Valery Legasov Konu tarihi: 17 Ocak Report Konu tarihi: 17 Ocak Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik. Ey Müslümanlar! Her şeyi bilen, her şeye gücü yeten Allah böyle konuşur mu? Allah, Yunus’u kaç kişiye gönderdiğini bilmiyor mu ki “yüz bin veya daha çok insana” gibi kesinlik içermeyen bir ifade kullanıyor? Her şeyi bilen bir Allah, böyle bir anlatıma başvurur mu? Bazı Müslüman arkadaşlar buna, “Allah böyle de konuşur, öyle de konuşur, fazla kurcalama,” diye cevap verebilir. O halde bir örnek verelim: Diyelim ki bir yerde Alay Komutanısınız, rütbeniz Albay. Bölük Komutanı olan Üsteğmen’i çağırıyor ve A Bölüğü’nde kaç asker olduğunu soruyorsunuz. Üsteğmen size, “Komutanım, asker sayımız 150 veya daha fazla,” diye cevap veriyor. Böyle bir cevap karşısında bu Üsteğmen'in gırtlağını sıkmaz mısınız? 1 1
kavak Mesaj tarihi: 18 Ocak Report Mesaj tarihi: 18 Ocak Aslında her şeye gücü yeten mâlum tanrı çok kalabalık bir topluluktan bahsetmek istemiş ancak arada Cebrail ve Muhammed gibi aracılar olunca, gelde ayıkla princin taşını şimdi. Artı; kutsal mesajların yazıldığı iddia edilen taşlar, kemikler, deriler ve elbette yazılı ilk orijinal mushaf da ortada yok. Uzun lafın kısası şu: kopyanın, ..., kopyanın kopyasıyla idare etmek zorundayız. Bu tablo karşısında günümüzdeki sözde ulemaların, hacıların, hocaların da kafası bir hayli karışıktır, da, belli etmemeye çalışıyorlar. Oysa tanrı(lar) doğrudan her insanla tek tek iletişime geçse tüm bu karmaşıklıklar, ayrımcılıklar, savaşlar falan filan hiç olmazdı. İslam´ın ve diğer dinlerin yumuşak karnı tam bu noktada yatıyor, çünkü herhangi bir mesajı iletmek için araya aracı koyarsanız, o mesajın %100 eksiksiz bir şekilde yerine ulaşmasının garantisini veremezsiniz. Benzer durum hadis mevzusunda da var; o devirlerde bilgiler sözlü(!) olarak kulaktan kulağa aktarılıyordu ki İslam´ın temel taşlarından birisi olan hadisler böyle oluşmuştur ve Muhammed´in ölümünden asırlar(!) sonra yazılı olarak kaydedilmiştir. Bu nedenle sade Kuran´cılar kolaya kaçıp hadisleri reddederler, çünkü güvenli olduklarından şüphe ederler. Buna rağmen İslam dini hadisler olmadan varlığını sürdüremez, çünkü hadisler sayesinde bugünlere gelebilmiştir. 1
Oğuzhan Mesaj tarihi: 7 Nisan Report Mesaj tarihi: 7 Nisan @Valery Legasov Dediğiniz gibi, ayetin mealini ilk okuduğumuzda zihnimizde bir çelişki veya belirsizlik varmış izlenimi oluşabiliyor, bu çok insani bir durum. Ancak konuyu araştırdığım da ulaştığım sonucu müsaadenle paylaşmak isterim. Açıklaması şu şekilde; Türkçedeki "veya" kelimesi genellikle bir belirsizlik ya da kararsızlık hissettirir. Ancak Arapçadaki "ev" (أَوْ) edatı her zaman "şüphe" ifade etmez. * "Bilakis/Hatta" Anlamı: Arapça dil kurallarına göre buradaki "ev", "bel" (bilakis) anlamında kullanılmıştır. Yani: "Biz onu yüz bin kişiye, hayır (dahası) daha da fazlasına gönderdik." Bu, belirsizlik değil, sayının büyüklüğünü kademeli olarak artırarak vurgulama sanatıdır. Allah katında sayı bellidir ancak hitap edilen insan zihnine "sınırsızlık" ve "çokluk" hissini vermek için bu üslup tercih edilir. Albay ve Üsteğmen Örneği: Kur’an bir "envanter listesi" veya "istatistik raporu" değildir; bir hidayet rehberi ve hitabet mucizesidir. Eğer Allah "Biz onu 100.432 kişiye gönderdik" deseydi, bu bilgi insanın hidayetine veya o kavmin büyüklüğünü anlamasına bir şey katmazdı. Kur’an, muhatabına o toplumun devasa bir kitle olduğunu hissettirmek ister. Üsteğmen size teknik rapor verirken böyle derse hata yapmış olur. Ama bir şair veya hatip, ordunun büyüklüğünü tasvir ederken "Yüz binler, hatta daha fazlası ovayı doldurmuştu!" diyorsa, bu onun bilgisizliğini değil, tasvir gücünün yüksekliğini gösterir. Kur'an da bu ayette tasvirî bir dil kullanmaktadır. Kur'an'ın vermek istediği asıl mesajı doğru kavrayabilmek için Kur’an’ın ve Arapçanın çok katmanlı ve derin yapısını göz önünde bulundurmak şarttır. Mealler, her ne kadar anlam kapısını aralasa da, bu zenginliğin başka bir dile birebir aktarılmasındaki imkansızlık farkında olunmadığında, hatalı çıkarımlara varılması büyük bir risk haline gelebilir. Açıklamaya Gemini’ye sorarak ulaşılmıştır. Kendimce özetlenerek ve düzenlenerek paylaşılmıştır.
