Jump to content

Kötülük Problemine Cevap


Emre_1974tr

Recommended Posts

Enbiya Suresi     35     Her canlı, ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.

İlginç bir şekilde tarih boyunca filozofundan ilahiyatçısına kadar  birçok kimse "kötülük problemi" başlığı altında dile getirilen  "Allah varsa ızdırap ve kötülük niye var", "neden insanların yanlışlar yapmasına seyirci kalıyor", "kötülüğün kaynağı ne" şeklindeki garip soruların içine dalmış. Aslında bu soruların cevabı gerekse Kuran ayetlerinde, gerekse içimizdeki ve kainatımızdaki ayetlerde, hatta mantığımızda cevaplı vaziyettedir. Yeter ki tabloya bütün olarak bakmayı bilelim...

Kötülük problemi diye bir problem sözkonusu bile değildir aslında tabii ki.Bu dünya imtihan, yani kişinin kendisiyle yüzleşme diyarıdır ve aynı zamanda da bazı küçük ceza veya mükafatların sunulmaya başlandığı yerdir. Ve bu dünyada başa gelen her sıkıntı veya mutluluk da hem imtihan, hem de kişiye hakettiğini yaşatma işlevini görmektedir. Kader ve Özgür İrade başlıklı yazımda bu konuyu delilleriyle anlatmıştım:

http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/kader-ve-ozgur-irade.html

İçinde yaşadığımız evrenimiz cennet ile cehennemin bir karışımıdır. Nasıl ki cennette sırf haz varsa, veya cehennemde ise sırf ızdırap varsa, ikisinin karması olan bu dünyamızda ise haz ve ızdırap içiçedir. Yine dediğim gibi bu yaşamda başa gelen kötülükler de aslında kişinin kendi elleriyle yaptıkları veya yanlış düşünceleri/inançları yüzünden yaşanmaktadır.

Rum suresi     36     İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda, onunla ferahlar, şımarırlar. Kendi ellerinin hazırladıkları yüzünden kendilerine bir kötülük gelip çatsa, hemencecik ümitsizliğe düşerler.
   
Şura Suresi     30     Size gelip çatan her musibet ellerinizin kazandığı yüzündendir. Allah birçoklarını da affediyor.


İşte bu dünyadaki olumsuzlukların kötüleri ve iyileri ortaya çıkarmanın yanı sıra böyle bir işlevi de var; uyarı ve ceza...

Kötülüğü yapan kendisiyle yüzleşiyor ve neden cehennemlik olduğunu veya cennetlik ise bile bu dünyada neden geçici sıkıntı çektiğinin vb. ayrıntıların farkına varma şansı oluyor bu sayede.

Buna karşılık bu kötülüğe maruz kalan kişi  ise aslında zaten bir şekilde yaşayacağı ızdırabı/cezayı tadıyor. Eğer başkasından kötülük görmeseydi bile kaza veya hastalık gibi bir unsurla yine denk bir ızdırabı tadacaktı.

Başkasına kötülük yapmak da, gerçeği inkar etmek de, veya hurafelere inanıp Allah'a iftira atmak da hep insanın içindeki kötülükle yüzleşmesinin türevleri. Yani zulüm deyince akla sadece başkasına şiddet uygulamak falan gelmesin. Kötülük problemi denilen şeyin yanlış algılanma nedenlerinden biri de bu ayrıntılara dikkat edilmemesi, konunun bütünlük içinde değerlendirilmemesidir.

Zümer Suresi     32     Allah hakkında yalan düzenden ve kendisine gelen doğruyu yalanlayandan daha zalim kim vardır? Cehennemde kafirler için bir barınak yok mu?

 Bunları aslında Allah kötülüğü/yanlışı yarattığı için falan yapmıyor insan, özgür irade sahibi olunca zaten bunları yapacağı için o kişi, Rabbimiz ona istediğini ve hakettiğini veriyor. Tüm ızdırapların sorumlusu kullardır. Gerek dünyadaki, gerekse de cehennemdeki...Eğer benliklerin tamamı iyiliği seçmiş olsaydı sadece cennet ve cennetimsi yerler var olurdu kullar için.

Yunus Suresi     44     Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Ama insanlar öz benliklerine zulmediyorlar.

-İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah`tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir. Biz seni insanlara bir resul olarak gönderdik. Tanık olarak Allah yeter.(Nisa Suresi 79. ayet)

İnsanoğlu yaratılıştan kendisine verilen temel vahiy sayesinde iyiliğe ve gerçeğe yönelmeye hedeflenmiştir. İçindeki ayetlere sırtını dönmeyen bir kul, doğuştan başkalarına iyilik yapmanın ve tek Tanrıya inanmanın doğru yol olduğunu bilir:

7: 172 Rabbin, Adem oğullarının bellerinden soylarını çıkarırken onları kendi kendilerine tanık tutar: "Ben, Rabbiniz değil miyim? " "Evet, tanıklık ediyoruz, " derler. Böylece diriliş günü, "Biz bundan habersizdik, " diyemezsiniz.

Bir tek Tanrıcı (hanif) olarak kendini dine adamalısın. Nitekim, ALLAH insanları böyle bir yaratılış ile donatarak yaratmıştır. ALLAH`ın yaratışında değişiklik olmaz. Bu, tam yetkin bir dindir, fakat insanların çoğu bilmez (Rum Suresi 30)

Hatta sonradan kendisine ulaşan vahiy ve deliller sayesinde de bu yolu pekiştirilmiştir.

İnsan Suresi 3  Biz onu yola kılavuzladık. Artık ya şükredici olur ya nankör.

Bu sayede insanoğlunun hiçbir mazareti yoktur Efendisine karşı. Çünkü iyiliğe ve kötülüğe eşit uzaklıkta yaratılmanın da ötesinde, aslında iyiliğe programlanırcasına yaratılmıştır insan ve daha sonra da çeşitli yollarla bu durum pekiştirilmiştir. Buna rağmen kötü olmayı seçenin en ufak bir sığınağı yoktur.

***

Yüce Allah daha yaratmadan kimin özgür iradesiyle neler yapacağını ve karakterinin  nasıl olacağını bildiğinden, doğrudan cennette yaratılmayı haketmeyenleri yaratmış olmakta bu evrenimizde . Başka bir deyişle, bu dünyada imtihan için yaratılan hiçkimse tam masum değil, yoksa en ufak bir ızdırap deneyimine maruz kalmazlardı:

Ahzab Suresi

72 Biz emâneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler. İnsan ise çok zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi.

73 Bunun böyle olması, Allah'ın; ikiyüzlü erkeklerle ikiyüzlü kadınlara, şirke sapmış erkeklerle şirke sapmış kadınlara azap etmesi, mümin erkeklerle mümin kadınların tövbelerini kabul etmesi içindir. Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.

Nahl Suresi 61 Eğer Allah, insanları zulümlerine karşı cezalandırsaydı, yeryüzünde debelenen bir şey bırakmazdı. Ama öyle yapmıyor, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Süreleri geldiğinde ise ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçebilirler.

Bu arada tekrar belirtelim, Rabbimiz kimin, sonsuza dek imtihan edilse ne yapacağını, hangi yanlışları sergileyeceğini bildiğinden,  bu evrenin sakinleri genel olarak O'nun gözünde olumsuz konumda. Yoksa bunun Adem ve eşinin yasak meyvayı yemesiyle bir ilgisi/bağlantısı yok. Kimse bir başkasının günahından dolayı suçlanamaz ve herkes kendi yaptıklarıyla ve yapacaklarıyla değerlendirilmekte yüce Allah tarafından. Yani Hıristiyanlıktaki  günahkar doğma inancıyla karıştırılmamalı bu...Ayrıca ruhçu öğretideki tekamül/evrim için dünyaya gelme inancıyla da bir ilgisi yok bunun . Adem ve eşi o hatayı yapmasaydı da zaten bu dünya için yaratılmışlardı.Çünkü hakettikleri buydu...Ve Efendimiz bunu en başından biliyordu.

Ve belirttiğim üzere, dünya yaşamı cennet ile cehennemin bir karışımı. Nimetler ve belalar içiçe bu yüzden evrenimizde. Bu durum da aslında yine hakettiğimize kavuşmak için tasarlanmış yine.Gerek deneyim açısından, gerekse de imtihan açısından... Ortada, kolektif tablo yani sistem açısından hakettiğin geçici minik cezaya veya ödüllere (bu yaşamdaki sıkıntılar cehennemdekilerle kıyaslandığında ufak çaptadır) maruz kalma var. Fakat burada cehennemden farklı olarak yaşadığın ızdıraplarda böyle bazen bir taşla iki veya daha fazla kuş vuruluyor. Yani başına gelen sıkıntı bir kaza veya hastalık falan değil de başkası tarafından sana yapılan birşey ise, bu aynı zamanda hem o kişinin (yani kötülüğü yapanın) kendisiyle yüzleşmesi ve ahiret için aleyhinde delil, ona tuzak oluyor, hem de senin (kötülüğe maruz kalanın) hakettiğin sıkıntıyı denk getirilerek yaşaman oluyor.

