Jump to content

Evren nasıl ortaya çıktı?


mantik

Recommended Posts

Günümüz fiziğinde evrenin kökeniyle ilgili mevcut en popüler teori olan Big Bang (Büyük Patlama) teorisi her ne kadar evrenin başlangıç anı ve onun sebebiyle ilgilenmese de (daha çok sonrası ile ilgilenir), bu konuda kafa yoran fizikçiler arasında bu konuyu açıklamaya çalışanlar olmuştur.

 

Bu açıkalamalardan en popüler olanlardan bir tanesi fizikte "simetri kırılımı" denen bir prensibe dayalı bir açıklamadır.

 

Big Bang teorisine göre evrenin ilk 10 üzeri -43 saniyelik döneminde tüm kuvvetler birleşik durumaydı. 10 üzeri -35 inci saniyede GUT simetrisi bozuldu. 10 üzeri -32 inci saniyede 'inflation' (şişme) sona erdi ve 'strong' (kuvvetli) ve 'electroweak' (elektromanyetik kuvvet ile zayıf nükleer kuvvetin birleşimi) ayrıldı. 10 üzeri -12 inci saniyede zayıf kuvvet ile elektromanyetik kuvvet ayrıldı.

 

Matematikte ve fizikte "Spontaneous Symmetry Breaking" (Kendiliğinden simetri kırılımı) diye bir kavram vardır. Bu kavramı anlatmak için bir tepenin üzerinde duran bir top örneği verilir. Top burada hareketsiz dururken simetriktir. Fakat kararlı değildir. Her an bir tarafa doğru yuvarlanabilir. Zaman içinde er ya da geç bu top şu veya bu tarafa yuvarlanacaktır. Yuvarlandığında ise, simetri bozulmus olacaktır, çünkü topun yuvarlandığı yön diğer tüm olası yönlerden ayırt edilmiş olacaktır.

 

Işte Big Bang'in ortaya çıkışı bu tür bir şey gibi düşünülüyor. Boşluk kendi başına simetrik fakat kararsızdır. Kuantum teorisine göre boşlukta sürekli kuantum dalgalanmaları gerçekleşir. Arada bir atomaltı parçacıklar ortaya çıkıp kaybolur.

 

Fizikte sanal parçacık diye de bir kavram vardır. Parçacıkların birbiriyle etkileşimleri Feynman diyagramı denen bir tür diagramla gösterilir. Örneğin elektron ve pozitron etkileşime girdiğinde, sanal bir parçacık olarak bir gluon salınır. Elektronlar etkileşime girdiğinde, foton salınır. Nükleon'lar etkileşime girdiğinde pion salınır, vs. Bunlar Feynman diagramında noktalı çizgi ile gösterilen sanal parçacıklardır. (Reel parçacıklar düz çizgi ile gösterilir).

 

Boşluktaki kuantum dalgalanmalarına bu sanal parçacıkların ortaya çıkıp yok olmalarının sebep olduğu söylenir. (Bu parçacıklar çok kısa ömürlüdür). Fizikte 'CP-violation' denen bir etki sonucunda, boşlukta sanal parçacıklar ile sanal antiparçacıklar arasında bir dengesizlik oluşur ve ortaya fazlalık parçacıklar çıkar. Bunlar ise evrendeki görünür maddeye denk gelir. İşte Big Bang'in neden meydana gelmiş olabileceğine dair mevcut açıklamalarin biri, hatta belki en popüleri budur.

  • Like 3
Link to comment
Share on other sites

Teşekkürler mantik.

 

Benim bir sorum olacak tam olarak bu konuyu anlayamıyorum. Şimdi evrenin patlamasına yani bing bang sebebiyet veren şey simetri kırılımı olarak açıklanıyor değil mi ?

 

Ama aklıma takılan bir şey var ki o da verdiğin örnekte topun şu veya buna yana gitmesine sebebiyet verecek bir güç olması gerekir diye düşünüyorum (tabi bu yanlışta olabilir) peki sen bu konuda ne tür bir açıklama yapabilirsin ?

 

 

İyi akşamlar.

Link to comment
Share on other sites

Teşekkürler mantik.

 

Benim bir sorum olacak tam olarak bu konuyu anlayamıyorum. Şimdi evrenin patlamasına yani bing bang sebebiyet veren şey simetri kırılımı olarak açıklanıyor değil mi ?

 

Ama aklıma takılan bir şey var ki o da verdiğin örnekte topun şu veya buna yana gitmesine sebebiyet verecek bir güç olması gerekir diye düşünüyorum (tabi bu yanlışta olabilir) peki sen bu konuda ne tür bir açıklama yapabilirsin ?

 

 

İyi akşamlar.

Evet.. Öyle bir kuvvet var.. Sanal parçacıklarda (virtual particles) yarım fotondaki enerji var..

Ayrıntıları sorma lütfen.. Notlarıma bakmam lazım. Yarım foton enerjisi olmaz da demeyin lütfen. Çünkü oluyor..

Her bir foton bir quanta kabul ediliyor ve kuanta'nın yarısı olmuyor.. Ama bu bağlamda oluyor..

Topu iten Heisenberg'in belirsizlik ilkesi...

Yani sanal parçacığın ne zaman ve nasıl ortaya çıkacağının ve ömrünün ne olacağının belirsizliği var.

