Valery Legasov Konu tarihi: 31 Ocak Report Konu tarihi: 31 Ocak Nur Suresi 4. ayet "İffetli kadınlara zina isnadında bulunup da sonra dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun; onların şahitliklerini artık asla kabul etmeyin. İşte onlar fasıkların ta kendileridir." Değerli dostlar, Kuran'a göre bir kadının zina ettiğini ispatlamak için bunu bizzat görmüş dört şahidin bulunması gerekiyor. Yani dört kişinin açıkça görgü tanığı olması gerekiyor. Şimdi benim anlamadığım konu şu; Diyelim ki bir kadın, bir erkek aralarında herhangi bir evlilik bağı veya başka bir şey yok, bunlar birlikte oluyorlar yani Kuran'a göre zina yapıyorlar. Peki böyle bir olaya dört kişi nasıl tanık olacak? Erkek ve kadın ilişkiye girerken o anda evin önünden geçen üç, dört kişi hop hemşerim aç bakalım kapıyı sen zina mı yapıyorsun diyerek kapıya mı vuracak? Ya da diyelim ki o sırada evin önünden biri geçiyor, içeriden ilişkiye girdiklerine dair malum sesleri duyuyor. Etrafına bakıyor, başka şahit yok. Bu durumda koşarak kahvehaneye gidip "Benimle birlikte şahitlik yapmak için üç kişi gelsin, aşağı sokakta zina yapılıyor" mu diyecek? 600-700'lü yıllarda bu Araplar muhtemelen kerpiç evlerde yaşıyorlardı, kapısı ve penceresi tahta olan evler yani evin içerisinde bir münasebet yaşansa çevrede yaşayanlar bunu belki duyabilirdi ama Kuran diyor ki olaya şahit olsunlar sadece duymakta yetmiyor. Arkadaşım, şimdi bir kadın ve bir erkeğin zina yaptığına dört kişi nasıl şahit olacak? Yani bu durumda "Grup Seks" şeklinde bir olayın yaşanması lazım ki ancak o zaman üç, dört tane şahit olur. Yoksa insanlar sokakta veya yolda yürerken "Ulan acaba şurada zina yapıyorlar mı? Ben en iyisi bir kapıyı çalıp sorayım" demiyor ki? Müslüman arkadaşlar, gelin cevap verin bakalım, böyle saçma ayet mi olur? 1
kavak Mesaj tarihi: 15 Şubat Report Mesaj tarihi: 15 Şubat Her önüne gelen, zırt pırt birilerine iftira atmasın diye 4 şahit şartını getirmişler. Çünkü 4 şahit bulmak neredeyse imkansız bir durum. Yani insanların özelini korumayı amaçlayan bir şart, da, aynı zamanda her şeye gücü yeten bir tanrının geleceği öngöremediğinin kanıtıdır bir bakıma. Öyle ya; günümüzde her tarafta kamera kaynıyor, herkeste kameralı akıllı telefonlar var. Kapı gibi kutsal(!) 4 şahit şartı orada dururken, gizlice kameraya yakalanların durumu ne olacak? Ortada 4 şahit yok, ama elektronik imkanlarla zinayı kanıtlamak pekala mümkün. Bu tür pasajları yazanlar/yazdıranlar ilerleyen zamanlarda teknik olarak nelerin mümkün olacağını hiç düşünmemişler. Bu nedenle kutsal kitaplar yazıldıkları devire hapsolmuş vaziyette ve içeriklerini günümüze uyarlamak neredeyse imkansızdır. Eğri oturup doğru düşünürsek, bu tanrının dünyadan haberi yok. Hasılı insanlara yeni, modern bir peygamber ve günümüzün dünyasını yansıtan yepyeni bir kutsal kitap gönderme vakti geldi geçiyor, diyecem de, demiyorum tabii. 1
Valery Legasov Mesaj tarihi: 17 Şubat Yazar Report Mesaj tarihi: 17 Şubat Kuran'ı neresinden tutsak elimizde kalıyor. İslamcılarda dört şahit bulmanın mümkün olmadığını bildiği için sizin dediğinizi diyorlar iftira atılmasın diye dört şahit şartı getirildi vs. diye. Hatta bu dört şahit bulmanın imkansızlığından dolayı bazı suçlular ceza almasa bile önemli olan masumların korunması diye masal okuyorlar. Yani bu ayetin kusurlu olduğunu kendileride kabul ediyor. Bir de bu ayete şu açıdan bakmak lazım: Diyelim ki bir adam evine gitti ve karısını başka bir herifle yakaladı, bu herifte de kaçtı gitti. Şimdi, bu adam karısının zina yaptığını nasıl ispat edecek? İslam mahkemesine gitse, dört şahit sunması gerekecek. Hayır birde bu adam, karısının zina yaptığını ispat edemezse için ucunda seksen sopalık cezada var. Ben bu ayet zina yapanı mı koruyor yoksa yapmayını mı koruyor anlamdım. 1
kavak Mesaj tarihi: 17 Şubat Report Mesaj tarihi: 17 Şubat 11 saat önce, Valery Legasov yazdı: Bir de bu ayete şu açıdan bakmak lazım: Diyelim ki bir adam evine gitti ve karısını başka bir herifle yakaladı, bu herifte de kaçtı gitti. Şimdi, bu adam karısının zina yaptığını nasıl ispat edecek? İslam mahkemesine gitse, dört şahit sunması gerekecek. Hayır birde bu adam, karısının zina yaptığını ispat edemezse için ucunda seksen sopalık cezada var. Ben bu ayet zina yapanı mı koruyor yoksa yapmayını mı koruyor anlamdım. Evet, böyle bir sıkıntı da var. O devirde kafalarına estiği gibi saçma sapan kurallar koymaya kalkmışlar. Günümüzün dindarları da bu tür saçmalıklara ha bire kulp bulma derdinde.
