Oğuzhan
Members-
İçerik sayısı
23 -
Kayıt tarihi
-
Son ziyareti
Sitemizdeki itibarı
0 NeutralSon profil ziyaretçileri
Son ziyaretçiler bloğu devre dışı bırakıldı ve diğer kullanıcılara gösterilmiyor.
-
Kuran ucu açıktır ifadenizi bir başkası tarafından uçsuz bucaksız bir deniz olarak da ifade edilebilir. Evet, mantık çerçevesinde yoruma acık olanlar da vardır , kesin hüküm bildirenler de vardır. F-16 , robot huri konuları çok mantık çerçevesinde olduğu söylenemez diye düşünüyorum. Mutlak bilgi ve belirsizlik ( ucu açıklık) arasında kurduğunuz bağlantıyı tam anlamadım. Evet tam sayı verilmemiş , bir ucu açıklık belirsizlik var (sayı konusunda ). Peki 117 bin kişi denilseydi bu mutlak bilgi olduğu anlamına mı gelirdi kesinlikle ? Mesela o olay hiç yaşanmamış olsaydı ama bir metinde 117500 kisi diye anlatılsaydı bu o bilginin mutlak bilgi olduğu anlamına mı gelirdi ? Ne spesifik bir rakam verilmesi onu mutlak bilgi yapardı ne de spesifik rakam verilmemiş olması onun mutlak bilgi olmadığını gösterir. Şöyle söyliyim; biz öldük , bütün kayıtlar açıldı ve öğrendik ki tam sayı 127673 imiş. Siz o zaman bu bilgi mutlak değilmiş der miydiniz? Ya da öldük, cennet hayatı başladı ve huriler var robota dair de birşey yok. Siz ya birisi dünyadayken robot huriler olabilir demişti , Kuran'da verilen bilgi mutlak değilmiş mi derdiniz yoksa Kuran'da verilen bilginin mutlak olduğu mu ortaya çıkmış olurdu ? Kullanılan dilinde bu konuda birşey kanıtlayamacağını düşünmüyorum iki taraftan da bakınca. Bilginin mutlak olup olmadığını bu hayatta değil ölümden sonra teyit edebileceğiz. Mutlak bilgiden ne anladığınızı tam bilmiyorum ama mutlak bilgiyi insanoğlunun bilebileceğini düşünmüyorum. insan akleder ama bilgisi sadece gördüğü ya da ölçtüğü kadardır. Yani bir insanın bilemeyeceği ve çok uzak olduğu bir alandan yola çıkarak Kuran'la ilgili doğru sonuca varmaya çalışması ( her iki taraf için de ) doğru bir method değildir bana göre . Kuran da kaynağının mutlak bilgi sahibi olduğunu iddia ediyor ancak siz benim mutlak bilgi olduğumu ölcebilirsiniz ve herkes benim doğru olduğunu görür gibi bir ifade yoktur. Yani matematiksel bir kanıt olduğunu iddia etmez . Akleden biri için deliller olduğu söylenir. Afganistan 'in sosyal yapısına çok hakim değilim ama bahsettiğiniz üç konunun da kültürel durumların etkisiyle ortaya çık tığı açıktır. Kadınların medine döneminde sahip olduğu haklara ya da o dönemki yaşantıya baktığınızda eğitim ve sosyal hayata katılma konularında islamın çizdiği çerçeve anlaşılmaktadır. Sizin beklediğiniz soyle birşey : bir insan ya da toplum müslüman olsun , sonra bütün emir ve yasaklar onlarda otomatik olarak zuhur etsin. Örnek veriyorum insanın anne babasına karşı her şartta en güzel davranması emredilmiştir. Bu net bir emirdir islamda. Ama müslümanlar buna göre davranmıyorsa bu durum dinin hükmünde bir belirsizlik olduğu anlamına gelmez. Hocam ben Muhammed bir dahi ve Iiderdir iddiasında olan bir oryantalist olsam aynı zamanda da buna dayanarak Müslüman olduğunu felan söylesem Napolyon ve Büyük iskender konusundaki karşılaştırmanızı anlamaya çalışırdım. Beni ilgilendiren konu kişinin elçiliği. Aksine kişinin dahi olduğu ya da çok buyuk bir lider özellikleri olduğu konusunda bir iddiam yok. Kişinin ya da dinin de öyle bir iddiası yok. İslam'da da savaşlar kazanılır peygamberler çok buyuk komutanlar olur gibi kesin bir iddia yoktur. Aksine müslümanların sınanacağı söylenir. Kişi 40 yasında ben elçiyim ve bize tevhid emrediliyor diyor. 