kavak Mesaj tarihi: 7 Nisan Report Mesaj tarihi: 7 Nisan Piyasadaki tüm kutsal kitaplar neredeyse her dile çevrilmiştir, dolayısıyla Arapça bilmeye ve YZ´e gerek yoktur. Merak edenler ve dürüst olanlar bildiği dilde alıp okur, bizzat kendisi kanaat getirir. Türkçe´sini beğenmeyenler, İngilizce veya Almanca okusun mesela. Korkmayın; anlam falan kaybolmuyor ve verilen mesajlar, hükümler kabak gibi ortada. Nereden mi biliyorum? Kendim Türkçe, Almanca ve İngilizce tercümelerini okudum. Karşılastırma yaptım; genel olarak anlamları üç aşağı beş yukarı aynı. Bol bol eskilerin masalları, hikayeleri ve mitleri anlatılır. Tabii bol bol tehdit ve hakaret eksik değildir. Mesela verdiği en önemli mesajlardan birisi şöyledir: "Bana ve Muhammed´e inanmayanlar, tahtalı köyde kebap olacaktır." Ha evet. Anlamı bilinmeyen kelimeler yok mu? Var elbette. Mesela huruf-u-mukatta (Ta ha, Ya Sin, Elif La Mim vs.) mevzusu hakkında İslam dünyasındaki âlimlerin bile kafası bir hayli karışıktır, çünkü %100 anlamını kendileri de bilmez. Gülüyorum diye, dalga geçtiğim anlaşılmasın. Demek istediğim, zehir gibi Arapça bilseniz bile, huruf-u-mukatta içeren kelimelerin ne anlama geldiğini bilemezsiniz. 1
Oğuzhan Mesaj tarihi: 8 Nisan Report Mesaj tarihi: 8 Nisan @kavak Öncelikle Kuran’ı anlama konusundaki gayretinizi çok değerli buluyorum. Sizin de dediğiniz gibi anlam üç aşağı beş yukarı aynı olur. Bir metin başka bir dile çevrildiği zaman genel hatlarıyla başka birşey anlatmaz. Ancak bu ayette anlaşılamadığı söylenen söz konusu kısım detay ve dilin incelikleriyle ilgili bir konudur. Bütünüyle aynı olur değil de, üç aşağı beş yukarı aynı olur dememize sebep olan durumlarla alakalı bir konudur. Sizin de dediğiniz gibi ancak üç aşağı beş yukarı aynı olabilir. Bazı ayetleri siz tehdit olarak görürsünüz, ben uyarı olarak görürüm. Tehdit, bir haydutun paranı vermezsen seni vururum demesi gibidir. Burada amaç karşı tarafa zarar verilecek bir menfaat elde edilmesidir. Uyarı ise annenin çocuğuna Sobaya dokunursan elin yanar demesidir. Burada anne çocuğun elinin yanmasından bir çıkar sağlamaz; tam tersine, çocuğun acı çekmesini engellemeye çalışır. Kuran’da belirtilen cezayı sobanın yakması gibi bir İlahi kanun olarak düşünüp Kuran’ın gayesinin uyarı olduğunu farketmek gerekir. Zira Allah dileseydi tehdit etmeye ihtiyaç duymadan herkesin iman ve ibadet etmesini sağlayabilirdi. Bunun yerine herkese yaşadığı süre boyunca özgür irade vermiştir. Huruf-u mukatta (kesik harfler) sizin dediğiniz gibi kelime değil, harftir. Doğal olarak bunların tek başına bir anlamı yoktur. Zehir gibi Arapça bilmeye gerek olmadan her Arap bunların harf olduğunu bilir. Buradaki konu bu harflerin ayetlerin başına neden konulduğunun hikmetinin bilinmemesidir. Bu sebeple islam alimi de olsa insanlar bu harflerin hikmetini kendi özgür iradelerince anlamaya çalışmıştır. Siz de Kuran’ın bir muhattabı olarak bu harflerin kullanılmış olması ile ilgili istediğiniz çıkarımı yapmakta özgürsünüz.