Şimdi diyebilirsiniz ki küçük veya genç yaştaki biri henüz kötülük yapmadan neden sıkıntılar yaşayabiliyor hayatta? Bir kul henüz günah işlemeden de ızdırapları yaşamaya başlayabiliyor çünkü Rabbimiz o kişinin neyi hakedip haketmediğini, neler yapacağını ve nasıl bir karaktere sahip olacağını biliyor . Yine herşey o kişinin hakettiği doğrultusunda gerçekleştirilmekte yüce Allah tarafından. Aynı şekilde bu hayatta yaşadığımız ve ahirette yaşayacağımız mutluluk, başarı ve nimetler de...

Kısacası olaya bütünsel, ve kolektif açıdan bakılırsa, aslında bu dünyada bile hiç haksızlık yok. Sadece haksızlık, olayın kendi içinde olabilmekte. Yani bu imtihan dünyasında kimse kimseye kötü bir söz söylemeye bile yetkili değilken, bir kişi başkasına kötülük yapıyorsa bu zulmü gerçekleştiren günah işlemiş oluyor. Ama dediğim gibi bütünsel açıdan bakınca yine herkes hakettiğine "denk getirilerek" kavuşturuluyor aslında. Kaldı ki, dünya hayatı tek başına değerlendirilmemeli, sonsuz ahiret yaşantısıyla birlikte ele alınmalıdır. O zaman ilahi adaletin nasıl mükemmel bir şekilde işlediği çok daha net görülebilecektir.

Bu imtihan evrenimizde bile Rabbimizin kusursuz planı işlemektedir ve buradaki hayat da tıpkı cennet veya cehennem gibi, tasarım amacına mükemmel bir şekilde hizmet etmektedir. Eski bir yazımda da belirttiğim üzere:

Bizim dünyamız ve evrenimiz;

1-İmtihan (kişileri kendileriyle yüzleştirme) dünyası hedefine yöneliktir.

2-Cennet ile cehennemin karışımı karma bir hayat (ödüller ve uyarı ve/veya ceza niteliğindeki ızdırapları tatmak)

3-Sonunda mutlaka canlılarının ve hatta evrenin kendisinin öleceği sonlu bir yaşam içerir.

İşte bu evrendeki kusursuzluktan kasıt, bu 3 maddeye uygun-hizmet eden olma açısından mükemmelliktir, çünkü yaratılış amacı budur. Ama buna karşılık ahiret evreninin yaratılış amacı ve şartları farklı olduğundan, ahiret dünyasındaki kusursuzluk da bambaşkadır. Fakat ceza ve ödüller dünya ve ahiret bütünlüğünde temelde aynı hedefe hizmet etmektedir.

***

Evrenimizde yaşananlara yine bütünsel açıdan, sistem açısından bakacak olursak her işde bir hayır vardır bu bağlamda, ama birey açısından bakacak olursak durum hiç de böyle değildir elbette. Kişiler için bazı işlerde hayır varken bazı şeylerde ise şer vardır bu hayatta (ve de ahirette).

Dünya yaşantımız, yani kainatımız cennetle kıyaslanırken bazen olumsuz ifadelerle tanımlanırken, buna karşılık yoklukla/hiçlikle ve/veya cehennemle  karşılaştırıldığında ise övülmekte ve içindeki nimetlere vurgu yapılarak şükredilmesi gereken güzellikler diyarı olarak tanımlanmaktadır ayetlerde.(Buradan da dünya hayatının cennetimsi yanının cehennemi tarafından daha ağır bastığı sonucu da çıkarılabilir...).

Yani ayetlerde bu dünya hayatının önemsizliği ve geçiciliği belirtilirken, "güzellikleri yaşama" açısından yine cennetle kıyaslandığında ortaya çıkan tablodan bahsedilmektedir. Yoksa yokluğa veya cehenneme kıyasla evrenimizin güzellikleri övülürken, "imtihan yaşamı" olması işlevinden dolayı da önemi vurgulanmaktadır. Zaten bu açıdan bakarsak, yani sonsuz hayatımızı şekillendirecek olan imtihan anı olduğunu farkedersek bu yaşantımızın, aslında en önemli dönemi yaşadığımızı da söyleyebiliriz...

***

Yukarıda evrenimizin yaratılış amaçlarından bahsettim.Bir de sadece biz kullar açısından olaya bakacak olursak bu imtihan dünyasında yaratılış amacımız: Rabbimize kulluk, kendimizle yüzleşmek, gerekli ikazları almak, ve bazı küçük ceza veya mükafatları daha bu dünyada tatmaya başlamaktır... Bu bağlamda ortada kötülük problemi diye adlandırılan, yani "kötülüğün kaynağı nedir" şeklinde dile getirilen sözde sorun, sözkonusu bile değildir gerçekte yine.

Secde Suresi 21. Ayet: Şu da bir gerçek ki, onlara en büyük azaptan önce o yakın azaptan (dünya azabından) da tattıracağız, belki dönerler.

Rum Suresi 36. Ayet: Bir de Biz insanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona güveniyorlar; ellerinin yaptığı birşey sebebiyle başlarına bir kötülük gelince de (hemen) her ümidi kesiveriyorlar.

Nasıl ki kimse çıkıp "Allah varsa cehennemde neden ızdıraplar ve zebaniler var" diye bir problemden bahsetmiyorsa, aslında dünya için de durum aynı. Bizim kainatımız cehennem kadar  ızdırapla örülü değilse de, bir cennet de değil. Cennete kıyasla cehennemimsi, cehenneme kıyasla ise cennetimsi  bir yer gibi durmakta evrenimiz. Çünkü nitelik olarak her ikisinin, yani cennet ile cehennemin ortasında ve hazla ızdırap harmanlanmış, dengelenmiş durumda. Buna karşılık ayetlerde "Rabbin Katı" adı verilen ve şu anda da var olan "Ahiret Evreninde" ise böyle bir karışım, denge yoktur. Mutluluk ve nimet diyarı ile, ceza/sıkıntı diyarı birbirinden tamamen ayrı vaziyettedir ve o evrenin sakinleri, yani içinde yaşayan canlıları ise ölümsüzdür. Zaten farklı fizik yasalarına sahip bu sonsuzluk/ahiret yurdu...

http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/zaman-zamanszlk-ve-rabbin-kat.html

http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/ahiret-evrenirabbin-kat-ve-ebedi-yasam.html

Bu dünyadaki kullar davranış ve düşünce açısından  cennette yaşayanlar gibi mükemmel olsalardı bırakın cehennemi, dünyada bile yaratılmazlardı diye düşünmekteyim

Hatta  doğrudan cennette yaratılan kullar olabileceğini de düşünüyorum. Hiçbir şekilde ızdırabı yaşamayan...Ve ayrıca, doğrudan cennette yaratılmayı hakedecek kadar iyi olan kimseler varsa, dereceleri dünyada yaşamış ve yaşayacak olan herkesden daha yüksek de olabilir.

Bu dünyamız (ve de evrenimiz) cennetle kıyaslandığında bir ceza yeri gibi kalmakta zaten. Ama tekrar belirtmek gerekirse, cehennem veya yoklukla yani  var olmama durumuyla kıyaslandığında ise mutluluk ve nimet diyarıdır.

Bu bağlamda dünyadakiler, cennet ile cehennemin, nimetle ızdırabın karışımı bir deneyimi ve kendileriyle yüzleşmeyi yani imtihanı haketmiş olan kullar.

"Sadece ödüle dayalı bir sistem yaratılamaz mıydı", ya da "madem biliyor kimin imtihanı geçeceğini, sadece iyileri yaratamaz mıydı" şeklinde de sorular gelmekte. Elbette ki yüce Allah dileseydi bu şekilde de kurabilirdi sistemi ama O en doğrusunu, iyisini ve tabii ki dilediğini yapar.

Rabbimiz böyle bir sistem ve düzen yarattı, çünkü en mükemmeli, olması gereken buydu. Yine nasıl ki "neden cennetlikleri veya herkesi cehenneme atmıyor" şeklinde bir itiraz gelmiyorsa bunda da durum tamamen aynıdır aslında. Kimse neden iyilerin cennette ödüllendirildiğini sorgulamaz, çünkü bunun zaten olması gereken şey olduğunu bilirler. Ama iş kötülerin yaratılıp cehennemde cezalandırılmasının doğruluğuna gelince nedense aynı bilgeliği göstermekten kaçınıyor genelde insanoğlu.

http://emre1974tr.blogspot.com/2013/03/iyiler-mutlaka-kazanr.html

Rabbimizin iyileri ve iyiliği ödüllendirmesi gibi, kötüleri ve kötülüğü azabıyla tanıştırması da merhametinin, iyiliğinin ve kusursuzluğunun sonuçlarındandır. Ortada hiçbir problem falan olmadığı gibi, kusursuz bir uygulama ve sistemin içinde hakettiklerimizi  yaşama sözkonusu. Cehennemdeki acılar gibi dünyadaki acılar da kimsenin başına piyangodan çıkmıyor, yine aslında tamamen yüce Allah'ın adaleti ve de iyiliği, kusursuzluğu tecelli etmekte. Yani kulların özgür iradeleriyle birbirlerine yaptıkları kötülükler de bu durumun bir parçası.

Teğabün Suresi     11     Allah'ın izni olmadıkça hiçbir musibet gelip çatmaz. Kim Allah'a inanırsa Allah O'nun kalbini doğruya ve güzele kılavuzlar. Ve Allah her şeyi en iyi biçimde bilmektedir.

Rum Suresi 41. Ayet: İnsanların kendi ellerinin kazandığı şeyler yüzünden karada ve denizde fesat meydana geldi (ki Allah) yaptıklarının bazısını kendilerine tattırsın ki vazgeçsinler.