Her ne kadar ömrü sadece 10^-21 saniye ise de, belirsizlik ilkesine göre, yok olmadan önce false vacuum oluyor ve genişliyor.

Ona biz Big Bang diyoruz.

  • Like 1
Link to comment
Share on other sites

Kendi kaynaklarıma baktım ve yarım fotondaki enerjinin ne olduğunu buldum.

Aslında bu Zero Point Energy (ZPE) ile aynı anlama geliyor.

 

Kaynak: http://en.wikipedia.org/wiki/Zero-point_energy

 

Fizikte zero-point energy kuantum mekanik sistemin sahip olabileceği en düşük enerjidir.

 

ZPE sistemin sahip olduğu bütün farklı quantumların (quanta) toplamının yarısına eşittir.

Buna ground state enerji de deniyor.

Şöyle formüle edilebilir: $E=1/2 h nu$

Foton olarak bu enerjini karşıtı yarım fotondur..

  • Like 1
Link to comment
Share on other sites

Vakumda kuantum dalgaları, simetri kırılmaları vb. savlar, evrenin varlığının kökeni ile ilgili düşüncelerden, hipotezlerden sadece biri.

Kimine göre güçlü, kimine göre zayıf iddialar.

Tasarım argümanına göre elbette daha güçlüdür, çünkü tasarımın tasarlayıcısının kökeni bir çıkmazdır.

Ama bu hipotezleri "budur" diye ortaya koymak yanlış ve yanıltıcı olur.

 

Evrenin kökenini tartışmaya başlarken bence "Yokluktan-hiçlikten varlık çıkar mı çıkmaz mı?" konusunu tartışmak gerekir.

Yani, "Madde ezeli miydi, hep var mıydı? yoksa "Madde yokluktan mı çıktı?" sorularına açıklık getirmek gerekir.

 

Ve mümkün olduğunca herkesin anlayacağı dilden ve top örneği gibi basit örnekler vererek yazışılırsa güzel bir başlık olacaktır.

Link to comment
Share on other sites

Soru: Bigbang özel bir durum olamaz. Parçacık ve anti parçacıklar arasındaki dengesizlik maddeyi oluşturdu ise, içten dışa doğru neden gidemeyelim? Yani bu parça ve antiparçacık kapışması galaksileri oluşturmuş biz de bu galaksi denizine evren demiş olamaz mıyız? Galaksilerin yaşları farklı farklı.

 

Genel-gerçekleşen ( birden fazla yerde, sürekli) olayların toplamı evren olamaz mı?

Link to comment
Share on other sites

varlık nasıl var oldu...

 

önceden yok muydu...

 

varlık gerçekten var mı...

 

bir şeyin var olduğunu nereden anlayabiliriz...

 

onu görüyorsak duyuyorsak yada elle tutabiliyorsak vardır diyebiliriz mesela...

 

göremiyorsak yok tur diyebilir miyiz...

 

önceden göremediğimiz ama bir takım aletlerle gördüğümüz şeyler de var...

 

bizim hiç bir şekilde göremediğimiz duyamadığımız algılayamadığımız bir şeyin var olup olmadığına nasıl karar vereceğiz...

 

o şey gerçekten varsa ve bizim duygularımızla yahut algılarımızla ulaşamayacağımız bir şekildeyse...

 

bir de bizim duygularımız ve algılarımız bazen gerçekte olmayan-şimdi bu nedemekse- şeyleri var mış gibi gösterebiliyoruz...

 

halüsinasyon yahut rüya gibi ...

 

duygularımız bizi aldatabiliyor demek ki...

 

yok olan bir şeyi var gibi algılayabiliyorsak....

 

gerçekte neyin var neyin yok olduğunu nasıl bileceğiz...

 

uyuduğumzda mı gerçek yaşama giriyoruz uyandığımızda mı...

 

evren dediğimiz aslında hepimizin gördüğü bir rüya mı...

 

yada başka birinin...

Link to comment
Share on other sites

Evren, daimi olan bir mekan, bosluk v.s. temelli uzerinde ve bunyesinde farkli parcalari barindiran en genis mekan olarak algilanan bir butundur.

 

Evren, zaman ve zamansal (ilk, son, once, sonra, baslangic) icerikten bagimsizdir. Zaman ve zamansal anlam ve icerik, evrenin farkli parcalarindan biri olan insanoglunun bir urunudur.

 

Bilim ve bilimsel olarak, evren; insanogluna gozlem veren bir fenomendir ve insanoglu epistemolojik olarak bu gozlemi bilimin bilimsel olgulariyla ortaya koymaktadir.

 

Bu bilimsel olgular, epistemolojiktir. Yani bilimin surekli suregelen bir surec temelinde anlik bilgi sinirini ortaya koyar.

 

Bu temelde ve epistemolojik olarak, evrenin nasil ortaya ciktigi bilimsel temelde henuz ortaya konamamistir.

 

Eger, herhangibir akil; bilimin bilimsel olarak epistemolojik temelde aciklamis oldugu bilgilerden kendini tatmin edemezse, sonucta; kendini tatmin adina, metafizigin ontolojik (varliksal) ve teolojik (tanrisal) temelinde kendini tatmin eden, bilimsel ve epistemolojik olmayan tamamen supekulatif ve inancsal cevaplar verebilir.