Oğuzhan Mesaj tarihi: Pazartesi saat 11:06 Report Mesaj tarihi: Pazartesi saat 11:06 Değerli arkadaşım, öncelikle aklına gelen bu konuyu paylaştığın ve beni de düşünmeye iterek bu konuyu araştırmaya teşvik ettiğin için teşekkür ederim. Konuyu Gemini’den açıklamasını istedim. Açıklamayı bazı düzenlemeler yaparak sizinle paylaşıyorum. Özet kısmında da kendi anladığım kadarıyla açıklamaya çalıştım. Umarım sizin için de faydalı olur. Kur'an-ı Kerim, zina suçuna dair bu kadar ağır ve neredeyse imkansız bir şahitlik şartı getirerek, aslında insanların özel hayatını araştırmayı değil, iffetli insanlara iftira atılmasını engellemeyi murad eder. Şöyle açıklayabiliriz: 1. Ayetin Asıl Amacı: İftirayı ve Dedikoduyu Durdurmak Nur Suresi 4. ayet, hukuk literatüründe "Kazf Suçu" (namusa iftira) ile ilgilidir. Bu ayet, zina yapanı cezalandırmaktan ziyade, birine "zina yaptı" diyenin elini kolunu bağlamak için indirilmiştir. * Eğer birine bu suçlamayı atıyorsanız ve 4 şahit getiremiyorsanız, bizzat siz ceza alırsınız (80 değnek) ve şahitliğiniz ömür boyu geçersiz sayılır. * Sonuç: Bu ayet, "her önüne gelen, sevmediği biri hakkında dedikodu çıkaramasın" diye çekilmiş devasa bir settir. 2. "Görmek" Şartının Ağırlığı Sizin de dediğiniz gibi, dört kişinin bir odaya girip o anı görmesi normal şartlarda imkansıza yakındır. İslam hukukçuları bu "görme" eylemini çok spesifik tanımlamıştır: Şahitlerin, olayı "bir kılıcın kınına girmesi gibi" net görmesi gerekir. * Ses duymak, yan yana yattığını görmek veya içeriden beraber çıktıklarını görmek "zina şahitliği" için yeterli değildir. * Bu durum, İslam’ın "cezaları şüpheyle düşürün" (hadleri şüpheyle defedin) prensibinin bir sonucudur. Yani amaç, "bir açık yakalayalım da ceza verelim" değil, "şüphe varsa ceza verilemez" mantığıdır. 3. Kamu Düzeni ve Özel Hayatın Gizliliği İslam hukukuna göre, bir günah gizli kalmışsa o kişi ile Allah arasındadır (setr-i avret). Ancak bir eylem, 4 kişinin aynı anda görebileceği kadar aleni, fütursuzca ve toplumun genel ahlakını sarsacak boyutta sokakta veya herkesin girebileceği bir yerde yaşanıyorsa artık "kamu düzenini bozma" kapsamına girer. * Dört şahit şartı, devletin veya insanların evlerin içini röntgenlemesini yasaklar. * Eğer bir şey 4 kişi tarafından görülebiliyorsa, o eylem artık "gizli" değil, "aleni bir meydan okuma" haline gelmiştir. İslam hukukunda tecessüs (başkalarının gizli hallerini araştırmak) haramdır. Yani kimse gidip "şurada zina var mı?" diye kapı dinleyemez, delik dikizleyemez. * Dolayısıyla ayet şunu der: "Eğer kapıyı kırıp içeri girmediyseniz veya tecessüs yapmadıysanız ve yine de 4 kişi bu olayı gördüyseniz, bu artık toplumun gözü önünde yapılmış bir hayasızlıktır." * Bunun dışında kalan gizli saklı işler için dünya hukukunda bir ceza öngörülmez, o hesap ahirete bırakılır. Özetle Müslümanlardan beklenen davranış: Zina yapan birilerini araştırın, ahlak polisi misali onları tespit edin ve onlara ceza verin değil; eğer ki herkes tarafından ayan beyan şekilde (4 şahit kısas konmuş) , toplumun ahlakını bozacak bir eylem yoksa bu durumun Allah ile kul arasında olduğunun bilincinde olup iftira ya da dedikodudan uzak durulmasıdır.
Oğuzhan Mesaj tarihi: Pazartesi saat 11:30 Report Mesaj tarihi: Pazartesi saat 11:30 Kamera konusu için, tecessüs ( röntgencilik ) konusu içine girer. İnsanların gizli hallerini araştırmak kesin olarak yasaklanmıştır. Kamera, gizli kamera, telefon hackleme gibi yollarla elde edilen veriler bu sınıfa girer ve hukuka aykırı delil sayılır. Yani kamera olması 4 şahit şartını ortadan kaldırmaz, aleniyet şartı aranır. Verdiğiniz diğer örnekteki bir erkeğin eşini zina yaparken yakalaması konusu için ise bu durum Nisa Süresi 6,7,8 ve 9. Ayetlerde açıklanmıştır. Anladığım kadarıyla açıklamak gerekirse; bir erkek böyle bir durum için yemin eşliğinde şahitlik yapıyor, kadın da yapmadığına dair yemin eşliğinde ifade de bulunup suçu reddetmesi durumunda iki tarafta ceza almıyor. Evlilikleri bundan sonra sağlıklı bir şekilde devam edemeyeceği sebebiyle evlilikleri sonlandırılıyor. Bu konulardaki bilgilere de tarafsız olmasını ısrarla belirterek Gemini’den ulaştım, çok uzatıp okuyan olursa vaktini almamak adına kendi anladığım kadarıyla özetlemeye çalıştım. Daha detaylı bilgi için bir yapay zeka aracına sormanız durumunda benzer cevaplara ulaşabilirsiniz diye düşünüyorum.