Kimlerin cenneti kazanacağını bilerek yaratması ve onları ödüllendirmesi gibi, kötülerin de kimler olacağını bildiği halde onları yaratması ve cezalandırması da aynı güzel ve mükemmel işlemin vücuda gelmesidir. Ve tabii ki dünyadaki geçici  mükafat ve cezalar da öyle...

Bakara Suresi     81     İş onların sandığı gibi değil! kötülük ve çirkinlik kazanan, suçu kendisini kuşatmış olan kişiler, ateşin dostudurlar. Sürekli kalacaklardır onun içinde.

Özetle konuyu toparlayacak  ve bir iki önemli ayrıntı daha ekleyecek olursak; bugüne kadar tarihte "kötülük veya şer problemi" başlığı altında birçok filozofun, ilahiyatçının veya diğer  insanların da zihinlerini meşgul ettiği söylenen bu konu dediğim gibi gerek ayetlerde, gerekse de mantığımızda zaten çözümlü vaziyetli, cevap çok basit ve açık.Daha yaratmadan kimin iyilerden , kiminse kötülerden olacağını bilen Rabbimiz bu benlikler hakettiğine kavuşsun diye onları vücuda getirmekte. Kötüleri ve kötülükleri cezalandırmak için cehennemi yaratmış durumdadır ama ondan önce cennet ile cehennemin karışımı olan dünyamızda imtihanı, yani kulların kendileriyle yüzleşmelerini sağlamakta ve ahirette olası itirazları ortadan kaldırmakta.Ayrıca, bu dünyamızdaki gerek doğal felaketler olarak adlandıradığımız ızdıraplar (deprem, sel, kazalar, hastalıklar ve yaşlanma vs... ) gerekse de insanların özgür iradeleriyle başkalarına kötülük yapma yoluyla vücuda getirdikleri ızdıraplar hem ceza, hem uyarı, hem de zulmü yapanları kendileriyle yüzleştirme (imtihan), kötülüklerini açığa çıkarma görevini yerine getirmekte. Buna karşılık Ahiret Evreninde, yani Rabbin Katı'ndaki cehennemdeki acılar ise  tamamen ceza işlevini yerine getirmektedir.

Necm Suresi     31     Göklerde ne var yerde ne varsa Allah'ındır. Bu, Allah'ın; yaptıklarıyla kötülük sergileyenleri cezalandırması, güzel davranıp güzel düşünenleri de güzellikle ödüllendirmesi içindir.

 Dünya ve ahiretteki tüm acıların tek sorumlusu kullardır. Kulların özgür iradeleriyle kötülüğü seçmeleridir...

Tabii cinler de bu gruptadır ve onların yaptığı yanlışlar, insanları saptırmaları da yine bu kötülüğün kaynağına dahildir:

Bakara

168. Ey insanlar! Yeryüzündeki nimetlerden temiz ve helal olmak şartıyla yiyin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o size açık bir düşmandır.

169. Hiç kuşkusuz o, size kötülük, çirkinlik/düzensizlik ve pislik emreder. Ve size, Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi buyurur durur.

Bu arada yine yüce Allah'ın, kimlerin kötülüğü seçeceğini bildiğinden, zalimleri topluca cezalandırmak için bazen aynı coğrafya ve dönemde yaratarak, biraraya getirerek helak ettiğini de görmekteyiz:

Ankebut

30. Lût dedi: "Rabbim, şu bozguncular topluluğuna karşı bana yardım et."

31. Elçilerimiz, İbrahim'e müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: "Biz şu kentin halkını helâk edeceğiz. Çünkü ora halkı zalim oldular."

Ve nasıl ki cehennemdeki sıkıntılar ve acılar için "kötülük problemi" gibi bir saçma bir düşünce oluşturulmuyorsa, dünyamız/evrenimiz için de oluşturulamaz. Çünkü her iki evrende de ızdıraplar benliklere hakettikleri deneyimi yaşatma hedefine yöneliktir ve durum aynıdır.

Aynı şekilde dünya ve cennetteki hazlar da iyilere ve iyiliğe hakettiği ödülü verme amacına hizmet etmektedir.Yine bu durum da hem dünyada hem de ahirette bir bütünlük içerisinde adaleti sağlamaktadır ki zaten kimse bu nimetlendirerek ödüllendirme olayını sorgulamaz bile. Ama özgür iradeyle seçilen kötülüğün vücuda gelmesine izin vererek cezalandırmak da, tıpkı iyiliği mükafatlandırmak gibi doğru, mükemmel ve iyi olan şeydir.Yüce Allah'ın merhametinin ve iyiliğinin sonucudur...

Dünya ve ahiretteki felaketler, kötülüğe karşı yüce efendimizin, Rabbimizin öfkesinin yansımasıdır.

Muhammed Suresi     28     Olacak olan budur! Çünkü onlar, Allah'ı öfkelendiren şeylerin peşine düştüler, O'nun hoşnutluğundan tiksindiler; sonunda Allah bütün amellerini boşa çıkardı.

Şura Suresi     16     Kabul edilişinin ardından Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri Rableri katında geçersizdir. Bunların üzerlerine öfke, kendilerine şiddetli bir azap vardır.

Ta-Ha Suresi     81     Size verdiğimiz rızkın temizlerinden yiyin! Bu konuda azgınlık etmeyin! Yoksa öfkem üzerinize çöker. Ve kimin üstüne öfkem inerse o uçuruma gider.

Ve  tabii ki yanlışını fark edenlere o anda bu duruma karşı tövbe kapısı açıktır:

Tevbe Suresi     118     Geride bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, öz benlikleri kendilerini sıkıştırmıştı; Allah'ın öfkesinden kurtulmak için yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını fark etmişlerdi. Sonra onlara tövbe nasip etti ki, eski hallerine dönsünler. Hiç kuşkusuz, Allah, tövbeleri çok çok kabul eden, rahmeti sınırsız olandır.

Ortada kötülük problemi yoktur, tam tersine, kötülüğün ve kötülerin açığa çıkarılması ve her 2 dünyada da daima cezalandırılması vardır. Problem sadece kulların hastalıklı düşünce ve davranışlarındadır. Ve de kötülüklerin, ızdırapların tek kaynağı da özgür iradeleriyle yanlışı/zulmü seçen kullardır.

Ve bizlerin yapması gereken elbette iyiliğe ve gerçeğe yönelerek hem bu dünyanın daha cennetimsi bir yer olmasına katkıda bulunmak ve hem de asıl önemlisi tabii ki ahirette de gerçek kurtuluşa/cennete ulaşmaya, Rabbimizin rızasını kazanmaya çalışmak olmalıdır.

Selam ve sevgiler

 

http://emre1974tr.blogspot.com/2013/11/kotuluk-problemine-cevap.html

Link to comment
Share on other sites

2 hours ago, Emre_1974tr said:

Enbiya Suresi     35     Her canlı, ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.

İlginç bir şekilde tarih boyunca filozofundan ilahiyatçısına kadar  birçok kimse "kötülük problemi" başlığı altında dile getirilen  "Allah varsa ızdırap ve kötülük niye var", "neden insanların yanlışlar yapmasına seyirci kalıyor", "kötülüğün kaynağı ne" şeklindeki garip soruların içine dalmış. Aslında bu soruların cevabı gerekse Kuran ayetlerinde, gerekse içimizdeki ve kainatımızdaki ayetlerde, hatta mantığımızda cevaplı vaziyettedir. Yeter ki tabloya bütün olarak bakmayı bilelim...

Kötülük problemi diye bir problem sözkonusu bile değildir aslında tabii ki.Bu dünya imtihan, yani kişinin kendisiyle yüzleşme diyarıdır ve aynı zamanda da bazı küçük ceza veya mükafatların sunulmaya başlandığı yerdir. Ve bu dünyada başa gelen her sıkıntı veya mutluluk da hem imtihan, hem de kişiye hakettiğini yaşatma işlevini görmektedir. Kader ve Özgür İrade başlıklı yazımda bu konuyu delilleriyle anlatmıştım:

http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/kader-ve-ozgur-irade.html

İçinde yaşadığımız evrenimiz cennet ile cehennemin bir karışımıdır. Nasıl ki cennette sırf haz varsa, veya cehennemde ise sırf ızdırap varsa, ikisinin karması olan bu dünyamızda ise haz ve ızdırap içiçedir. Yine dediğim gibi bu yaşamda başa gelen kötülükler de aslında kişinin kendi elleriyle yaptıkları veya yanlış düşünceleri/inançları yüzünden yaşanmaktadır.

Rum suresi     36     İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda, onunla ferahlar, şımarırlar. Kendi ellerinin hazırladıkları yüzünden kendilerine bir kötülük gelip çatsa, hemencecik ümitsizliğe düşerler.
   
Şura Suresi     30     Size gelip çatan her musibet ellerinizin kazandığı yüzündendir. Allah birçoklarını da affediyor.


İşte bu dünyadaki olumsuzlukların kötüleri ve iyileri ortaya çıkarmanın yanı sıra böyle bir işlevi de var; uyarı ve ceza...

Kötülüğü yapan kendisiyle yüzleşiyor ve neden cehennemlik olduğunu veya cennetlik ise bile bu dünyada neden geçici sıkıntı çektiğinin vb. ayrıntıların farkına varma şansı oluyor bu sayede.

