-
İçerik sayısı
88 -
Kayıt tarihi
-
Son ziyareti
-
Kazandığı günler
10
İçerik türü
Profiller
Forums
Store
Makaleler
Everything posted by Valery Legasov
-
Kur´an piyasadaki sahte İncillerin hatalarını düzeltir
Valery Legasov replied to Emre_1974tr's konu in Din
@kavak Emre'ye böyle çalışmadığı yerlerden sorular sorunca adeta dut yemiş bülbüle dönüyor. Kendisinin hala miras ayetlerinde ki matematik hatası konusunda cevap vermesini bekliyorum. -
@kavak Müslümanlar için, Muhammed Allah'ın önündedir. Müslümanlar, "Biz peygamberler arasında ayrım yapmayız" derler, ama İsa'dan, Musa'dan ya da İbrahim'den bahsettiğinizde çoğu Müslüman susar, bu isimleri sadece dil ucuyla söylerler. Allah’tan bahsedin, yine Müslüman sessiz kalır. Ama ne zaman Muhammed'in ismi geçse ya da salavat getirilmese, hemen tepki göstermeye başlarlar. "Utanmıyor musun?" veya "O senin askerlik arkadaşın mı?" gibi tepkiler duyulmaya başlanır. Hatta Şeriat ile yönetilen ülkelerde, bu durum öldürülmeye kadar gidebilir. Bakara 136'da ne diyor? "Biz Allah'ın her indirdiğine inanırız, peygamberler arasında ayrım yapmayız." İsa'ya İsa, Musa'ya Musa denince bir sorun yok; ama Muhammed'in isminin önüne "Hazreti" getirme, Müslümanlar hemen hoplamaya başlıyor. Bir Müslüman camiye veya bir sohbete gitsin, Allah’ın ismini kaç kez anarsa ansın, kimse bir tarafını kıpırdatmaz bile. Ama Muhammed’in ismi geçtiğinde hemen hoplamaya başlarlar. Çünkü Müslüman için ilah, Muhammed'tir. Hatta bu Put’a tapmaya benzer bir durumdur. Cahiliye döneminde Araplar putlara tapıyordu. Bugün de Müslümanlar, aynı şekilde Muhammed’e tapıyorlar ve hatta onu putlaştırıyor. Cahiliye döneminin gelenekleri aynen devam ediyor. Allah'ın resmini çizin sıkıntı olmaz, Cebrail veya Azrail'in resmini çizin sıkıntı olmaz ama Muhammed'in resimi çizin Müslümanlar adeta canavara dönüşüyor. Müslüman hem Allah sonsuz güç sahibidir, her şeyi o yaratmıştır der ama Muhammed'i, Allah'ın önünde tutar. Şimdi bir Müslüman için bu durum Allah'a hakaret etmek değil midir? İsa'nın, Musa'nın bir sürü filmi var, hepsinde yüzleri gözüküyor. Bir tane Müslüman'ın İsa'nın resmini çizemesiniz, Musa'nın filmini yapamazsınız dediğini gören var mı? Müslümanlara sorunca "Peygamberler arasında ayrım yapmayız" diyorlar. Ama sadece Muhammed'in resmi çizildiğinde ortalık bir anda karışıyor.
- 9 yanıt
-
- 1
-
-
Muhammed, "Kim dinini değiştirirse/İslam'dan çıkarsa onu öldürün" diyordu. Bu hadisi aktaran sahabiler arasında Hz. Osman, İbni Mesut, İbni Abbas, Muaz b. Cebel, Hz. Ali ve oğlu Hasan, Hz. Ayşe, Ebu Hüreyre, Muaviye b. Hayde, Ebu Musa el-Eş'ari, Ebu Bürde ve Abdullah b. Ömer yer almaktadır. Ayrıca bu hadis, başta Buhari ve Müslim olmak üzere birçok kaynakta geçmektedir. Ben her ravi için birer örnekle birlikte bazı kaynakları aşağıya alıyorum: a. Buhari: Hz. Ali ve İbni Abbas'tan örnek. Cihad, bab 149/3017 ve İstiabe, bab 2/6922. b. Nesai, Tahrim-i Dem, bab 15/4063. Hz. Hasan rivayet ediyor. Busayri, Tuhfetü’l-Hayre, c. 5/211, no: 4686. İslam'da Hz. Muhammed'i eleştirip sövme konusunda çok ağır cezalar öngörülmüştür. İlkin, bu eleştirinin sınırı konusunda bilgi vermekle başlayalım. Konuya ilişkin hemen hemen aynı bilgileri paylaşan Kadı İyad (h.544-ö), Kurtubi (h.671-ö) ve Şeyhülislam İbni Teymiyye (h.728-ö)'den özet bir bilgi aktarmak isterim. Bunlar, söze şu şekilde başlarlar: "Her kim Hz. Muhammed’e herhangi bir kusur isnat ederse, onun cezası ölümdür. İslam alimleri arasında bu konuda ihtilaf yoktur." Ardından şöyle detaylandırırlar: "Hz. Muhammed’e atfedilen eksiklik, kusur veya eleştiri ister onun şahsıyla ilgili olsun, ister getirmiş olduğu dinle ilgili olsun, bunun cezası ölümdür. Yine kim onu lanetlerse, ona beddua ederse veya herhangi bir zararını isterse; böyle bir kişinin cezası, tüm İslam alimlerinin ittifakıyla ölümdür." Hatta İmam Malik ve daha sonra Kadı İyad, "Kim kötü niyetle Hz. Muhammed’in abası/gömleği