kavak Mesaj tarihi: Pazartesi saat 11:55 Report Mesaj tarihi: Pazartesi saat 11:55 En büyük röntgenciliği piyasadaki tanrılar yapıyor zaten, yani bireylerin özeline izinsiz olarak tecavüz edenler ve hak/hukuk tanımayanlar tanrıların kendisi. İnsanlar aynısını yapınca, tü kaka öyle mi? Kalsın, istemez. Eğer tanrı benim özelimi benden izin almadan dikizliyorsa, ben şahsen o tanrıya tanrı demem ve o ilkel hukukuna güler geçerim. Her gün kadınlar ve çocuklar tecavüze uğruyor ve bu sözde her şeye gücü yeten tanrı(lar) insanları dikizlemekle yetiniyorlar. Efendim sınavmış, mış. Elinin körü! Zamanında kendisi toplu katliyam (nam-ı diğer helak) yaparken, sınav falan yok muydu? Bu husus bile başlı başına bir facia zaten. Konuya dönersek; iki yetişkin insanın özel hayatındaki cinsel ilişki ne tanrıyı(!) ne de diğer insanları ilgilendirir, haliyle zaten her şeyimizi dikizleyen tanrının 4 sahit araması ve ceza falan vermeye kalkması da saçmalıktır. Çünkü benim özelim, benim kutsalımdır. Tanrı da olsa, buna saygı duymak zorunda. Ancak mâlum kutsal kitapları okuduğunuzda, saygı falan şöyle dursun, insanlara, bilhassa kendinden olmayanlara sürekli hem tehdit hem de hakaret ettiğini görürsünüz.
Oğuzhan Mesaj tarihi: Salı saat 09:27 Report Mesaj tarihi: Salı saat 09:27 @kavak Fikirlerinizi anlamaya çalıştım. Değindiğiniz konular Nur Suresi 4. ayetten ziyade, doğrudan inanç ve ilahi otoriteyi sorgulayan bireysel tercihler anladığım kadarıyla. İslam inancına göre her birey kendi iradesinde özgürdür, bu tercih hakkınıza müdahale etmem söz konusu olamaz. İslama yönelik ofansif üslubunuzdan dolayı fikirlerinize saygı duymasam da tercihinize saygı duyuyorum. İyi günler dilerim.
kavak Mesaj tarihi: Salı saat 16:15 Report Mesaj tarihi: Salı saat 16:15 7 saat önce, Oğuzhan yazdı: @kavak Fikirlerinizi anlamaya çalıştım. Değindiğiniz konular Nur Suresi 4. ayetten ziyade, doğrudan inanç ve ilahi otoriteyi sorgulayan bireysel tercihler anladığım kadarıyla. İslam inancına göre her birey kendi iradesinde özgürdür, bu tercih hakkınıza müdahale etmem söz konusu olamaz. İslama yönelik ofansif üslubunuzdan dolayı fikirlerinize saygı duymasam da tercihinize saygı duyuyorum. İyi günler dilerim. Anladığınızı zannetmiyorum, ayrıca ne saygısı? Önce inandığınız din bana ve benim gibilere saygı göstersin. İslam´da bireysel olarak özgürlük yoktur, çünkü %100 teslimiyet, boyun eğme ve itaat bekler. Tersi durumda kebap olmak var. Yani bir müslüman her şeyden evvel iman etmeli. Hal böyle iken, özgürlükten bahsetmek mümkün değildir.
Oğuzhan Mesaj tarihi: Salı saat 19:26 Report Mesaj tarihi: Salı saat 19:26 @kavak Doğru dersiniz. İslam’da gaye elbette kulluk, teslimiyet ve itaattir. Ancak buradaki fark, bu teslimiyetin 'zorla' değil, 'hür iradeyle yapılan bir güven tercihi' olmasıdır. Örneğin, bir doktora gittiğimizde onun reçetesine uymak bir esaret değil, onun bilgisine duyulan güvenden kaynaklanan mantıklı bir tercihtir. İnsan, kendi iradesini kullanıp Yaratıcı’ya güvenmeyi (imanı) seçtikten sonra, O’nun kurallarına uymaya, teslimiyete gayret etmesi en tutarlı davranıştır. Çünkü mantıken, her şeyi bilen bir Yaratıcı’nın, kulunun iyiliğini ondan daha iyi bileceği aşikardır. Benim İslam’a göre her birey iradesinde özgürdür sözünden kastım dünya hayatı içindir. Buna delil olarak şu ayetleri gösterebilirim: Kehf Suresi, 29: "De ki: Hak Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin." (Zorlama yok, tercih var). Bakara Suresi, 256: "Dinde zorlama yoktur." Ğâşiye Suresi, 21-22: "Sen ancak bir öğütçüsün. Onların üzerinde bir zorba değilsin." (Peygamberin bile zorlama yetkisi yoktur). Yani buradan şunu anlıyorum ki benim iman ettiğim din dünya hayatı özelinde kimsenin inancına saygı duymamazlık yapmıyor. Dünya hayatıyla ilgili durum bu şekildeyken şu noktada samimi bir merakım var: Eğer bu dinin hak(mutlak doğru) olduğuna, yani ahiret hayatıyla ilgili cezaların gerçekliğine inanmıyorsanız, sizi bu kadar rahatsız eden ve saygısızlık yapıldığını düşünmeye iten şey nedir ? İnanmadığınız bir sistemin var olmayacağını düşündüğünüz ahiretle ilgili uyarısı sizin için geçersiz bir iddiadan ibaret olması gerekmez miydi ? Bunları boş bir tehdit ve ya mitolojik bir hikaye olarak görüp ciddiye almadan geçip gitmeniz gerekmez miydi ?