 

Bu cevaplar, ontolojik tabanda, kesinlik iceren somut, soyut ve pozitivizm ile, teolojik tabanda inanc iceren, panteizm ve panenteizm olabilir.

 

Iste tum bu temelde, evren; insanogluna gozlem veren daimi bir fenomendir.

 

evrensel-insan

Link to comment
Share on other sites

  • 2 hafta sonra...

Big bang'ın medeni simetri kırılmasıymış. Bu, sistemdeki ince ayarı açıklamaya yetiyor mu?

 

Şişen Evren Kuramını tasarlayan Dr. Guth, geçenlerde kuramının “Evren’in hiç yoktan nasıl ortaya çıktığını açıklamadığını” kabul etti. Dr. Andrei Linde ise Scientific American’da çıkan bir makalede çok daha açık konuştu: “Başlangıçtaki bu tekilliğin açıklanması—tümüyle nerede ve ne zaman başladığı—çağdaş kozmolojinin en güç sorunu olarak kalmaya devam ediyor.”

 

Bence siz bilim insanlarına mail atıp onları aydınlatmalısınız.

 

Uzmanlar gerçekte Evrenimizin ne kökenini ne de başlangıçtaki gelişimini açıklayabildiklerine göre, siz nasıl kesin söylemlerle bir yargıyı ifade ediyorsunuz? Bakınız bu olay öyle basit değil. Maddeyi etkileyen tüm özellik ve değişikliklerden sorumlu dört temel kuvvetle ilgili çok kesin ölçümleri içeren ince ayar kafalarda soru işaretleri oluşturmaktadır.

 

 

Evren’de varlığı apaçık belli olan dört kuvvet arasında işlevsel açıdan en uygun ince ayar olmasaydı, yaşamımız için vazgeçilmez önem taşıyan elementler (özellikle karbon, oksijen ve demir) var olamazdı. Örneğin

elektromanyetik kuvvet...

 

Eğer bu kuvvet çok daha zayıf olsaydı, elektronlar atom çekirdeği etrafında tutunamazdı. ‘Bu önemli mi?’ diye merak eden çıkabilir. Evet, çünkü o durumda atomlar birleşip molekülleri oluşturamazlardı. Tersine, bu kuvvet çok daha güçlü olsaydı, elektronlar atom çekirdeği üzerine yapışıp kalırlardı. Atomlar arasında hiçbir kimyasal tepkime gerçekleşmez, sonuç olarak da yaşam olamazdı. Bu açıdan bile, varlığımızın ve yaşamın, elektromanyetik kuvvetin ince ayarına bağlı olduğu açıktır.

 

Ayrıca bu konuyu kozmik ölçekte düşünün: Elektromanyetik kuvvetteki hafif bir farklılık Güneş’i etkileyecek ve böylece Yer’e ulaşan ışık miktarını değiştirip bitkilerde fotosentezi ya zorlaştıracak ya da olanaksız kılacaktı. Aynı zamanda yaşam için vazgeçilmez olan suyun eşsiz özelliklerini de ortadan kaldıracaktı. Öyleyse yine bu açıdan, yaşamımız elektromanyetik kuvvetin ölçüsünün çok kesin ayarlanmış olmasına bağlıdır.

 

Elektromanyetik kuvvetin diğer üç kuvvete göre şiddeti eşit derecede önemlidir. Örneğin, bazı fizikçilerin hesabına göre, bu kuvvet, kütleçekiminin 10.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000 (10 üzeri 40) katıdır. Bu rakama bir sıfırın daha eklenmesi (10 üzeri 41) küçük bir değişiklik gibi görünebilir. Oysa bu, kütleçekiminin oransal olarak daha zayıf olması anlamına gelirdi ki, Dr. Reinhard Breuer bu durumda ortaya çıkacak sonuç hakkında şu yorumda bulunur: Kütleçekimi daha güçsüz olsaydı, yıldızlar daha küçük olur ve kütleçekiminden kaynaklanan iç basınç, sıcaklığı nükleer füzyon tepkimeleri için yeterli dereceye yükseltmezdi: Güneş’in parlaması olanaksız olurdu.” Bunun bizim için ne anlama geleceğini bir düşünün!

 

 

saygılarımla

Agop-Dikran

Link to comment
Share on other sites

Saygideger Agop;

 

Big Bang, evrenin olusumu, meydana gelisi v.s. ile ilgili bir konu degil; sadece insanoglunun evreni gozlemeye karsi kullandigi yeni bir bakis acisidir (Eskisi steady state theory idi).

 

Bu da fizik kanunlarina ve prensiplerine dayanmaktadir. Bu bakis acisinin,yanlisligi yine gozlemsel olarak kanitlanana kadar da, gecerli olacaktir.

 

evrensel-insan

Link to comment
Share on other sites

Agop,

 

Big Bang, elimizdeki en popüler model evrenin kökeni ile ilgili olarak. Evrenin Big Bang ile başlamış olduğu bilgisi %100 kesin olmadığı gibi, bu model problemsiz bir model de değil.

 

Eldeki teori zaten Big Bang'den sonrası ile ilgili daha çok. Onun sebebi ile ilgili de fikirler var elbette ama bağlayıcı bir sonuç yok ortada.

 

Benim bahsettiğim bu tür fikirlerden bilim adamları tarafından en çok paylaşılan, en fazla kabul göreni.