20'li 30' lu yaşlarında ne vaaz verme ne şiir yazma gibi bir teşebbüsü olduğuna dair bir kanıt yok. Yıllarca çok az takipçisi oluyor dediği şey ben elçiyim bize tevhid emrediliyor. Devlet kuruyor takipçileri artıyor , savaşlar kazanıyor, dediği şey ben elçiyim bize tevhid emrediliyor. Veda hutbesinde yüz bin kisinin önündeyken de , ölürken de dediği şey ben elciyim. Elçi olmaması için 23 yıl boyunca halkın içerisindeyken her şartta yalan söyleme, rol yapma özelliğinin olması Lazım. Birçok alanda çok ileri seviyede yeteneklerinin olması lazım.( edebiyat, üslup devamlılığı, kulaktan duyduğu diğer metinleri işleyeme, acayip bir psikolojik sağlamlık ve devamlılık, ezberden koca bir metni ve veriyi kontrol etme vb. ) Bunları da aralıksız ve hatasız yapması lazım. Evet bu kadar nadir görülen olayın bir arada görünme olasılığı bana göre yoktur. Bu da elçi olmama ihtimalini ortadan kaldırır. Bu da elçi olduğu sonucunu doğurur. Kişi her yeri fethettikten sonra çıkıp ben peygamberim deseydi ben de size bu fetihleri argüman gösterseydim o zaman Napolyon ve Buyuk iskender karşılaştırmanızın bir mantığı olurdu. Saffat 147 ile ilgili ya da diğer konularla ilgili ben de daha birşey demeyeceğim. Zira her ne kadar her türlü kaynağa erişsen de, yazıp silme imkanın olsa da bir fikri metre dökmeye çalışmak kafaca çok yorucu oluyor. Basit birşeyi açıklamaya çalışıyorsun, bir bakmışsın bir sayfa yazı olmuş. Çok sürdürülebilir birşey değil benim açımdan. Zira Saffat 147 ile ilgili konu için yazdıklarım üzerinden yaklaşık bir iki ay geçti ancak detaylar vs. hatırlamak insan olarak kısıtlı belleğimle gerçekten çok zor. Sonuç olarak görüşlerinize saygı duyuyorum, fikirlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.
-
Öncelikle detayları açıklamalarınız için çok teşekkür ederim. Yazdıklarınızın geneline itiraz edecek birşey yok. Sadece şunu kendi adıma düzeltmek isterim. Kastettiğim sey bir metin yoruma açık ifadeler içeriyorsa ilahi olmaya daha yakındırdan ziyade , bir insan peygamber olduğunu iddia etse ve getirdiği kitabın kıyamete kadar geçerli olacağını planlasa, ( tamamen yalan olduğu senaryodan bahsediyorum) zaten çok geniş bir metni ezberden yönetiyorken ve kurguluyorken, çelişki oluşturması riskli ifade ve edebi yöntemlere mümkün olduğunca girmemesi gerekirdi şeklinde birşeydi. Orada bahsetmeye çalıştığım şey sıfır çelişki toleransı olan bir metin için ifadeler ve dil derinleştiğinde çelişki riskinin de artacağıyla alakalıydı. Son sorunuz icin yoruma açık bir dil kullanılması ya da sade bir dil kullanılması ( netlik ve tutarlılıktan kastınız buysa eğer ) insanüstü olması açısından bir kriter değildir bana gore . Daha çok bir tercihtir . ilahi metin iki türlü de gelmiş olabilirdi. Sorun yoruma açık bir dil kullanılması size mantıksız geliyorsa mesela yaptığınız açıklamanın kompleksliği göz önünde bulundurunca dusunme kapasitesi fazlasıyla olan insanoğluna dusunme ve akletme gerektiren bir metin gelmesi olağandır bana göre . En basta belirttiğiniz gibi bir metnin çok üstün özelliklere sahip olması direk doğaüstü olduğunu kanıtlamaz . Örnek veriyorum , bir kisi çok etkileyici bir dille bir metin ortaya çıkarabilirdi ve metin ya da din yalan da olabilirdi. Bu tek basına birşey kanıtlamaz sizin de dediğiniz gibi. Ancak daha genişten bakınca şöyle bir durum