kavak Mesaj tarihi: 8 Nisan Report Mesaj tarihi: 8 Nisan 9 saat önce, Oğuzhan yazdı: @kavak Öncelikle Kuran’ı anlama konusundaki gayretinizi çok değerli buluyorum. Sizin de dediğiniz gibi anlam üç aşağı beş yukarı aynı olur. Bir metin başka bir dile çevrildiği zaman genel hatlarıyla başka birşey anlatmaz. Ancak bu ayette anlaşılamadığı söylenen söz konusu kısım detay ve dilin incelikleriyle ilgili bir konudur. Bütünüyle aynı olur değil de, üç aşağı beş yukarı aynı olur dememize sebep olan durumlarla alakalı bir konudur. Sizin de dediğiniz gibi ancak üç aşağı beş yukarı aynı olabilir. Bazı ayetleri siz tehdit olarak görürsünüz, ben uyarı olarak görürüm. Tehdit, bir haydutun paranı vermezsen seni vururum demesi gibidir. Burada amaç karşı tarafa zarar verilecek bir menfaat elde edilmesidir. Uyarı ise annenin çocuğuna Sobaya dokunursan elin yanar demesidir. Burada anne çocuğun elinin yanmasından bir çıkar sağlamaz; tam tersine, çocuğun acı çekmesini engellemeye çalışır. Kuran’da belirtilen cezayı sobanın yakması gibi bir İlahi kanun olarak düşünüp Kuran’ın gayesinin uyarı olduğunu farketmek gerekir. Zira Allah dileseydi tehdit etmeye ihtiyaç duymadan herkesin iman ve ibadet etmesini sağlayabilirdi. Bunun yerine herkese yaşadığı süre boyunca özgür irade vermiştir. Huruf-u mukatta (kesik harfler) sizin dediğiniz gibi kelime değil, harftir. Doğal olarak bunların tek başına bir anlamı yoktur. Zehir gibi Arapça bilmeye gerek olmadan her Arap bunların harf olduğunu bilir. Buradaki konu bu harflerin ayetlerin başına neden konulduğunun hikmetinin bilinmemesidir. Bu sebeple islam alimi de olsa insanlar bu harflerin hikmetini kendi özgür iradelerince anlamaya çalışmıştır. Siz de Kuran’ın bir muhattabı olarak bu harflerin kullanılmış olması ile ilgili istediğiniz çıkarımı yapmakta özgürsünüz. Ne anlama gayreti? İçinde yazılanları biliyorum. Bence siz kitabınızı bir kere değil 100 kere okuyun ve bu arada YZ zımbırtılarından medet ummayın. Üç aşağı beş yukarı derken en azından %95 anlamı kayması yoktur. Geriye kalan %5´i Arapça bilen bile anlamakta zorlanır. Haliyle bu da kitabın tümünü çok iyi anlamak için gayet yeterlidir. Müslümanların zannettiği veya lanse etmeye kalkışığı gibi içinde gizli saklı özel bir şey yok. Yani savunmanız anlamsız. Kitapta konu bütünlüğü yoktur, pasajların sıralaması karman çormandır, ha bire aynı şeyler tekrarlanır, şiirsel bir yapısı vardır (bilhassa ilk dönem piyasaya sürülen bu pasajlar aynı zamanda kısadır) ve bu nedenle bazıları bir kere okuyarak anlamakta zorlanır. Ayrıca Muhammed´e torpil vardır. Bu torpil hususunu birçok Müslüman bilmez mesela, çünkü kitabın tümünü okumazlar. İmamlar vaazlarında Muhammed´ı kayıran pasajlardan pek bahsetmezler. Huruf-u mukatta mevsunu hiç kimse bilmiyor. Harf diyen de var, kelime diyen de. Her halükârda ne anlama geldikleri bilinmiyor. Önemli olan bu nokta. Anlamadığım şeyi ne yapayım ve kime ne yararı var? Yani bana biliyorum ayaklarıyla gelmeyin lütfen, çıkarım yaptığım yok. Durum tespiti yapıyorum, ki aralarında dağlar kadar fark vardır. Ha bire özgürlükten dem vurmayın. Sizi yaratan bir tanrı varsa, onun istekleri dışında hiçbir şey yapamazsınız. Ona mahkumsunuz, haliyle özgürlük falan sadece lafta kalıyor. Ha evet; kendisine ve sözde elçisine inanmıyorum diye kendine tanrı diyen bir varlık beni yakmaya yeltenirse ve bana hakaret ederse, o varlık gitsin başka yerde kumda oynasın. Umarım yeterinde açık ifade etmişimdir.
Oğuzhan Mesaj tarihi: 8 Nisan Report Mesaj tarihi: 8 Nisan 2 hours ago, kavak said: Ne anlama gayreti? İçinde yazılanları biliyorum. Bence siz kitabınızı bir kere değil 100 kere okuyun ve bu arada YZ zımbırtılarından medet ummayın. Üç aşağı beş yukarı derken en azından %95 anlamı kayması yoktur. Geriye kalan %5´i Arapça bilen bile anlamakta zorlanır. Haliyle bu da kitabın tümünü çok iyi anlamak için gayet yeterlidir. Müslümanların zannettiği veya lanse etmeye kalkışığı gibi içinde gizli saklı özel bir şey yok. Yani savunmanız anlamsız. Kitapta konu bütünlüğü yoktur, pasajların sıralaması karman çormandır, ha bire aynı şeyler tekrarlanır, şiirsel bir yapısı vardır (bilhassa ilk dönem piyasaya sürülen bu pasajlar aynı zamanda kısadır) ve bu nedenle bazıları bir kere okuyarak anlamakta zorlanır. Ayrıca Muhammed´e torpil vardır. Bu torpil hususunu birçok Müslüman bilmez mesela, çünkü kitabın tümünü okumazlar. İmamlar vaazlarında Muhammed´ı kayıran pasajlardan pek bahsetmezler. Huruf-u mukatta mevsunu hiç kimse bilmiyor. Harf diyen de var, kelime diyen de. Her halükârda ne anlama geldikleri bilinmiyor. Önemli olan bu nokta. Anlamadığım şeyi ne yapayım ve kime ne yararı var? Yani bana biliyorum ayaklarıyla gelmeyin lütfen, çıkarım yaptığım yok. Durum tespiti yapıyorum, ki aralarında dağlar kadar fark vardır. Ha bire özgürlükten dem vurmayın. Sizi yaratan bir tanrı varsa, onun istekleri dışında hiçbir şey yapamazsınız. Ona mahkumsunuz, haliyle özgürlük falan sadece lafta kalıyor. Ha evet; kendisine ve sözde elçisine inanmıyorum diye kendine tanrı diyen bir varlık beni yakmaya yeltenirse ve bana hakaret ederse, o varlık gitsin başka yerde kumda oynasın. Umarım yeterinde açık ifade etmişimdir. Görüşlerinizi gayet net bir şekilde ifade etmişsiniz, teşekkür ederim.