 

Bu demek değil ki bu kesin bir bilgi ve kanıtlanmış bir bilgi. Big Bang'in varsa eğer sebebini hiç kimse bilmiyor.

 

Bilim adamları bilmediği gibi, bilim dışı alanların mensupları da bilmiyor.

 

Bilimin birşeyi açıklayamadığını ya da iyi açıklayamadığını düşündüğünüz zaman neden hoşunuza gidiyor ki?

 

Ben bunu hiç anlamıyorum. Ne yani, öyle olunca falanca dinin ya da inanç sisteminin ya da felsefi akımın falanca açıklaması mı kanıtlanmış oluyor?

 

Ben insanların bu dar görüşlülüğünü anlayamıyorum. Tamam bilim ideal olmayabilir. Açıklamaları her konuda tam ve kesin olmayabilir.

 

Ama açıklama bile olmayan, hepsi spekülasyona dayalı atmasyon fikirlerin neresi bilime göre üstündür, anlayamıyorum. Çocukluktan beynimize yerleştirilmiş olmaları dışında ne özelliği var o fikirlerin?

Link to comment
Share on other sites

Bir de bol bol ince ayar muhabbeti yapmışsın. Bunların geçersiz bilgilere ve önyargılara, batılı yaratılışçı kaynaklardan alınma çarpıtılmış ve sahte bilim örneklerine dayandığını bilmem ne kadar biliyorsun.

 

İnce ayar safsatası, insan gözünün gözlük takmak için yaratılmış olduğunu söylemeye benzeyen bir düşünce yanlışıdır.

 

Sonuca bakıp, sebebin bu sonucu üretmek için özel olarak seçildiğini farzetmeye dayanır.

 

Dünyada hayat olsun diye mi, dünya güneşin etrafında tam da suyun sıvı kalabileceği bir sıcaklığa sahip olunacak bir bölgeye yerleştirilmiştir, yoksa dünya böyle bir bölgede yer alan bir gezegen olduğu için mi yüzeyinde sıvı su bulunması mümkün olmuş ve üzerinde canlılık yeşerebilmiştir? (Nitekim güneş sisteminde başka gezegenler de var ve onlarda hayat yok).

 

Gerçeklik böyle olsun diye mi planck sabiti o değerdedir, yoksa planck sabiti o değerde olduğu için mi onunla uyumlu bir gerçeklik oluşmuştur?

 

Yağmur yağdığı için mi yollar ıslanır, yoksa yollar ıslansın diye mi yağmur yağar?

 

Yaratılışçıların ve akıllı tasarımcıların bu tür ince ayar mantıkları, yağmurun yollar ıslansın diye yağdığını, insan burnunun ise gözlük taksın diye yaratıldığını söylemeye benzer.

  • Like 1
Link to comment
Share on other sites

Nitekim elektromanyetik kuvvet ile ilgili, kuvvetler arasındaki ilişki ile ilgili, kütle çekimiyle elektromanyetik kuvvet arasındaki oran ile ilgili, vs verdiğin o bilgiler, durum böyle olsun diye o ayarların öyle yapıldığına değil, o değerler öyle olduğu için, ortaya onlarla uyumlu böyle bir gerçekliğin ortaya çıktığı anlamına gelir, ve başka türlü olsaydı hiçbir tür gerçeklik ortaya çıkmayacakmış gibi bir imada bulunarak, insanları yanıltmaya ve bu işin altında bir bilinç olduğunu düşündürmeye yönelik olarak sunulan manipulasyon örnekleridirler bunlar.

 

Nitekim, bu tür iddialara cevap veren bazı fizikçiler, örneğin Victor Stenger, evrendeki çeşitli sabitleri belli değer aralıklarında değiştirerek ortaya çıkabilecek olası evren modellerini ve yapılarını incelemiş ve geniş bir değerler aralığında ortaya bizimkine benzer olmasa bile "bir çeşit" kompleks yapı ve canlılığa izin verebilecek türde yapıların ve yasaların olduğu bir durumun ortaya çıkabileceğini tespit etmiştir.

 

Senin bahsettiğin o hesaplar, her şeyin aynen, tıpa tıp şu anki gibi olma ihtimaline dayalı hesaplardır.

 

Farklı bile olsa, herhangi bir tür canlılığın veya kompleks yapıların ortaya çıkıp çıkmayacağı sorusunu cevaplamaya yeltenmezler bile.

  • Like 1
Link to comment
Share on other sites

İnce ayar safsatası -Mantık

 

Size göre ince ayar bir safsatadır. Evrende düzensizlik olduğunu SİZ söylüyorsunuz. Ben pek çok bilimsel yayın, dergi, kitap, makale okudum. Astrofizikçiler ve diğer bilim insanlarının sizin dile getirdiğiniz önermenin tam tersini söylediğini BİLİYORum. Dolayısıyla vermiş olduğunuz mesaj sizin dünya görüşünüzle - materyalizm- ilgilidir. Bilimsel bir yaklaşımda bulunmuyorsunuz. İdeolojinizi temel alan yazılar bunlar.

 

" Bilimsel araştırma bilinmeyene yapılan bir yolculuktur . . . . Fakat bütün bu araştırmalarda alıştığımız bir düzen ve mantık dokusuna rastlanmaktadır. Bu kozmik düzenin, ince ve uyumlu bir birliği oluşturmak üzere iç içe dokunmuş kesin matematik yasalarınca desteklenmekte olduğunu göreceğiz.