kirlidir, kötüdür diyorsa, cezası yine ölümdür." şeklinde yazmışlardır. (234) İşte bu Kadı İyad ki, Bediüzzaman Said Nursi onu kendi kitaplarında işlerken öve öve bitirememiştir. İbni'l Heytemi, "ez-Zevacir an iktirafi'l-Kebair" adlı yapıtında, bir adamın Hz. Muhammed’le ilgili "Sizin arkadaşınız" ifadesini kullandığı için Halit b. Velit’in onu katlettiğinden bahseder. Yani, ona "arkadaş" diye hitap etmek bile ölüm nedeni olmuştur. (235) c. İbni Mace, Hudut, Bab 112534. İbni Mes’ud aktarıyor. d. Ebu Musa el-Eş'ari rivayeti: Buhari, Megazi, Bab 60/4341; İstitabe, Bab 2/6923; Ahkam, Bab 1217157. Müslim, İmare, Bab 3/1833. e. Ayşe rivayeti: İbni Hemmam, Musannaf, c. 10/114, no: 18563 ve Taberani, M. Evsat, c. 9/195, no: 9230. f. Osman rivayeti: İbni Hemmam, Musannaf, c. 10/167, no: 18701-2. 234- İbni Teymiyye, Sarimu'l Meslul, c. 3/979, Dördüncü Mesele kısmında. 235- Said Nursi, Mektubat, s. 179. Şeyhülislam İbni Teymiye konuya ilişkin olarak, "Hz. Muhammed’i eleştiren, ister Müslüman olsun ister kafir, infaz edilir" şeklinde bir başlık atmıştır. Ayrıca, "Hz. Muhammed’e söven, aleyhinde konuşan, eleştiren kişi öldürülmelidir. Böyle biri ceza olarak köle statüsüne tabi olmaz, fidye verip kendini kurtaramaz ve bağışlanmaz" diye farklı bir başlık daha atmıştır. İbni Teymiye, Hz. Muhammed’e sövmenin veya eleştirmenin cezasının infaz olduğunu belirtirken, bununla ilgili olarak on beş farklı hadis göstermiştir. Bu, Kadı İyad’ın yazdıkları için de geçerlidir ve pek çok yazar da bu rivayetleri aktarmışlardır. (236) İbni Teymiye dışında başka İslam alimleri de benzer görüşlere sahip olmuşlardır. Konuyla ilgili birkaç örnek verelim: İbni Ebi Asım (h. 287 - ö): "Hz. Muhammed’i eleştireni öldüren katile ne kısas gerekir, ne de kan bedeli" şeklinde bir başlık atmıştır. (237) İbni Münzir (h. 318 - ö): "Tüm İslam alimleri hemfikirdir ki Hz. Muhammed hakkında kötü şeyler söyleyenin, onu eleştirenin cezası ölümdür" demiştir. İbni Rahüveyh: "Hz. Muhammed hakkında olumsuz herhangi bir şey söyleyenin cezası hem ölümdür hem de bu kişi kafir sayılır. Bu, aynı zamanda tüm alimlerin de görüşüdür..." demiştir. Muhammed b. Sahnun (h. 265 - ö): "Tüm İslam alimleri hemfikirdir ki Hz. Muhammed’e herhangi bir eksiklik isnat edenin cezası ölümdür ve bunu yapan kişi aynı zamanda kafir sayılır; gideceği yer de cehennemdir" demiştir. (238) İbni Teymiye, Sarimu'l Meslul, s. 467; Takrib'ü Sarimi'l Meslul, s. 41. İbni Ebi Kasım, Kitab'ü Diyat, s. 533. Kimi yerlerde İbni Sahnun diye geçmektedir.
- 9 yanıt
-
- 2
-
-
-
Emre, Yahudiler ile aklını bozmuş. Eğer tarihsel olarak önemli figürlerin çoğu Yahudi kökenliyse ve Yahudiler dünya üzerinde bu kadar söz sahibiyse, demek ki Yahudiler Allah’ın sevdiği kullarından biri olmalı. Mısır, Suriye, Ürdün, Irak, Lübnan gibi Müslüman devletler bir araya geldiler, ancak İsrail'i yok edemediler. Hitler'de Yahudilerin üzerine gitti ama Yahudiler hayatta kalmayı başardı. Hamas, Hizbullah gibi terör örgütleri neredeyse tükenme noktasına geldi, liderleri İsrail tarafından etkisiz hale getirildi. İran'ın Devrim Muhafızları Komutanı ve aynı şekilde İran Genelkurmay Başkanı da İsrail tarafından öldürüldü. İsrail ve ABD'nin savaş uçakları adeta ebabil kuşları gibi İran ve tüm Orta Doğu semalarında dolaşıyor. Müslüman devletler ise bu duruma karşı ses çıkaramıyor. Maide Suresi 64. ayette Yahudiler için “Onlar lanetlidir” ifadesi kullanılır. Şimdi sormazlar mı? Allah'ın indirdiği Kuran'da Yahudiler için böyle bir ifade varken, bu Yahudiler nasıl oluyor da varlıklarını sürdürebiliyorlar? Müslüman devletler bir araya geliyor ama Allah tarafından lanetlenen bir kavim nasıl yok edemiyorlar? İran gibi Kuran hükümleriyle yönetilen devletler, İsrail'i nasıl yok edemiyor? Hamas, Hizbullah gibi İslamcı terör örgütleri nasıl oluyor da İsrail'in sonunu getiremiyor? Eğer gerçekten bu Yahudiler, Allah’ın dediği gibi lanetliyse, neden böyle oluyor?