Buna karşılık bu kötülüğe maruz kalan kişi  ise aslında zaten bir şekilde yaşayacağı ızdırabı/cezayı tadıyor. Eğer başkasından kötülük görmeseydi bile kaza veya hastalık gibi bir unsurla yine denk bir ızdırabı tadacaktı.

Başkasına kötülük yapmak da, gerçeği inkar etmek de, veya hurafelere inanıp Allah'a iftira atmak da hep insanın içindeki kötülükle yüzleşmesinin türevleri. Yani zulüm deyince akla sadece başkasına şiddet uygulamak falan gelmesin. Kötülük problemi denilen şeyin yanlış algılanma nedenlerinden biri de bu ayrıntılara dikkat edilmemesi, konunun bütünlük içinde değerlendirilmemesidir.

Zümer Suresi     32     Allah hakkında yalan düzenden ve kendisine gelen doğruyu yalanlayandan daha zalim kim vardır? Cehennemde kafirler için bir barınak yok mu?

 Bunları aslında Allah kötülüğü/yanlışı yarattığı için falan yapmıyor insan, özgür irade sahibi olunca zaten bunları yapacağı için o kişi, Rabbimiz ona istediğini ve hakettiğini veriyor. Tüm ızdırapların sorumlusu kullardır. Gerek dünyadaki, gerekse de cehennemdeki...Eğer benliklerin tamamı iyiliği seçmiş olsaydı sadece cennet ve cennetimsi yerler var olurdu kullar için.

Yunus Suresi     44     Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Ama insanlar öz benliklerine zulmediyorlar.

-İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah`tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir. Biz seni insanlara bir resul olarak gönderdik. Tanık olarak Allah yeter.(Nisa Suresi 79. ayet)

İnsanoğlu yaratılıştan kendisine verilen temel vahiy sayesinde iyiliğe ve gerçeğe yönelmeye hedeflenmiştir. İçindeki ayetlere sırtını dönmeyen bir kul, doğuştan başkalarına iyilik yapmanın ve tek Tanrıya inanmanın doğru yol olduğunu bilir:

7: 172 Rabbin, Adem oğullarının bellerinden soylarını çıkarırken onları kendi kendilerine tanık tutar: "Ben, Rabbiniz değil miyim? " "Evet, tanıklık ediyoruz, " derler. Böylece diriliş günü, "Biz bundan habersizdik, " diyemezsiniz.

Bir tek Tanrıcı (hanif) olarak kendini dine adamalısın. Nitekim, ALLAH insanları böyle bir yaratılış ile donatarak yaratmıştır. ALLAH`ın yaratışında değişiklik olmaz. Bu, tam yetkin bir dindir, fakat insanların çoğu bilmez (Rum Suresi 30)

Hatta sonradan kendisine ulaşan vahiy ve deliller sayesinde de bu yolu pekiştirilmiştir.

İnsan Suresi 3  Biz onu yola kılavuzladık. Artık ya şükredici olur ya nankör.

Bu sayede insanoğlunun hiçbir mazareti yoktur Efendisine karşı. Çünkü iyiliğe ve kötülüğe eşit uzaklıkta yaratılmanın da ötesinde, aslında iyiliğe programlanırcasına yaratılmıştır insan ve daha sonra da çeşitli yollarla bu durum pekiştirilmiştir. Buna rağmen kötü olmayı seçenin en ufak bir sığınağı yoktur.

***

Yüce Allah daha yaratmadan kimin özgür iradesiyle neler yapacağını ve karakterinin  nasıl olacağını bildiğinden, doğrudan cennette yaratılmayı haketmeyenleri yaratmış olmakta bu evrenimizde . Başka bir deyişle, bu dünyada imtihan için yaratılan hiçkimse tam masum değil, yoksa en ufak bir ızdırap deneyimine maruz kalmazlardı:

Ahzab Suresi

72 Biz emâneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler. İnsan ise çok zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi.

73 Bunun böyle olması, Allah'ın; ikiyüzlü erkeklerle ikiyüzlü kadınlara, şirke sapmış erkeklerle şirke sapmış kadınlara azap etmesi, mümin erkeklerle mümin kadınların tövbelerini kabul etmesi içindir. Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.

Nahl Suresi 61 Eğer Allah, insanları zulümlerine karşı cezalandırsaydı, yeryüzünde debelenen bir şey bırakmazdı. Ama öyle yapmıyor, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Süreleri geldiğinde ise ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçebilirler.

Bu arada tekrar belirtelim, Rabbimiz kimin, sonsuza dek imtihan edilse ne yapacağını, hangi yanlışları sergileyeceğini bildiğinden,  bu evrenin sakinleri genel olarak O'nun gözünde olumsuz konumda. Yoksa bunun Adem ve eşinin yasak meyvayı yemesiyle bir ilgisi/bağlantısı yok. Kimse bir başkasının günahından dolayı suçlanamaz ve herkes kendi yaptıklarıyla ve yapacaklarıyla değerlendirilmekte yüce Allah tarafından. Yani Hıristiyanlıktaki  günahkar doğma inancıyla karıştırılmamalı bu...Ayrıca ruhçu öğretideki tekamül/evrim için dünyaya gelme inancıyla da bir ilgisi yok bunun . Adem ve eşi o hatayı yapmasaydı da zaten bu dünya için yaratılmışlardı.Çünkü hakettikleri buydu...Ve Efendimiz bunu en başından biliyordu.

Ve belirttiğim üzere, dünya yaşamı cennet ile cehennemin bir karışımı. Nimetler ve belalar içiçe bu yüzden evrenimizde. Bu durum da aslında yine hakettiğimize kavuşmak için tasarlanmış yine.Gerek deneyim açısından, gerekse de imtihan açısından... Ortada, kolektif tablo yani sistem açısından hakettiğin geçici minik cezaya veya ödüllere (bu yaşamdaki sıkıntılar cehennemdekilerle kıyaslandığında ufak çaptadır) maruz kalma var. Fakat burada cehennemden farklı olarak yaşadığın ızdıraplarda böyle bazen bir taşla iki veya daha fazla kuş vuruluyor. Yani başına gelen sıkıntı bir kaza veya hastalık falan değil de başkası tarafından sana yapılan birşey ise, bu aynı zamanda hem o kişinin (yani kötülüğü yapanın) kendisiyle yüzleşmesi ve ahiret için aleyhinde delil, ona tuzak oluyor, hem de senin (kötülüğe maruz kalanın) hakettiğin sıkıntıyı denk getirilerek yaşaman oluyor.

Şimdi diyebilirsiniz ki küçük veya genç yaştaki biri henüz kötülük yapmadan neden sıkıntılar yaşayabiliyor hayatta? Bir kul henüz günah işlemeden de ızdırapları yaşamaya başlayabiliyor çünkü Rabbimiz o kişinin neyi hakedip haketmediğini, neler yapacağını ve nasıl bir karaktere sahip olacağını biliyor . Yine herşey o kişinin hakettiği doğrultusunda gerçekleştirilmekte yüce Allah tarafından. Aynı şekilde bu hayatta yaşadığımız ve ahirette yaşayacağımız mutluluk, başarı ve nimetler de...

Kısacası olaya bütünsel, ve kolektif açıdan bakılırsa, aslında bu dünyada bile hiç haksızlık yok. Sadece haksızlık, olayın kendi içinde olabilmekte. Yani bu imtihan dünyasında kimse kimseye kötü bir söz söylemeye bile yetkili değilken, bir kişi başkasına kötülük yapıyorsa bu zulmü gerçekleştiren günah işlemiş oluyor. Ama dediğim gibi bütünsel açıdan bakınca yine herkes hakettiğine "denk getirilerek" kavuşturuluyor aslında. Kaldı ki, dünya hayatı tek başına değerlendirilmemeli, sonsuz ahiret yaşantısıyla birlikte ele alınmalıdır. O zaman ilahi adaletin nasıl mükemmel bir şekilde işlediği çok daha net görülebilecektir.

Bu imtihan evrenimizde bile Rabbimizin kusursuz planı işlemektedir ve buradaki hayat da tıpkı cennet veya cehennem gibi, tasarım amacına mükemmel bir şekilde hizmet etmektedir. Eski bir yazımda da belirttiğim üzere:

Bizim dünyamız ve evrenimiz;

1-İmtihan (kişileri kendileriyle yüzleştirme) dünyası hedefine yöneliktir.

2-Cennet ile cehennemin karışımı karma bir hayat (ödüller ve uyarı ve/veya ceza niteliğindeki ızdırapları tatmak)

3-Sonunda mutlaka canlılarının ve hatta evrenin kendisinin öleceği sonlu bir yaşam içerir.

İşte bu evrendeki kusursuzluktan kasıt, bu 3 maddeye uygun-hizmet eden olma açısından mükemmelliktir, çünkü yaratılış amacı budur. Ama buna karşılık ahiret evreninin yaratılış amacı ve şartları farklı olduğundan, ahiret dünyasındaki kusursuzluk da bambaşkadır. Fakat ceza ve ödüller dünya ve ahiret bütünlüğünde temelde aynı hedefe hizmet etmektedir.

***

Evrenimizde yaşananlara yine bütünsel açıdan, sistem açısından bakacak olursak her işde bir hayır vardır bu bağlamda, ama birey açısından bakacak olursak durum hiç de böyle değildir elbette. Kişiler için bazı işlerde hayır varken bazı şeylerde ise şer vardır bu hayatta (ve de ahirette).

