Thus spoke Beavis Konu tarihi: Cuma saat 18:41 Report Konu tarihi: Cuma saat 18:41 Şu an bir yere oturmuş, bu metni okuyorsun. Altında, saatte 107 bin kilometre hızla zifiri karanlık bir boşluğun içinde savrulan, çekirdeği erimiş demirden dev bir kaya parçası var. Sen ise bu devasa kozmik merminin üzerindeki mikroskobik bir küf tabakası gibisin. Ama zihnin o kadar dar ki, bu akşamki yemeği, birinin sana attığı bakışı veya banka hesabındaki o sanal sayıları evrenin en büyük trajedisi sanıyorsun. Kafanı kaldır ve yukarı bak. O gördüğün yıldızların çoğu, ışıkları sana ulaşana kadar çoktan söndü. Sen şu an ölülerin ışıklı mezarlığına bakıyorsun ve buna "romantizm" diyorsun. Galaksiler birbiriyle çarpışıyor, güneşler birer sönük mum gibi pof diye sönüyor, milyarlarca gezegen hiçbir şahitleri olmadan karanlıkta yok olup gidiyor; sen ise hala "Benim hayatımın anlamı ne?" diye soruyorsun. Anlamın yok. Doğa seni bir "anlam" bulman için değil, sadece genlerini bir sonraki nesle aktarıp sessizce çürümen için tasarladı. Sen, evrenin milyarlarca yıllık kör denemeleri arasında kazara ortaya çıkmış, kendi üzerine düşünebildiği için kendini önemli sanan bir biyolojik hatasın. Birkaç bin yıl önce mağaralarda birbirini taşlayan atalarınla aynı dürtülere sahipsin; sadece taşlarını akıllı telefonlara ve ideolojilere dönüştürdün. Kendi yarattığın tanrılara tapıyor, kendi uydurduğun sınırlara inanıyor ve kendi uydurduğun yasalarla birbirini öldürüyorsun. Bir atom bombasının üzerine şiir yazan, bir yandan "sonsuz yaşam" hayali kurup diğer yandan pazar günü ne yapacağını bilemeyen o tuhaf, şizofrenik primat... Yüz yıl sonra, şu an yaşayan 8 milyar insanın tamamı toprak olacağını hayal et. Toprak bile olmayacak; sadece rastgele dağılmış atomlar yığınına dönüşecek. Senin o çok kıymetli acıların, büyük aşkların, sarsılmaz inançların ve devasa egon; evrenin tarihinde bir milisaniyelik bir dipnot bile teşkil etmeyecek. Başka bir galakside, başka bir türün tarih kitaplarında "Dünya" diye bir yer asla geçmeyecek. Hala bugün ne giyeceğini mi düşünüyorsun? Hala o küçük, yerel tanrının seninle özel olarak ilgilendiğini mi sanıyorsun? Karanlığa bak ve dürüst ol: Evren sana karşı zalim değil, evren sana karşı kayıtsız. Ve bu kayıtsızlık, senin bütün o dini, siyasi ve kişisel illüzyonlarını bir çırpıda yutan en büyük canavardır. Bizler sadece, ışığın söndüğü ana kadar karanlıkta ıslık çalan, korkmuş ve yapayalnız çocuklardan başka bir şey değiliz. 1
kavak Mesaj tarihi: 23 saat önce Report Mesaj tarihi: 23 saat önce On 08.05.2026 at 20:41, Thus spoke Beavis yazdı: Kafanı kaldır ve yukarı bak. O gördüğün yıldızların çoğu, ışıkları sana ulaşana kadar çoktan söndü. Sen şu an ölülerin ışıklı mezarlığına bakıyorsun ... Güzel bir noktaya değindin. Adım gibi eminim; insanların çoğu bu yalın gerçeği pek bilmez, ki en basitinden kendi sistemimizdeki güneşin ışınlarının dünyaya ulaşması için 8 dakika gerektiğinin farkında bile değildir. Keza ay; her sene 4 cm bizden uzaklaşıyor. Bunu da kaale almazlar. Ama sorsan; muhteşem, kusursuz, muazzam ayaklarına yatarlar. Farkındalığımızın farkına varması mevzusu 14 milyar senelik bir evrimsel dönüşümün/değişimin sonucunda ortaya çıktı, ama bunu dindarların gözüne soksan bile, onlar "Aman da benim yakışıklı tanrım bizleri topraktan/çamurdan yarattı," benzeri masallarla kafamızı ütülemeye çalışırlar. İnsanların kendi yazdıkları metinlerin tanrı sözleri olduğuna inanmamızı isterler. Meleklere, cinlere gelmedim daha... Peki, neden böyle hareket ediyorlar? Kim ne derse sesin; bunun tek bir yanıtı var. Ölümden ve sonrasından korkuyorlar. Sırf bu nedenden ötürü tahtalı köydeki hayali bir varlığı dualarla, ibadetlerle, ritüellerle, kurbanlarla hoşnut etmeye çalışıyorlar. Hedefleri belli: Onun rızasını kazanıp orada paçayı kurtarmayı umuyorlar. 1
Recommended Posts
Create an account or sign in to comment
You need to be a member in order to leave a comment
Create an account
Sign up for a new account in our community. It's easy!
Register a new accountGiriş yap
Already have an account? Sign in here.
Sign In Now