Valery Legasov Mesaj tarihi: 17 Nisan Yazar Report Mesaj tarihi: 17 Nisan @Oğuzhan Bunu “belirsizlik değil, edebi üslup” diye açıklamak aslında sorunu çözmüyor, sadece farklı bir isim veriyor. Bu tür bir yaklaşım da her belirsizliği açıklamak için kullanılabilecek oldukça esnek bir argümana dönüşüyor. Ama asıl soru şu: Eğer her şeyi bilen bir kaynaktan geldiği iddia edilen bir metinden bahsediyorsak, neden doğrudan net ve tek anlamlı ifadeler yerine yoruma açık bir dil tercih ediliyor? “Edebi üslup” denmesi ilk bakışta açıklayıcı gibi duruyor ama çoğu zaman belirsizliği gidermekten çok, onu sadece daha kabul edilebilir bir çerçeveye oturtuyor. “Kur’an rapor değil, hidayet kitabı” argümanı da aslında aynı noktaya çıkıyor. Tamam, rapor değil ama mesele sadece “rapor formatı” da değil; burada iddia edilen şey mutlak bilgi. Mutlak bilgi söz konusuysa, insanın yanlış anlamasını en aza indirecek bir netlik beklemek de gayet makul bir beklenti olur.
kavak Mesaj tarihi: 18 Nisan Report Mesaj tarihi: 18 Nisan Kopyanın kopyası orijinalinden daha iyi olacak değil ya. Eski Ahit´te Ninive/Ninova isimli büyük bir şehirden bahsedilir ve orada Myriaden (Jona 4:11) kelimesi geçer. Bu kelimenin anlamı belirsiz büyük bir toplumu/rakamı ifade eder. Haliyle benzer bir şekilde Kur´an´a yazmışlar. Yani gayet insani bir davranış biçimi. Kuran yazarları Eski Ahit´te bulunan "Jona 1:1 - 4:11" pasajından kopya çekmişler, ki bunu yaparken bir nevi özetlemişler adeta. Çünkü orijnalinde Yunus kıssası daha detaylı anlatılır. Kaynak: https://corpuscoranicum.de/de/verse-navigator/sura/37/verse/147/print Kaynak: Eski Ahitteki Yunus hikayesinin Almanca çevirisi İlgi duyanlar orijinal masalın Türkçesini şuradan okuyabilir: https://kutsal-kitap.net/bible/tr/index.php?id=925&mc=1&sc=924
Oğuzhan Mesaj tarihi: Pazar saat 19:47 Report Mesaj tarihi: Pazar saat 19:47 On 4/17/2026 at 12:38 PM, Valery Legasov said: @Oğuzhan Bunu “belirsizlik değil, edebi üslup” diye açıklamak aslında sorunu çözmüyor, sadece farklı bir isim veriyor. Bu tür bir yaklaşım da her belirsizliği açıklamak için kullanılabilecek oldukça esnek bir argümana dönüşüyor. Ama asıl soru şu: Eğer her şeyi bilen bir kaynaktan geldiği iddia edilen bir metinden bahsediyorsak, neden doğrudan net ve tek anlamlı ifadeler yerine yoruma açık bir dil tercih ediliyor? “Edebi üslup” denmesi ilk bakışta açıklayıcı gibi duruyor ama çoğu zaman belirsizliği gidermekten çok, onu sadece daha kabul edilebilir bir çerçeveye oturtuyor. “Kur’an rapor değil, hidayet kitabı” argümanı da aslında aynı noktaya çıkıyor. Tamam, rapor değil ama mesele sadece “rapor formatı” da değil; burada iddia edilen şey mutlak bilgi. Mutlak bilgi söz konusuysa, insanın yanlış anlamasını en aza indirecek bir netlik beklemek de gayet makul bir beklenti olur. @Valery Legasov Neden yoruma açık bir dil kullanılıyor sorunuza zamana göre herkesin farklı dersleri çıkaracağını söylemem ya da insanın anlam bulma imtihanıyla alakalı olduğunu söylememen muhtemelen bu açıklamaları daha önce duyduğunuz için gereksiz olur sanırım. Ancak şöyle bir şey söyliyim çoğu insan için de kullanılan dil, kullanılan kelimelerin derinliği eş anlamlılığı birçok insan için metnin ilahi olduğu konusunda referans oluşturuyor. Metni bir insan oluştursaydı, sizin dediğiniz gibi daha sade bir dil, çelişki oluşturacak ifadelerden kaçınması gerekirdi. Ancak metnin genelinde sizin de dediğiniz gibi bu durumun tersini görüyoruz. Neden böyle tercih edildi sorusuna onlarca cevap bulunabilir. Metnin kendisine göre kaynak ilahi olduğu için her cevap da tutarsız denemeyecek durumda olur. Ama birşeyi de kanıtlamaz. Burada önemli olan 23 yıl gibi çok uzun bir süre boyunca bir insanın ağızından dökülen sözlerin ( metnin edebi kalitesi, metnin tutarlılığı, diğer ilahi kitap kaynaklarına ulaşılabilirlik vs. gibi konularda herkesin kabul ettiği en asgari şartlarda bile ) böyle bir metin oluşturup oluşturamayacağıdır bence. İlahi kaynağa dair kanıtlara ancak bu tarz sorgulamalarla ulaşabiliriz diye düşünüyorum. Çünkü ilahi kaynak her şekilde tercih etmiş olabilir. Milyarlarca insanı etkileyen bir konunun bizim kafamıza tam oturmamış olması son derece olağan, olması gerekendir. Bizim bilebileceğimiz şey bir insanın sınırlarıdır. “Bir insan 23 yıl boyunca değişen onlarca şart altında böyle bir durumu sürdürebilir mi ?” sorusu gibi insan sınırları ya da psikolojisi gibi daha ölçebileceğimiz konulara yönelerek doğru sonuca ulaşılabileceğini düşünüyorum.