var Bir kişi peygamber olduğunu iddia ediyor. Ortada 23 yıl boyunca sözlü aktarım sonucu parça parça ve karmaşık sırayla oluşmuş ve 1400 yıl sonrasına ulaşmış bir kitap var. Sadece kitabı ele aldığımızda ; Bir insan böyle bir kitabı oluşturmuş olabilir mi sorusunu sorunca sizin de belirttiğiniz gibi evet örnekleri var , bir insan edebi olarak böyle bir metin yazmış olabilir. Zordur ama imkansız değildir cevabı çıkar diyelim. Ama buna ek olarak şöyle bir soru çıkar. Bir insan ya da yazar bu eseri , geri dönüp düzeltme yapmadan , hayatın her anında anlık olarak gelişen olaylar üzerine öncesinde bir çalışma yapmadan , her türlü psikolojik ve fiziksel durumda ( bir savaşın ortasında , evladı öldüğünde , hastalandığında, boykota Maruz kaldığında vs. ) oluşturabilir mi? ihtimal azaldı değil mi? Sizin saydığınız yazarların ya da metinlerin hiçbiri bu şekilde oluşturulmadı. Diyelim ki evet daha zor ama mümkün . Buna ek olarak şöyle bir soru daha soralım mesela. Bir yazar ki böyle özel bir yeteneği var, ama 40 yaşına kadar bu hiç bir şekilde ortaya çıkmasın. Eser ortaya koymaya başlasın 40 yaşında ve bunu direk kendi zirvesinde yapsın. Eminim bu durum bahsettiğiniz yazarların hepsi ustalık eserlerinden önce belirli aşamalardan geçmiştir. Diyelim ki bu garip durum olayı daha zorlaştırıyor ama yine mümkün. Yine bu kişide bu durumların yanında çok kompleks bir ezber ve çok farklı zamanda söylediği yazılı olmayan ayetleri hafızasında tutup bunları Kitaptaki sıraya gore organize edebilme yeteneği olması gerekli. Çünkü ayetler çok farklı zamanlarda çok farklı arayla ilk kez söyleniyor. Diyelim bu da olayı zorlaştıran etkenlerden biri ama yine mümkün. Yine bu yukarıdakileri yapılırken bir de metinde günlük hayattaki dilden çok farklı bir dil kullanmasına rağmen , günlük hayatta bu dili kullanmaması lazım yazarın. Adeta uzun yıllar boyunca cift kişilikli gibi fire vermeden bu rolü sürdürmesi lazım. Diyelim bu da zorlaştırıyor ama mümkün. Bunlar sadece metin üzerinden genel bir sorgulama. Tamam diyelim ki bunların hepsi mümkün , teoride imkansız diye birşey yok. Ama söz konusu kisi bir insan, o insanda olması gereken özellikler düşünülünce bu mümkün nasıl bir mümkün ? Parca parca süreklilik , hafıza , liderlik, yazarlık gibi birçok konuda bu gereklilikleri karşılayan nadir başka örnekler olmasıyla bu olasılıkların hepsinin aynı kişide olması istatiksel olarak aynı şey mi? Benim demek istediğim sey açıklayamıyorum o zaman ilahidir değil. Peygamberlik iddia eden biri var ve bunun doğru olmama ihtimali icin birçok imkansıza yakın olayın ( ya da çok nadir görülebilen diyelim) aynı denklemde gerçekleşmesi lazım . Bu gerçekleşmesi zor olan olayların sayısı ve zorluğu ne kadar fazlaysa o kişinin peygamber olma olasılığı da o kadar artar doğal olarak.
-
Hocam kusura bakma ama bakış açın yanlış. Bir din var ve bu dinin özü var. Dinin ne zaman tamamlandığı belli. Yıllar sonra birilerinin bu din adına dinin emirlerine ters iş yapmaları dine dahil değildir ki. Bir insanın feraset sahibi olması lazım, bu uygulamaların islama ters olduğu net birşey. İslam her insanın hesabını ahirete bırakıyor. Ki peygamber de böyle aşırı gruplar hakkında birçok uyarıda bulunmuş. Kuran’da da farklı inanca sahip insanlara nasıl davranılacağıyla ilgili çok net emirler var. Özetle dinde zorlama yoktur deniyor. Bana bu adamı ya da bu tarz şeyleri referans göstermen çok anlamsız geldi.
