Jump to content

Valery Legasov

Members
  • İçerik sayısı

    107
  • Kayıt tarihi

  • Son ziyareti

  • Kazandığı günler

    11

Everything posted by Valery Legasov

  1. Bir devleti, akıldan ve bilimden uzaklaştırıp yalnızca dini referanslarla yönetmeye kalkarsan, o devletin tüm kaynaklarını, hangi kadın baş örtüsü takmamış, hangi kadının iki tel saçı gözükmüş, kim zina yapmış, kim dinden dönüp mürted olmuş gibi meseleler ile meşgül edersen İsrail gibi devletlerin madarası olursun.
  2. @Emre_1974tr Arkadaşım, hakaret etmeyeyim diyorum ama sen benimle dalga mı geçiyorsun? Nisa 12'nin neresinde "Vefat edenin anne, babası veya kardeşleri varsa bile mirastan pay almaz" gibi bir ifade geçiyor? "Vefat edenin anne, babası mirastan pay almaz" diye Nisa 12'nin neresinde yazıyor? Nisa 11: Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir. Bak bakayım ne yazıyor burada? Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Peki sen ne diyorsun? "Vefat edenin anne, babası mirastan pay almaz". Şimdi söyle bakalım kim hurafeci oluyor? Bak arkadaşım her şeyi tane tane anlatıyorum. Bir kişi vefat ettiğinde ve geride üç kız çocuğu, anne-baba ve eş bıraktığında, mirasın dağılımı şu şekilde olur: Üç kızın payı, mirasın 2/3’üdür. Çünkü Kuran’da şöyle buyrulur: “Eğer mirasçılar arasında iki kızdan fazla varsa, onlara mirasın üçte ikisi verilir.” (Nisa Suresi, 4:11) Anne ve babanın payı ise toplamda mirasın 1/3’üdür, yani anneye 1/6, babaya 1/6 pay düşer. Çünkü Kuran’da şöyle denir: “Çocuk bırakan kimsenin anne ve babasına her birine altıda bir pay vardır.” (Nisa Suresi, 4:11) Eşin payı ise mirasın 1/8’idir. Kuran’da belirtilmiştir ki: “Geride kalan mallarınızdan onlar (eşleriniz) sekizde birini alırlar.” (Nisa Suresi, 4:12) Bu durumda toplam paylar şöyle hesaplanır: 2/3 (kızlar) + 1/3 (anne-baba) + 1/8 (eş) = 1.125 (yani %112,5) Başka bir ifadeyle, mirasçıların toplam payı, mirasın tamamından (%100) fazladır. Diyelim ki vefat eden kişi 1000 dinar bırakmış; Kuran’a göre payları dağıtmak için 1125 dinar gerekir. Bu, mevcut mirastan fazladır.
  3. @Yalçın BAHADIR Bizim kullandığımız radyo dalgaları başka medeniyetler tarafından kullanılmıyor olabilir ya da zeki yaşam formları çok nadir olduğundan henüz iletişim kurabileceğimiz bir medeniyetle karşılaşmamış olabiliriz. Uzaya radyo dalgaları göndermek pek etkili bir yöntem olmayabilir, ancak şu anki teknolojiyle elimizdeki tek seçenek bu. Dediğim gibi, eğer en azından ışık hızının yarısı kadar hızlarda seyahat edebilen uzay araçları geliştirebilirsek, Proxima Centauri b gibi nispeten daha yakın gezegenlere seyahatler yapabilir ve onları daha yakından inceleyebiliriz. Böyle görevlere kimi göndereceğimiz konusuna gelince; ışık hızında seyahat edebilen uzay araçları üretmeyi başardığımızda, muhtemelen Alien filmindeki sentetikler gibi insan görünümlü android robotlara da sahip oluruz diye düşünüyorum. Bu tür görevlerde insanlar yerine robotlar veya insansız uzay araçları kullanılabilir.
  4. @Emre_1974tr Örneğin, bir kişi vefat ettiğinde geride üç kız çocuğu, anne-baba ve eş bıraktığında, mirasın dağılımı şu şekilde olur: Üç kız çocuğunun payı, “Eğer (mirasçılar) iki kızdan fazla ise, onlara mirasın iki üçte ikisi verilir” [Kuran 4:11] ayetine dayanarak malın 2/3’üdür. Anne ve babanın payı ise, “Eğer mirasçı çocuklar varsa, anneye bir altıda, babaya bir altıda pay vardır” [Kuran 4:11] ayetine göre toplamda malın 1/6 + 1/6 = 1/3’üdür. Eşin payı ise, “Onlar (eşler), bıraktığınız maldan sekizde bir alırlar” [Kuran 4:12] ayetine dayanarak malın 1/8’idir. Bu durumda toplam paylar; kızlar için 2/3 + anne-baba için 1/3 + eş için 1/8 = 27/24 yani 1,125 eder. Görüldüğü üzere miras paylarının toplamı, mirasın tamamından fazladır. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse; eğer mirasçı kişi geride 1000 dinar bırakmışsa, Kuran’a göre mahkeme mirasçılar arasında dağıtmak için 1125 dinara ihtiyaç duyacaktır ki bu da mevcut miktardan fazladır. Muhammed ise, Kuran veya Hadislerde bu matematiksel çelişkiyi gidermek için herhangi bir çözüm sunmamıştır.
  5. Düzeltme yapayım; Parker Solar Probe, yaklaşık 700.000 kilometre/saat hıza ulaşabiliyormuş. Bu da onu şimdiye kadar yapılmış en hızlı insan yapımı uzay aracı yapıyor. Voyager 1'in hızı ise 61.000 kilometre/saat.
  6. 1977 yılında uzaya gönderilen ve insan yapımı en hızlı nesne olan Voyager 1 uzay sondası, saatte yaklaşık 61.000 kilometre hızla uzayda yolculuk ediyor. Ancak bu yüksek hızına rağmen, Güneş Sistemi’ni ancak 35 yıl sonra, 2012 yılında terk edebildi. Dünya dışındaki yaşanabilir olma ihtimali bulunan en yakın ötegezegen olan Proxima Centauri b, Dünya’ya yaklaşık 4.24 ışık yılı, yani yaklaşık 40 trilyon kilometre uzaklıktadır. Voyager 1 hızında bir uzay sondası gönderilse, bu gezegene ulaşması yaklaşık 75.000 yıl sürer. İşte teknolojimizin yetersiz kaldığı nokta tam olarak burasıdır. Ya ışık hızı kadar hızlı olmasak da, ışık hızının yarısı hızında seyahat edebilecek uzay gemileri inşa edeceğiz, ya da bir şekilde solucan delikleri yaratmayı öğrenip mesafeleri kısaltacağız.