gun Mesaj tarihi: Pazar saat 21:03 Report Mesaj tarihi: Pazar saat 21:03 On 17.01.2026 at 13:53, Valery Legasov yazdı: Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik. Ey Müslümanlar! Her şeyi bilen, her şeye gücü yeten Allah böyle konuşur mu? Allah, Yunus’u kaç kişiye gönderdiğini bilmiyor mu ki “yüz bin veya daha çok insana” gibi kesinlik içermeyen bir ifade kullanıyor? Her şeyi bilen bir Allah, böyle bir anlatıma başvurur mu? Bazı Müslüman arkadaşlar buna, “Allah böyle de konuşur, öyle de konuşur, fazla kurcalama,” diye cevap verebilir. O halde bir örnek verelim: Diyelim ki bir yerde Alay Komutanısınız, rütbeniz Albay. Bölük Komutanı olan Üsteğmen’i çağırıyor ve A Bölüğü’nde kaç asker olduğunu soruyorsunuz. Üsteğmen size, “Komutanım, asker sayımız 150 veya daha fazla,” diye cevap veriyor. Böyle bir cevap karşısında bu Üsteğmen'in gırtlağını sıkmaz mısınız? Fal bakanlar gibi ayet yazmış.
Oğuzhan Mesaj tarihi: Pazar saat 21:10 Report Mesaj tarihi: Pazar saat 21:10 On 4/18/2026 at 7:49 PM, kavak said: Kopyanın kopyası orijinalinden daha iyi olacak değil ya. Eski Ahit´te Ninive/Ninova isimli büyük bir şehirden bahsedilir ve orada Myriaden (Jona 4:11) kelimesi geçer. Bu kelimenin anlamı belirsiz büyük bir toplumu/rakamı ifade eder. Haliyle benzer bir şekilde Kur´an´a yazmışlar. Yani gayet insani bir davranış biçimi. Kuran yazarları Eski Ahit´te bulunan "Jona 1:1 - 4:11" pasajından kopya çekmişler, ki bunu yaparken bir nevi özetlemişler adeta. Çünkü orijnalinde Yunus kıssası daha detaylı anlatılır. Kaynak: https://corpuscoranicum.de/de/verse-navigator/sura/37/verse/147/print Kaynak: Eski Ahitteki Yunus hikayesinin Almanca çevirisi İlgi duyanlar orijinal masalın Türkçesini şuradan okuyabilir: https://kutsal-kitap.net/bible/tr/index.php?id=925&mc=1&sc=924 @kavakSizin kopya dediğiniz şeyin açıklaması çok basit : vahiy. Aynı kaynaktan geldiği için iki metinde de olması hatta belki başka metinlerde de olması son derece normal bir olay. Bahsettiğiniz Eski Ahit metninin o dönem arapçasının olmadığı biliniyor. Sözlü anlatım olarak o dönemde o coğrafyada bazı kesimlerde olabilir belki. Demek istediğim Kuran’da geçen kıssaların hepsi için sizin dediğiniz gibi bir insan ya da insanlar yazacak olsa sayılarca o dönemde Arapçaşı olmayan metni bilmek gerekiyor. Bir insana o metinleri verseniz yıllarca çalışma yapsa belki ancak o zaman bu metinler konusunda uzmanlaşabilir. O dönemde öylesine bir kaynak olmadığı biliniyor ve Peygamberin de hayatında böyle bir dönem olmadığı biliniyor. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz çok merak ettim.
