Jump to content

Recommended Posts

Konu tarihi:

Zihin, bir saksı kafasına düştüğünde yerçekimini suçlamak yerine, "Acaba dün yalan söylediğim için evren beni mi cezalandırıyor?" diyecek kadar kusursuz bir narsisistik yanılsama içinde çalışır. Misal bir kaç örnek:

  • Çocuğun mu öldü? "Üzülme, cennette bekliyor." (Acının tesellisi)
  • Seni soyan adam ceza almadı mı? "Ahirette yanacak." (Adaletin ertelenmesi)
  • Neden bu kadar acı çekiyorsun? "Çünkü Allah sevdiği kuluna dert verir, bu bir sınav." (Anlamsızlığa kılıf)
  • Hayatın boyunca sefalet içinde köle gibi mi çalıştın? "Fakirler cennete zenginlerden beş yüz yıl önce girecek." (Sınıfsal adaletsizliğin ve isyanın uyuşturulması)
  • İki yüz kişinin öldüğü uçak kazasından bir tek sen mi sağ kurtuldun? "Allah beni korudu, demek ki bu dünyada yapacak bir görevim varmış." (Geri kalan 199 kişinin feci ölümünün, senin 'seçilmişlik' egona meze yapılması)
  • Fay hattının üzerine dikilen çürük bina depremde başına mı yıkıldı? "Toplum olarak çok yoldan çıkmıştık, ilahi bir uyarı bu." (Cehaletin, rüşvetin ve fizik kurallarının kutsal bir hikayeyle örtbas edilmesi)
  • Kendi yetersizliğin yüzünden çok istediğin o işi mi kaybettin? "Nasip değilmiş, demek ki kapalı kapıların ardında benim için daha iyisi hazırlanıyor." (Başarısızlığın ve kifayetsizliğin mistik tesellisi)
  • Aldatıldın ve haksızlığa mı uğradın? "Karma yerini bulacak, evren yaşattığını yaşatacak." (Kişisel intikam arzusunun, evrenin temel bir yasası zannedilmesi)
  • Genetik bir mutasyon yüzünden çocuğun amansız bir hastalıkla mı doğdu? "O bir melek, bu dünyada günahsız yaşayıp bizi de cennete götürecek." (Kör ve sağır biyolojik piyangonun, katlanılabilir bir trajediye dönüştürülmesi)

Kısacası zihin; evrenin bizimle hiç ilgilenmediği, acımızın veya sevincimizin kozmik bir karşılığının olmadığı o "Büyük Kayıtsızlık" fikriyle başa çıkamaz. Bu yüzden gerçekliği sürekli kendi etrafında dönen, senaryosunu kendi yazdığı ahlaki bir tiyatro sahnesine çevirmek zorundadır.

Bir kaç önemli gördüğüm noktayı da paylaşayım; her şeyin bir nedeni yoktur. Bazen bir hücre yanlış bölünür ve kanser olursun. Bazen sarhoş bir sürücü gelir sana çarpar. Bu olayların arkasında senin ruhunu olgunlaştırmayı hedefleyen kozmik bir pedagoji, gizli bir "hikmet" yoktur. Acıyı salt biyolojik veya tesadüfi bir istatistik olarak, yani o ezici çıplaklığıyla kabullenmek, ona mistik kılıflar uydurmaktan bin kat daha fazla zihinsel cesaret gerektirir.

  • Like 2
Mesaj tarihi:
On 22.05.2026 at 22:30, Thus spoke Beavis yazdı:

Fay hattının üzerine dikilen çürük bina depremde başına mı yıkıldı? "Toplum olarak çok yoldan çıkmıştık, ilahi bir uyarı bu." (Cehaletin, rüşvetin ve fizik kurallarının kutsal bir hikayeyle örtbas edilmesi)

Mars'ta da deprem oluyor. Marslılar yoldan çıkmış olmalı. :)

https://tr.euronews.com/next/2023/10/24/marsta-simdiye-kadar-tespit-edilmis-en-buyuk-deprem-gerceklesti-ve-6-saat-surdu

  • Haha 1
Mesaj tarihi:

“Onların Doları varsa bizim Allahımız var” cümlesi de aynı zihinsel refleksin daha kısa ve ham bir versiyonu aslında: güçsüzlükle yüzleşmek yerine, karşılaştırılamayan iki alanı aynı savaşın iki cephesi gibi sunmak.

Dolar dediğin şey üretim, teknoloji, lojistik, enerji, kurumlar; yani dünyanın fiziksel ve ekonomik katmanında çalışan bir güç.
Allah dediğin şey ise inanan için metafizik, ahlaki ve varoluşsal bir çerçeve. Aynı ölçü birimine sahip değiller ama zihin onları “rekabet eden güçler” gibi yan yana koyabiliyor.

Burada olan şey şu: gerçek güç farkı (para, organizasyon, askeri kapasite) ile baş etmek zor olduğunda zihin sahneyi değiştiriyor. Maddi dünya yerine kozmik bir sahne açıyor ve orada “biz aslında daha büyük bir güce sahibiz” hikâyesi kuruluyor.

Misal:
Ekonomik olarak ezildin mi? “Onlar zengin ama biz haklıyız.”
Jeopolitik olarak zayıf mısın? “Ama bizim imanımız var.”
Gelecek belirsiz mi? “Allah bizimle.”

Bu cümleler çoğu zaman gerçeği açıklamak için değil, gerçeğin yarattığı psikolojik basıncı düşürmek için çalışıyor. Yani işlevi “doğru olmak” değil, “dayanılabilir olmak”.

Sorun şu noktada başlıyor: Bu teselli dili, somut güç üretme ihtiyacının yerine geçmeye başladığında, gerçeklik geri çekilmiyor—sadece ertelenmiş oluyor.

Kısacası zihin yine aynı şeyi yapıyor: ölçülemeyen bir anlam alanı açıp, ölçülebilir dünyadaki farkı orada nötrlemeye çalışıyor.

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Giriş yap

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now
×
×
  • Create New...