Dünya yaşantımız, yani kainatımız cennetle kıyaslanırken bazen olumsuz ifadelerle tanımlanırken, buna karşılık yoklukla/hiçlikle ve/veya cehennemle  karşılaştırıldığında ise övülmekte ve içindeki nimetlere vurgu yapılarak şükredilmesi gereken güzellikler diyarı olarak tanımlanmaktadır ayetlerde.(Buradan da dünya hayatının cennetimsi yanının cehennemi tarafından daha ağır bastığı sonucu da çıkarılabilir...).

Yani ayetlerde bu dünya hayatının önemsizliği ve geçiciliği belirtilirken, "güzellikleri yaşama" açısından yine cennetle kıyaslandığında ortaya çıkan tablodan bahsedilmektedir. Yoksa yokluğa veya cehenneme kıyasla evrenimizin güzellikleri övülürken, "imtihan yaşamı" olması işlevinden dolayı da önemi vurgulanmaktadır. Zaten bu açıdan bakarsak, yani sonsuz hayatımızı şekillendirecek olan imtihan anı olduğunu farkedersek bu yaşantımızın, aslında en önemli dönemi yaşadığımızı da söyleyebiliriz...

***

Yukarıda evrenimizin yaratılış amaçlarından bahsettim.Bir de sadece biz kullar açısından olaya bakacak olursak bu imtihan dünyasında yaratılış amacımız: Rabbimize kulluk, kendimizle yüzleşmek, gerekli ikazları almak, ve bazı küçük ceza veya mükafatları daha bu dünyada tatmaya başlamaktır... Bu bağlamda ortada kötülük problemi diye adlandırılan, yani "kötülüğün kaynağı nedir" şeklinde dile getirilen sözde sorun, sözkonusu bile değildir gerçekte yine.

Secde Suresi 21. Ayet: Şu da bir gerçek ki, onlara en büyük azaptan önce o yakın azaptan (dünya azabından) da tattıracağız, belki dönerler.

Rum Suresi 36. Ayet: Bir de Biz insanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona güveniyorlar; ellerinin yaptığı birşey sebebiyle başlarına bir kötülük gelince de (hemen) her ümidi kesiveriyorlar.

Nasıl ki kimse çıkıp "Allah varsa cehennemde neden ızdıraplar ve zebaniler var" diye bir problemden bahsetmiyorsa, aslında dünya için de durum aynı. Bizim kainatımız cehennem kadar  ızdırapla örülü değilse de, bir cennet de değil. Cennete kıyasla cehennemimsi, cehenneme kıyasla ise cennetimsi  bir yer gibi durmakta evrenimiz. Çünkü nitelik olarak her ikisinin, yani cennet ile cehennemin ortasında ve hazla ızdırap harmanlanmış, dengelenmiş durumda. Buna karşılık ayetlerde "Rabbin Katı" adı verilen ve şu anda da var olan "Ahiret Evreninde" ise böyle bir karışım, denge yoktur. Mutluluk ve nimet diyarı ile, ceza/sıkıntı diyarı birbirinden tamamen ayrı vaziyettedir ve o evrenin sakinleri, yani içinde yaşayan canlıları ise ölümsüzdür. Zaten farklı fizik yasalarına sahip bu sonsuzluk/ahiret yurdu...

http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/zaman-zamanszlk-ve-rabbin-kat.html

http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/ahiret-evrenirabbin-kat-ve-ebedi-yasam.html

Bu dünyadaki kullar davranış ve düşünce açısından  cennette yaşayanlar gibi mükemmel olsalardı bırakın cehennemi, dünyada bile yaratılmazlardı diye düşünmekteyim

Hatta  doğrudan cennette yaratılan kullar olabileceğini de düşünüyorum. Hiçbir şekilde ızdırabı yaşamayan...Ve ayrıca, doğrudan cennette yaratılmayı hakedecek kadar iyi olan kimseler varsa, dereceleri dünyada yaşamış ve yaşayacak olan herkesden daha yüksek de olabilir.

Bu dünyamız (ve de evrenimiz) cennetle kıyaslandığında bir ceza yeri gibi kalmakta zaten. Ama tekrar belirtmek gerekirse, cehennem veya yoklukla yani  var olmama durumuyla kıyaslandığında ise mutluluk ve nimet diyarıdır.

Bu bağlamda dünyadakiler, cennet ile cehennemin, nimetle ızdırabın karışımı bir deneyimi ve kendileriyle yüzleşmeyi yani imtihanı haketmiş olan kullar.

"Sadece ödüle dayalı bir sistem yaratılamaz mıydı", ya da "madem biliyor kimin imtihanı geçeceğini, sadece iyileri yaratamaz mıydı" şeklinde de sorular gelmekte. Elbette ki yüce Allah dileseydi bu şekilde de kurabilirdi sistemi ama O en doğrusunu, iyisini ve tabii ki dilediğini yapar.

Rabbimiz böyle bir sistem ve düzen yarattı, çünkü en mükemmeli, olması gereken buydu. Yine nasıl ki "neden cennetlikleri veya herkesi cehenneme atmıyor" şeklinde bir itiraz gelmiyorsa bunda da durum tamamen aynıdır aslında. Kimse neden iyilerin cennette ödüllendirildiğini sorgulamaz, çünkü bunun zaten olması gereken şey olduğunu bilirler. Ama iş kötülerin yaratılıp cehennemde cezalandırılmasının doğruluğuna gelince nedense aynı bilgeliği göstermekten kaçınıyor genelde insanoğlu.

http://emre1974tr.blogspot.com/2013/03/iyiler-mutlaka-kazanr.html

Rabbimizin iyileri ve iyiliği ödüllendirmesi gibi, kötüleri ve kötülüğü azabıyla tanıştırması da merhametinin, iyiliğinin ve kusursuzluğunun sonuçlarındandır. Ortada hiçbir problem falan olmadığı gibi, kusursuz bir uygulama ve sistemin içinde hakettiklerimizi  yaşama sözkonusu. Cehennemdeki acılar gibi dünyadaki acılar da kimsenin başına piyangodan çıkmıyor, yine aslında tamamen yüce Allah'ın adaleti ve de iyiliği, kusursuzluğu tecelli etmekte. Yani kulların özgür iradeleriyle birbirlerine yaptıkları kötülükler de bu durumun bir parçası.

Teğabün Suresi     11     Allah'ın izni olmadıkça hiçbir musibet gelip çatmaz. Kim Allah'a inanırsa Allah O'nun kalbini doğruya ve güzele kılavuzlar. Ve Allah her şeyi en iyi biçimde bilmektedir.

Rum Suresi 41. Ayet: İnsanların kendi ellerinin kazandığı şeyler yüzünden karada ve denizde fesat meydana geldi (ki Allah) yaptıklarının bazısını kendilerine tattırsın ki vazgeçsinler.

Kimlerin cenneti kazanacağını bilerek yaratması ve onları ödüllendirmesi gibi, kötülerin de kimler olacağını bildiği halde onları yaratması ve cezalandırması da aynı güzel ve mükemmel işlemin vücuda gelmesidir. Ve tabii ki dünyadaki geçici  mükafat ve cezalar da öyle...

Bakara Suresi     81     İş onların sandığı gibi değil! kötülük ve çirkinlik kazanan, suçu kendisini kuşatmış olan kişiler, ateşin dostudurlar. Sürekli kalacaklardır onun içinde.

Özetle konuyu toparlayacak  ve bir iki önemli ayrıntı daha ekleyecek olursak; bugüne kadar tarihte "kötülük veya şer problemi" başlığı altında birçok filozofun, ilahiyatçının veya diğer  insanların da zihinlerini meşgul ettiği söylenen bu konu dediğim gibi gerek ayetlerde, gerekse de mantığımızda zaten çözümlü vaziyetli, cevap çok basit ve açık.Daha yaratmadan kimin iyilerden , kiminse kötülerden olacağını bilen Rabbimiz bu benlikler hakettiğine kavuşsun diye onları vücuda getirmekte. Kötüleri ve kötülükleri cezalandırmak için cehennemi yaratmış durumdadır ama ondan önce cennet ile cehennemin karışımı olan dünyamızda imtihanı, yani kulların kendileriyle yüzleşmelerini sağlamakta ve ahirette olası itirazları ortadan kaldırmakta.Ayrıca, bu dünyamızdaki gerek doğal felaketler olarak adlandıradığımız ızdıraplar (deprem, sel, kazalar, hastalıklar ve yaşlanma vs... ) gerekse de insanların özgür iradeleriyle başkalarına kötülük yapma yoluyla vücuda getirdikleri ızdıraplar hem ceza, hem uyarı, hem de zulmü yapanları kendileriyle yüzleştirme (imtihan), kötülüklerini açığa çıkarma görevini yerine getirmekte. Buna karşılık Ahiret Evreninde, yani Rabbin Katı'ndaki cehennemdeki acılar ise  tamamen ceza işlevini yerine getirmektedir.

Necm Suresi     31     Göklerde ne var yerde ne varsa Allah'ındır. Bu, Allah'ın; yaptıklarıyla kötülük sergileyenleri cezalandırması, güzel davranıp güzel düşünenleri de güzellikle ödüllendirmesi içindir.

 Dünya ve ahiretteki tüm acıların tek sorumlusu kullardır. Kulların özgür iradeleriyle kötülüğü seçmeleridir...