  7. Savaşlar, fetihler ve seferler olmasaydı, imparatorluklar gelirlerini nasıl sağlardı? O dönemlerde en büyük gelir kaynaklarından biri ganimet, yani düşmandan elde edilen altın, değerli eşyalar ve benzeri mallardı. Muhammed bile Mekke'den Medine'ye kovulunca ilk iş olarak Mekke kervanlarına yönelik baskınlar düzenlemiş, kervan soygunculuğu yapmıştır. Osmanlı'da Yeniçeriler, uzun süre düzenli seferlere çıkılmadığında isyan çıkarırlardı. Savaş dönemlerinde ganimet, maaş artışı ve terfi gibi beklentilerle tatmin edilen Yeniçeriler, barış zamanlarında bu imkânlardan mahrum kaldıklarında huzursuzluk gösterir ve ayaklanmalar başlatırlardı.
  8. Kuran ayetlerini keyfince yorumluyorsun, ardından da "Bakın, mucize buldum" diyerek burada insanların kafasını ütülüyorsun. Mesela ben de kalkıp Fil Suresi'nde geçen Ebabil kuşlarını F-16'lara, attıkları taşları da füzelere benzetsem, ne diyeceksin? Senin ayetlerden mantıksız ve alakasız anlamlar çıkarman da tam olarak buna benziyor. Bu "yedi gök" nedir ve ne anlama geldiğini doğru şekilde anlayabilmek için önce Talmud'a bakmamız gerekir. Senin "Allah'ın kelamı" dediğin ama keyfi yorumlarınla içine ettiğin Kuran’daki "yedi gök" kavramı da aslında Talmud'dan alınmıştır. Şunu da hatırlatmakta fayda var: Talmud, M.S. 500 civarında son şeklini almıştır ve Kur’an ile arasında yaklaşık 130 yıllık bir zaman farkı bulunmaktadır. Talmud’a göre evrenin üst kısmı, yedi kat gökten (İbranice: shamayim) oluşur. Bu yedi gök katmanı, hem Tevrat’ın çeşitli bölümlerine hem de midraşik yorumlara dayanarak açıklanır. Her bir göğün kendine özgü bir ismi ve işlevi vardır: Vilon (וילון) Kaynak: Yeşaya 40:22 Bu gök, gündüzleri açılıp geceleri kapanan bir perde gibidir. Işığın yayılmasını sağlar ama gündüz boyunca aktif değildir. Raki'a (רקיע) Kaynak: Yaratılış 1:17 Güneş, ay ve yıldızların yerleştirildiği katmandır. Gök cisimlerinin hareket ettirildiği göksel kubbe olarak düşünülür. Shehaqim (שחקים) Kaynaklar: Mezmurlar 78:23; Midraş Tehillim 19:7 Meleklerin un öğüttüğü ve doğru kişilere manna (gök ekmeği) hazırladığı yer olarak tasvir edilir. Zebul (זבול) Kaynaklar: Yeşaya 63:15; 1. Krallar 8:13 Bu katmanda bir "kutsal mesken" veya tapınak bulunur. Tanrı'nın yüceliği burada tezahür eder. Ma'on (מעון) Kaynaklar: Tesniye 26:15; Mezmurlar 42:9 Meleklerin Tanrı’ya gece gündüz ezgiler söylediği yer olarak geçer. Machon (מכון) Kaynaklar: 1. Krallar 8:39; Tesniye 28:12 Dünya olaylarının gözetlendiği ve doğa olaylarının (örneğin yağmur, rüzgar) yönetildiği merkezdir. Araboth (ערבות) En yüksek gök katıdır. Burada Tanrı’nın Tahtı, seraflar, ofanimler ve hayyot gibi yüce melekî varlıklar bulunur. İlahi yargı, bu seviyede cereyan eder. Bu yedi katlı gök yapısı, antik Yahudi kozmolojisinde hem ruhani düzeni hem de Tanrı’ya yaklaşma derecelerini simgeler. Ne garip değil mi? Kuran'daki yedi gök kavramı, Talmud’da da aynı şekilde geçiyor. Kuran’da “Biz en yakın göğü yıldızlarla donattık” denirken, Yahudiler bu yıldızları en yakın göğün bir üst katı olan Raki'a'ya yerleştirmişler. Ve tıpkı Kuran’da olduğu gibi, Güneş, Ay ve yıldızlar aynı gök katmanında yer alıyor. Talmud’a göre Allah’ın Arşı, yani Tanrı’nın Tahtı, yedinci kat olan Araboth’da bulunurken; Kuran’a göre bu Arş yedinci göğün üzerindedir. Senin burada “mucize buldum” dediğin şey aslında, Kuran daha ortada yokken Talmud’da anlatılmış olan bir konsept. İşte bu yüzden Mekkeli paganlar, Muhammed’e “Sen bize eskilerin masallarını anlatıyorsun” diye takılıyordu. Çünkü Muhammed, sağda solda duyduğu ayetleri “Bakın, Allah’tan vahiy geldi” diye insanlara anlatıyordu.
  9. Kamer Suresi 11. ayette “Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık” deniyor. Eğer burada geçen “gök” kelimesini “evren” olarak anlamamız gerekiyorsa, o zaman şu soruyu sormak gerekir: Dünya’ya yağan yağmur, evrenin kapılarından, yani uzaydan mı geliyor? Bilim ise yağmurun atmosferin en alt katmanı olan troposferde oluştuğunu söylüyor. Peki, “sema” veya “semavat” kelimelerini hangi ayette gökyüzü, hangi ayette evren ya da evrenler olarak anlamamız gerektiğine hangi İslam otoritesi karar veriyor? Yok efendim, orada 'gök' yazıyorsa onu evren olarak anlayın, başka bir ayette farklı anlam verin, yok efendim o ayette mecaz var; böyle şey olur mu? Senin bu Kuran'da daha yıldız ne meteor ne bunun ayrımını yapamıyor. Trilyonlarca kilometre uzakta olan devasa gaz küreleri için biz bunları şeytanlara atarız deniyor. Ondan sonra diyorsun ki Kuran bize "Evrenleri" anlatıyor hadi oradan...