 

Dikkatli bir çalışma, evrenin yasalarının karmaşıklık ve çeşitliliğin oluşabilmesi için şaşırtıcı biçimde uygun olduklarını gösteriyor. Yaşayan organizmalara gelince, bunların varlığı, bazı bilim adamları ve filozofların çok şaşırtıcı buldukları bir dizi talihli rastlantıya bağlıdır."

 

Davies irdelemesini şöyle sonuçlandırıyor: “Evrene açılan kapının anahtarını sağlayan mantık kıvılcımlarını, nasıl olup da yalnızca Homo sapiens’in taşımakta olduğu derin bir muammadır . . . . Şu evrendeki varlığımızın yalnızca talihin garip bir cilvesi, tarih içinde bir rastlantı, büyük kozmik tiyatroda ansızın beliriveren küçük bir ışık olduğuna inanamam. Evrenle ilişkimiz çok kişisel bir düzeyde . . . . Bizim burada olmamız istenmiş.” Buna rağmen, Davies ortada bir Tasarımcı, bir Tanrı olması gerektiği sonucuna varmıyor.

 

Güney Avustralya, Adelaide Üniversitesi, matematiksel fizik profesörü Paul Davies The Mind of God adlı kitabında bunları söylüyor.

 

Gördüğünüz gibi Bilim insanı, Prof tanrının varlığına İNANMASA DA evrende KESİNLİKLE BİR DÜZEN olduğunu söylüyor. İnce ayarın bir safsata olduğunu siz söylüyorsunuz. Neden ? Dediğim gibi ideolojik temelli de ondan :)

 

Aynı kitaptan bir örnek: “Eğer elektron ve protonun kütlelerinin toplamı normal olarak bir nötronun kütlesinden biraz az olmak yerine, birazcık fazla olsaydı, sonuç felâket olacaktı . . . . Evrende baştan başa, bütün hidrojen atomları nötron ve nötrinolar oluşturmak üzere ayrışacaklardı. Nükleer yakıtı elden giden Güneş büzülüp yok olacaktı.” Aynı şey evrendeki milyarlarca diğer yıldızın da başına gelirdi.

 

Prof. şu sonuca varıyor: “Karbon temelli yaşamın, dolayısıyla insan yaşamının onlar olmadan ortaya çıkamayacağı, biyolojik nitelik taşımayan görünüşteki rastlantıların . . . . listesi uzun ve etkileyicidir.” Kendisi diyor ki: “Bu [yaşam için temel olan] özellikler, doğal dünya dokusunda boydan boya yer alan bir tür mutlu tesadüfler zinciri gibidir. Fakat hayat için gerekli bu tuhaf rastlaşmalar o denli çok ki, bunlar için bir açıklama bulmak gerekir.

 

Ayrıca şunları da söylüyor: “Sorun görünüşte rastlantı eseri olan bu uyarlamaların gerçekten rastlantı olup olmadıklarına ve dolayısıyla yaşamın da rastlantı eseri olup olmadığına karar vermektir. Hiçbir bilim adamı bu soruyu sormaktan hoşlanmaz, fakat, ne olursa olsun bu soru yine de sorulmalıdır.”

 

 

saygılarımla

Link to comment
Share on other sites

Evren’in yapısı yalnızca kütleçekimi ve elektromanyetik kuvvetlerin ince ayarda olmasından çok daha fazlasını gerektirir. Diğer iki fiziksel kuvvetin de yaşamımızla ilgisi vardır.

 

Bu iki kuvvet işlevini atom çekirdeğinde sürdürür ve önceden düşünülerek oluşturulmuş olduklarına ilişkin bol bol kanıt vardır. Atom çekirdeğinde proton ve nötronları birbirine bağlayan güçlü nükleer kuvveti ele alalım. Bu bağlanma sayesinde, (helyum ve oksijen gibi) hafif ve (altın ve kurşun gibi) ağır, çeşitli elementler oluşabilir. Göründüğüne göre, bu bağlayıcı kuvvet yalnızca yüzde 2 oranında daha zayıf olsaydı hidrojenden başka hiçbir element olmazdı. Tersine, biraz daha güçlü olsaydı, bu kez hidrojen yerine yalnızca ağır elementler bulunabilirdi. Acaba yaşamımız bundan etkilenir miydi? Evren’de hidrojen eksik olsaydı, Güneşimiz yaşam veren enerjiyi yaymak için gerekli yakıta sahip olamazdı. Ayrıca, hiç kuşkusuz suyumuz veya besinimiz de olamazdı, çünkü bunların ikisi için de hidrojen gereklidir.

 

Bu irdelemedeki diğeer kuvvet, radyoaktif çözünmeyi denetleyen zayıf nükleer kuvvet diye adlandırılır. Bu kuvvet Güneşimizdeki termonükleer faaliyeti de etkiler. ‘Acaba bu kuvvet için de ince ayar söz konusu mu?’ diye sorabilirsiniz.