kavak Mesaj tarihi: Çarşamba saat 06:06 Report Mesaj tarihi: Çarşamba saat 06:06 10 saat önce, Oğuzhan yazdı: @kavak Doğru dersiniz. İslam’da gaye elbette kulluk, teslimiyet ve itaattir. Ancak buradaki fark, bu teslimiyetin 'zorla' değil, 'hür iradeyle yapılan bir güven tercihi' olmasıdır. Örneğin, bir doktora gittiğimizde onun reçetesine uymak bir esaret değil, onun bilgisine duyulan güvenden kaynaklanan mantıklı bir tercihtir. İnsan, kendi iradesini kullanıp Yaratıcı’ya güvenmeyi (imanı) seçtikten sonra, O’nun kurallarına uymaya, teslimiyete gayret etmesi en tutarlı davranıştır. Çünkü mantıken, her şeyi bilen bir Yaratıcı’nın, kulunun iyiliğini ondan daha iyi bileceği aşikardır. Benim İslam’a göre her birey iradesinde özgürdür sözünden kastım dünya hayatı içindir. Buna delil olarak şu ayetleri gösterebilirim: Kehf Suresi, 29: "De ki: Hak Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin." (Zorlama yok, tercih var). Bakara Suresi, 256: "Dinde zorlama yoktur." Ğâşiye Suresi, 21-22: "Sen ancak bir öğütçüsün. Onların üzerinde bir zorba değilsin." (Peygamberin bile zorlama yetkisi yoktur). Yani buradan şunu anlıyorum ki benim iman ettiğim din dünya hayatı özelinde kimsenin inancına saygı duymamazlık yapmıyor. Hâlâ anlamazlığa getiriyorsunuz ve kitabın tümünü okumadığınız o kadar belli ki. Özgürlük falan filan hikaye ve İslam dininde kendinden olmayanlara karşı zerre kadar saygısı yoktur. İnanmıyorsan, cehennemliksin. Sırf inanmıyoruz diye cehennemle tehdit ediliyoruz ve hatta hakarete uğruyoruz. Hal böyle iken inandığın dinin güzellemesini yapmaya kalkmaniz bir hayli komik. 10 saat önce, Oğuzhan yazdı: Eğer bu dinin hak(mutlak doğru) olduğuna, yani ahiret hayatıyla ilgili cezaların gerçekliğine inanmıyorsanız, sizi bu kadar rahatsız eden ve saygısızlık yapıldığını düşünmeye iten şey nedir ? İnanmadığınız bir sistemin var olmayacağını düşündüğünüz ahiretle ilgili uyarısı sizin için geçersiz bir iddiadan ibaret olması gerekmez miydi ? Bunları boş bir tehdit ve ya mitolojik bir hikaye olarak görüp ciddiye almadan geçip gitmeniz gerekmez miydi ? Zaten ciddiye aldığım falan yok, ancak sizin gibiler İslam güzellemesi yapmaya kalkarsa, boş duracak halim yok elbette. İnsanların yatak odasına kadar karışacak kadar ileriye giden bir din benim nazarımda yok hükmündedir. Hâlâ mı anlamadınız? Bence gayet iyi anladınız, da, "Aman da benim dinim şahane, aman da benim tanrım çok yakışıklı" modundan çıkmaya niyeti olmayanlardansınız.
Saturn Mesaj tarihi: Çarşamba saat 09:55 Report Mesaj tarihi: Çarşamba saat 09:55 14 saat önce, Oğuzhan yazdı: Benim İslam’a göre her birey iradesinde özgürdür sözünden kastım dünya hayatı içindir. Buna delil olarak şu ayetleri gösterebilirim: Kehf Suresi, 29: "De ki: Hak Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin." (Zorlama yok, tercih var). Bakara Suresi, 256: "Dinde zorlama yoktur." Ğâşiye Suresi, 21-22: "Sen ancak bir öğütçüsün. Onların üzerinde bir zorba değilsin." (Peygamberin bile zorlama yetkisi yoktur). Yani buradan şunu anlıyorum ki benim iman ettiğim din dünya hayatı özelinde kimsenin inancına saygı duymamazlık yapmıyor. Sizi 5 günlük Afganistan tatiline çıkarmak lazım. En son binlerce yıllık Buda heykellerini parçalıyorlardı. Orada "dinden dönmenin" cezası da belli. Hoşgörü meselesini onlara anlatın. Biraz hoşgörülü olsunlar. 