  10. Bakara 29 ve Fussilet 12. ayetlerde "yedi gök" ifadesi Arapça olarak "seb‘a semâvâtin" şeklinde geçer. Buradaki "seb‘a", Arapçada "yedi (7)" anlamına gelir. "Semâvâtin" ise, "semâ" kelimesinin çoğuludur ve "gökler" ya da "gök katları" anlamında kullanılır. Tekil hali olan "semâ" ise "gökyüzü" anlamındadır. Osmanlı Türkçesinde “Semâdan yağmur nâzil oldu” deriz, Modern Türkçede ise bu, “Gökyüzünden yağmur indi” olarak anlaşılır. Ancak “semâ” kelimesinden “evrenler” anlamı çıkarmak, zorlamadan başka bir şey değildir. Müminun 18. ayette “Biz gökten su indirdik” anlamına gelen "Ve enzelnâ mine-s-semâ’i mâen" ifadesinde de “semâ” kelimesi “gök” ya da “gökyüzü” anlamında kullanılmıştır. Böyle zorlamaları senin gibi 19'cu olan Edip Yüksel'de yapıyor. Hakka 17. ayette “Allah'ın arşını sekiz melek taşır” denirken, Edip bu ayeti “Rabbinin yönetimi o gün sekiz (evren) üzerinde egemen olacaktır” şeklinde çeviriyor. Bu ayette "taht" anlamına gelen "arş" kelimesini Edip çevirmiyor bile. Senin Kuran'da "Evren" anlamına gelen bir şey bulman için o ayetin içerisinde el-kawn veya el-kawniyât ifadesi geçmesi lazım. Öyle bir ayette Kuran'da yok. Bu ve benzeri ayetler ancak 7. yüzyıl insanının hayal gücüne hitap eder. Siz de ancak böyle, gökyüzü anlamına gelen 'sema'dan evren anlamı çıkarmaya çalışırsınız.
  11. @Emre_1974tr Senin bu Allah, Bakara Suresi 29. ayette şöyle buyuruyor: “Yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra göğe yöneldi ve onları yedi gök olarak düzenledi.” Fussilet Suresi 12. ayette ise: “Böylece iki günde yedi göğü yarattı. Her göğe görevini vahyetti. En yakın göğü de kandillerle süsledik...” Şimdi gel anlat bakalım, bu "yedi gök" neyin nesi? Atmosfer değil diyelim, çünkü modern bilim bize atmosferin beş ana katmanı olduğunu söylüyor: Troposfer, Stratosfer, Mezosfer, Termosfer ve Ekzosfer. Yedi değil. Peki “en yakın gök” nerede? Mülk Suresi 5’te de aynı ifade tekrar ediliyor: “En yakın göğü kandillerle süsledik...” Burada “kandil” olarak tanımlanan şeyin yıldızlar olduğu açık. Ama burada ciddi bir sorun başlıyor. Yıldızlar, Dünya’dan binlerce kat büyük olan devasa gaz küreleridir. En yakını olan Güneş bile bizden yaklaşık 150 milyon kilometre uzakta. Diğer yıldızlar trilyonlarca kilometre mesafede ve ışık yılıyla ölçülen uzaklıklarda bulunuyor. Nasıl oluyor da bu kadar uzak, devasa yıldızlar “en yakın gök”te sayılıyor? Dahası, Fussilet ve Mülk surelerinde, bu yıldızların (ya da “kandillerin”) şeytanları kovmak için kullanılan "ateşli mermiler" olduğu da ima ediliyor. Ama burada da bir çelişki var: Yıldızlar sabit konumlarda duran, kendi çekim kuvvetleriyle dev sistemleri bir arada tutan, nükleer füzyonla enerji üreten gök cisimleridir. Meteor gibi hareketli nesneler değiller. Meteorlar ise Dünya atmosferine giren ve sürtünme ile yanan, genellikle sadece birkaç saniye görülebilen küçük taşlardır. Eğer Kuran’daki “alevli mermiler” bu meteorlar ise, bu demektir ki şeytanlar/ya da cinler Dünya atmosferinin üst katmanlarında dolanıyor olmalı. Ancak yıldızlar bu katmanların çok ötesindedir — trilyonlarca kilometre uzakta. Ayrıca fizik yasaları çerçevesinde meteorlar yön değiştirmez. Sabit yörüngelere göre hareket ederler. Yani bir cin veya şeytan yön değiştirirse, bir meteor onu “kovalayamaz.” Kaldı ki yıldızların böyle bir işlevi zaten mümkün değil. Güneş’in içine bir milyon Dünya sığabiliyor. Böyle bir kozmik yapının “şeytan kovalamak” gibi bir görevi olması, yalnızca 7. yüzyıl insanının hayal gücüne hitap eder. Sonuç olarak: Yedi kat gök neye karşılık geliyor belli değil. “En yakın gök”te yıldızların olması bilimsel gerçeklikle çelişiyor. Yıldız ve meteor ayrımı metinlerde karıştırılmış gibi görünüyor. Yıldızların cin veya şeytan kovalamak için kullanılması astronomik açıdan absürt. Bu ayetlerin 7. yüzyıl Araplarının dönemin kozmolojik anlayışını yansıttığı oldukça açık. Bugün bilimle kıyaslandığında, bu anlatımların metafor bile olsa evrenin doğasıyla bağdaşmadığı görülüyor.