 

Matematikçi ve fizikçi Freeman Dyson şu açıklamada bulunur: “Zayıf [kuvvet], nükleer kuvvetten milyonlarca kat daha zayıftır. Güneş’teki hidrojenin yavaş ve sabit hızla yanmasına tam yetecek kadar zayıftır. Zayıf [kuvvet] çok daha güçlü ya da çok daha zayıf olsaydı, güneşe benzer yıldızlara bağımlı her tür yaşam yine tehlikeye düşerdi.” Evet, çok kesin ayarlanmış bu yanma hızı Yerimizi yakıp küle çevirmeden sıcak tutuyor ve biz de bu sayede hayatta kalıyoruz.

 

Üstelik, bilim adamları zayıf kuvvetin, çoğu elementin oluşma ve yayılma sürecini başlattığını düşündükleri süpernova patlamalarında rol oynadığına da inanıyorlar. Fizikçi John Polkinghorne, “bu nükleer kuvvetler herhangi bir yönden şimdi olduklarından birazcık farklı olsalardı, yıldızlar sizi ve beni oluşturan elementleri yapamazlardı” diyor.

 

Daha birçok şey söylenebilir, fakat herhalde varılmak istenen sonuç ortadadır. Bu temel kuvvetin ince ayarı hayranlık verecek ölçüdedir. Profesör Paul Davies (alıntıda bulunduğum kitabın yazarı), “doğanın her şeyi doğru yaptığının kanıtlarını tüm çevremizde görür gibiyiz” diye yazdı. Evet, temel kuvvetlerin çok kesin bir ayarda olması, Güneşimizin, sevimli gezegenimizin ve üzerinde hayatı devam ettiren suyun, yaşam için büyük önem taşıyan atmosferimizin ve yeryüzünde çok çeşitlilik gösteren değerli kimyasal elementlerin varlığını ve işlevini mümkün kıldı. Fakat şimdi kendinize, ‘böylesine kesin ayarın nedeni ve kaynağı nedir?’ diye sorun.

 

Yukarıda ATEİST görüşlü fizikçilerden de örnek verdim. Dikkat edin , “doğanın her şeyi doğru yaptığının kanıtlarını tüm çevremizde görür gibiyiz” diyen bilim insanı da natüralisttir!.

 

saygılarımla

Link to comment
Share on other sites

Rastlantidan ne algiliyorsunuz, ya da duzen/duzensizlik farkinin ne olduguna neye/kime gore karar veriyorsunuz? -Evrensel İnsan

 

 

 

Düzen düzensizliğin tersidir. Yukarıda detaylıca anlatıldı.

 

Evrende bir düzensizlik olsaydı canlılık var olamayacaktı, alın size örnek. Yada odanız düzensiz olsaydı aradığınız eşyayı kolayca bulabilir miydiniz? Hayır. Ya kitaplığınız? Fakat kitapların hepsi ayrı raflarda konularına göre katagorize edilmiş Sistemli ve düzenli. Kitaplarınız içeriklerine göre raflarda düzenlenmişse bu bir rastlantı mıdır?

 

Yoksa siz mi tasarladınız?

 

Bunu ortaya koyan insanoğludur. Fakat varlık zaten vardır. Kişi onu soyutlar yada dile getirir. Hepsi bu.

 

 

saygılarımla

Agop-dikran

Link to comment
Share on other sites

Saygideger agop;

 

Eger bilimsel olarak konusacaksak; birincisi ortada goruntu veren bir fenomen (metafizigin ontolojisinin madde, dusunce temelinde kesinlestirmedigi ve determine etmedigi anlamda) ve bunun gozlemi vardir.

 

Oyuzden bilimsel olarak, inanoglu buradan bir soyutlamaya ulasir. Bu ulastigi soyutlamayi da, test edebiliyor sa, yanlislanabilirligini baki kilarak, ortaya evrensel onay almis ve tartismaya acik olmayan bir olgu sunar. Ornek;

 

NSA su 100 derecede kaynar, 0 derecede donar.

 

Burada bu bir raslantimi, duzen mi, duzensizlik mi, akilli tasarim mi, neden 0 ve 100 v.s. temelli sorular ve verilecek cevaplar bilimsel degildir, felsefidir.

 

Eger bilimsel olarak ortaya bir sonuc cikiyor ve bunu bilimsel gozlem acikliyamiyorsa, o zaman bu durum sartlarin, olusumu veren fenomenlerin, zamanin ve kurallarin bir sonucudur.

 

Mesela senin yolda yururken bir cuzdan bulman, senin o yoldan yurumene, o saatte ordan yurumene, senden once yuruyenin cuzdani gormemesine, senin cuzdani gormek icin cuzdani farketmene, kisinin cuzdani dusurmesine, hava sartlarina v.s. temelli bir suru izah edilebilecek duruma baglidir.

 

Oyuzden butun mesele bilimsel olabilmek, ya da insanoglu ozelligi ile teleolojik yanasabilmek, ya da aklin kendini inandirdigi dogrularla tatmin olabilmek ve istersen bir tanriya varabilmek konusudur.

 

Oyuzden neyin, neden, nasil v.s. oyle oldugunun aciklanmasi gozlemin disinda, BILIMSEL DEGILDIR.

 

evrensel-insan

Link to comment
Share on other sites

Agop,

 

Kimse evrende düzensizlik olduğunu söylemedi. Benim evrende düzensizlik olduğunu söylediğimi sen söylüyorsun.