-
Hocam kutsal kitapların hepsine ihtiyacım yok. Benim ihtiyacım olan Yaratıcı’ya dair bir referans. Kuran bu ihtiyacı fazlasıyla karşılıyor. Mantıktan kastım, bu metin ilahi bir kaynaktan mı geliyor sorusuna cevap bulmak için. Yoksa İlahi bir kitaptaki herşeyin hatta çoğu şeyin insan mantığıyla kolaylıkla kavranabileceğini düşünmektir asıl mantıksız olan. Ben size bu kıssalar o dönemde biliniyorsa nasıl oluyorda bir insan Hud Suresi 49. Ayetteki ifadeyi kullanabildi hadi kullandı o çevredeki insanlar bildikleri birşeyi nasıl yalanlamadılar diye bir soru sordum. Kastettiğim mantık yürütme buydu. Siz konuyu bambaşka bir yere çektiniz.
-
Sizin dediğinize göre soru sormiyim mantık aramiyim. Kuran’ı da hepsini bilmiyorum zaten diye parça parça da olsa araştırıp öğrenmeye çalışmıyım. Direk sizin dediklerinizi bir de ateist forumlara girip orda yazanları kabul edeyim anladığım kadarıyla. Tavsiyeleriniz için teşekkür ederim, pek bana göre değil.
-
Mantık yürütüp üzerine beraber düşünmek isterdim ama siz sonlandırmak istediniz sanırım. Sizi zorlamak istemem.
-
@kavak Değerli hocam diyelim dediklerin doğru, o dönemde bu kıssaların hepsi biliniyordu o coğrafyada, o dönemde. Peki o zaman Hud Suresi 49. Ayet ("İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin.) ve buna benzer birkaç ayeti nasıl açıklarsın ? O coğrafyada senin dediğin gibi biliniyorsa bu kıssalar herkesin biliyor olması gerekirdi. Dünyevi menfaat gözetmeksizin bu ayetlere iman eden insanların da böyle bir ayetten sonra bir dakika, bunlar bilinmeyen şeyler değil demeleri gerekmez miydi ? Ya da diğer insanların böyle birşey düşünmelerinden önce, yaygınca bilinen birşey için bir insan kendini direk çürütecek bir ifadeyi neden kullansın ? Bu konuda beni aydınlatır mısın ?
-
@kavakSizin kopya dediğiniz şeyin açıklaması çok basit : vahiy. Aynı kaynaktan geldiği için iki metinde de olması hatta belki başka metinlerde de olması son derece normal bir olay. Bahsettiğiniz Eski Ahit metninin o dönem arapçasının olmadığı biliniyor. Sözlü anlatım olarak o dönemde o coğrafyada bazı kesimlerde olabilir belki. Demek istediğim Kuran’da geçen kıssaların hepsi için sizin dediğiniz gibi bir insan ya da insanlar yazacak olsa sayılarca o dönemde Arapçaşı olmayan metni bilmek gerekiyor. Bir insana o metinleri verseniz yıllarca çalışma yapsa belki ancak o zaman bu metinler konusunda uzmanlaşabilir. O dönemde öylesine bir kaynak olmadığı biliniyor ve Peygamberin de hayatında böyle bir dönem olmadığı biliniyor. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz çok merak ettim.
-
@Valery Legasov Neden yoruma açık bir dil kullanılıyor sorunuza zamana göre herkesin farklı dersleri çıkaracağını söylemem ya da insanın anlam bulma imtihanıyla alakalı olduğunu söylememen muhtemelen bu açıklamaları daha önce duyduğunuz için gereksiz olur sanırım. Ancak şöyle bir şey söyliyim çoğu insan için de kullanılan dil, kullanılan kelimelerin derinliği eş anlamlılığı birçok insan için metnin ilahi olduğu konusunda referans oluşturuyor. Metni bir insan oluştursaydı, sizin dediğiniz gibi daha sade bir dil, çelişki oluşturacak ifadelerden kaçınması gerekirdi. Ancak metnin genelinde sizin de dediğiniz gibi bu durumun tersini görüyoruz. Neden böyle tercih edildi sorusuna onlarca cevap bulunabilir. Metnin kendisine göre kaynak ilahi olduğu için her cevap da tutarsız denemeyecek durumda olur. Ama birşeyi de kanıtlamaz. Burada önemli olan 23 yıl gibi çok uzun bir süre boyunca bir insanın ağızından dökülen sözlerin ( metnin edebi kalitesi, metnin tutarlılığı, diğer ilahi kitap kaynaklarına ulaşılabilirlik vs. gibi konularda herkesin kabul ettiği en asgari şartlarda bile ) böyle bir metin oluşturup oluşturamayacağıdır bence. İlahi kaynağa dair kanıtlara ancak bu tarz sorgulamalarla ulaşabiliriz diye düşünüyorum. Çünkü ilahi kaynak her şekilde tercih etmiş olabilir. Milyarlarca insanı etkileyen bir konunun bizim kafamıza tam oturmamış olması son derece olağan, olması gerekendir. Bizim bilebileceğimiz şey bir insanın sınırlarıdır. “Bir insan 23 yıl boyunca değişen onlarca şart altında böyle bir durumu sürdürebilir mi ?” sorusu gibi insan sınırları ya da psikolojisi gibi daha ölçebileceğimiz konulara yönelerek doğru sonuca ulaşılabileceğini düşünüyorum.