  12. Newton’un evrensel çekim yasası, düşük hızlar ve düşük kütleçekim alanları için geçerlidir. Işığın kütleçekimden etkilenmesini açıklayamaz. 🙂 Einstein bu problemi Genel Görelilik ile çözdü. Işığın bir kara delikten kaçamaması, bunun tam aksi bir durum yaşanacağına yani yol olsa kaçabileceği anlamına gelmez. Kara deliklerde uzay-zaman öyle bir eğilmiş ki tüm yollar kara deliğin merkezine çıkıyor. Buradaki "kaçamama" durumu ışığın enerjisi yetmediğinden değil, geometrik olarak kaçacak rota kalmamasından dolayı. Yani olay ufku dediğimiz sınırın içindeki uzay-zaman eğriliği, tüm olası ışık yollarını da kara deliğin içine doğru büküyor. Solucan delikleri yani Einstein-Rosen köprüleri çöpe gider mi konusu gelirsek; Solucan deliklerini, kara deliklerden farklı olarak iki uzak nokta arasında kısa bir bağlantı gibi düşünmek lazım. Işık, kara deliğin olay ufkunda kaçamaz, çünkü tüm yollar içine doğru bükülür ama solucan delikleri “uzayın farklı bir bölgesine geçiş kapısı” olarak davranabilir. Yani ışık oradan geçerek başka bir evrene veya uzak bir bölgeye kaçabilir. Umarım açıklayıcı olmuştur. 🙂
  13. Konunun uzmanı değilim ama bu sorduğunuz soruyu ChatGPT'ye sordum. Verdiği cevap ilgilinizi çekebilir diye buraya olduğu gibi kopyalıyorum. Ancak bu “kütle” anlamında değil; enerji ve momentum taşıdığı için kütle çekimiyle etkileşime girer. 🕳️ 3. Işık neden kara delikten kaçamaz? Kütlesi yoksa nasıl etkilenir? Bu soru harika. Burada Newton fiziğinden çıkıp genel göreliliğe geçmemiz gerekiyor. Newton'da: Kütle yoksa → yerçekiminden etkilenmez. (Klasik yaklaşım) Einstein'ın genel görelilik kuramında: Kütle (ve enerji), uzay-zamanı büker → ışık düz gitse bile bükülmüş uzayda kıvrılır. Kara delik, uzay-zamanı o kadar bükmüştür ki, olay ufkunun içinde tüm yollar (ışığın yolları da dahil) kara deliğin merkezine çıkar. Yani ışık bir yere çarptığı için değil, yolu olmadığından kaçamaz. ☄️ 4. Işık neden kütleçekim merceği etkisi gösterir? Işık, ağır cisimlerin (galaksiler, kara delikler vs.) yakınından geçerken yolunu değiştirir. Bu yine kütle çekiminin uzay-zamanı bükmesi yüzündendir. Klasik "kuvvet" gibi düşünme; bu bir geometri meselesidir. 🧠 Kısa Özet: Özellik Işık Dinlenim kütlesi 0 (yok) Enerji ve momentum Var Dalga mı, parçacık mı Her ikisi (duruma göre) Yerçekiminden etkilenir mi? Evet, çünkü enerji taşır Kara delikten neden kaçamaz? Uzay-zaman orada kapalıdır İstersen bu konuyu daha ileri düzeyde, matematiksel yönüyle de konuşabiliriz (örneğin, ışığın izlediği "geodezikler" veya Schwarzschild metriği üzerinden). Ama şu an için merak ettiğin kısımları oldukça güzel ifade etmişsin — "saçmalamak" değil, tam tersine fiziğin sınırlarını sorguluyorsun. Bu çok değerli.
  14. Ayşe'nin "Muhammed ölünce biz çok meşguldük o sırada keçiler gelip recm ayetini yedi" dediği Kuran bu sizin dediğiniz Barnabas kuranı oluyor o zaman. 🙂
  15. Muhammed zamanı okunan recm ayetinin, Muhammed öldükten sonra ortadan kaldırılması Kuran'ın değiştiğinin en basit örneğidir.
  16. Müslümanların Allah'ı kumar oynar, öfkelenir hatta gider Muhammed'a özel ayet bile indirir. Muhammed'in adamları gider haram aylar zamanı bir tane kervane baskın düzenler, yanlış hatırlamıyorsam bu baskında 1-2 kişiyide öldürürler. Bu olaydan sonra Allah hemen ayet indirir(Bakara 217 olması lazım) Muhammed efendi ganimetleri gönül rahatlığıyla yiyebilsin diye. Müslümanların Allah'ı öfkelenir, insanlara aşağlık maymunlar der, ben insanların çoğunu cehenneme odun olsunlar diye yarattım, onların derileri yandıkça yeni deriler giydirip tekrar yakacağım vs. der. Yani her şeyi bilen, her şeyi gören, kudret sahibi Allah, benim inançsız biri olacağımı bildiği halde beni yaratmış, neden? Cehenneme odun olayım diye... Birde demiş ki onların kalpleri vardır düşünmezler, kulakları var duymazlar, gözleri var görmezler... Yani her türlü onlar cehenneme odun olacaklar boşuna uğraşmayın diyor... Birde bu Allah yarattığı kullarını sürekli ateşle, sıcakla veya ellerini kurutmakla tehdit ediyor. Çölde yaşayan bir bedevinin en büyük korkusu yanmaktır veya çölün ortasında 60 derece güneşin altında susuz kalmaktır. ama Grönland gibi Kuzey Kutbuna oldukça yakın yerlerde, -40 veya -30 gibi derecelerde kardan yaptıkları evlerin içerisinde yaşayan insanların en büyük korkusu soğuktan donarak ölmektedir en büyük dostu ise sıcaklık yani ateştir. Ben bu Allah'ın hiç görmedim "sizi içi buz dolu havuzların içerisine atacağım, eliniz ayağınız buz kesecek" dediğini sürekli ateşle ve yakmakla tehdit ediyor... Allah'ın bölgesel bir tanrı olduğu ve sadece Arap kavmi için geldiği buradan bile anlaşılıyor.
  17. Git bir kadın doğum uzmanına sor bakalım. 48 yaşında bir kadının 6 tane çocuk doğurması mümkün mü? Hatice validen her sene bir çocuk doğursa 54 yaşına kadar çocuk doğurması lazım. 54 yaşında bir kadının çocuk doğurması sana mantıklı geliyor mu? 50 yaşından sonra hamilelik ancak tüp bebek tedavisi ile mümkün. Yoksa günümüzde 70 yaşında hamile kalan kadında var ama bak tekrar söylüyorum tüp bebek tedavisi ile. Peki şimdi sorarım sana, 1400 sene önce tüp bebek tedavisi olmadığına göre, Hatice annen 48 yaşından sonra 6 çocuğu nasıl doğurdu? Hadi 55 yaşında değilde 60 yaşında menapoza girsin ne fark eder? Bu menapoz dediğimiz şey belirli bir yaşa gelince tak diye olan bir durum değil. Belirli bir yaşa gelince kadının doğurganlığı azalır, yumurtaları daha sağlıksız hale gelir ve bir süre sonra üreme sistemi tamamen durur. "kadınların yaşı ergenlikten itibaren sayılır" dediğiniz zaman işte böyle akıl dışı, mantık dışı durumlar ortaya çıkıyor. Bu durumda önünde iki seçenek var: Ya diyeceksin ki, "Kadınların yaşı ergenlikten itibaren sayılır" olayı tamamen biz Müslümanların uydurmasıdır. Bu durumda Hatice annen, Muhammed ile evlendiğinde 40 yaşında olmuş oluyor ve 40 yaşında bir kadının hamile kalması ise normal sayılabilecek bir durum(48-50 yaşında hamile kalmasına kıyasla) ama bunu dediğin zamanda Ayşe'nin 9-10 yaşında evlendiğini kabul etmiş oluyorsun. veya "Kadınların yaşı ergenlikten itibaren sayılır" olayı doğrudur, Ayşe validemiz 18 yaşında evlenmiştir. Hatice annemizde 48 yaşında 6 çocuk doğurmuştur. Allahü Teala istediktenden sonra 60-70 yaşında bir kadın bile çocuk doğurur. Hatice annemizin 48 yaşından sonra 6 çocuk doğurması ise Allah'ın mücizelerinden biridir diyeceksin ve işin içinden çıkacaksın. tercih senin.
