Valery Legasov Konu tarihi: 21 Mayıs Report Konu tarihi: 21 Mayıs Müslümanların yaygın bir argümanı da Muhammed’in okuma yazma bilmediği yönündedir. Hatta inanışa göre, eğer okuma yazma bilseydi insanlar Kuran'ı onun yazdığını düşünebilirdi; bu durum, kitabın ilahi bir vahiy olduğunun kanıtı olarak sunulur. İslam’da geçen “ümmî” kavramı genellikle “okuma yazma bilmeyen” şeklinde çevrilir. Ancak bazı yorumlarda bu ifadenin sadece teknik bir okuryazarlık durumunu değil, aynı zamanda dönemin Arap toplumunda yazılı kültürle sınırlı bir ilişkiyi de ifade ettiği belirtilir. Yani konu her açıdan kesin ve tek bir yoruma indirgenmiş değildir. Bir diğer tartışma konusu ise “Kırtas Hadisesi” olarak bilinen olaydır. Rivayete göre Muhammed, vefatına yakın bir dönemde kalem ve kağıt talep ederek ümmet için bir yazı yazdırmak istemiş, ancak orada bulunan sahabiler arasında farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Kimileri bunun yazılmasını desteklerken, kimileri ise “Kuran bize yeter” şeklinde karşı çıkmış ve bu tartışma sonucunda yazdırma gerçekleşmemiştir. Bu konuyla ilgili hadis kaynaklarında yer alan bazı rivayetler şu şekildedir: İbn Abbas’tan nakledildiğine göre Resûlullah (sav), vefatına yakın bir zamanda evde Ömer b. Hattab’ın da bulunduğu bir ortamda şöyle buyurmuştur: “Bana yazı malzemesi getirin, size bir yazı yazayım ki, ondan sonra asla sapmayasınız.” Bunun üzerine sahabiler arasında tartışma çıktığı, özellikle Hz. Ömer’in “Resûlullah’a hastalık ağır bastı (yanında Kur’an var, bize yeter)” şeklinde bir ifade kullandığı rivayet edilir. Kaynak: Sahih Muslim, Hadis No: 1637c Benzer bir başka rivayette Ali (r.a.) şöyle anlatır: Hz. Peygamber (s), ümmetin kendisinden sonra sapmaması için bir şeyler yazdırmak üzere kâğıt ve kalem getirilmesini istemiştir. Ali (r.a.), onun vefatından endişe ederek bunun ertelenmesini düşündüğünü ifade eder. Bunun üzerine Peygamber’in şöyle dediği aktarılır: “Sizlere namazı, zekâtı ve kölelere iyi davranmayı tavsiye ediyorum.” Kaynak: Musnad Ahmed, Hadis No: 693 Bir başka rivayette ise şu ifade geçmektedir: “Bana bir kürek kemiği getirin, sizin için bir yazı yazayım ki, ondan sonra asla doğru yoldan sapmayasınız.” Kaynak: Sahih al-Bukhari, Hadis No: 3168 (Kitap 58, Hadis 10) Alın size Buhari, Müslim ve İbn Abbas’tan nakledilen, Muhammed’in bir şeyler yazdırmak amacıyla kağıt ve kalem istediğine dair hadisler. Muhammed’in okuma-yazma meselesi öyle bir konudur ki, İslamcılar arasında bile bu konuda tam bir fikir birliği yoktur. Bir taraf, Peygamber’in hayatı boyunca okuma-yazma öğrenmediği görüşünü savunurken; diğer taraf ise "ümmi" kelimesinin yalnızca "kitap ehli eğitimi almamış" anlamına gelebileceğini, bu nedenle temel düzeyde okuma-yazma ihtimalini tamamen dışlamadığını ileri sürer.