kavak Mesaj tarihi: Pazartesi saat 18:11 Report Mesaj tarihi: Pazartesi saat 18:11 21 saat önce, Oğuzhan yazdı: @kavakSizin kopya dediğiniz şeyin açıklaması çok basit : vahiy. Aynı kaynaktan geldiği için iki metinde de olması hatta belki başka metinlerde de olması son derece normal bir olay. Bahsettiğiniz Eski Ahit metninin o dönem arapçasının olmadığı biliniyor. Sözlü anlatım olarak o dönemde o coğrafyada bazı kesimlerde olabilir belki. Demek istediğim Kuran’da geçen kıssaların hepsi için sizin dediğiniz gibi bir insan ya da insanlar yazacak olsa sayılarca o dönemde Arapçaşı olmayan metni bilmek gerekiyor. Bir insana o metinleri verseniz yıllarca çalışma yapsa belki ancak o zaman bu metinler konusunda uzmanlaşabilir. O dönemde öylesine bir kaynak olmadığı biliniyor ve Peygamberin de hayatında böyle bir dönem olmadığı biliniyor. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz çok merak ettim. Vahiymiş...miş. Siz bunları külahıma anlatın. Evet; alayı eskilerin masallarından kopya. Üzgünüm, yalın gerçeğin ta kendisi bu. İnsan ürünü olduğunu ve bazı gerçekleri kabullenmek istemiyorsunuz. Sözlü anlatım dediğiniz, nam-ı diğer rivayettir, ki o yörede ve devirde çok yaygındı. Bu nedenle tüm hadislerin temeli rivayetlere dayanır ve bu durum Kuran için de geçerli elbette. Kuran´ı ve ondan önceki kutsal kitapları yazanların hem okuma hem de yazma bilgisi vardı. Ayrıca O yörede sadece Araplar yoktu, Yahudilerle, Hrıstiyanlarla içiçe yaşıyorlardı. Birbirlerinin dinini/kültürünü/dilini bir bakıma biliyorlardı. Sonuç itibarı ile bu yazarlar bilgili insanlardı, ki bildiklerini/duyduklarını kitaba iliştirmişler işte. Yani bir yerlerinden uydurmaktan ziyade, hazır olanın bir nevi kopyasını çekmişler. Örneğin tufan kıssasının temeli Eski Ahitte ilk defa piyasaya sürülmedi, onlardan önce Sümerler yazdı. Yani bu yazdıklarım sadece Kuran için geçerli değil, benzeri Eski Ahit için de geçerli. O da ondan daha eski masalları kendine mal edinmiş. Farklı dilleri bildiğimi söylemiştim, senin kitabını sizden fazla okuduğumu/bildiğimi belirtmiştim ve yukarıda vermiş olduğum bağlantıyı size tavsiye ederim. Orada hem Kuran´ın bilimsel incelemesi yapılıyor, benzerlikler gösteriliyor, eski el yazması kaynaklar inceleniyor hem de hangi pasajları nereden esinlendiğini gösteriyor. Orasını kullanmak veya değerlendirmek size kalmış.
kavak Mesaj tarihi: Pazartesi saat 18:24 Report Mesaj tarihi: Pazartesi saat 18:24 21 saat önce, gun yazdı: Fal bakanlar gibi ayet yazmış. Alıntı yaptığı yerde belirsizlik olunca, aynı şekilde Kur´an´na iliştirmişler. Bana göre gayet insani bir mesele.
Oğuzhan Mesaj tarihi: Pazartesi saat 19:40 Report Mesaj tarihi: Pazartesi saat 19:40 38 minutes ago, kavak said: Vahiymiş...miş. Git sen bunları külahıma anlat. Evet; alayı eskilerin masallarından kopya. Üzgünüm yalın gerçeğin ta kendisi bu. İnsan ürünü olduğunu ve bazı gerçekleri kabullenmek istemiyorsun. Sözlü anlatım dediğin, nam-ı diğer rivayettir, ki o yörede ve devirde çok yaygındı. Bu nedenle tüm hadislerin temeli rivayetlere dayanır ve bu durum Kuran için de geçerli elbette. Kuran´ı ve ondan önceki kutsal kitapları yazanların hem okuma hem de yazma bilgisi vardı. Ayrıca O yörede sadece Araplar yoktu, Yahudilerle, Hrıstiyanlarla içiçe yaşıyorlardı. Birbirlerinin dinini/kültürünü/dilini bur bakıma biliyorlardı Sonuç itibarı ile bu yazarla bilgili insanlardı, ki bildiklerini/duyduklarını kitaba iliştirmişler işte. Yani bir yerlerinden uydurmaktan ziyade, hazır olanın bir nevi kopyasını çekmişler. Örneğin tufan kıssasının temeli Eski Ahitte ilk defa piyasaya sürülmedi, onlardan önce Sümerler yazdı. Yani bu yazdıklarım sadece Kuran için geçerli değil, benzeri Eski Ahit için de geçerli. O da ondan daha eski masalları kendine mal edinmiş. Farklı dilleri bildiğimi söylemiştim, senin kitabını senden fazla okuduğumu/bildiğimi belirtmiştim ve yukarıda vermiş olduğum bağlantıyı sana tavsiye ederim. Orada hem Kuran´ın bilimsel incelemesi yapılıyor, benzerlikler gösteriliyor, eski el yazması kaynaklar inceleniyor hem de hangi pasajları nereden esinlendiğini gösteriyor. Orasını kullanmak veya değerlendirmek sana kalmış. Dipnot: Sonradan gelenler elbette öncekilerin yazdıklarını veya söylediklerini kullanırlar. Zannetme ki her şey öyle gökten zembille indi. Sen ona vahiy desen bile, durumu değiştirmiyor. Bildiğin kopya iste. @kavak Değerli hocam diyelim dediklerin doğru, o dönemde bu kıssaların hepsi biliniyordu o coğrafyada, o dönemde. Peki o zaman Hud Suresi 49. Ayet ("İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin.) ve buna benzer birkaç ayeti nasıl açıklarsın ? O coğrafyada senin dediğin gibi biliniyorsa bu kıssalar herkesin biliyor olması gerekirdi. Dünyevi menfaat gözetmeksizin bu ayetlere iman eden insanların da böyle bir ayetten sonra bir dakika, bunlar bilinmeyen şeyler değil demeleri gerekmez miydi ? Ya da diğer insanların böyle birşey düşünmelerinden önce, yaygınca bilinen birşey için bir insan kendini direk çürütecek bir ifadeyi neden kullansın ? Bu konuda beni aydınlatır mısın ?