14 saat önce, Oğuzhan yazdı: Dünya hayatıyla ilgili durum bu şekildeyken şu noktada samimi bir merakım var: Eğer bu dinin hak(mutlak doğru) olduğuna, yani ahiret hayatıyla ilgili cezaların gerçekliğine inanmıyorsanız, sizi bu kadar rahatsız eden ve saygısızlık yapıldığını düşünmeye iten şey nedir ? İnanmadığınız bir sistemin var olmayacağını düşündüğünüz ahiretle ilgili uyarısı sizin için geçersiz bir iddiadan ibaret olması gerekmez miydi ? Bunları boş bir tehdit ve ya mitolojik bir hikaye olarak görüp ciddiye almadan geçip gitmeniz gerekmez miydi ? Bana sormadın ama bende bir yorum yapayım istiyorum. Ben mümkün olduğunca din hakkında yazmıyorum. Benim için din bir akıl hastalığından farksız. Ayrıca bu konularda yazmak tehlikeli. Sizin kutsal dediğiniz kitabı sağlıklı zihinle yorumlayabildim ve ulaştığım sonuç şu: Tamamen masal kitabı. O dönemin bilgisiyle yazılmış, dünyanın şeklini bile bilmeyen bir kitap. İçinde "Dünya düz" yazıyor bildiğin. Kitapta geçen kahramanların bir kısmı da tamamen uydurmasyon. Diğerleri de sağdan soldan araklanmış. Şu peygamberin hikayesi Büyük İskender'in seferlerinden araklanmış mesela. Gerçekte böyle bir kişi yok. https://tr.wikipedia.org/wiki/Zülkarney
Oğuzhan Mesaj tarihi: Çarşamba saat 11:53 Report Mesaj tarihi: Çarşamba saat 11:53 @Saturn Yorumunuz için teşekkür ederim. Afganistan örneğinde sizin kaçırdığınız nokta Kuran Müslümanların yaptığı doğrudur demez, Müslümanın nasıl olması gerektiğini tarif eder. Bir dinin hak olup olmadığını anlamak için bu din iyiyi, güzeli mi emrediyor sorusunu sormak çok doğaldır. Ancak bu değerlendirmeyi yaparken kaynağın özüne ( Kuran’a, hadislere ve elçinin özelliklerine ) göre değerlendirme yapmak gerekir. Bu yurtdışında birinin çıkıp Türkiye’de insanların haline bak, birçok insan kumar batağında, İslam bu işte, buna inanmak akılsızlık demesi gibi bir durum. Halbuki Kuran’da kumarın haram olduğu, uzak durulması gerektiği belirtilmiş. Bahsettiğiniz heykel yıkılma olayı 2001 yılında bildiğim kadarıyla. Bu heykeller 1500 yıllıktı. Afganistan 7. ve 8. yüzyıllarda Müslümanların kontrolüne geçti. Gazneli Mahmud’dan Selçuklulara, Babür Şah’tan Osmanlı’nın bölgedeki etkisine kadar bin yıl boyunca hiçbir Müslüman lider veya alim bu heykelleri yıkmadı.Basit bir mantıkla İslamda böyle bir emir olsaydı, bunlar en başta yıkılırdı. Bahsettiğiniz linkteki konuyu okudum. Kuran’da olmayan bilgilere göre yorumlar yapılmış. Örneğin Kuran’da bu hadisenin ne zaman yaşandığıyla ilgili bir bilgi verilmemiştir. Büyük İskender konusu tamamen bazı kişilerin sonradan yaptığı tahminlerle alakalı konunun bağlamından çok uzak bir iddiadır. Kuran’da anlatılan bir hadise 50 bin yıl önce de yaşanmış olabilir. Sizin iddia ettiğinizin aksine peygamber olup olmadığıyla ilgili net bir bilgi de verilmemiştir. Kudret sahibi kılındığı ve ilim verildiği söylenmiştir. Büyük İskender metinlerinden alındığını söylüyorsunuz. Diyelim ki böyle, aklınıza grekçe ve süryanice yazılan uzak coğrafyalardaki bu metinlere bu dilleri bilmeyen bir beşerin nasıl ulaşmış olabileceği sorusunun gelmemesi mantık yürütme şeklinizde bir hata olduğu anlamına gelir bana göre. Dünya düzdür iddian için; ben şimdi desem ki yeryüzü öyle bir yaratılmış ki adeta yaşanılabilir olması için insanın ayağının altına yayılıp serilmiş desem, bu ifade benim dünya düzdür dediğim anlamına mı gelir ?
kavak Mesaj tarihi: Çarşamba saat 17:37 Report Mesaj tarihi: Çarşamba saat 17:37 7 saat önce, Saturn yazdı: Benim için din bir akıl hastalığından farksız. Akıl hastalığı demeyelim, ki böyle bir şey olmasa bile inandığı dinin ha bire güzellemesini yapanlar için "Umutsuz vaka" tabiri gayet yerinde bir tespit. Peki neden? Çünkü tahtalı köyde kebap olma korkusundan ötürü taptığı ve uğrunda kurban kestiği tanrıyı eleştirmeye cesaretleri yok. Bir nevi kısır döngü gibi işte. 7 saat önce, Saturn yazdı: Ayrıca bu konularda yazmak tehlikeli. Yazmaktan ziyade bazı ülkelerde, hatta Türkiye´de bile ulu orta İslam´ı eleştiremezsin. Çünkü din eleştirisi saygısızlık veya hakaret olarak algılanıyor. Oysa inanç özgürlüğü varsa, ondan daha önemli olan fikir özgürlüğüdür. Türkiye yine iyi; orada ya dayak yersin ya da hakkında soruşturma açılma riski var.