Thus spoke Beavis Mesaj tarihi: 21 Mayıs Report Mesaj tarihi: 21 Mayıs Tüm insanlığa, tüm çağlara, hatta belki de uzaydaki diğer yaşam formlarına gönderildiği iddia edilen o son evrensel mesaj; nedense penguenlerden, kangurulardan, kutuplardaki 6 aylık gecelerden, Amerika kıtasından veya mikroorganizmalardan hiç bahsetmez. Evrensel gerçeklikler tamamen 7. yüzyıl Arap Yarımadası'ndaki hurma ticareti, deve bakımı, cariye hukuku ve Ebu Leheb'in ellerinin kuruması üzerinden anlatılır. Ne tesadüftür ki, evrenin yaratıcısının favori metaforları her zaman sıcak iklimlere aittir. Yine ne tesadüftür ki, gönderildiği iddia edilen 124 bin peygamberin tamamı Ortadoğu denen kurak bir kara parçasına inmiş; bir tanesinin bile yolu yanlışlıkla İskandinav fiyortlarına, Asya steplerine veya Amazon ormanlarına düşmemiştir. Evrensel mesajın navigasyonu her zaman çölü gösterir. Bir anlatının sadece insan zihninin ürünü olduğunu görmek için dahi olmaya gerek yok; coğrafyasına ve zaaflarına bakmak yeterlidir. Bu kadar somut kanıta rağmen 'hayır, bu ilahi bir gerçek' diyen kişi, sadece kendi ölüm korkusunu uyuşturuyordur. Oysa sarsılmaz tek bir gerçek var: Öleceğiz ve bedenlerimiz toprağa karışıp çürüyecek. 1
kavak Mesaj tarihi: 22 Mayıs Report Mesaj tarihi: 22 Mayıs Dindarlarda mantık hakgetire, çünkü tamamen teslimiyete/biata/tapmaya dayalı bir düzende akıl otomatikman devre dışı kalır. İslam dini hadisler (nam-ı diğer rivayet, anlamayanlar için: kulaktan kulağa, sözlü nakil) sayesinde bugünlere gelebilmiştir. Yani temel baştan çürük, çünkü sözde hadis yazarları olayları birebir yaşamamışlardır, ki Muhammed´in ölümünden asırlar sonra biyoğrafisi yazıya dökülmüştür. Evet; temel hem çürük hem karanlık. Bunu ben demiyorum, İslam tarihi böyle diyor. Haliyle birbirlerine zıt sayısız hadis örneği vardır. Meraklı olan, arayıp bulur. Şimdi gelelim asıl konuya... Farzedelim Muhammed okuma yazma bilmiyor, ki böyle olması durumu daha da kötüleştiriyor aslında. Çünkü söylediklerini deriye, kemiğe, taşa yazan kâtiplerin yazdıklarını bizzat kendisinin kontrol etmesini ortadan kaldırıyor. Yani çevresinde yazanların her dediğine inanmak zorunda. Öyle bir çevresi var ki, Muhammed ölür ölmez en yakın akrabaları güç kavgasına başlamışlar. Ali ile Ayse birbirine karşı savaşmıştır. Keza dört halifenin üçü öldürülmüştür. Artı; Ebubekir´in ilk ve Ali´nin son halife olması tesadüf değildir. Çünkü Ebubekir o yörenin en zengin tüccarlarındandı, Ali ise en züğürtlerindendi. Dipnot: Deriler, taşlar, kemikler ve Kur´an´ın ilk orijinal yazılı nüshası yoktur. Müslümanlar asırlardan beri kopyanın, kopyasının, kopyasıyla yetinmek zorunda.
kavak Mesaj tarihi: 22 Mayıs Report Mesaj tarihi: 22 Mayıs On 21.05.2026 at 15:03, Thus spoke Beavis yazdı: Ebu Leheb'in ellerinin kuruması üzerinden anlatılır. Kur´an´daki Ebu Leheb (nam-ı diğer Tebbet) pasajı bildiğin beddua işte. Milyonlarca Müslüman her gün Allah´ın rızasını almak için namaz esnasında veya Ramazan ayında hatim indirirken bu pasajı okuyarak beddua ediyor. 1
Valery Legasov Mesaj tarihi: Çarşamba saat 10:02 Yazar Report Mesaj tarihi: Çarşamba saat 10:02 Müslümanlar bir yandan Muhammed’in okuma yazma bilmediğini iddia ederken, diğer yandan da onun gençliğinde amcasıyla birlikte ticaret kervanlarına katıldığını, Hatice’nin kervanlarını yönettiğini, hatta başkaları adına ticaret yapıp mallarını satıp yönettiğini anlatırlar. Oysa düzenli olarak ticaretle uğraşan, hesap yapan, mal takibi gerçekleştiren ve farklı insanlarla ticari anlaşmalar yürüten bir kişinin tamamen okuma yazma bilmediğini söylemek ciddi bir çelişki oluşturmaktadır. Üstelik Muhammed döneminde bugünkü rakam sistemi de yoktu. Sayılar, Roma rakamlarına benzer şekilde harflerle ifade ediliyordu. Dolayısıyla her gün ticaret ve hesap işleriyle uğraşan bir tüccarın, en azından sayısal değerleri temsil eden harf sistemini ve alfabeyi bilmesi kaçınılmazdı. Açıkçası dinlerin kendi içindeki bu tutarsızlıkları ve mantık bükmelerini incelemek bana her zaman çok keyifli gelmiştir. İslam teolojisi, sırf "Kuran gibi edebi bir metni bu adam kendi kendine yazmış