-
Sebeplerden biri paralel bir ikinci ordu olan Devrim Muhafızları’dır. Vatanı değil, iktidarı korumaya adanmış bu yapı, asıl ordudan daha fazla kaynağa ve yetkiye sahiptir. Kimi alaylı, kimi İran-Irak Savaşı'ndan tecrübeli olan mensuplarının ortak noktası, aynı siyasi görüşe hizmet etmeleridir. Ancak kurmay zekasından yoksundurlar.
- 13 yanıt
-
- 2
-
-
Muhtemelen bir ay sonra tekrar gelip sanki hiçbir şey olmamış gibi aynı şeyleri savunmaya devam edecek.
-
Bir devleti, akıldan ve bilimden uzaklaştırıp yalnızca dini referanslarla yönetmeye kalkarsan, o devletin tüm kaynaklarını, hangi kadın baş örtüsü takmamış, hangi kadının iki tel saçı gözükmüş, kim zina yapmış, kim dinden dönüp mürted olmuş gibi meseleler ile meşgül edersen İsrail gibi devletlerin madarası olursun.
- 13 yanıt
-
- 1
-
-
@Emre_1974tr Arkadaşım, hakaret etmeyeyim diyorum ama sen benimle dalga mı geçiyorsun? Nisa 12'nin neresinde "Vefat edenin anne, babası veya kardeşleri varsa bile mirastan pay almaz" gibi bir ifade geçiyor? "Vefat edenin anne, babası mirastan pay almaz" diye Nisa 12'nin neresinde yazıyor? Nisa 11: Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir. Bak bakayım ne yazıyor burada? Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Peki sen ne diyorsun? "Vefat edenin anne, babası mirastan pay almaz". Şimdi söyle bakalım kim hurafeci oluyor? Bak arkadaşım her şeyi tane tane anlatıyorum. Bir kişi vefat ettiğinde ve geride üç kız çocuğu, anne-baba ve eş bıraktığında, mirasın dağılımı şu şekilde olur: Üç kızın payı, mirasın 2/3’üdür. Çünkü Kuran’da şöyle buyrulur: “Eğer mirasçılar arasında iki kızdan fazla varsa, onlara mirasın üçte ikisi verilir.” (Nisa Suresi, 4:11) Anne ve babanın payı ise toplamda mirasın 1/3’üdür, yani anneye 1/6, babaya 1/6 pay düşer. Çünkü Kuran’da şöyle denir: “Çocuk bırakan kimsenin anne ve babasına her birine altıda bir pay vardır.” (Nisa Suresi, 4:11) Eşin payı ise mirasın 1/8’idir. Kuran’da belirtilmiştir ki: “Geride kalan mallarınızdan onlar (eşleriniz) sekizde birini alırlar.” (Nisa Suresi, 4:12) Bu durumda toplam paylar şöyle hesaplanır: 2/3 (kızlar) + 1/3 (anne-baba) + 1/8 (eş) = 1.125 (yani %112,5) Başka bir ifadeyle, mirasçıların toplam payı, mirasın tamamından (%100) fazladır. Diyelim ki vefat eden kişi 1000 dinar bırakmış; Kuran’a göre payları dağıtmak için 1125 dinar gerekir. Bu, mevcut mirastan fazladır.
- 13 yanıt
-
- 1
-
-
@Yalçın BAHADIR Bizim kullandığımız radyo dalgaları başka medeniyetler tarafından kullanılmıyor olabilir ya da zeki yaşam formları çok nadir olduğundan henüz iletişim kurabileceğimiz bir medeniyetle karşılaşmamış olabiliriz. Uzaya radyo dalgaları göndermek pek etkili bir yöntem olmayabilir, ancak şu anki teknolojiyle elimizdeki tek seçenek bu. Dediğim gibi, eğer en azından ışık hızının yarısı kadar hızlarda seyahat edebilen uzay araçları geliştirebilirsek, Proxima Centauri b gibi nispeten daha yakın gezegenlere seyahatler yapabilir ve onları daha yakından inceleyebiliriz. Böyle görevlere kimi göndereceğimiz konusuna gelince; ışık hızında seyahat edebilen uzay araçları üretmeyi başardığımızda, muhtemelen Alien filmindeki sentetikler gibi insan görünümlü android robotlara da sahip oluruz diye düşünüyorum. Bu tür görevlerde insanlar yerine robotlar veya insansız uzay araçları kullanılabilir.