Oğuzhan Mesaj tarihi: Çarşamba saat 19:21 Report Mesaj tarihi: Çarşamba saat 19:21 12 hours ago, kavak said: Hâlâ anlamazlığa getiriyorsunuz ve kitabın tümünü okumadığınız o kadar belli ki. Özgürlük falan filan hikaye ve İslam dininde kendinden olmayanlara karşı zerre kadar saygısı yoktur. İnanmıyorsan, cehennemliksin. Sırf inanmıyoruz diye cehennemle tehdit ediliyoruz ve hatta hakarete uğruyoruz. Hal böyle iken inandığın dinin güzellemesini yapmaya kalkmaniz bir hayli komik. Zaten ciddiye aldığım falan yok, ancak sizin gibiler İslam güzellemesi yapmaya kalkarsa, boş duracak halim yok elbette. İnsanların yatak odasına kadar karışacak kadar ileriye giden bir din benim nazarımda yok hükmündedir. Hâlâ mı anlamadınız? Bence gayet iyi anladınız, da, "Aman da benim dinim şahane, aman da benim tanrım çok yakışıklı" modundan çıkmaya niyeti olmayanlardansınız. Kitabın tamamını okumadığım doğrudur. Böyle bir iddia da bulunmadım zaten. Ben sadece yanlış anlaşıldığı ya da anlatıldığı bariz bir konuyu kendimce açıklamaya gayret ettim. Diğerleri sizin kişisel düşüncelerinizle alakalı konular, bana birşey demek düşmez.
Thus spoke Beavis Mesaj tarihi: yesterday at 03:00 Report Mesaj tarihi: yesterday at 03:00 On 06.04.2026 at 14:06, Oğuzhan yazdı: Değerli arkadaşım, öncelikle aklına gelen bu konuyu paylaştığın ve beni de düşünmeye iterek bu konuyu araştırmaya teşvik ettiğin için teşekkür ederim. Konuyu Gemini’den açıklamasını istedim. Açıklamayı bazı düzenlemeler yaparak sizinle paylaşıyorum. Özet kısmında da kendi anladığım kadarıyla açıklamaya çalıştım. Umarım sizin için de faydalı olur. Kur'an-ı Kerim, zina suçuna dair bu kadar ağır ve neredeyse imkansız bir şahitlik şartı getirerek, aslında insanların özel hayatını araştırmayı değil, iffetli insanlara iftira atılmasını engellemeyi murad eder. Şöyle açıklayabiliriz: 1. Ayetin Asıl Amacı: İftirayı ve Dedikoduyu Durdurmak Nur Suresi 4. ayet, hukuk literatüründe "Kazf Suçu" (namusa iftira) ile ilgilidir. Bu ayet, zina yapanı cezalandırmaktan ziyade, birine "zina yaptı" diyenin elini kolunu bağlamak için indirilmiştir. * Eğer birine bu suçlamayı atıyorsanız ve 4 şahit getiremiyorsanız, bizzat siz ceza alırsınız (80 değnek) ve şahitliğiniz ömür boyu geçersiz sayılır. * Sonuç: Bu ayet, "her önüne gelen, sevmediği biri hakkında dedikodu çıkaramasın" diye çekilmiş devasa bir settir. 2. "Görmek" Şartının Ağırlığı Sizin de dediğiniz gibi, dört kişinin bir odaya girip o anı görmesi normal şartlarda imkansıza yakındır. İslam hukukçuları bu "görme" eylemini çok spesifik tanımlamıştır: Şahitlerin, olayı "bir kılıcın kınına girmesi gibi" net görmesi gerekir. * Ses duymak, yan yana yattığını görmek veya içeriden beraber çıktıklarını görmek "zina şahitliği" için yeterli değildir. * Bu durum, İslam’ın "cezaları şüpheyle düşürün" (hadleri şüpheyle defedin) prensibinin bir sonucudur. Yani amaç, "bir açık yakalayalım da ceza verelim" değil, "şüphe varsa ceza verilemez" mantığıdır. 3. Kamu Düzeni ve Özel Hayatın Gizliliği İslam hukukuna göre, bir günah gizli kalmışsa o kişi ile Allah arasındadır (setr-i avret). Ancak bir eylem, 4 kişinin aynı anda görebileceği kadar aleni, fütursuzca ve toplumun genel ahlakını sarsacak boyutta sokakta veya herkesin girebileceği bir yerde yaşanıyorsa artık "kamu düzenini bozma" kapsamına girer. * Dört şahit şartı, devletin veya insanların evlerin içini röntgenlemesini yasaklar. * Eğer bir şey 4 kişi tarafından görülebiliyorsa, o eylem artık "gizli" değil, "aleni bir meydan okuma" haline gelmiştir. İslam hukukunda tecessüs (başkalarının gizli hallerini araştırmak) haramdır. Yani kimse gidip "şurada zina var mı?" diye kapı dinleyemez, delik dikizleyemez. * Dolayısıyla ayet şunu der: "Eğer kapıyı kırıp içeri girmediyseniz veya tecessüs yapmadıysanız ve yine de 4 kişi bu olayı gördüyseniz, bu artık toplumun gözü önünde yapılmış bir hayasızlıktır." * Bunun dışında kalan gizli saklı işler için dünya hukukunda bir ceza öngörülmez, o hesap ahirete bırakılır. Özetle Müslümanlardan beklenen davranış: Zina yapan birilerini araştırın, ahlak polisi misali onları tespit edin ve onlara ceza verin değil; eğer ki herkes tarafından ayan beyan şekilde (4 şahit kısas konmuş) , toplumun ahlakını bozacak bir eylem yoksa bu durumun Allah ile kul arasında olduğunun bilincinde olup iftira ya da dedikodudan uzak durulmasıdır. Madem her şeyin cevabı orada; Gemini'ye sor bakalım, kendisi bir bilinç mi yoksa sadece senin duymak istediğin kelimeleri arka arkaya dizen bir istatistik algoritması mı? Eğer ikincisiyse, bana Tanrı'yı değil, matematiksel olasılıkları anlatıyor demektir. İnsan sadece itaat eden veya isyan eden bir varlık değildir. Travmalar, genetik yatkınlıklar, sosyo-ekonomik çevre ve nörobiyolojik süreçler, insan iradesini siyah ve beyazdan ziyade milyonlarca gri tona ayırır. Mutlak adaleti savunan bir sistemin, bu kadar gri tonu olan bir varlığı sadece iki kutuplu bir sonuçla (cennet/cehennem) yargılaması geç evrimleşen, katı bir primat zihnin ürünüdür.