kavak Mesaj tarihi: Pazartesi saat 19:45 Report Mesaj tarihi: Pazartesi saat 19:45 2 dakika önce, Oğuzhan yazdı: @kavak Değerli hocam diyelim dediklerin doğru, o dönemde bu kıssaların hepsi biliniyordu o coğrafyada, o dönemde. Peki o zaman Hud Suresi 49. Ayet ("İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin.) ve buna benzer birkaç ayeti nasıl açıklarsın ? O coğrafyada senin dediğin gibi biliniyorsa bu kıssalar herkesin biliyor olması gerekirdi. Dünyevi menfaat gözetmeksizin bu ayetlere iman eden insanların da böyle bir ayetten sonra bir dakika, bunlar bilinmeyen şeyler değil demeleri gerekmez miydi ? Ya da diğer insanların böyle birşey düşünmelerinden önce, yaygınca bilinen birşey için bir insan kendini direk çürütecek bir ifadeyi neden kullansın ? Bu konuda beni aydınlatır mısın ? Siz hâlâ diretiyorsunuz. Hepsi insani diyorum ve gerekçelerini yukarıda yazdım zaten. Zaten vahiy mevzusu başlı başına inanmayı gerektiren bir husus. Sizler inanmak istiyorsunuz. Yapacak bir şey yok.
Oğuzhan Mesaj tarihi: Pazartesi saat 20:14 Report Mesaj tarihi: Pazartesi saat 20:14 14 minutes ago, kavak said: Siz hâlâ diretiyorsunuz. Hepsi insani diyorum ve gerekçelerini yukarıda yazdım zaten. Zaten vahiy mevzusu başlı başına inanmayı gerektiren bir husus. Sizler inanmak istiyorsunuz. Yapacak bir şey yok. Mantık yürütüp üzerine beraber düşünmek isterdim ama siz sonlandırmak istediniz sanırım. Sizi zorlamak istemem.
kavak Mesaj tarihi: Pazartesi saat 20:23 Report Mesaj tarihi: Pazartesi saat 20:23 12 dakika önce, Oğuzhan yazdı: Mantık yürütüp üzerine beraber düşünmek isterdim ama siz sonlandırmak istediniz sanırım. Sizi zorlamak istemem. Müslümanım diyorsun; kitabını içeriğini bilmiyorsun. Kendin okumuyorsun, gidip oradan buradan bir şeyler getiriyorsun. Üşenmedim; yukarıda kaynaklar belirttim. Dediğim gibi onlardan faydalanmak size kalmış. Kaldı ki bu mevzuları ha bire aynı konuları yazmaktan bıktım artık. Madem ilginiz var, o zaman https://www.ateistforum.org/ diye bir site var. Gerçi kapandı ancak orada konuşulmamış/yazılmamış mevzu yok. Orayı da tavsiye ederim. Son sözüm: Kutsal kitaplarda mantık falan arama. Bulamazsın.
Oğuzhan Mesaj tarihi: Pazartesi saat 20:51 Report Mesaj tarihi: Pazartesi saat 20:51 18 minutes ago, kavak said: Müslümanım diyorsun; kitabını içeriğini bilmiyorsun. Kendin okumuyorsun, gidip oradan buradan bir şeyler getiriyorsun. Üşenmedim; yukarıda kaynaklar belirttim. Dediğim gibi onlardan faydalanmak size kalmış. Kaldı ki bu mevzuları ha bire aynı konuları yazmaktan bıktım artık. Madem ilginiz var, o zaman https://www.ateistforum.org/ diye bir site var. Gerçi kapandı ancak orada konuşulmamış/yazılmamış mevzu yok. Orayı da tavsiye ederim. Son sözüm: Kutsal kitaplarda mantık falan arama. Bulamazsın. Sizin dediğinize göre soru sormiyim mantık aramiyim. Kuran’ı da hepsini bilmiyorum zaten diye parça parça da olsa araştırıp öğrenmeye çalışmıyım. Direk sizin dediklerinizi bir de ateist forumlara girip orda yazanları kabul edeyim anladığım kadarıyla. Tavsiyeleriniz için teşekkür ederim, pek bana göre değil.