  18. Yani? Yeni bahaneniz bu mu şimdi? Kız çocukları 8 ile 13 yaşları arasında ergenliğe girer. Muhammed ile evlendiğinde Hatice 40 yaşındaydı. Eğer ki Hatice annen 8 yaşında ergenliğe girdiyse 40+8'den 48 yaş yapıyor yok eğer 13 yaşında ergenliğe girdiyse 40+13'den 53 yaş yapıyor. Yani bu durumda Hatice annen, Muhammed ile evlendiğinde 48 ila 53 arasında bir yaşa sahipti. Hadi diyelim ki 48 yaşında olsun. Muhammed'in Hatice'den kaç çocuğu oldu? 6 çocuk Şimdi sana sorarım; Hatice annen, 48 yaşından sonra 6 tane çocuğu nasıl doğurdu? Her sene bir çocuk doğurdu desek 54 yaşına kadar çocuk doğurmuş Hatice annen... Kadınlar zaten 45-55 yaş aralığında menopoza girer yani doğurganlık özelliği kaybeder. 48 yaşında bir kadının 6 tane çocuk doğurması sana mantıklı geliyor mu? Bak işte Ayşe'nin yaşını kıvıracağız derken yaptığınız onca formül, matematik hesabı nasıl oluyorsa Hatice'ye gelince tutmuyor! Ayşe'ye özel matematik hesabı yapıp sonrada "Arap toplumunda kadınların yaşı ergenliğe girdikten sonra sayılır" derseniz böyle ortada kalırsınız işte! ama tekrar diyorum siz Müslümanlar için hava hoş. Allah istedikten sonra 100 yaşındaki bir kadın bile çocuk doğurur diyip işin içinden çıkarsın yine...
  19. Ayşe'nin yaşını kıvıracağız derken, Müslümanlar başka bir noktada hata yapıyor. Müslümanların iddiası şu; Arap toplumunda kız çocuklarının yaşı, ergenliğe girdikten sonra sayılıyor. Ayşe, 13 yaşında ergenliğe girdi desek, 13+9 yani 22 yaşında evlenmiş oluyor. Hadi diyelim böyle olsun. Peki ya Hatice? Muhammed ile evlendiğinde Hatice 40 yaşındaydı. 13 yaşında ergenliğe girdi desek 40+13'den 53 yaş yapıyor. Peki, Muhammed'in Hatice'den kaç çocuğu oldu? 6 çocuk, 2 erkek, 4 kız diye hatırlıyorum yanlışım yoksa. Peki şimdi size sorarım Müslümanlar; Hatice, 53 yaşından sonra 6 tane çocuğu nasıl doğurdu? 45-55 yaş aralığında kadınlar zaten menopoza giriyor yani doğurganlığını kaybediyor. 53 yaşından sonra bir kadının 6 tane çocuk doğurduğu nerede görülmüş? 1 değil 2 değil 6 çocuk. Her sene bir çocuk doğurdu desek 53+6 yani Hatice anneniz 59 yaşında çocuk doğurmuş... Yoksa Ayşe'ye gelince ayrı hesap, Hatice'ye gelince farklı bir hesap mı işliyor? Gerçi Müslümanlar için hava hoş. Allah istedikten sonra 100 yaşındaki bir kadın bile çocuk doğurur diyip işin içinden çıkarlar...
  20. Değerli dostlar, biliyorsunuz ki hem Kuran'daki ayetlerde hem de hadislerde İslam dininde şarap yani içki tüketimi haram kılınmıştır. Ancak Kütüb-i Sitte'de geçen bir hadiste, bunun tam tersi bir olay anlatılmaktadır. (2278) - Hasan İbnu Ali (radıyallâhu anhümâ) babasından naklen anlatıyor: "Bedir Savaşı ganimetinden hisseme düşen yaşlı bir devem vardı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da humus'tan (o gün) bana yaşlı bir deve daha verdi. Develerim, Ensar'dan bir zatın hücresinde ıhmış dururken yanlarına geldim. Bir de ne göreyim, develerimin hörgüçleri kesilmiş, böğürleri oyulmuş, ciğerleri de sökülmüştü. Bu manzarayı görünce kendimi tutamayıp ağladım. "Bunu kim yaptı?" diye sordum. "Hamza yaptı. Şu anda falanca evde, Ensar'dan birinin içki meclisindedir. Şarkıcı câriye ona şarkı okumuş, şarkısında şunları söylemişti: 'Ey Hamza! Şişman yaşlı develere dikkat et, Onlar avluda bağlıdırlar, Bıçağı onların sinesine vur, Pirzola veya benzerini çabuk yap!'" Bu şarkı üzerine Hamza (radıyallâhu anh) fırlayıp kılıcı kapmış, develerin hörgüçlerini kesmiş, karınlarını yarmış, ciğerlerini sökmüştü. Hz. Ali (radıyallâhu anh) devamla şunları söyledi: "Ben hemen gidip Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna çıktım. Yanında Zeyd İbnu Hârise vardı. Beni görünce, başımdan geçenleri yüzümden okudu. "Neyin var?" diye sordu. Ben: "Ey Allah'ın Resûlü! Bugünkü gibi (dehşetli bir manzara) görmedim. Hamza iki deveme saldırıp hörgüçlerini kesmiş, böğürlerini yarmış. Hemencecik şurada, bir içki meclisindedir!" dedim. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ridâsını istedi, getirdiler, giyip yaya olarak gitti. Biz de arkasına düştük. Hamza'nın bulunduğu eve kadar geldi. İzin istedi, buyur ettiler. Girince bir içki meclisiyle karşılaştı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) fiilinden dolayı Hamza'yı ayıplamaya başladı. Hamza sarhoştu, gözleri kızarmıştı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a baktı, sonra nazar edip aşağıdan dizlerine kadar süzdü, tekrar ayağından başlayıp beline kadar süzdü, sonra tekrar bakışlarıyla süzerek yüzüne kadar geldi ve: "Siz benim babamın kölelerinden başka bir şey misiniz?" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onun sarhoş olduğunu anlayınca hemen geri döndü. Biz de peşinden çıktık. Buhârî, Hums: 1, Büyû: 28, Şirb: 13, Meğâzî: 11, Libâs: 7; Müslim, Eşribe: 2, (1979); Ebû Dâvud, Harac: 20, (2986). Ey Müslümanlar! Allah’ın aslanı dediğiniz Hamza, meyhaneye gidiyor, orada kendisine şarap sofrası kuruyor ve karşısında cariyeler şarkı söylüyor! Sonrasında Hamza sarhoş oluyor ve cariye, söylediği şarkıda “Hadi bakalım, şu yaşlı develeri kes!” diyince, Hamza efendi eline kılıcı alıp, Ali’nin develerini kuşbaşı yapıyor! Ali bunun üzerine Muhammed’in yanına gidiyor, “Hamza sarhoş olmuş, benim develerimi doğramış” diyor. Bunun üzerine Muhammed, hemen Hamza’nın şarap sofrası kurduğu meyhaneye gidiyor. Bakıyor ki, Hamza gerçekten sarhoş olmuş, gözleri kızarmış. Hamza’yı sarhoş olmasından dolayı ayıplamaya başladığında ise Hamza, Muhammed’e ters ters bakmaya başlıyor. Sonrasında Hamza ayağa kalkıyor ve Muhammed’in yüzüne karşı: “Ulan, siz benim babamın köleleri değil miydiniz?” diyerek, Muhammed’e yani Allah’ın Resülü’ne fırça kayıyor! Muhammed bunun üzerine hiç bir şey demeden arkasını dönüyor ve evine doğru gidiyor!