Tabii cinler de bu gruptadır ve onların yaptığı yanlışlar, insanları saptırmaları da yine bu kötülüğün kaynağına dahildir:

Bakara

168. Ey insanlar! Yeryüzündeki nimetlerden temiz ve helal olmak şartıyla yiyin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o size açık bir düşmandır.

169. Hiç kuşkusuz o, size kötülük, çirkinlik/düzensizlik ve pislik emreder. Ve size, Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi buyurur durur.

Bu arada yine yüce Allah'ın, kimlerin kötülüğü seçeceğini bildiğinden, zalimleri topluca cezalandırmak için bazen aynı coğrafya ve dönemde yaratarak, biraraya getirerek helak ettiğini de görmekteyiz:

Ankebut

30. Lût dedi: "Rabbim, şu bozguncular topluluğuna karşı bana yardım et."

31. Elçilerimiz, İbrahim'e müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: "Biz şu kentin halkını helâk edeceğiz. Çünkü ora halkı zalim oldular."

Ve nasıl ki cehennemdeki sıkıntılar ve acılar için "kötülük problemi" gibi bir saçma bir düşünce oluşturulmuyorsa, dünyamız/evrenimiz için de oluşturulamaz. Çünkü her iki evrende de ızdıraplar benliklere hakettikleri deneyimi yaşatma hedefine yöneliktir ve durum aynıdır.

Aynı şekilde dünya ve cennetteki hazlar da iyilere ve iyiliğe hakettiği ödülü verme amacına hizmet etmektedir.Yine bu durum da hem dünyada hem de ahirette bir bütünlük içerisinde adaleti sağlamaktadır ki zaten kimse bu nimetlendirerek ödüllendirme olayını sorgulamaz bile. Ama özgür iradeyle seçilen kötülüğün vücuda gelmesine izin vererek cezalandırmak da, tıpkı iyiliği mükafatlandırmak gibi doğru, mükemmel ve iyi olan şeydir.Yüce Allah'ın merhametinin ve iyiliğinin sonucudur...

Dünya ve ahiretteki felaketler, kötülüğe karşı yüce efendimizin, Rabbimizin öfkesinin yansımasıdır.

Muhammed Suresi     28     Olacak olan budur! Çünkü onlar, Allah'ı öfkelendiren şeylerin peşine düştüler, O'nun hoşnutluğundan tiksindiler; sonunda Allah bütün amellerini boşa çıkardı.

Şura Suresi     16     Kabul edilişinin ardından Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri Rableri katında geçersizdir. Bunların üzerlerine öfke, kendilerine şiddetli bir azap vardır.

Ta-Ha Suresi     81     Size verdiğimiz rızkın temizlerinden yiyin! Bu konuda azgınlık etmeyin! Yoksa öfkem üzerinize çöker. Ve kimin üstüne öfkem inerse o uçuruma gider.

Ve  tabii ki yanlışını fark edenlere o anda bu duruma karşı tövbe kapısı açıktır:

Tevbe Suresi     118     Geride bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, öz benlikleri kendilerini sıkıştırmıştı; Allah'ın öfkesinden kurtulmak için yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını fark etmişlerdi. Sonra onlara tövbe nasip etti ki, eski hallerine dönsünler. Hiç kuşkusuz, Allah, tövbeleri çok çok kabul eden, rahmeti sınırsız olandır.

Ortada kötülük problemi yoktur, tam tersine, kötülüğün ve kötülerin açığa çıkarılması ve her 2 dünyada da daima cezalandırılması vardır. Problem sadece kulların hastalıklı düşünce ve davranışlarındadır. Ve de kötülüklerin, ızdırapların tek kaynağı da özgür iradeleriyle yanlışı/zulmü seçen kullardır.

Ve bizlerin yapması gereken elbette iyiliğe ve gerçeğe yönelerek hem bu dünyanın daha cennetimsi bir yer olmasına katkıda bulunmak ve hem de asıl önemlisi tabii ki ahirette de gerçek kurtuluşa/cennete ulaşmaya, Rabbimizin rızasını kazanmaya çalışmak olmalıdır.

Selam ve sevgiler

 

http://emre1974tr.blogspot.com/2013/11/kotuluk-problemine-cevap.html

Islama gore kotulugu yaratan Allah midir? Hani herseyin yaraticisiysa kotulugu de insanlari denemek icin mi yaratmistir?

bu arada baba yazarken lutfen crvabini kisa tutmani rica ediyorum-mumkunse 

Link to comment
Share on other sites

Dostum, kötülüğü insanlarda bulmuşsun ama doğal kötülükler kimin suçu? (açlik, hastalık,depremler,besin zinciri, seller,kuraklık,soğuk.... vs. gibi.)

Tabiat faşisttir, tabiat kördür, tabiat acımasiz, tabiat kötü,tabiat korkunçtur...

Aksini iddia eden masai marada tek başina 1 gün geçirebilir.sabaha sağ çikarsa tabi kötülük varmiymiş yokmuymuş anlatır ve bizlerde öğreniriz.öyle hayal pilavi yemeye gerek yok.doğa ana toz pembe, iyilik dolu bir yer değil.

Link to comment
Share on other sites

20 saat önce, Emre_1974tr yazdı:

Enbiya Suresi     35     Her canlı, ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.

Yazacaklarımın bir kulaĝından girip diĝerinden çıkacaĝını biliyorum. Olsun, farketmez.

Ölüme o kadar fazla bel baĝlama derim sana, çünkü bir bakmışsın ona bile bir çözüm bulunmuş. Ha 100 sene, ha 500 sene sonra...

1000 veya 2000 sene sonra olsun. Farketmez. Şunu aklından çıkarma; bilim ve teknoloji 4 nala koşturuyor. Yapay zeka, yapay organlar, 3D yazıcılar, uzaya gönderdigimiz aygıtlar, günden güne çıĝır açan bilgisayarlar, yazılımlar ve daha niceleri.  Hasılı bilim ilerledikçe ha bire gerisin doĝru gidiyorsunuz.

Her canlı, ölümü tadacakmış...mış. Evet; şimdilik öyle. Bunu bilmek için âlim olmaya gerek yok. Taş devrindeki insanlar bile bunu biliyordu. 100, 200 bilemedin 500 sene sonra da öyle olacak belki. Ancak kimbilir 3000 sene sonra insanlar elbise deĝiştirir gibi vücutlarını, organlarını komple(!) deĝiştirecekler. Biz o günleri yaşamayacaĝız elbette. Önemli deĝil; önemli olan gidişatın nereye dorĝu gittiĝini bilmek/görmek.

Diĝer konuda sana sorduklarımı (çocukların tecavüz edilmesi vs.) görmezden gelmişsin. Tıpkı taptıĝın Arap asıllı tanrın gibi, sadece dikizlemekle yetinmişsin.

Link to comment
Share on other sites

14 hours ago, Röpteşambırlı Uzaylı said:

Dostum, kötülüğü insanlarda bulmuşsun ama doğal kötülükler kimin suçu? (açlik, hastalık,depremler,besin zinciri, seller,kuraklık,soğuk.... vs. gibi.)

Tabiat faşisttir, tabiat kördür, tabiat acımasiz, tabiat kötü,tabiat korkunçtur...

Aksini iddia eden masai marada tek başina 1 gün geçirebilir.sabaha sağ çikarsa tabi kötülük varmiymiş yokmuymuş anlatır ve bizlerde öğreniriz.öyle hayal pilavi yemeye gerek yok.doğa ana toz pembe, iyilik dolu bir yer değil.

Bu ileti bana yazilmamis ama bir LDS Kilisesi uyesi olarak, soyle inaniyoruz: Her insan kendi yaptiklarindan sorumludur. Bu bireysel olarak boyledir hatta Adem'in gunahi da kendisinedir. (Adem burada ilk Sapiens atalarimiz). Insanlar hem iyidir hem otudur. Ben, ben esime ev temizliginde yardim ederim. Her hafta bazi gunler de bulasik yikarim. Bu iyi bir sey. Gidip de canlilara kasitli olarak acimasizca davransam, bu da kotu bir sey olurdu. Yada mesela annenin elini opup, hal hatir sordugunda, bir ihtiyacini giderdiginde, onu mutlu ettiginde iyi bir sey olurdu, bilincli olarak sirf uzulsun diye kotu sozler soylemek kotu olurdu. 

"Tabiat faşisttir, tabiat kördür, tabiat acımasiz, tabiat kötü,tabiat korkunçtur..." Aynen. Tabiat dedigimiz cevresel ortamimiz acimasiz olabilir. Depremlerde evlerimiz yikilabilir ve yakinlarimiz olebilir. Yada kamp yaptigimiz cadirimizda yiyecek unutmus olabiliriz ve bu yuzden ayilar gece bizi ziyarete gelip bize zarar verebilir gibi. Ama bunlarin bir bolumunu azaltabilir yada zararlarlardan kurtulabiliriz. Kamp yerlerinde yiyecekleri koyup kilitmelemek icin bir alan vardir, Gece yiyecekleri kesinlikle cadira getirmezsen, ayi gelip de seni parcalamaz. Depremlerde kontrolumuz biraz daha azaliyor. Fakat onlem alinabilir. Tabii bir dereceye kadar. Trafik kazasinda oldun, yada sakat kaldin. Bunlar uzucu seyler. Yada ne bileyim kafana yildirim dustu, parcalandin. Dogada hayatta kalabilmek icin cabalamak gerekir. Zararlarini azaltmaya calismak ve bunu yaparken de insanligimizi kaybetmemek onemlidir. 