-
Müsaadenizle dediklerinizle ilgili görüşlerimi paylaşacağım. Niyetim, size dikte etmek ya da inancınıza karışmak değil. Fikir paylaşımı olarak görürseniz sevinirim. Milyonlarca galaksi ya da atom altı parçalar insanoğlunun yüklediği anlam açısından kendilerince değerlidir. Ancak Yaratıcı açısından en uzak galaksideki bir yıldızın çöldeki bir kum tanesinden ya da bizim basit gördüğümüz bir ağaç yaprağından çok farklı olacağını düşünmek bakış açısı olarak biraz yanlıştır. Kuran’da “Doğrusu biz insanı en güzel bir kıvamda (en mükemmel şekilde) yarattık.” denir. Ek olarak bazı ayetlerde insanın muhatap kılındığı da belirtilmiştir. Demek istediğim Kuran’a göre de insan primat değildir, özel yaratılmıştır. Akledebilmek, düşünebilmek ve kandırılmamak için yeteneği vardır. Bunun sonucu olarak da eylemlerin, düşüncelerin sonucunun olduğunun bilinmesi beklenir doğal olarak. Azap cezasının zeka ile bir bağlantısı yoktur ki. Ceza adaletle alakalı bir konudur. Kuran’da kastedilen öfke anlık, öncesi ve sonrası düşünülmeyen bir öfke değildir. Sizin kastettiğiniz gibi bir öfke olsaydı kendimden örnek vermek gerekirse benim defalarca cezalandırılmış olmam lazımdı. Ebedi azap için bir insanın aklının almaması normaldir bana göre. Ancak şunu da unutmamak lazım, biz doğmadan önce bize en basitinden bir ağacın hayat döngüsü anlatılsaydı bunu da aklımız almazdı. Bununla birlikte nasıl ki bizim aklımız almıyor, eğer bir beşer bir din kurgulasaydı onun da aklı almazdı ve böyle keskin bir iddiada bulunamazdı. Düşünme ve kıyafetten örnek vermişsiniz. En ufak bir eylemin dahi biliniyor olması bu eylemlere öfke duyulduğunu göstermez ki. Zamanın mekanın içinde biz yaşıyoruz bu olayları, Allah katında bizim hangi eylemi yapacağımız biz yaratılmadan önce de biliniyor zaten.