Oğuzhan Mesaj tarihi: yesterday at 06:50 Report Mesaj tarihi: yesterday at 06:50 3 hours ago, Thus spoke Beavis said: Madem her şeyin cevabı orada; Gemini'ye sor bakalım, kendisi bir bilinç mi yoksa sadece senin duymak istediğin kelimeleri arka arkaya dizen bir istatistik algoritması mı? Eğer ikincisiyse, bana Tanrı'yı değil, matematiksel olasılıkları anlatıyor demektir. İnsan sadece itaat eden veya isyan eden bir varlık değildir. Travmalar, genetik yatkınlıklar, sosyo-ekonomik çevre ve nörobiyolojik süreçler, insan iradesini siyah ve beyazdan ziyade milyonlarca gri tona ayırır. Mutlak adaleti savunan bir sistemin, bu kadar gri tonu olan bir varlığı sadece iki kutuplu bir sonuçla (cennet/cehennem) yargılaması geç evrimleşen, katı bir primat zihnin ürünüdür. Bu dediğinizi Gemini’ye sormaya gerek yok. Çünkü zaten cevapları verirken kişiselleştirdiğini görebiliyorsunuz. Sorunuzu sorduğunuzda bir oryantalistin, bilim çevrelerinin ya da islam alimlerinin görüşlerine düşüncelerine göre de değerlendirme yapabilir kişinin eğilimine göre. Bazen tarafsız olmasını isteyebilirsiniz, bazen delillerinizi kuvvetlendirmek için eleştiriler nedir diye sorabilirsiniz, bazen de Kuran bu konuda ne emrediyor diye sorabilirsiniz. YZ soru sormak, kaynak araştırmak için kullanılması gereken çok değerli araçtır, çağın getirdiği imkanlardan faydalanmak lazım. Bir birey için genel olarak kişiselleştirme yapması da son derece doğaldır. Kendi adıma konuşmak gerekirse bir insanın sürekli bir sorgulama içinde olmasına gerek yoktur. Ben aklımla sorgulamamı yaptıktan ve kararımı verdikten sonra biraz daha kalben ve maneviyatla bu yola devam etmek gerekir. Sonrasında daha çok kişiselleştirme yaparak kullanmak benim için daha faydalıdır. İtaat ve isyan konusuna gelince kastettiğiniz Müslüman olmak ve olmamaksa ( zira İslam’a göre, ben itaat ettim demek çok iddialı bir mertebedir. Tam anlamıyla itaat etmiş olmak sözle olabilecek birşey değildir. Çok uzun uğraşlar sonucu çok az kişiye nasip olabilecek birşeydir. Kendimden örnek vereyim mesela, ben itaate gayret ediyorum. Umuyorum ki emir ve yasaklara uymaya elimden geldiğince gayret edeyim hal olarak itaate daha yaklaşmış olayım. Bu da çetin bir sınavdır. ) Müslüman olmakla insan cennete gider diye bir durum yoktur. Müslüman olmak insana sorumluluk yükler. Bir insan Müslümansa ve emir yasaklara uymuyorsa onun ahiretteki değerlendirmesi bildiğini uygulamadığı için daha çetin de olabilir. Ya da bir insan islama uzak bir coğrafya olup İslam hakkında doğru bilgiye ulaşamadıysa ya da ona yanlış tanıtıldıysa onun değerlendirmesi ona göre olabilir. Bunların her birey için ayrı ayrı şartları olup, bir insanın bilemeyeceği incelikte konulardır. Bu her bireyin kendi öznel tarihinin, nörobiyolojisinin, çevresel baskılarının ve şartlarının hesaba katılacağı ultra bireysel bir süreçtir. Senin dediğin gibi milyonlarca değil belki de sonsuz sayıda ton vardır. Örnek veriyorum öfkeye yatkın genetiğe sahip birinin sabretmesiyle, zaten sakin yapıda birinin sabretmesi aynı olmayacaktır. Ek olarak cennet ve cehennem iki kutuplu değildir, dereceleri vardır.
kavak Mesaj tarihi: 21 saat önce Report Mesaj tarihi: 21 saat önce 13 saat önce, Thus spoke Beavis yazdı: Madem her şeyin cevabı orada; Gemini'ye sor bakalım, kendisi bir bilinç mi yoksa sadece senin duymak istediğin kelimeleri arka arkaya dizen bir istatistik algoritması mı? Eğer ikincisiyse, bana Tanrı'yı değil, matematiksel olasılıkları anlatıyor demektir. İnsan sadece itaat eden veya isyan eden bir varlık değildir. Travmalar, genetik yatkınlıklar, sosyo-ekonomik çevre ve nörobiyolojik süreçler, insan iradesini siyah ve beyazdan ziyade milyonlarca gri tona ayırır. Mutlak adaleti savunan bir sistemin, bu kadar gri tonu olan bir varlığı sadece iki kutuplu bir sonuçla (cennet/cehennem) yargılaması geç evrimleşen, katı bir primat zihnin ürünüdür. Evet; bir bakıma bu böyle. Günümüzdeki YZ´nin internette dolaşan bilgilerin iyi mi kötü mü doğru mu yalan mı diye ayırım yapma yetisi yoktur. Ayırım yapmadan eline geçen tüm bilgileri harmanlayıp istatiksel bir sonuca varıyor. Bu nedenle kendisine sunulan veriler ne kadar doğru veya yamuksa verdiği yanıtlar da o seviyededir. Çünkü YZ´nin bilinci yoktur, haliyle doğruyu yalandan ayıramaz. YZ´nin tüm verilerini insanlar besliyor, ki insanlardan her türlü hareket (hem iyi hem kötü anlamda) beklenir. Kısacası YZ´yi besleyen tarafsız ve objektif bir kurum yok, olamaz da. Cennet ve cehennem mevzusu belli. Taparsan, uğruna kurban kesersen, kutsal kitabına ve elçisine inanırsan iyisin, da, tersi durumda inanmıyorsun diye kebap olacaksın. İstediğin kadar dürüst birisi ol veya iyilik yap önemli değil. İnanmıyorsan ayvayı yersin orada.