      • 1
      • Thanks
  21. Sad bin Muaz, Hendek Savaşı sırasında yaralanmış ve bu yaralarından dolayı bir süre sonra hayatını kaybetmiştir. Hendek Savaşı'nın ardından, Muhammed ve adamları Medine'ye döner. Muhammed, Ayşe'nin yanına gelir, silahlarını bırakır ve üzerindeki tozu-toprağı silkerken Cebrail gelir ve "Sen silahlarını bıraktın ama biz hala bırakmadık. Hadi bakalım, Beni Kureyza'ya" diyerek Muhammed'e bir emir verir. Muhammed de adamlarını tekrar toplar ve Beni Kureyza'ya doğru hareket ederler. Muhammed ve adamları, Beni Kureyza kalesini kuşatma altına alır ve Kureyzaoğulları teslim olmak zorunda kalır. Yahudiler, Muhammed'den kendi hakemlerini seçme konusunda izin ister. Muhammed bu isteği kabul eder ve Yahudiler de Sad bin Muaz'ı hakem olarak seçerler. Sad bin Muaz, bu sırada yaralı halde olup, hükmünü şu şekilde verir: "Ben, onlardan eli silah tutanların (muharib olanların) öldürülmesine, kadın ve çocukların esir edilmesine ve mallarının taksim edilmesine hükmediyorum!" [Buhârî, Megazî 30, Cihad 18; Müslim, Cihâd 67, (1769); Ebu Dâvud, Cenâiz 8, (3101); Nesâî, Mesâcid 18, (2, 45).] Sad bin Muaz bu hükmü verdikten bir süre sonra tedavi gördüğü çadırda ölür. Muhammed'de "Müşriklerden yaşlı olanları öldürün, fakat tıfıllarına (şerh) yani henüz tüyü çıkmayanlara dokunmayın." der. Yani koltuk altında veya bir başka yerinde kıl çıkmaya başlamış erkek çocukları dahi öldürülür. [Ebu Dâvud, Cihâd 121, (2670); Tirmizî, Siyer 28, (1583). İbni Kesir'e göre ise 700-800 Yahudi erkeği kafaları kesilerek idam edilir. Muhammed, Beni Kureyza'dan Reyhane adındaki genç kadını köle olarak almıştır. Reyhane'nin tüm ailesi ve eşi, kafaları kesilerek öldürülmüştür.
  22. Kuran'ın bozulduğu ile ilgili bir diğer örnek, Muhammed zamanında Kuran'da bulunan recm ayetinin, Muhammed'in ölümünden sonra nesh edilmesi yani ortadan kaldırılmasıdır. İmam el-Kurtubi, Surah el-Ahzab tefsirine şu şekilde başlamaktadır: سورة الأحزاب Surah el-Ahzab, Bu sure, tamamına göre Medeni bir suredir (Medine döneminde nazil olan). Münafıkların, Allah Resulü'ne zarar vermek, onu eleştirmek ve onun evlilikleri gibi çeşitli konularda hakaretlerde bulunmaları üzerine indirilmiştir. 73 ayetten oluşmaktadır. Ancak, bu sure zamanında Surah el-Bakara kadar uzun kabul ediliyordu ve içinde recm ayeti de bulunuyordu. Bu ayet şu şekildeydi: الشيخ والشيخة إذا زنيا فارجموهما البتة نكالا من الله والله عزيز حكيم Yaşlı erkek ve yaşlı kadın zina ettiklerinde, onları tamamen taşlayın. Bu, Allah'tan bir ceza olup, Allah aziz ve hikmet sahibidir. Ebu Bekir el-Envâri, bu bilgiyi Ubay bin Ka'b'tan rivayet etmiştir. Alimler, bu ayeti şöyle açıklamaktadırlar: Allah, el-Ahzab suresindeki mevcut ayetlerden fazlasını kendisine yükseltmiştir ve recm ayetinin lafzı artık Kur'an’da yer almamaktadır. Ahmet bin el-Heytem bin Halid, bize şöyle nakletmiştir: "Ebu Ubeyd el-Kâsım bin Selâm, İbnü'l-Mübarek'ten, o da İbnü'l-Lehîa'dan, o da Ebu'l-Esved'den, o da İkrime'den, o da Aişe'den şöyle dedi: 'Allah Resulü zamanında, el-Ahzab suresi 200 ayet olarak sayılırdı. Ancak Mushaf yazıldığında, sadece şu anki mevcut ayetler kayda geçti.'" Ebu Bekir el-Envâri, Aişe'nin bu sözünden şunu anlamamız gerektiğini ifade etmiştir: 'Allah Teâlâ, el-Ahzab suresinin bizim elimizde bulunan kısmından fazlasını kendisine yükseltmiştir.' Ben derim ki: Bu, Kur'an'daki naskh (yok etme) türlerinden birisidir ve daha önce Bakara suresinde bu konu detaylı olarak ele alınmıştı, elhamdülillah. Zürr, İbnü Ka'b'a şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Siz el-Ahzab suresini kaç ayet sayıyorsunuz?" Ben de "73 ayet" dedim. O ise şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki, bu sure, Bakara suresiyle eşdeğer veya daha uzun olabilirdi. Biz, bu sureden recm ayetini de okurduk: الشيخ والشيخة إذا زنيا فارجموهما البتة نكالا من الله والله عزيز حكيم Yaşlı erkek ve kadın zina ettiklerinde, onları tamamen taşlayın. Bu, Allah'tan bir cezadır ve Allah aziz ve hikmet sahibidir." İbnü Ka'b burada, bu ayetin Kur'an'dan nesh edilmiş bir kısım olduğunu kastetmiştir. (Tefsir el-Kurtubi 14/106-107) Kurtubi'nin Ahzab suresi için yapmış olduğu tefsiri incelediğimizde, Muhammed döneminde Ahzab suresinin, Bakara suresi kadar uzun olduğu ve içerisinde recm ayetinin de bulunduğu görülmektedir. Muhammed zamanında recm cezasının uygulandığına dair Kütüb-i Sitte'den bir hadis; 4. (1608) - Ebû Hüreyre ve Zeyd İbnu Hâlid el-Cühenî (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: Bir bedevî, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e gelerek: "- Ey Allah'ın Resûlü, Allah aşkına, hakkımda Allah'ın kitabıyla hükmet!" diye yemin etti. Bundan daha fakih olan bir diğeri de: "- Evet, aramızda Kitabullah'la hükmet, bana da izin ver!" talebinde bulundu. Aleyhissalâtu vesselâm Efendimiz: "- Meramını söyle! (seni dinliyorum)" dedi. Adam: "- Oğlum bunun yanında işçi idi. Karısıyla zinâ yaptı. Bana, "Oğlun için recm gerekir" dediler. Ben de hemen oğlum adına yüz koyun ve bir cariye fidye olarak