 

Benim dediklerim evrende düzen yoktur anlamına gelmez, bu düzenin altında bir bilinç aramanın bir gerekçesi yoktur anlamına gelir.

 

Düzen demek ne demektir ki zaten? Belli doğa yasalarının olduğu yerde, o yasalara uyumlu bir durum ortaya çıkacaktır elbette. Bu ise bize düzen gibi gözükecektir.

 

O yasaları değiştir, başka doğa yasalarına uyumlu başka bir düzen çıkacaktır ortaya.

 

Benim söylediğim şu ki, o ince ayar denen şey, bizim şu anda gördüğümüz düzen için geçerli bir akıl yürütmedir.

 

Doğa yasalarını değiştirdiğinde, çok az da değiştirsen, elbette şu anda gördüğümüz düzen ortaya çıkmaz. Ama başka bir düzen ortaya çıkar. Bizim şu anki anlayışımızla belki bize düzen gibi bile gelmeyecek bir yapı. Ama o ortamın ürünü varlıklar olsa, o da onlar için düzen olacaktır, bizimki ise düzensizlik.

 

Bilmem anlatabiliyor muyum.

 

Davies irdelemesini şöyle sonuçlandırıyor: “Evrene açılan kapının anahtarını sağlayan mantık kıvılcımlarını, nasıl olup da yalnızca Homo sapiens’in taşımakta olduğu derin bir muammadır . . . . Şu evrendeki varlığımızın yalnızca talihin garip bir cilvesi, tarih içinde bir rastlantı, büyük kozmik tiyatroda ansızın beliriveren küçük bir ışık olduğuna inanamam. Evrenle ilişkimiz çok kişisel bir düzeyde . . . . Bizim burada olmamız istenmiş.” Buna rağmen, Davies ortada bir Tasarımcı, bir Tanrı olması gerektiği sonucuna varmıyor.

 

Güney Avustralya, Adelaide Üniversitesi, matematiksel fizik profesörü Paul Davies The Mind of God adlı kitabında bunları söylüyor.

 

Alıntı yapmak için tam adamını bulmuşsun :)

 

Sen tabi farkında değilsin ama Paul Davies dediğin kişi, bilimi kendi amacı için kullanmaya çalışan gizli bir dinci. Bilim adamlarının çoğu onunla hemfikir değil, ama o adam popüler olan, diğerleri değil. Neden? Nedeni basit. Sizlerin duymak istediklerinizi söyleyen o da onun için.

  • Like 1
Link to comment
Share on other sites

Matematikçi ve fizikçi Freeman Dyson

 

Fizikçi John Polkinghorne,

 

Bunlar Harun Yahya'nın web sayfalarından alınma bilgilere benziyor. Güvenilir kaynaklardan bilgi getir lütfen.

 

Bu kişi ve ekibi, yazılarını yabancı yaratılış ve akıllı tasarım sitelerinden derlerler, ve orijinalini dinci kilise papazlarının hazırladığı bu yazılar, bilim adamlarının yazılarından yapılmış ve anlamı dışında kullanılmakta olan pek çok çarpıtılmış alıntı ile doludur.

 

Bir de o alıntının yapıldığı kişilere sorun bakalım o alıntının yapıldığı yazıda aslında neden bahsetmekteler ve alıntı yapanın çıkardığı sonuca katılıyorlar mı?

 

ABD'de bu konu çok problem olmuş ve pek çok bilim adamı kendilerinden bu şekilde "out of context" ("anlamı dışında", ya da "kastettiğinden farklı" diyebiliriz) alıntı yapan yaratılışçı dincileri kınayan açıklamalar yapmışlardır.

 

İnternette Harun Yahya'nın ve başka yaratılışçıların yaptığı alıntı sahtekarlıkları üzerine küçük bir araştırma yaparsan ne dediğimi anlarsın.

 

Yukarıda ATEİST görüşlü fizikçilerden de örnek verdim.

İşte bir de bu ilginç gelir bana. Yine HY ve benzeri yaratılışçıların ikide bir getirdiği iddialardır bunlar.

 

Yani ateist dedikleri kişilerden öyle alıntılarla gelirler ki, o alıntılar eğer gerçekten onların kastettiği anlama gelecek şekilde dile getirilmişse orijinal kaynakta, zaten o adamın ateist olması mümkün değil.

 

Adamın dediklerini, ya da dediğini iddia ettikleri şeyleri, öyle bir dile getirirler ki, adamın bir "Tanrı vardır, inanıyorum" demediği kalmış olur. Sonra da derler ki, bakın bu adam aslında ateist ama o bile öyle söylüyor.

 

Burada bir terslik olduğu açık. Ama acaba terslik nerede?

 

Ya bu ateist dedikleri kişiler Tanrı'ya inanmak için gerekli her lafı edip, buna rağmen inanmayacak kadar salaklar, ya da onların söyledikleri iddia edilen şeyler yanlış veya anlamından farklı aktarılıyor.

 

Sence hangisi?

  • Like 1
Link to comment
Share on other sites

Bunlar Harun Yahya'nın web sayfalarından alınma bilgilere benziyor.

Güvenilir kaynaklardan bilgi getir lütfen. -Mantık

 

Sayın mantık;

 

Bu tür niyet okumalarla yanılgıya düşersiniz. Benim toplam 17 mesajım var bu forumda. Çoğu sanırım bilimle ilgili. Bu foruma da bilimsel konuları konuşmaya geldim. Şu ana kadar astığım iletilerin HİÇ BİRİNDE HY alıntısı YOK !!