kavak Mesaj tarihi: Pazartesi saat 20:53 Report Mesaj tarihi: Pazartesi saat 20:53 11 dakika önce, Oğuzhan yazdı: Sizin dediğinize göre soru sormiyim mantık aramiyim. Kuran’ı da hepsini bilmiyorum zaten diye parça parça da olsa araştırıp öğrenmeye çalışmıyım. Direk sizin dediklerinizi bir de ateist forumlara girip orda yazanları kabul edeyim anladığım kadarıyla. Tavsiyeleriniz için teşekkür ederim, pek bana göre değil. Isterseniz senelerce kutsal kitaplarda mantık bulmaya çalış. Bulamazsın diyorum.
kavak Mesaj tarihi: Pazartesi saat 21:01 Report Mesaj tarihi: Pazartesi saat 21:01 10 dakika önce, Oğuzhan yazdı: Sizin dediğinize göre soru sormiyim mantık aramiyim. Kuran’ı da hepsini bilmiyorum zaten diye parça parça da olsa araştırıp öğrenmeye çalışmıyım. Direk sizin dediklerinizi bir de ateist forumlara girip orda yazanları kabul edeyim anladığım kadarıyla. Tavsiyeleriniz için teşekkür ederim, pek bana göre değil. Sittir et ateistforumları, zaten tavsiye edende suç. Bak şurası tam size göre, buyrun: Islam forumu 1
gun Mesaj tarihi: Pazartesi saat 21:08 Report Mesaj tarihi: Pazartesi saat 21:08 6 dakika önce, kavak yazdı: Sittir et ateistforumları, zaten tavsiye edende suç. Bak şurası tam size göre, buyrun: Islam forumu https://islam-tr.org/konu/dunya-duz-ve-donmuyor-oldugunu-iddia-edenler-ve-delilleri.20343 Dünya düz. 1
Oğuzhan Mesaj tarihi: Pazartesi saat 21:14 Report Mesaj tarihi: Pazartesi saat 21:14 5 minutes ago, kavak said: Size mantık arama demedim. Isterseniz senelerce kutsal kitaplarda mantık bulmaya çalış. Bulamazsın diyorum. Hocam kutsal kitapların hepsine ihtiyacım yok. Benim ihtiyacım olan Yaratıcı’ya dair bir referans. Kuran bu ihtiyacı fazlasıyla karşılıyor. Mantıktan kastım, bu metin ilahi bir kaynaktan mı geliyor sorusuna cevap bulmak için. Yoksa İlahi bir kitaptaki herşeyin hatta çoğu şeyin insan mantığıyla kolaylıkla kavranabileceğini düşünmektir asıl mantıksız olan. Ben size bu kıssalar o dönemde biliniyorsa nasıl oluyorda bir insan Hud Suresi 49. Ayetteki ifadeyi kullanabildi hadi kullandı o çevredeki insanlar bildikleri birşeyi nasıl yalanlamadılar diye bir soru sordum. Kastettiğim mantık yürütme buydu. Siz konuyu bambaşka bir yere çektiniz.
Saturn Mesaj tarihi: Pazartesi saat 21:17 Report Mesaj tarihi: Pazartesi saat 21:17 @Oğuzhan Senin inandığın filan yok. Kendini kandırmaya çalışıyorsun. Muhtemelen hayatında hiç aşırı dinci görmedin. Ben sana şöyle söyleyeyim, onlar senin de benim de kafamızı keserler. Yukarıda paylaşılan İslam forumuna biraz bak. Hoşgörülü tiplere benziyorlar mı? Bu adamlar dinden çıkanın bile öldürülmesini savunuyorlar. Şu görsel Afganistan'dan. Aslında şu kırbaçlı görsel bile din tartışmasını direk bitirmeli.
kavak Mesaj tarihi: Pazartesi saat 21:18 Report Mesaj tarihi: Pazartesi saat 21:18 4 dakika önce, Oğuzhan yazdı: Hocam kutsal kitapların hepsine ihtiyacım yok. Benim ihtiyacım olan Yaratıcı’ya dair bir referans. Kuran bu ihtiyacı fazlasıyla karşılıyor. Mantıktan kastım, bu metin ilahi bir kaynaktan mı geliyor sorusuna cevap bulmak için. Yoksa İlahi bir kitaptaki herşeyin hatta çoğu şeyin insan mantığıyla kolaylıkla kavranabileceğini düşünmektir asıl mantıksız olan. Ben size bu kıssalar o dönemde biliniyorsa nasıl oluyorda bir insan Hud Suresi 49. Ayetteki ifadeyi kullanabildi hadi kullandı o çevredeki insanlar bildikleri birşeyi nasıl yalanlamadılar diye bir soru sordum. Kastettiğim mantık yürütme buydu. Siz konuyu bambaşka bir yere çektiniz. Konuyu bir yere çektiğim yok. Uzattıkça uzatıyorsun. Troll olduğundan şüphelenmeye başladım. Sittir et sen beni veya bizi. İnanmak istiyorsun. Tamam. Verdiğim kaynakları beğenmiyorsun. Tamam. Kendi kitabının kendin okumak istemiyorsun. Tamam. Vahiyin gerçek olduğuna, meleklere, cinlere inanmak isteyen sensin. Seni anca İslami forumlar ikna eder, ki seni oraya havale ediyorum. Bak şurası tam size göre, buyrun: Islam forumu
Recommended Posts
Create an account or sign in to comment
You need to be a member in order to leave a comment
Create an account
Sign up for a new account in our community. It's easy!
Register a new accountGiriş yap
Already have an account? Sign in here.
Sign In Now