Ama bunlarin tanriyla bir alakasinin oldugunu dusunmuyorum. Tanri sana beyin vermisse, kullanmalisin. Ben, gece 11'den sonra disari cikmiyorum. Genelde hiz limitlerini uyguluyorum, yasadigim evimin ve ortamimin guvenli olmasi icin calisiyorum. Bunlari SIZ de yapiyorsunuz. Doga tehlikeliyse, onlem almak gerekir.

 

Sigara iciyor musun? Ben icmiyorum. Saglikli olmak yada tehlikelerden biraz olsun kacinmak insanin cabasiyla iliskilidir.

Link to comment
Share on other sites

24 minutes ago, kavak said:

Yazacaklarımın bir kulaĝından girip diĝerinden çıkacaĝını biliyorum. Olsun, farketmez.

Ölüme o kadar fazla bel baĝlama derim sana, çünkü bir bakmışsın ona bile bir çözüm bulunmuş. Ha 100 sene, ha 500 sene sonra...

1000 veya 2000 sene sonra olsun. Farketmez. Şunu aklından çıkarma; bilim ve teknoloji 4 nala koşturuyor. Yapay zeka, yapay organlar, 3D yazıcılar, uzaya gönderdigimiz aygıtlar, günden güne çıĝır açan bilgisayarlar, yazılımlar ve daha niceleri.  Hasılı bilim ilerledikçe ha bire gerisin doĝru gidiyorsunuz.

Her canlı, ölümü tadacakmış...mış. Evet; şimdilik öyle. Bunu bilmek için âlim olmaya gerek yok. Taş devrindeki insanlar bile bunu biliyordu. 100, 200 bilemedin 500 sene sonra da öyle olacak belki. Ancak kimbilir 3000 sene sonra insanlar elbise deĝiştirir gibi vücutlarını, organlarını komple(!) deĝiştirecekler. Biz o günleri yaşamayacaĝız elbette. Önemli deĝil; önemli olan gidişatın nereye dorĝu gittiĝini bilmek/görmek.

Diĝer konuda sana sorduklarımı (çocukların tecavüz edilmesi vs.) görmezden gelmişsin. Tıpkı taptıĝın Arap asıllı tanrın gibi, sadece dikizlemekle yetinmişsin.

Sanirim sadece bizim kilisemizde ogretilen bir sey var: Madde, doga yasalari yada bilimsel yasalar, tanri-lar, ve INSAN sonsuz'dur. Sonsuzluktan gelip yine sonsuzluga gidiyoruz. Evlilik de ornegin sonsuzdur. Oldunce evlilik bitmez, evlenince sonsuz evlilik soz konusudur. Yada AILE de mesela sonsuzdur. Aile bu dunyada baslamaz, bu dunyada bitmez. Aile sonsuzdur. baska kiliseler ornegin, bir tanri var diyorlar. Bu tanri sonsuzdur, oyle birden aklina esmis ve insani yaratmis, emirler vermis, yapmazsan sonsuza kadar seni cehennemde yakacak. Bazi kiliseler boyle ogretiyor.

Korkuyu kullanarak seni dine cekmeye calisiyor. Ne kadar korku o kadar itaat. Cok sukur ki bizim kilisemizde boyle bir sey yok. 

Link to comment
Share on other sites

9 saat önce, Cougar yazdı:

Bu ileti bana yazilmamis ama bir LDS Kilisesi uyesi olarak, soyle inaniyoruz: Her insan kendi yaptiklarindan sorumludur. Bu bireysel olarak boyledir hatta Adem'in gunahi da kendisinedir. (Adem burada ilk Sapiens atalarimiz). Insanlar hem iyidir hem otudur. Ben, ben esime ev temizliginde yardim ederim. Her hafta bazi gunler de bulasik yikarim. Bu iyi bir sey. Gidip de canlilara kasitli olarak acimasizca davransam, bu da kotu bir sey olurdu. Yada mesela annenin elini opup, hal hatir sordugunda, bir ihtiyacini giderdiginde, onu mutlu ettiginde iyi bir sey olurdu, bilincli olarak sirf uzulsun diye kotu sozler soylemek kotu olurdu. 

"Tabiat faşisttir, tabiat kördür, tabiat acımasiz, tabiat kötü,tabiat korkunçtur..." Aynen. Tabiat dedigimiz cevresel ortamimiz acimasiz olabilir. Depremlerde evlerimiz yikilabilir ve yakinlarimiz olebilir. Yada kamp yaptigimiz cadirimizda yiyecek unutmus olabiliriz ve bu yuzden ayilar gece bizi ziyarete gelip bize zarar verebilir gibi. Ama bunlarin bir bolumunu azaltabilir yada zararlarlardan kurtulabiliriz. Kamp yerlerinde yiyecekleri koyup kilitmelemek icin bir alan vardir, Gece yiyecekleri kesinlikle cadira getirmezsen, ayi gelip de seni parcalamaz. Depremlerde kontrolumuz biraz daha azaliyor. Fakat onlem alinabilir. Tabii bir dereceye kadar. Trafik kazasinda oldun, yada sakat kaldin. Bunlar uzucu seyler. Yada ne bileyim kafana yildirim dustu, parcalandin. Dogada hayatta kalabilmek icin cabalamak gerekir. Zararlarini azaltmaya calismak ve bunu yaparken de insanligimizi kaybetmemek onemlidir. 

Ama bunlarin tanriyla bir alakasinin oldugunu dusunmuyorum. Tanri sana beyin vermisse, kullanmalisin. Ben, gece 11'den sonra disari cikmiyorum. Genelde hiz limitlerini uyguluyorum, yasadigim evimin ve ortamimin guvenli olmasi icin calisiyorum. Bunlari SIZ de yapiyorsunuz. Doga tehlikeliyse, onlem almak gerekir.

 

Sigara iciyor musun? Ben icmiyorum. Saglikli olmak yada tehlikelerden biraz olsun kacinmak insanin cabasiyla iliskilidir.

Sakat doğan bebekler için kötürüm olmak bir mükafat mı? tanrı diye bir varlık olmadığı çok açik.olmadığı için de elbet kötü olamaz.

Link to comment
Share on other sites

15 minutes ago, Röpteşambırlı Uzaylı said:

Sakat doğan bebekler için kötürüm olmak bir mükafat mı? tanrı diye bir varlık olmadığı çok açik.olmadığı için de elbet kötü olamaz.

"Sakat doğan bebekler için kötürüm olmak bir mükafat mı?" Hayir degil, bunu nereden cikardin? Sakat dogmak hem genetik hem cevresel faktorlerden kaynaklanir. Ornegin sizofreninin ana kaynagi genetiktir; gebelikte alkol tuketimi de fetal alkol sendromu'na yol aca-bilir. Bunun tanri ile ne ilgisi var. Insanlar bu dunyada -dogal cevrelerinde-yasarlar. Dolayisiyla doga yasalarina tabidirler. Dogadan ve genetikten bagimsiz degildirler. 

Umut etmek insani oldurur diyen de sen degil miydin? (Yanlisim varsa duzelt). Olup de oteki tarafa gidiyorsun, niye oldun sen? -Abi ben umut ettim diye oldum. Umut etmek oldurur. Boyle sacma bir sey olabilir mi 

 

"tanrı diye bir varlık olmadığı çok açik" Acik macik degil. Bunu da nereden cikardin. Oyle olsa insanlar binlerce yildir tartisadurmaz. 

"olmadığı için de elbet kötü olamaz." Yoo, Tanri var. Tanri kotu degil, insan kotudur. Ac TV'yi haberleri bes dakika izle.

 

Link to comment
Share on other sites

1 saat önce, Cougar yazdı:

"tanrı diye bir varlık olmadığı çok açik" Acik macik degil. Bunu da nereden cikardin. Oyle olsa insanlar binlerce yildir tartisadurmaz. 

Tanrıya inanıyorum ama adaletsiz ve acımasız olduğu gerçeğini de inkar etmiyorum. Benim inandığım tanrı kişisel bir tanrı, din tanrısı değil. 

İbrahimi dinler ise çoğu zaman masal gibi geliyor. 

Peygamber arayanlar Hasan Mezarcı'ya da inanabilir. Onun ne eksiği var diğerlerinden? Bugün 100 bin kişiyi ikna etse, yüz sene sonra uçup kaçan, mucize gösteren bir peygambere de dönüşebilir. Tıpkı Mormonların peygamberi gibi olabilir. 

 

 

Link to comment
Share on other sites

On 03.07.2023 at 02:55, Emre_1974tr yazdı:

Hatta  doğrudan cennette yaratılan kullar olabileceğini de düşünüyorum. Hiçbir şekilde ızdırabı yaşamayan...Ve ayrıca, doğrudan cennette yaratılmayı hakedecek kadar iyi olan kimseler varsa, dereceleri dünyada yaşamış ve yaşayacak olan herkesden daha yüksek de olabilir.

Cennette dinsiz olmak, materyalist olmak istersem cennetten kovulur muyum? 

Yada mesela Allah olmak, kendi evrenimi kurmak istersem? 