 

Dahası ben HY'nin sitelerinden felan buraya HİÇ BİR ŞEY asmıyorum. Bir tane bile HY kitabı okumadım. Bunu iyi anlayın. Türkçe olarak sadece Caner taslaman adında birinin evrim teorisi üzerine yazdığı bir kitabı ile Stephen J. Gould okumuşumdur.

 

Verdiğim bilgiler ise doğrudur. Çarpıtma değildir. Gizli dinci- ateist bireylerin sergilediği davranışlar onları bağlar. Fakat verilen bilimsel bilgiler doğrudur. Sizin bunu anlamak istememenizin nedeni ideolojik tutumunuzdur.

 

saygılarımla

agop-dikran

Link to comment
Share on other sites

Saygideger agop;

 

Bakin size bir haber vereyim. Deniz, Huseyin, Yusuf'u savunan avukat, Halit Celenk onlarin asildigi tarihten bir gun once dun oldu. Bu bir raslanti midir?

 

Eger ben bir seyi ayarliyorsam, zaten burda bir bilinc, plan ve programlama vardir.

 

Size daha once verdigim cuzdan bulma orneginde, sizin bir planiniz yoktu.

 

Dolayisi ile biz insanoglu gozxlemimizle neyi goruyorsak, onu bildiriyoruz. Bunun otesi zaten bilimsel degildir ve teleolojik spekulasyon, bilim kurgu, hurafe ve inanctir.

 

O acidan, evren adina ortada duzen/duzensizlik diye bir konu yoktur. Evren bize nasil bir gozlem veriyorsa, odur.

 

Bunu duzen/duzensizlik, kaos/kosmos, iliski/celiski v.s. karsitlarina tasiyan da insanoglunun bilimselligi degil; inancsalligidir.

 

Aslinda bunun taaa ilk insanoglundan kalma, agacin neden meyva verdigini algilayamayip ta, agaci tanrilastirmasi ile ilgili zihniyetten de bir farki yoktur.

 

Bu temelde de, epistemolojik olarak tek bir yaratici, planlayici, programlayici, akilli tasarimci vardir, o da insanogludur ve henuz bir alternatifi yoktur.

 

Eger insanoglu, bu ozelliklerini; algiladigi dogaya, dunyaya, evrime, evrene v.s. veriyorsa; yaptigi teleolojik inanctir ve kendi ozellikleri ile bu algiladiklarini degerlendirmektir.

 

Sey kendisini kendi adina ortaya koyamaz. Kendi dahil algiladigi her seyi (madde, dusunce, evren, dunya, evrim, doga v.s.) ortaya koyan insanogludur. Bu ortaya koyus, sadece insanoglu adina, ait, icin ve eliyle bir monologdur ve bu konuda ortaya konan ne ise onun yansimaktan ve insanogluna algilanma tanimaktan baska bir rolu yoktur.

 

evrensel-insan

Link to comment
Share on other sites

Agop,

 

Şu ana kadar astığım iletilerin HİÇ BİRİNDE HY alıntısı YOK !!

HY olmayabilir. Ama o da zaten yabancılardan çeviriyor. Aynı işi yapan yabancı kaynak da dolu. Hiç farkına bile varmadan, temelinde kilise ve yaratılışçılık kökenli bir kaynaktan yararlanmış olabilirsin.

 

İlle öyledir demiyorum, sadece tecrübeye dayanarak konuşuyorum.

 

Benim bu konularda geçmişim eskidir. Harun Yahya'dan daha kimsenin haberi yokken, daha 80'li yılların sonu, 90'lı yılların başında, İstanbul Sahaflar çarşısından BAV'ın o zamanki ilk çalışmalarını alır okurdum. Bunları da gerçekten bilim zannederdim. Sahte bilim olduğunun farkında olmadan.

 

Son 12 yıldır da internette bu konuları tartışır, bu konulara değinen siteler yaparım.

 

Yaşadığım ülke olan ABD'de bu ve benzer konularda yayınlanmış kitapları okur, yayınları takip

ederim.

 

Şaşmaz bir şekilde her zaman, fizikçilerden, biyologlardan ya da bilim adamlarından alınmış

denilen, fakat içinde dinci öğeler içeren bu tip yazıların kaynağının ya doğrudan yaratılış

veya akıllı tasarım sitelerine dayandığını, yada en iyi ihtimalle o adını verdiğin Paul

Davies gibi aynı işi bağımsız olarak yapan popüler bilim/din yazarlarına dayandığını görmüşümdür.

 

Tabi yine de kesin konuşmak istemem. Bilimsellik ve objektiflik adına, lütfen "Matematikçi ve fizikçi Freeman Dyson" ve "Fizikçi John Polkinghorne" dan yapılmış alıntılara değinen o yazının kaynağını verir misin?

 

Senin aldığın kaynak belki öyle değildir ama asıl kaynağına indiğin takdirde, işin ucunun benim bahsettiğim tür kaynaklara dayanacağı konusunda şüphem az çünkü. Bunu tecrübeden biliyorum.

  • Like 1
Link to comment
Share on other sites

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Giriş yap

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now
×
×
  • Create New...