-
Bu dediğinizi Gemini’ye sormaya gerek yok. Çünkü zaten cevapları verirken kişiselleştirdiğini görebiliyorsunuz. Sorunuzu sorduğunuzda bir oryantalistin, bilim çevrelerinin ya da islam alimlerinin görüşlerine düşüncelerine göre de değerlendirme yapabilir kişinin eğilimine göre. Bazen tarafsız olmasını isteyebilirsiniz, bazen delillerinizi kuvvetlendirmek için eleştiriler nedir diye sorabilirsiniz, bazen de Kuran bu konuda ne emrediyor diye sorabilirsiniz. YZ soru sormak, kaynak araştırmak için kullanılması gereken çok değerli araçtır, çağın getirdiği imkanlardan faydalanmak lazım. Bir birey için genel olarak kişiselleştirme yapması da son derece doğaldır. Kendi adıma konuşmak gerekirse bir insanın sürekli bir sorgulama içinde olmasına gerek yoktur. Ben aklımla sorgulamamı yaptıktan ve kararımı verdikten sonra biraz daha kalben ve maneviyatla bu yola devam etmek gerekir. Sonrasında daha çok kişiselleştirme yaparak kullanmak benim için daha faydalıdır. İtaat ve isyan konusuna gelince kastettiğiniz Müslüman olmak ve olmamaksa ( zira İslam’a göre, ben itaat ettim demek çok iddialı bir mertebedir. Tam anlamıyla itaat etmiş olmak sözle olabilecek birşey değildir. Çok uzun uğraşlar sonucu çok az kişiye nasip olabilecek birşeydir. Kendimden örnek vereyim mesela, ben itaate gayret ediyorum. Umuyorum ki emir ve yasaklara uymaya elimden geldiğince gayret edeyim hal olarak itaate daha yaklaşmış olayım. Bu da çetin bir sınavdır. ) Müslüman olmakla insan cennete gider diye bir durum yoktur. Müslüman olmak insana sorumluluk yükler. Bir insan Müslümansa ve emir yasaklara uymuyorsa onun ahiretteki değerlendirmesi bildiğini uygulamadığı için daha çetin de olabilir. Ya da bir insan islama uzak bir coğrafya olup İslam hakkında doğru bilgiye ulaşamadıysa ya da ona yanlış tanıtıldıysa onun değerlendirmesi ona göre olabilir. Bunların her birey için ayrı ayrı şartları olup, bir insanın bilemeyeceği incelikte konulardır. Bu her bireyin kendi öznel tarihinin, nörobiyolojisinin, çevresel baskılarının ve şartlarının hesaba katılacağı ultra bireysel bir süreçtir. Senin dediğin gibi milyonlarca değil belki de sonsuz sayıda ton vardır. Örnek veriyorum öfkeye yatkın genetiğe sahip birinin sabretmesiyle, zaten sakin yapıda birinin sabretmesi aynı olmayacaktır. Ek olarak cennet ve cehennem iki kutuplu değildir, dereceleri vardır.
-
Görüşlerinizi gayet net bir şekilde ifade etmişsiniz, teşekkür ederim.
-
Kitabın tamamını okumadığım doğrudur. Böyle bir iddia da bulunmadım zaten. Ben sadece yanlış anlaşıldığı ya da anlatıldığı bariz bir konuyu kendimce açıklamaya gayret ettim. Diğerleri sizin kişisel düşüncelerinizle alakalı konular, bana birşey demek düşmez.
-
Konu başlığında yapılan sorgulama bana göre mantıklı bir sorgulamadır. Çünkü bir insanın ilahi bir kitapta bilimle çelişen bir durum olmamasını kriter koyması son derece doğaldır. Ancak tarafsız bir yargıya varabilmek için kitabın astrofizik kitabı olmadığının, gaybden haberler verdiğini, insanlara mesaj iletmek için var olduğunun da unutulmaması lazımdır mantıken. Bahsedilen Tekvir suresindeki 4 ayet kıyameti, sonrasındaki ayetlerin çoğu da yeniden dirilişi anlatmaktadır. Yani bu surenin asıl amacı astrofizikle ilgili bilgi vermek değil kıyameti ve dirilişi tasvir ederek insanlara bu durumu haber vermektir. Açıklamanızda size mantıksız geldiğini söylediğiniz yerleri kendi anladığımca açıklamaya çalışacağım. 1-Dediğiniz teoriye göre 600 milyon sonra dünyada canlılık kalmayacak duruma geliyor diyelim ki hesaplarda. İslama göre ayetlerde tasvir edilen kıyametin ne zaman kopacağı belirtilmemiş ancak çok uzak bir ihtimal olarak diyelim ki 100 bin yıl sonra kopacak. İslam der ki Allah her şeye gücü yetendir. 