olamaz, bu kesin bir mucize" algısını yaratabilmek ve kitleleri buna ikna edebilmek için yüzyıllardır koskoca bir "cahil veya okuma yazma bilmeyen peygamber" miti uydurmuş durumda. Ama kendi yazdıkları siyer kaynaklarına ve tarihsel verilere baktığınızda, yukarıda çok doğru şekilde özetlenen o devasa mantık çelişkisine tosluyorlar. Uluslararası kervan yöneten, dönemin Ebced tabanlı harf ve sayı sistemini sular seller gibi bilmesi gereken zeki bir tüccarı sırf teolojik kaygılarla "okuma yazması yoktu" diye pazarlamak rasyonel hiçbir akılla bağdaşmaz. İşin daha da komik tarafı, bu teolojik efsaneyi bizzat kendi kutsal kitapları olan Kuran bile tam olarak desteklemiyor. Geleneksel İslam alimlerinin bu mucize imajını korumak için ayetleri nasıl büktüğünü şu maddelerle çok net görebiliyoruz: 1. Ümmi Kelimesi Üzerinden Dönen Kelime Oyunları İslam dünyasında Ümmi kelimesi halka doğrudan "okuma yazma bilmeyen cahil" olarak yutturulur. Oysa tarafsız bir dil bilimi analizi yaptığınızda veya kitabın kendi içindeki kullanımlarına (Bakara 78, Ali İmran 20, Cuma 2 gibi) baktığınızda, bu kelimenin anlamının okuryazarlıkla hiçbir alakası olmadığını görürsünüz. Kelime, "Ehli Kitap (Yahudi ve Hristiyan) olmayan", yani geçmişte kendilerine kutsal metin indirilmemiş olan Arap toplumunu (Kitapsızlar) ifade eder. Yani Muhammed ümmi derken, aslında "Ben Yahudi veya Hristiyan kültüründen gelmeyen, kitapsız bir toplumdan çıkan biriyim" demektedir. Alimler ise bu sosyolojik tanımı alıp "okuma yazması yoktu" diyerek yapay bir mucize devşirmişlerdir. 2. Ticari Hayat ve Harflerin Sayısal Değeri (Ebced) Girişte de çok haklı şekilde belirtildiği gibi, o dönemde hesap kitap işleri harflere sayısal değerler verilerek (Ebced sistemi) yapılıyordu. Kervan yöneten, uluslararası ticaret yapan bir insanın en azından bu harf rakam eşleşmelerini, temel okuma, yazma ve hesaplama mantığını bilmemesi hayatın olağan akışına zaten aykırıdır. Geleneksel anlatının mucizeyi büyütmek adına yarattığı "hiçbir şeyden haberi olmayan ümmi" portresi, bizzat peygamberin kendi hayat hikayesiyle çelişmektedir. 3. Ankebut 48 Ayetindeki Stratejik İfade İslam savunucularının "Bakın okuma yazması yoktu" diye önümüze attığı Ankebut 48 ayetine rasyonel bir gözle baktığımızda durum netleşir: "Sen bundan önce bir kitap okumuyordun ve elinle de onu yazmıyordun..." Buradaki mantık genel bir okuma yazma eylemini reddetmiyor. Muhammed’in o güne kadar Tevrat ve İncil gibi eski kutsal metinleri okumadığını ve kopyalamadığını söylüyor. Amaç ne? Çevredeki insanların "Bu adam eski kitapları açmış, oradaki mitolojileri toparlayıp bize yeni din diye satıyor" eleştirilerine (yani bizim bugün yaptığımız haklı tarihsel tespitlere) o dönemden çekilen bir savunma hattı oluşturmak. Sonuç Olarak; Tarihsel, mantıksal ve sosyolojik gerçekleri alt alta koyduğumuzda karşımıza çıkan tablo nettir: Muhammed, iddia edildiği gibi dünyadan bihaber, mucizevi bir şekilde "okuma yazmasız bırakılmış" bir figür değildi. Dönemin uluslararası ticaret ağında aktif rol oynayan, parayı, hesabı, alfabeyi ve harf tabanlı sayı sistemini gayet iyi bilen akıllı bir tüccardı. Müslümanların içine düştüğü çelişki ise, rasyonel bir insan portresi çizmek yerine, dinlerine ilahi bir gizem katmak için kendi peygamberlerini bile tarihsel gerçekliğe aykırı şekilde "cahil" ilan etmek zorunda kalmalarıdır.
Saturn Mesaj tarihi: yesterday at 15:11 Report Mesaj tarihi: yesterday at 15:11 On 21.05.2026 at 16:03, Thus spoke Beavis yazdı: Bir anlatının sadece insan zihninin ürünü olduğunu görmek için dahi olmaya gerek yok; Dini inançlar insan zihninin ürünü ama sağlıksız bir zihnin ürünü. Peygamber olduğunu söyleyenler psikoz hastalarıdır. Bundan binlerce yıl önce de psikoz hastaları vardı. Bugünün peygamberleri(!) nasıl şizofrense, geçmişin peygamberleri(!) de öyleydi. 1
Recommended Posts
Create an account or sign in to comment
You need to be a member in order to leave a comment
Create an account
Sign up for a new account in our community. It's easy!
Register a new accountGiriş yap
Already have an account? Sign in here.
Sign In Now