- 10 yanıt
-
- fermi paradoksu
- büyük filtre
-
(4 etiket daha)
Konudaki etiketler:
-
@Emre_1974tr Örneğin, bir kişi vefat ettiğinde geride üç kız çocuğu, anne-baba ve eş bıraktığında, mirasın dağılımı şu şekilde olur: Üç kız çocuğunun payı, “Eğer (mirasçılar) iki kızdan fazla ise, onlara mirasın iki üçte ikisi verilir” [Kuran 4:11] ayetine dayanarak malın 2/3’üdür. Anne ve babanın payı ise, “Eğer mirasçı çocuklar varsa, anneye bir altıda, babaya bir altıda pay vardır” [Kuran 4:11] ayetine göre toplamda malın 1/6 + 1/6 = 1/3’üdür. Eşin payı ise, “Onlar (eşler), bıraktığınız maldan sekizde bir alırlar” [Kuran 4:12] ayetine dayanarak malın 1/8’idir. Bu durumda toplam paylar; kızlar için 2/3 + anne-baba için 1/3 + eş için 1/8 = 27/24 yani 1,125 eder. Görüldüğü üzere miras paylarının toplamı, mirasın tamamından fazladır. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse; eğer mirasçı kişi geride 1000 dinar bırakmışsa, Kuran’a göre mahkeme mirasçılar arasında dağıtmak için 1125 dinara ihtiyaç duyacaktır ki bu da mevcut miktardan fazladır. Muhammed ise, Kuran veya Hadislerde bu matematiksel çelişkiyi gidermek için herhangi bir çözüm sunmamıştır.
-
Düzeltme yapayım; Parker Solar Probe, yaklaşık 700.000 kilometre/saat hıza ulaşabiliyormuş. Bu da onu şimdiye kadar yapılmış en hızlı insan yapımı uzay aracı yapıyor. Voyager 1'in hızı ise 61.000 kilometre/saat.
- 10 yanıt
-
- fermi paradoksu
- büyük filtre
-
(4 etiket daha)
Konudaki etiketler:
-
1977 yılında uzaya gönderilen ve insan yapımı en hızlı nesne olan Voyager 1 uzay sondası, saatte yaklaşık 61.000 kilometre hızla uzayda yolculuk ediyor. Ancak bu yüksek hızına rağmen, Güneş Sistemi’ni ancak 35 yıl sonra, 2012 yılında terk edebildi. Dünya dışındaki yaşanabilir olma ihtimali bulunan en yakın ötegezegen olan Proxima Centauri b, Dünya’ya yaklaşık 4.24 ışık yılı, yani yaklaşık 40 trilyon kilometre uzaklıktadır. Voyager 1 hızında bir uzay sondası gönderilse, bu gezegene ulaşması yaklaşık 75.000 yıl sürer. İşte teknolojimizin yetersiz kaldığı nokta tam olarak burasıdır. Ya ışık hızı kadar hızlı olmasak da, ışık hızının yarısı hızında seyahat edebilecek uzay gemileri inşa edeceğiz, ya da bir şekilde solucan delikleri yaratmayı öğrenip mesafeleri kısaltacağız.
- 10 yanıt
-
- fermi paradoksu
- büyük filtre
-
(4 etiket daha)
Konudaki etiketler:
-
Savaşlar, fetihler ve seferler olmasaydı, imparatorluklar gelirlerini nasıl sağlardı? O dönemlerde en büyük gelir kaynaklarından biri ganimet, yani düşmandan elde edilen altın, değerli eşyalar ve benzeri mallardı. Muhammed bile Mekke'den Medine'ye kovulunca ilk iş olarak Mekke kervanlarına yönelik baskınlar düzenlemiş, kervan soygunculuğu yapmıştır. Osmanlı'da Yeniçeriler, uzun süre düzenli seferlere çıkılmadığında isyan çıkarırlardı. Savaş dönemlerinde ganimet, maaş artışı ve terfi gibi beklentilerle tatmin edilen Yeniçeriler, barış zamanlarında bu imkânlardan mahrum kaldıklarında huzursuzluk gösterir ve ayaklanmalar başlatırlardı.
-
Kuran ayetlerini keyfince yorumluyorsun, ardından da "Bakın, mucize buldum" diyerek burada insanların kafasını ütülüyorsun. Mesela ben de kalkıp Fil Suresi'nde geçen Ebabil kuşlarını F-16'lara, attıkları taşları da füzelere benzetsem, ne diyeceksin? Senin ayetlerden mantıksız ve alakasız anlamlar çıkarman da tam olarak buna benziyor. Bu "yedi gök" nedir ve ne anlama geldiğini doğru şekilde anlayabilmek için önce Talmud'a bakmamız gerekir. Senin "Allah'ın kelamı" dediğin ama keyfi yorumlarınla içine ettiğin Kuran’daki "yedi gök" kavramı da aslında Talmud'dan alınmıştır. Şunu da hatırlatmakta fayda var: Talmud, M.S. 500 civarında son şeklini almıştır ve Kur’an ile arasında yaklaşık 130 yıllık bir zaman farkı bulunmaktadır. Talmud’a göre evrenin üst kısmı, yedi kat gökten (İbranice: shamayim) oluşur. Bu yedi gök katmanı, hem Tevrat’ın çeşitli bölümlerine hem de midraşik yorumlara dayanarak açıklanır. Her bir göğün kendine özgü bir ismi ve işlevi vardır: Vilon (וילון) Kaynak: Yeşaya 