamazsın herhalde.
-
Yazdıklarından bir şey anlamadım. Yazdıklarının başı ve sonu belli deĝil. Dur tahmin edeyim.. Kur´an güzellemesi yapmaya meyilleniyorsun gibi. Neyse; Tevratı beĝenmiyorsan ki öyle gözüküyor, sana diĝer mitleri de işaret etmiştim. Olaĝandışı bir şey yok. Olamaz da, çünkü hepsi bizlerin eseri. Sen müslüman deĝilim dedikçe, beni bir gülme tutuyor. Tıpkı senin gibi konular açan ve sözde sorular soran başka birisini tanıyorum. Dipnot: Daha evvel dedim ki, bana müslümanlar şöyle diyor falan filan başlama diye. Demek ki amacın belli. Tıpkı diĝer forumdaş gibisin. Kimbilir belki de aynı kişisin.
-
Bu mevzu sadece Tevratta geçmez. Birçok mitlerde var. Babilonlardan tut, her tarafta İslam´dan evvel yeşermiş toplumların mitlerinde geçer bu tür anlatımlar. Yani olaĝandışı bir şey yok. Mitlerle ilgili bir konum bile var burada. Cevabını bildiĝin soruları sormak saçmalık. Ben tatmin olmadım.
-
Mucizelere inanırsan, cennet diye bir mekan varmış...mış. Orada yukarıda yazmış olduĝun şeyler yokmuş. Çıta gibisin orada. Tabii buna canı gönülden inanmalısın.
-
Varan 4. konu. Hep aynı taktik. Buyur sen söyle! Sen derken, müslümanlar şöyle böyle diyor falan filan başlama. Senin dürüstçe kendi açıklaman nedir? Öyle ya; müslüman olmadıĝını iddia etmiştin. Evet; bu sefer pür dikkat seni dinliyoruz. Bakalım nereye ve hangi mucizeye baĝlayacaksın.
-
Sevgi ve saygı da bir yere kadar. Çünkü zaman ister istemez hepimizi bir şekilde törpülüyor ve deĝiştiriyor da. Haliyle ilk zamanlarda karşılıklı şiddetle hissedilen heyecan (aşk, sevgi... adına ne dersen de), yerini güncel ve sıradan şeylere bırakıyor. Ben kendi adıma konuşuyorum elbette.
-
Ateizm derneĝinin ilk yıllarında forumu da vardı. Ancak yoĝun saldırı yüzünden kapatmak zorunda kalmışlardı. Ayrıca bir ülkede 90 bin(!) civarında cami ve minare varsa ve her gün bir yenisi ekleniyorsa, orada dinsiz imansız olmak ve öyle yaşamak bir hayli zordur.