verdim. Sonra bir de ilim adamlarına sordum. Bana: "Oğluna yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası gerekir; bu adamın karısına da recm cezası uygulanmalıdır" dediler," dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "- Ruhumu kudret elinde tutan Zât'a yemin olsun, ikinizin arasını Kitabullah'a uygun şekilde hükme bağlayacağım: Cariye ve koyunlar sana geri verilecek. Oğluna yüz sopa ve bir yıl sürgün cezası uygulanacak" buyurdu. Sonra, Eslemli bir adama seslendi: "- Ey Üneys! Bu zâtın hanımına git, eğer zinâyı itiraf ederse onu recmet!" dedi. Üneys, kadına vardı. O suçunu itiraf etti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) emretti, kadın recmedildi. Kaynaklar: [Buhârî, Muhâribîn 30, 32, 34, 38, 46, Vekâlet 13, Şehâdât 8, Sulh 5, Şurût 9, Eymân 3, Ahkâm 39, Haberu'l-Vâhid I, İ'tisâm 2; Müslim, Hudud, 25, (1697, 1698); Muvatta, Hudud 6, (2, 822); Tirmizî, Hudud 8, (1433); Ebû Dâvud, Hudud 25, (445); Nesâî, Kudât 21, (8, 240, 241); İbnu Mâce, Hudud 7, (2549).] Bu hadisi incelediğimizde, Muhammed zamanında Kitabullah yani Kuran içerisinde recm ayeti ve recm cezasının uygulandığını görüyoruz. Peki, Muhammed'in ölümünden sonra Kuran'daki recm ayetini kim nesh etti, yani ortadan kaldırdı? Bu sorunun cevabını bulmak için başka bir hadise bakmamız gerekiyor. (1589) - İbnü Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Hz. Ömer (radıyallahu anh) hutbe verirken şunları söyledi: "Allah Teâla hazretleri, Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'ı hak din ile göndermiş ve ona Kitap'ı indirmiştir. Bu indirilenler arasında recm âyeti de vardı. Biz bu âyeti okuduk ve ezberledik. Ayrıca, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zinâ yapanlara recm cezasını uygulamıştır, sonrasında biz de bu cezayı tatbik ettik. Benim endişem şu: Zamanla bazı kimseler çıkıp 'Biz Allah’ın Kitabında recm cezasını görmüyoruz' diyerek inkâra sapabilirler ve böylece Allah’ın indirdiği bir farzı terk ederek dalâlete düşebilirler. Şunu bilin ki, recm; kadın ve erkekten muhsan olanların zinâları, delil, hamilelik ya da itiraf yoluyla sübût bulduğunda onlara tatbik edilmesi gereken bir haktır. Allah’a kasemle söylüyorum, eğer insanlar: 'Ömer, Allah Teâla'nın kitabına ilâve etti' demeselerdi, recm âyetini Kitabullah’a yazardım." [Buhârî, Hudud 31, 30, Mezâlim 19, Menâkibu'l-Ensar 46, Megâzî 21, İ'tisâm 16; Müslim, Hudud 15, (1691); Muvatta, Hudud 8, 10, (823, 824); Tirmizî, Hudud 7, (1431); Ebu Dâvud, Hudud 23, (4418).] Evet dostlar, recm ayetinin kaldırılmasıyla ilgili kilit nokta tam olarak bu hadiste yer almaktadır! Ömer şöyle diyor: Allah, Muhammed'e Kuran'ı indirmiştir ve bu indirilenler arasında recm ayeti de vardı. Sonrasında biz bu ayeti okuduk, ezberledik ve recm cezasını da uyguladık. Ömer devamında şunu ekliyor: Eğer insanların, "Ömer, Allah'ın kitabına ilâve etti" yani "ekleme yaptı" demeyeceklerini bilseydim, recm ayetini Kitabullah'a, yani Kuran'a yazardım! Demek ki neymiş? Kuran’da recm ayeti varmış. Ömer'de bunu söylüyor. Ama sonrasında insanlar, “Ömer kafasına göre Kuran’a ayet ekliyor, çıkarıyor” diye iftira atarlar diye, recm ayetini Kuran’a yazmaktan çekinmiş! Bu ve benzeri durumlar, Müslümanların "Kuran Allah tarafından korunmuştur, Kuran hiç bozulmamıştır" şeklindeki söylemleriyle çelişmektedir. Kaynak arayan Müslümanlar, Kutubu Sitte hadislerini inceleyebilirler; https://derintevhid.com/wp-content/uploads/2022/11/Kutubi-Sitte-Ibrahim-Canan.pdf
      • 2
      • Thanks
  23. @Yarbay İbrahim Ayşe'nin recm ayeti ve on kez süt emme ayetinin keçiler tarafından yendiğini söylemesiyle alakalı ilk başta "Ayşe anamız böyle konuşmaz, bu hadis çürüktür" demiştin. Şimdi ise son attığın mesajı inceledim, orada da "Recm ayeti indi ama sonradan nesh oldu yani ortadan kaldırıldı" demişsin, ya da demiş o cevabı veren hacı hoca kimse. Neyse, şimdi bu durumda şu soruları sormam gerekiyor: İlgili hadislerde Muhammed zamanında biz Ahzab suresini 200 ayet olarak okurduk, içerisinde recm ayeti de vardı deniliyor. Peki, Muhammed zamanında bu şekilde olan Ahzab suresini sonradan kim 73 ayete indirdi? Geriye kalan 120 küsür ayet kim çöpe attı? Recm ayetini kim nesh etti, kimden emir aldı? Kuran'ı kim iki kapak arasına aldı, yani kitap haline getirdi? Osman. Peki, recm ayetinin nesh edilmesiyle alakalı Osman kimden emir aldı? Osman'ın peygamberlik unvanı mı var da biz mi bilmiyoruz? Osman yapmaz öyle şey diyorsan, o zaman Ebu Bekir veya Ali mi Ahzab suresinden 120 küsür ayeti ortadan kaldırdı? Recm ayetini bunlar mı nesh etti? Hem Muhammed zamanında recm ayeti var diyeceksin ama şimdi nerede diye sorduğumuzda "nesh edildi" diyeceksin. Ulan arkadaş, kim nesh ediyor bu ayeti? Muhammed öldükten sonra Allah ile iletişim kesiliyor. Muhammed zamanında okunan recm ayeti, Muhammed öldükten sonra nesh ediliyor, bak sen şu işe! Kim nesh ediyor? Osman mı? Osman kimden emir almış? Osman ve Zeyd bin Sabit bayağı kafasına göre iş yapmış! Al sana Kuran'ın bozulduğu ile alakalı bir başka örnek!