40:22 Bu gök, gündüzleri açılıp geceleri kapanan bir perde gibidir. Işığın yayılmasını sağlar ama gündüz boyunca aktif değildir. Raki'a (רקיע) Kaynak: Yaratılış 1:17 Güneş, ay ve yıldızların yerleştirildiği katmandır. Gök cisimlerinin hareket ettirildiği göksel kubbe olarak düşünülür. Shehaqim (שחקים) Kaynaklar: Mezmurlar 78:23; Midraş Tehillim 19:7 Meleklerin un öğüttüğü ve doğru kişilere manna (gök ekmeği) hazırladığı yer olarak tasvir edilir. Zebul (זבול) Kaynaklar: Yeşaya 63:15; 1. Krallar 8:13 Bu katmanda bir "kutsal mesken" veya tapınak bulunur. Tanrı'nın yüceliği burada tezahür eder. Ma'on (מעון) Kaynaklar: Tesniye 26:15; Mezmurlar 42:9 Meleklerin Tanrı’ya gece gündüz ezgiler söylediği yer olarak geçer. Machon (מכון) Kaynaklar: 1. Krallar 8:39; Tesniye 28:12 Dünya olaylarının gözetlendiği ve doğa olaylarının (örneğin yağmur, rüzgar) yönetildiği merkezdir. Araboth (ערבות) En yüksek gök katıdır. Burada Tanrı’nın Tahtı, seraflar, ofanimler ve hayyot gibi yüce melekî varlıklar bulunur. İlahi yargı, bu seviyede cereyan eder. Bu yedi katlı gök yapısı, antik Yahudi kozmolojisinde hem ruhani düzeni hem de Tanrı’ya yaklaşma derecelerini simgeler. Ne garip değil mi? Kuran'daki yedi gök kavramı, Talmud’da da aynı şekilde geçiyor. Kuran’da “Biz en yakın göğü yıldızlarla donattık” denirken, Yahudiler bu yıldızları en yakın göğün bir üst katı olan Raki'a'ya yerleştirmişler. Ve tıpkı Kuran’da olduğu gibi, Güneş, Ay ve yıldızlar aynı gök katmanında yer alıyor. Talmud’a göre Allah’ın Arşı, yani Tanrı’nın Tahtı, yedinci kat olan Araboth’da bulunurken; Kuran’a göre bu Arş yedinci göğün üzerindedir. Senin burada “mucize buldum” dediğin şey aslında, Kuran daha ortada yokken Talmud’da anlatılmış olan bir konsept. İşte bu yüzden Mekkeli paganlar, Muhammed’e “Sen bize eskilerin masallarını anlatıyorsun” diye takılıyordu. Çünkü Muhammed, sağda solda duyduğu ayetleri “Bakın, Allah’tan vahiy geldi” diye insanlara anlatıyordu.
-
Yıldızların şeytanlara atış tanesi olsun diye yaratılması
Valery Legasov replied to alpinçayırı's konu in Din
Kamer Suresi 11. ayette “Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık” deniyor. Eğer burada geçen “gök” kelimesini “evren” olarak anlamamız gerekiyorsa, o zaman şu soruyu sormak gerekir: Dünya’ya yağan yağmur, evrenin kapılarından, yani uzaydan mı geliyor? Bilim ise yağmurun atmosferin en alt katmanı olan troposferde oluştuğunu söylüyor. Peki, “sema” veya “semavat” kelimelerini hangi ayette gökyüzü, hangi ayette evren ya da evrenler olarak anlamamız gerektiğine hangi İslam otoritesi karar veriyor? Yok efendim, orada 'gök' yazıyorsa onu evren olarak anlayın, başka bir ayette farklı anlam verin, yok efendim o ayette mecaz var; böyle şey olur mu? Senin bu Kuran'da daha yıldız ne meteor ne bunun ayrımını yapamıyor. Trilyonlarca kilometre uzakta olan devasa gaz küreleri için biz bunları şeytanlara atarız deniyor. Ondan sonra diyorsun ki Kuran bize "Evrenleri" anlatıyor hadi oradan... -
Yıldızların şeytanlara atış tanesi olsun diye yaratılması
Valery Legasov replied to alpinçayırı's konu in Din
Bakara 29 ve Fussilet 12. ayetlerde "yedi gök" ifadesi Arapça olarak "seb‘a semâvâtin" şeklinde geçer. Buradaki "seb‘a", Arapçada "yedi (7)" anlamına gelir. "Semâvâtin" ise, "semâ" kelimesinin çoğuludur ve "gökler" ya da "gök katları" anlamında kullanılır. Tekil hali olan "semâ" ise "gökyüzü" anlamındadır. Osmanlı Türkçesinde “Semâdan yağmur nâzil oldu” deriz, Modern Türkçede ise bu, “Gökyüzünden yağmur indi” olarak anlaşılır. Ancak “semâ” kelimesinden “evrenler” anlamı çıkarmak, zorlamadan başka bir şey değildir. Müminun 18. ayette “Biz gökten su indirdik” anlamına gelen "Ve enzelnâ mine-s-semâ’i mâen" ifadesinde de “semâ” kelimesi “gök” ya da “gökyüzü” anlamında kullanılmıştır. Böyle zorlamaları senin gibi 19'cu olan Edip Yüksel'de yapıyor. Hakka 17. ayette “Allah'ın arşını sekiz melek taşır” denirken, Edip bu ayeti “Rabbinin yönetimi o gün sekiz (evren) üzerinde egemen olacaktır” şeklinde çeviriyor. Bu ayette "taht" anlamına gelen "arş" kelimesini Edip çevirmiyor bile. Senin Kuran'da "Evren" anlamına gelen bir şey bulman için o ayetin içerisinde el-kawn veya el-kawniyât ifadesi geçmesi lazım. Öyle bir ayette Kuran'da yok. Bu ve benzeri ayetler ancak 7. yüzyıl insanının hayal gücüne hitap eder. Siz de ancak böyle, gökyüzü anlamına gelen 'sema'dan evren anlamı çıkarmaya çalışırsınız. -