Thus spoke Beavis Mesaj tarihi: 14 saat önce Report Mesaj tarihi: 14 saat önce 4 saat önce, kavak yazdı: Evet; bir bakıma bu böyle. Günümüzdeki YZ´nin internette dolaşan bilgilerin iyi mi kötü mü doğru mu yalan mı diye ayırım yapma yetisi yoktur. Ayırım yapmadan eline geçen tüm bilgileri harmanlayıp istatiksel bir sonuca varıyor. Bu nedenle kendisine sunulan veriler ne kadar doğru veya yamuksa verdiği yanıtlar da o seviyededir. Çünkü YZ´nin bilinci yoktur, haliyle doğruyu yalandan ayıramaz. YZ´nin tüm verilerini insanlar besliyor, ki insanlardan her türlü hareket (hem iyi hem kötü anlamda) beklenir. Kısacası YZ´yi besleyen tarafsız ve objektif bir kurum yok, olamaz da. Cennet ve cehennem mevzusu belli. Taparsan, uğruna kurban kesersen, kutsal kitabına ve elçisine inanırsan iyisin, da, tersi durumda inanmıyorsun diye kebap olacaksın. İstediğin kadar dürüst birisi ol veya iyilik yap önemli değil. İnanmıyorsan ayvayı yersin orada. İşin en komik tarafı: Milyarlarca galaksiyi ve atom altı dünyayı yöneten bir zeka, nasıl olur da bir primatın ne giydiğine ya da ne düşündüğüne bu kadar öfkelenip onu sonsuz azaba mahkum edebilir? Çocuk kandırıyorlar sanki 😁
Oğuzhan Mesaj tarihi: 1 saat önce Report Mesaj tarihi: 1 saat önce 13 hours ago, Thus spoke Beavis said: İşin en komik tarafı: Milyarlarca galaksiyi ve atom altı dünyayı yöneten bir zeka, nasıl olur da bir primatın ne giydiğine ya da ne düşündüğüne bu kadar öfkelenip onu sonsuz azaba mahkum edebilir? Çocuk kandırıyorlar sanki 😁 Müsaadenizle dediklerinizle ilgili görüşlerimi paylaşacağım. Niyetim, size dikte etmek ya da inancınıza karışmak değil. Fikir paylaşımı olarak görürseniz sevinirim. Milyonlarca galaksi ya da atom altı parçalar insanoğlunun yüklediği anlam açısından kendilerince değerlidir. Ancak Yaratıcı açısından en uzak galaksideki bir yıldızın çöldeki bir kum tanesinden ya da bizim basit gördüğümüz bir ağaç yaprağından çok farklı olacağını düşünmek bakış açısı olarak biraz yanlıştır. Kuran’da “Doğrusu biz insanı en güzel bir kıvamda (en mükemmel şekilde) yarattık.” denir. Ek olarak bazı ayetlerde insanın muhatap kılındığı da belirtilmiştir. Demek istediğim Kuran’a göre de insan primat değildir, özel yaratılmıştır. Akledebilmek, düşünebilmek ve kandırılmamak için yeteneği vardır. Bunun sonucu olarak da eylemlerin, düşüncelerin sonucunun olduğunun bilinmesi beklenir doğal olarak. Azap cezasının zeka ile bir bağlantısı yoktur ki. Ceza adaletle alakalı bir konudur. Kuran’da kastedilen öfke anlık, öncesi ve sonrası düşünülmeyen bir öfke değildir. Sizin kastettiğiniz gibi bir öfke olsaydı kendimden örnek vermek gerekirse benim defalarca cezalandırılmış olmam lazımdı. Ebedi azap için bir insanın aklının almaması normaldir bana göre. Ancak şunu da unutmamak lazım, biz doğmadan önce bize en basitinden bir ağacın hayat döngüsü anlatılsaydı bunu da aklımız almazdı. Bununla birlikte nasıl ki bizim aklımız almıyor, eğer bir beşer bir din kurgulasaydı onun da aklı almazdı ve böyle keskin bir iddiada bulunamazdı. Düşünme ve kıyafetten örnek vermişsiniz. En ufak bir eylemin dahi biliniyor olması bu eylemlere öfke duyulduğunu göstermez ki. Zamanın mekanın içinde biz yaşıyoruz bu olayları, Allah katında bizim hangi eylemi yapacağımız biz yaratılmadan önce de biliniyor zaten.
Recommended Posts
Create an account or sign in to comment
You need to be a member in order to leave a comment
Create an account
Sign up for a new account in our community. It's easy!
Register a new accountGiriş yap
Already have an account? Sign in here.
Sign In Now