  24. @Yarbay İbrahim Ben sana doğrudan kaynağından ayet ve hadis sunuyorum. Sen ise bana, Sorularla İslamiyet gibi sitelerden hacı hoca ne cevap verdiyse, onu kopyala-yapıştır yapıyorsun. Yukarıda, Ayşe'nin recm ayeti ve on kez süt emme ayetinin keçiler tarafından yendiğiyle ilgili İbni Mece'den bir hadis getirdim. Bu hadislerin çürük olduğunu söyledin ve kıvırdın. Ayşe annen yalan söylüyorsa o halde Kuran'dan bana recm ve on kez süt emme ile ilgili olan ayetleri getir dedim onu da yapmadın. İbni Mace'yi beğenmedin diye şimdi de Kurtubi Tefsiri'nden Ahzab Suresi'ne yaptığı tefsiri buldum. Kurtubi bile bu konuya ayrı bir şekilde değinmiş. İmam el-Kurtubi, Surah el-Ahzab tefsirine şu şekilde başlamaktadır: سورة الأحزاب Surah el-Ahzab, Bu sure, tamamına göre Medeni bir suredir(Medine döneminde nazil olan). Münafıkların, Allah Resulü'ne zarar vermek, onu eleştirmek ve onun evlilikleri gibi çeşitli konularda hakaretlerde bulunmaları üzerine indirilmiştir. 73 ayetten oluşmaktadır. Ancak, bu sure zamanında, Surah el-Bakara kadar uzun kabul ediliyordu ve içinde Recm ayeti de bulunuyordu. Bu ayet şu şekildeydi: الشيخ والشيخة إذا زنيا فارجموهما البتة نكالا من الله والله عزيز حكيم Yaşlı erkek ve yaşlı kadın zina ettiklerinde, onları tamamen taşlayın. Bu, Allah'tan bir ceza olup, Allah aziz ve hikmet sahibidir. Ebu Bekir el-Envâri, bu bilgiyi Ubay bin Ka'b'tan rivayet etmiştir. Alimler, bu ayeti şöyle açıklamaktadırlar: Allah, el-Ahzab suresindeki mevcut ayetlerden fazlasını kendisine yükseltmiştir ve Recm ayetinin lafzı artık Kuran'da yer almamaktadır. Ahmet bin el-Heytem bin Halid, bize şöyle nakletmiştir: "Ebu Ubeyd el-Kâsım bin Selâm, İbnü'l-Mübarek'ten, o da İbnü'l-Lehîa'dan, o da Ebu'l-Esved'den, o da İkrime'den, o da Aişe'den şöyle dedi: 'Allah Resulü zamanında, el-Ahzab suresi 200 ayet olarak sayılırdı. Ancak Mushaf yazıldığında, sadece şu anki mevcut ayetler kayda geçti.' Ebu Bekir el-Envâri, Aişe'nin bu sözünden şunu anlamamız gerektiğini ifade etmiştir: 'Allah Teâlâ, el-Ahzab suresinin bizim elimizde bulunan kısmından fazlasını kendisine yükseltmiştir.'" Ben derim ki: Bu, Kuran'daki naskh (yok etme) türlerinden birisidir ve daha önce Bakara suresinde bu konu detaylı olarak ele alınmıştı, elhamdülillah. Zürr, İbnü Ka'b'a şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Siz el-Ahzab suresini kaç ayet sayıyorsunuz?" Ben de "73 ayet" dedim. O ise şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki, bu sure, Bakara suresiyle eşdeğer veya daha uzun olabilirdi. Biz, bu sureden Recm ayetini de okurduk: الشيخ والشيخة إذا زنيا فارجموهما البتة نكالا من الله والله عزيز حكيم Yaşlı erkek ve kadın zina ettiklerinde, onları tamamen taşlayın. Bu, Allah'tan bir cezadır ve Allah aziz ve hikmet sahibidir." İbnü Ka'b burada, bu ayetin Kuran'dan nesh edilmiş bir kısım olduğunu kastetmiştir. (Tefsir el-Kurtubi 14/106-107) Kaynak: https://tulayhah.wordpress.com/2020/12/14/the-length-of-surah-al-ahzab-tafsir-al-qurtubi/
  25. @Yarbay İbrahim Bunları bana değil, o hadis için sahih diyen İslamcı yol arkadaşlarına söyleyeceksin. İbni Mace'nin hadisleri, Kütüb-i Sitte içerisinde bile yer almaktadır. Eğer İbni Mace'nin hadislerine bile çürük hadis diyorsan, o zaman komple tüm Kütüb-i Sitte'yi çöpe atman gerekir. Eğer o hadise çürük diyorsan, o halde Kuran'dan recm ve on kez süt emme ile ilgili olan ayetleri önümüze getirmen lazım.
×
×
  • Create New...