Yıldızların şeytanlara atış tanesi olsun diye yaratılması
Valery Legasov replied to alpinçayırı's konu in Din
@Emre_1974tr Senin bu Allah, Bakara Suresi 29. ayette şöyle buyuruyor: “Yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra göğe yöneldi ve onları yedi gök olarak düzenledi.” Fussilet Suresi 12. ayette ise: “Böylece iki günde yedi göğü yarattı. Her göğe görevini vahyetti. En yakın göğü de kandillerle süsledik...” Şimdi gel anlat bakalım, bu "yedi gök" neyin nesi? Atmosfer değil diyelim, çünkü modern bilim bize atmosferin beş ana katmanı olduğunu söylüyor: Troposfer, Stratosfer, Mezosfer, Termosfer ve Ekzosfer. Yedi değil. Peki “en yakın gök” nerede? Mülk Suresi 5’te de aynı ifade tekrar ediliyor: “En yakın göğü kandillerle süsledik...” Burada “kandil” olarak tanımlanan şeyin yıldızlar olduğu açık. Ama burada ciddi bir sorun başlıyor. Yıldızlar, Dünya’dan binlerce kat büyük olan devasa gaz küreleridir. En yakını olan Güneş bile bizden yaklaşık 150 milyon kilometre uzakta. Diğer yıldızlar trilyonlarca kilometre mesafede ve ışık yılıyla ölçülen uzaklıklarda bulunuyor. Nasıl oluyor da bu kadar uzak, devasa yıldızlar “en yakın gök”te sayılıyor? Dahası, Fussilet ve Mülk surelerinde, bu yıldızların (ya da “kandillerin”) şeytanları kovmak için kullanılan "ateşli mermiler" olduğu da ima ediliyor. Ama burada da bir çelişki var: Yıldızlar sabit konumlarda duran, kendi çekim kuvvetleriyle dev sistemleri bir arada tutan, nükleer füzyonla enerji üreten gök cisimleridir. Meteor gibi hareketli nesneler değiller. Meteorlar ise Dünya atmosferine giren ve sürtünme ile yanan, genellikle sadece birkaç saniye görülebilen küçük taşlardır. Eğer Kuran’daki “alevli mermiler” bu meteorlar ise, bu demektir ki şeytanlar/ya da cinler Dünya atmosferinin üst katmanlarında dolanıyor olmalı. Ancak yıldızlar bu katmanların çok ötesindedir — trilyonlarca kilometre uzakta. Ayrıca fizik yasaları çerçevesinde meteorlar yön değiştirmez. Sabit yörüngelere göre hareket ederler. Yani bir cin veya şeytan yön değiştirirse, bir meteor onu “kovalayamaz.” Kaldı ki yıldızların böyle bir işlevi zaten mümkün değil. Güneş’in içine bir milyon Dünya sığabiliyor. Böyle bir kozmik yapının “şeytan kovalamak” gibi bir görevi olması, yalnızca 7. yüzyıl insanının hayal gücüne hitap eder. Sonuç olarak: Yedi kat gök neye karşılık geliyor belli değil. “En yakın gök”te yıldızların olması bilimsel gerçeklikle çelişiyor. Yıldız ve meteor ayrımı metinlerde karıştırılmış gibi görünüyor. Yıldızların cin veya şeytan kovalamak için kullanılması astronomik açıdan absürt. Bu ayetlerin 7. yüzyıl Araplarının dönemin kozmolojik anlayışını yansıttığı oldukça açık. Bugün bilimle kıyaslandığında, bu anlatımların metafor bile olsa evrenin doğasıyla bağdaşmadığı görülüyor.- 25 yanıt
-
- 2
-
-
Newton’un evrensel çekim yasası, düşük hızlar ve düşük kütleçekim alanları için geçerlidir. Işığın kütleçekimden etkilenmesini açıklayamaz. 🙂 Einstein bu problemi Genel Görelilik ile çözdü. Işığın bir kara delikten kaçamaması, bunun tam aksi bir durum yaşanacağına yani yol olsa kaçabileceği anlamına gelmez. Kara deliklerde uzay-zaman öyle bir eğilmiş ki tüm yollar kara deliğin merkezine çıkıyor. Buradaki "kaçamama" durumu ışığın enerjisi yetmediğinden değil, geometrik olarak kaçacak rota kalmamasından dolayı. Yani olay ufku dediğimiz sınırın içindeki uzay-zaman eğriliği, tüm olası ışık yollarını da kara deliğin içine doğru büküyor. Solucan delikleri yani Einstein-Rosen köprüleri çöpe gider mi konusu gelirsek; Solucan deliklerini, kara deliklerden farklı olarak iki uzak nokta arasında kısa bir bağlantı gibi düşünmek lazım. Işık, kara deliğin olay ufkunda kaçamaz, çünkü tüm yollar içine doğru bükülür ama solucan delikleri “uzayın farklı bir bölgesine geçiş kapısı” olarak davranabilir. Yani ışık oradan geçerek başka bir evrene veya uzak bir bölgeye kaçabilir. Umarım açıklayıcı olmuştur. 🙂