100 bin yıl sonra ya da başka bir zamanda ayette tasvir edildiği şekilde başka bir sebep yaratarak ya da yaratmaksızın Güneşi’mi dürüp söndüremeyecek ? Bu ayette kastedilen olay evrenin yaşlanışı ile alakalı olmak zorunda değildir. Güneşin genişleyecek olması bilimsel bir gerçek olabilir ancak 600 milyon yıl ile 100 bin yıl arasındaki fark bahsedilen kıyametin bununla alakalı olmadığını gösterir. 2-Kuran 2026 yılında bir beşer tarafından yazılmış bir astrofizik kitabı olsaydı dediğiniz doğru olurdu. Ancak kıyametin evreni kapsayan ve insanın bildiği fizik yasalarını değiştirebilecek bir kaos düzeni olabileceğini unutmamak lazım. Bununla birlikte mevcut yasalar dahilinde gerçekleşebilecek bir olayı yeryüzündekilerin nasıl görecekleri açısından bir tasvir de olabilir. 3-Allah dağların hareket ettiğini tabi ki biliyor. Bunu da ( Sen dağları görürsün de onları yerinde çakılı sanırsın, oysa onlar bulutların yürüdüğü gibi yürümektedirler. ) Neml Suresi, 88. Ayet’te belirtmiş. Bu ayetten bağımsız olarak kıyamet için kastedilen yıllık 5 ya da 20 cm kadar olan levha kayması değil, çok şiddetli gözle görülebilen bir hareket. 4-Ayette yerel bir sembol kullanılarak evrensel bir mesaj verilmiş. Bir insan o dönem o coğrafyada gebe devenin en büyük maddi sermaye kaynağı olduğunu bildiğinde mesajın dünya malının geçiciliğiyle, ona güvenilmemesi gerektiğini anlar. Bu günümüzde bir araba olabilir, hisse senedi olabilir ya da geçmişte tarımla alakalı bir toplumda başka birşey olabilir. Dediğinizin aksine ayet mesajı açısından deve olsun ya da olmasın her coğrafyaya ve döneme hitap eder.
- 3 yanıt
-
- tekvir suresi
- tekvir suresi meali
-
(2 etiket daha)
Konudaki etiketler:
-
@Saturn Yorumunuz için teşekkür ederim. Afganistan örneğinde sizin kaçırdığınız nokta Kuran Müslümanların yaptığı doğrudur demez, Müslümanın nasıl olması gerektiğini tarif eder. Bir dinin hak olup olmadığını anlamak için bu din iyiyi, güzeli mi emrediyor sorusunu sormak çok doğaldır. Ancak bu değerlendirmeyi yaparken kaynağın özüne ( Kuran’a, hadislere ve elçinin özelliklerine ) göre değerlendirme yapmak gerekir. Bu yurtdışında birinin çıkıp Türkiye’de insanların haline bak, birçok insan kumar batağında, İslam bu işte, buna inanmak akılsızlık demesi gibi bir durum. Halbuki Kuran’da kumarın haram olduğu, uzak durulması gerektiği belirtilmiş. Bahsettiğiniz heykel yıkılma olayı 2001 yılında bildiğim kadarıyla. Bu heykeller 1500 yıllıktı. Afganistan 7. ve 8. yüzyıllarda Müslümanların kontrolüne geçti. Gazneli Mahmud’dan Selçuklulara, Babür Şah’tan Osmanlı’nın bölgedeki etkisine kadar bin yıl boyunca hiçbir Müslüman lider veya alim bu heykelleri yıkmadı.Basit bir mantıkla İslamda böyle bir emir olsaydı, bunlar en başta yıkılırdı. Bahsettiğiniz linkteki konuyu okudum. Kuran’da olmayan bilgilere göre yorumlar yapılmış. Örneğin Kuran’da bu hadisenin ne zaman yaşandığıyla ilgili bir bilgi verilmemiştir. Büyük İskender konusu tamamen bazı kişilerin sonradan yaptığı tahminlerle alakalı konunun bağlamından çok uzak bir iddiadır. Kuran’da anlatılan bir hadise 50 bin yıl önce de yaşanmış olabilir. Sizin iddia ettiğinizin aksine peygamber olup olmadığıyla ilgili net bir bilgi de verilmemiştir. Kudret sahibi kılındığı ve ilim verildiği söylenmiştir. Büyük İskender metinlerinden alındığını söylüyorsunuz. Diyelim ki böyle, aklınıza grekçe ve süryanice yazılan uzak coğrafyalardaki bu metinlere bu dilleri bilmeyen bir beşerin nasıl ulaşmış olabileceği sorusunun gelmemesi mantık yürütme şeklinizde bir hata olduğu anlamına gelir bana göre. Dünya düzdür iddian için; ben şimdi desem ki yeryüzü öyle bir yaratılmış ki adeta yaşanılabilir olması için insanın ayağının altına yayılıp serilmiş desem, bu ifade benim dünya düzdür dediğim anlamına mı gelir ?