- 31 yanıt
-
- kütle çekim
- işık hızı
-
(2 etiket daha)
Konudaki etiketler:
-
Konunun uzmanı değilim ama bu sorduğunuz soruyu ChatGPT'ye sordum. Verdiği cevap ilgilinizi çekebilir diye buraya olduğu gibi kopyalıyorum. Ancak bu “kütle” anlamında değil; enerji ve momentum taşıdığı için kütle çekimiyle etkileşime girer. 🕳️ 3. Işık neden kara delikten kaçamaz? Kütlesi yoksa nasıl etkilenir? Bu soru harika. Burada Newton fiziğinden çıkıp genel göreliliğe geçmemiz gerekiyor. Newton'da: Kütle yoksa → yerçekiminden etkilenmez. (Klasik yaklaşım) Einstein'ın genel görelilik kuramında: Kütle (ve enerji), uzay-zamanı büker → ışık düz gitse bile bükülmüş uzayda kıvrılır. Kara delik, uzay-zamanı o kadar bükmüştür ki, olay ufkunun içinde tüm yollar (ışığın yolları da dahil) kara deliğin merkezine çıkar. Yani ışık bir yere çarptığı için değil, yolu olmadığından kaçamaz. ☄️ 4. Işık neden kütleçekim merceği etkisi gösterir? Işık, ağır cisimlerin (galaksiler, kara delikler vs.) yakınından geçerken yolunu değiştirir. Bu yine kütle çekiminin uzay-zamanı bükmesi yüzündendir. Klasik "kuvvet" gibi düşünme; bu bir geometri meselesidir. 🧠 Kısa Özet: Özellik Işık Dinlenim kütlesi 0 (yok) Enerji ve momentum Var Dalga mı, parçacık mı Her ikisi (duruma göre) Yerçekiminden etkilenir mi? Evet, çünkü enerji taşır Kara delikten neden kaçamaz? Uzay-zaman orada kapalıdır İstersen bu konuyu daha ileri düzeyde, matematiksel yönüyle de konuşabiliriz (örneğin, ışığın izlediği "geodezikler" veya Schwarzschild metriği üzerinden). Ama şu an için merak ettiğin kısımları oldukça güzel ifade etmişsin — "saçmalamak" değil, tam tersine fiziğin sınırlarını sorguluyorsun. Bu çok değerli.
- 31 yanıt
-
- kütle çekim
- işık hızı
-
(2 etiket daha)
Konudaki etiketler:
-
Ayşe'nin "Muhammed ölünce biz çok meşguldük o sırada keçiler gelip recm ayetini yedi" dediği Kuran bu sizin dediğiniz Barnabas kuranı oluyor o zaman. 🙂
- 7 yanıt
-
- 1
-
-
Muhammed zamanı okunan recm ayetinin, Muhammed öldükten sonra ortadan kaldırılması Kuran'ın değiştiğinin en basit örneğidir.
-
Müslümanların Allah'ı kumar oynar, öfkelenir hatta gider Muhammed'a özel ayet bile indirir. Muhammed'in adamları gider haram aylar zamanı bir tane kervane baskın düzenler, yanlış hatırlamıyorsam bu baskında 1-2 kişiyide öldürürler. Bu olaydan sonra Allah hemen ayet indirir(Bakara 217 olması lazım) Muhammed efendi ganimetleri gönül rahatlığıyla yiyebilsin diye. Müslümanların Allah'ı öfkelenir, insanlara aşağlık maymunlar der, ben insanların çoğunu cehenneme odun olsunlar diye yarattım, onların derileri yandıkça yeni deriler giydirip tekrar yakacağım vs. der. Yani her şeyi bilen, her şeyi gören, kudret sahibi Allah, benim inançsız biri olacağımı bildiği halde beni yaratmış, neden? Cehenneme odun olayım diye... Birde demiş ki onların kalpleri vardır düşünmezler, kulakları var duymazlar, gözleri var görmezler... Yani her türlü onlar cehenneme odun olacaklar boşuna uğraşmayın diyor... Birde bu Allah yarattığı kullarını sürekli ateşle, sıcakla veya ellerini kurutmakla tehdit ediyor. Çölde yaşayan bir bedevinin en büyük korkusu yanmaktır veya çölün ortasında 60 derece güneşin altında susuz kalmaktır. ama Grönland gibi Kuzey Kutbuna oldukça yakın yerlerde, -40 veya -30 gibi derecelerde kardan yaptıkları evlerin içerisinde yaşayan insanların en büyük korkusu soğuktan donarak ölmektedir en büyük dostu ise sıcaklık yani ateştir. Ben bu Allah'ın hiç görmedim "sizi içi buz dolu havuzların içerisine atacağım, eliniz ayağınız buz kesecek" dediğini sürekli ateşle ve yakmakla tehdit ediyor... Allah'ın bölgesel bir tanrı olduğu ve sadece Arap kavmi için geldiği buradan bile anlaşılıyor.
- 28 yanıt
-
- oğlunu kesmeye götüren adam
- i̇brahim allah ile iddiaya mı giriyor
- (3 etiket daha)
-
Git bir kadın doğum uzmanına sor bakalım. 48 yaşında bir kadının 6 tane çocuk doğurması mümkün mü? Hatice validen her sene bir çocuk doğursa 54 yaşına kadar çocuk doğurması lazım. 54 yaşında bir kadının çocuk doğurması sana mantıklı geliyor mu? 50 yaşından sonra hamilelik ancak tüp bebek tedavisi ile mümkün. Yoksa günümüzde 70 yaşında hamile kalan kadında var ama bak tekrar söylüyorum tüp bebek tedavisi ile. Peki şimdi sorarım sana, 1400 sene önce tüp bebek tedavisi olmadığına göre, Hatice annen 48 yaşından sonra 6 çocuğu nasıl doğurdu? Hadi 55 yaşında değilde 60 yaşında menapoza girsin ne fark eder? Bu menapoz dediğimiz şey belirli bir yaşa gelince tak diye olan bir durum değil. Belirli bir yaşa gelince kadının doğurganlığı azalır, yumurtaları daha sağlıksız hale gelir ve bir süre sonra üreme sistemi tamamen durur. "kadınların yaşı ergenlikten itibaren sayılır" dediğiniz zaman işte böyle akıl dışı, mantık dışı durumlar ortaya çıkıyor. Bu durumda önünde iki seçenek var: Ya diyeceksin ki, "Kadınların yaşı ergenlikten itibaren sayılır" olayı tamamen biz Müslümanların uydurmasıdır. Bu durumda Hatice annen, Muhammed ile evlendiğinde 40 yaşında olmuş oluyor ve 40 yaşında bir kadının hamile kalması ise normal sayılabilecek bir durum(48-50 yaşında hamile kalmasına kıyasla) ama bunu dediğin zamanda Ayşe'nin 9-10 yaşında evlendiğini kabul etmiş oluyorsun. veya "Kadınların yaşı ergenlikten itibaren sayılır" olayı doğrudur, Ayşe validemiz 18 yaşında evlenmiştir. Hatice annemizde 48 yaşında 6 çocuk doğurmuştur. Allahü Teala istediktenden sonra 60-70 yaşında bir kadın bile çocuk doğurur. Hatice annemizin 48 yaşından sonra 6 çocuk doğurması ise Allah'ın mücizelerinden biridir diyeceksin ve işin içinden çıkacaksın. tercih senin.
- 14 yanıt
-
- 1
-
-
Yani? Yeni bahaneniz bu mu şimdi? Kız çocukları 8 ile 13 yaşları arasında ergenliğe girer. Muhammed ile evlendiğinde Hatice 40 yaşındaydı. Eğer ki Hatice annen 8 yaşında ergenliğe girdiyse 40+8'den 48 yaş yapıyor yok eğer 13 yaşında ergenliğe girdiyse 40+13'den 53 yaş yapıyor. Yani bu durumda Hatice annen, Muhammed ile evlendiğinde 48 ila 53 arasında bir yaşa sahipti. Hadi diyelim ki 48 yaşında olsun. Muhammed'in Hatice'den kaç çocuğu oldu? 6 çocuk Şimdi sana sorarım; Hatice annen, 48 yaşından sonra 6 tane çocuğu nasıl doğurdu? Her sene bir çocuk doğurdu desek 54 yaşına kadar çocuk doğurmuş Hatice annen... Kadınlar zaten 45-55 yaş aralığında menopoza girer yani doğurganlık özelliği kaybeder. 48 yaşında bir kadının 6 tane çocuk doğurması sana mantıklı geliyor mu? Bak işte Ayşe'nin yaşını kıvıracağız derken yaptığınız onca formül, matematik hesabı nasıl oluyorsa Hatice'ye gelince tutmuyor! Ayşe'ye özel matematik hesabı yapıp sonrada "Arap toplumunda kadınların yaşı ergenliğe girdikten sonra sayılır" derseniz böyle ortada kalırsınız işte! ama tekrar diyorum siz Müslümanlar için hava hoş. Allah istedikten sonra 100 yaşındaki bir kadın bile çocuk doğurur diyip işin içinden çıkarsın yine...
- 14 yanıt
-
- 1
-
-
Ayşe'nin yaşını kıvıracağız derken, Müslümanlar başka bir noktada hata yapıyor. Müslümanların iddiası şu; Arap toplumunda kız çocuklarının yaşı, ergenliğe girdikten sonra sayılıyor. Ayşe, 13 yaşında ergenliğe girdi desek, 13+9 yani 22 yaşında evlenmiş oluyor. Hadi diyelim böyle olsun. Peki ya Hatice? Muhammed ile evlendiğinde Hatice 40 yaşındaydı. 13 yaşında ergenliğe girdi desek 40+13'den 53 yaş yapıyor. Peki, Muhammed'in Hatice'den kaç çocuğu oldu? 6 çocuk, 2 erkek, 4 kız diye hatırlıyorum yanlışım yoksa. Peki şimdi size sorarım Müslümanlar; Hatice, 53 yaşından sonra 6 tane çocuğu nasıl doğurdu? 45-55 yaş aralığında kadınlar zaten menopoza giriyor yani doğurganlığını kaybediyor. 53 yaşından sonra bir kadının 6 tane çocuk doğurduğu nerede görülmüş? 1 değil 2 değil 6 çocuk. Her sene bir çocuk doğurdu desek 53+6 yani Hatice anneniz 59 yaşında çocuk doğurmuş... Yoksa Ayşe'ye gelince ayrı hesap, Hatice'ye gelince farklı bir hesap mı işliyor? Gerçi Müslümanlar için hava hoş. Allah istedikten sonra 100 yaşındaki bir kadın bile çocuk doğurur diyip işin içinden çıkarlar...