 

Link to comment
Share on other sites

2 saat önce, Cougar yazdı:

"Sakat doğan bebekler için kötürüm olmak bir mükafat mı?" Hayir degil, bunu nereden cikardin? Sakat dogmak hem genetik hem cevresel faktorlerden kaynaklanir. Ornegin sizofreninin ana kaynagi genetiktir; gebelikte alkol tuketimi de fetal alkol sendromu'na yol aca-bilir. Bunun tanri ile ne ilgisi var. Insanlar bu dunyada -dogal cevrelerinde-yasarlar. Dolayisiyla doga yasalarina tabidirler. Dogadan ve genetikten bagimsiz degildirler. 

Umut etmek insani oldurur diyen de sen degil miydin? (Yanlisim varsa duzelt). Olup de oteki tarafa gidiyorsun, niye oldun sen? -Abi ben umut ettim diye oldum. Umut etmek oldurur. Boyle sacma bir sey olabilir mi 

 

"tanrı diye bir varlık olmadığı çok açik" Acik macik degil. Bunu da nereden cikardin. Oyle olsa insanlar binlerce yildir tartisadurmaz. 

"olmadığı için de elbet kötü olamaz." Yoo, Tanri var. Tanri kotu degil, insan kotudur. Ac TV'yi haberleri bes dakika izle.

 

aziz dostum; umut etmek öldürmezse de süründürür. ummak,umut etmek ; çalişmayi, çabayi,azmi engeller.umut:fakirin ekmeğidir.

Link to comment
Share on other sites

14 hours ago, Röpteşambırlı Uzaylı said:

aziz dostum; umut etmek öldürmezse de süründürür. ummak,umut etmek ; çalişmayi, çabayi,azmi engeller.umut:fakirin ekmeğidir.

 

Calismadan oturdugun yerde oturup, Milyoner olmayi umut edersen elbette hic bir ise yaramaz. Dogayi anlayacagini umarak bilim yaparsan basarili olursun. OSS'de basarili olmak istiyorsun diyelim. Yada basarili olmayi umit ediyorsun ve gidip essek gibi ders calisiyorsun, elinden geleni yapiyorsun, basarili olabilirsin-yada olursun. Umut etmek, oturdugun yerde oturup gokten para yagmasini umut etmek degildir. Anlamsiz dileklerde bulunursun, bu baskadir. Anlamli bir umudun, inancin, caban, motivasyonun olur, GIDER HAYALLERININ PESINDEN KOSARSIN, AZMEDERSIN, CALISIRSIN, bu baskadir. Inancin olmadan bir iste motivasyonun da olmaz, caban da olmaz, hic birseyin olmaz. 

Ben, burada gokten para yagmasini umut edip, calismadan yan gelip yatmadan bahsetmiyorum. Senin hic ideallerin yok mu? Hic mi ideallerinin pesinden kosmazsin? Ben bundan bahsediyorum. Yoksa zaten elini siplatip birden onunde para belirmesini umut etme. Tanri da zaten bu tarz dualara cevap vermez. Tanrim bana Ferrari ver, bana suan 100 bin dolar ver dersen zaten olmaz.

Link to comment
Share on other sites

4 dakika önce, Cougar yazdı:

Tanri da zaten bu tarz dualara cevap vermez.

çalıştıktan sonra niçin tanrı'dan isteyeyim ki? başarımı niçin görünmez bir varlıkla paylaşayım ki? zor bir sınavı çalışmasam kazanamam, çalışırsam kazanırım. bir de hayatta tesadüfler vardır, müminler ona "tevafuk" der, yani uygun düşme. bazen bulunduğun yer/zaman ve şartlar sana umulmadık kapılar açar, fırsatlar doğurur. özel hayatta da iş hayatında da ömrümüz boyunca küçük ya da büyük fırsatlarla karşılaşırız. tıpkı umulmadık kazalarla karşılaşabildiğimiz gibi. ne bu kazalar ne de fırsatlar tanrısal değildir, özel bir ödül ya da ceza yoktur. bu yüzden kanser olan bir kişinin "neden ben?" diye sorması anlamsızdır. inanırlar bu gibi durumları bir ödül veya ceza olarak görürler. deprem gibi doğa olaylarını en ilkel dinlerden hristiyanlık, müslümanlık gibi büyük dinlere kadar hep bir cezalandırma aracı olarak görmüşlerdir. hayatta kalanın bunu "tanrı beni korudu" olarak yorumlamasının hiçbir nesnel dayanağı yoktur. kişi bu inancı üzerinden kendisini görünmez bir güce borçlu hisseder.

küçük prens'i okumayanlara ısrarla tavsiye ederim okumalarını. orada ben her şeyi yaparım edasındaki bir krala gün batımlarını çok seven küçük prens güneşi batırmasını söyler. tamam der kral ama güneşin battığı filan yoktur. kral der ki bir şeyin olması için şartların oluşması gerekir, şartlar oluştuğunda güneşi batıracağım. vakti geldiğinde gün batımı zaten yaşanacaksa o hâlde krala ne ihtiyaç vardır?. dualarımızın kabul olması da böyle.

 

Link to comment
Share on other sites

16 hours ago, BillGates said:

Cennette dinsiz olmak, materyalist olmak istersem cennetten kovulur muyum? 

Yada mesela Allah olmak, kendi evrenimi kurmak istersem? 

 

 

Hristiyanlikta yucelme diye bir kavram vardir. Kilisemize gore, oldukten hemen sora degil fakat belirli asamalardan gelisimlerden sonra , evet, Tanri'lasabilirsin. Tanri gibi olabilirsin. Cunku oz'den geldin, oze donuyorsun.

Link to comment
Share on other sites

17 hours ago, BillGates said:

Tanrıya inanıyorum ama adaletsiz ve acımasız olduğu gerçeğini de inkar etmiyorum. Benim inandığım tanrı kişisel bir tanrı, din tanrısı değil. 

İbrahimi dinler ise çoğu zaman masal gibi geliyor. 

Peygamber arayanlar Hasan Mezarcı'ya da inanabilir. Onun ne eksiği var diğerlerinden? Bugün 100 bin kişiyi ikna etse, yüz sene sonra uçup kaçan, mucize gösteren bir peygambere de dönüşebilir. Tıpkı Mormonların peygamberi gibi olabilir. 

 

 

"brahimi dinler ise çoğu zaman masal gibi geliyor. "

 

Dogru, icinde bir suru masal da var zaten. yani haklisin. Ya bizim kilise gercekten de muhtesem. Kutsal Kitap'taki bir cok masala biz MASAL diyoruz. Illaki hepsini tanri sozu kabul etmiyoruz zaten. Protestanliktan ve genel hristiyanligin mantiksiz yazilari kabul etmesi bizi baglamaz. Bizi, gercek baglar. 

Link to comment
Share on other sites

4 hours ago, tabu said:

çalıştıktan sonra niçin tanrı'dan isteyeyim ki? başarımı niçin görünmez bir varlıkla paylaşayım ki? zor bir sınavı çalışmasam kazanamam, çalışırsam kazanırım. bir de hayatta tesadüfler vardır, müminler ona "tevafuk" der, yani uygun düşme. bazen bulunduğun yer/zaman ve şartlar sana umulmadık kapılar açar, fırsatlar doğurur. özel hayatta da iş hayatında da ömrümüz boyunca küçük ya da büyük fırsatlarla karşılaşırız. tıpkı umulmadık kazalarla karşılaşabildiğimiz gibi. ne bu kazalar ne de fırsatlar tanrısal değildir, özel bir ödül ya da ceza yoktur. bu yüzden kanser olan bir kişinin "neden ben?" diye sorması anlamsızdır. inanırlar bu gibi durumları bir ödül veya ceza olarak görürler. deprem gibi doğa olaylarını en ilkel dinlerden hristiyanlık, müslümanlık gibi büyük dinlere kadar hep bir cezalandırma aracı olarak görmüşlerdir. hayatta kalanın bunu "tanrı beni korudu" olarak yorumlamasının hiçbir nesnel dayanağı yoktur. kişi bu inancı üzerinden kendisini görünmez bir güce borçlu hisseder.

küçük prens'i okumayanlara ısrarla tavsiye ederim okumalarını. orada ben her şeyi yaparım edasındaki bir krala gün batımlarını çok seven küçük prens güneşi batırmasını söyler. tamam der kral ama güneşin battığı filan yoktur. kral der ki bir şeyin olması için şartların oluşması gerekir, şartlar oluştuğunda güneşi batıracağım. vakti geldiğinde gün batımı zaten yaşanacaksa o hâlde krala ne ihtiyaç vardır?. dualarımızın kabul olması da böyle.

 

 

"çalıştıktan sonra niçin tanrı'dan isteyeyim ki?" Calistiginda sen calisirsin, dua ettiginde tanri senin icin calisir. Sonucunu belki simdi belki sonra gorursun. 

"bir sınavı çalışmasam kazanamam" Bak, benim zamanimda OSS vardi. Hala var mi bilmiyorum. Ben, kafasi calisan ama dersaneye gitmeyen belki tek adamdim okulda. sadece okulumdaki derslerime calisirdim, ve sonra Kutsal Kitabi, Incil'i calisirdim. O zaman lise sondaydim. OSS'ye girdim, okulumda derece yaptim, konusma verdim. Millet sasirdi kaldi. OSS puanina gore okulumdaki bir kac en basarili kisiden biriydim. Nasil oldu?

Cok ilginc bir animi paylasayim.

Millet, bir ulkeden vize alabilmek icin bir suru cefa cekiyor. Ben, Amerika'dan almak istedim. evraklari gozden geciriyordum ki, politik sebeplerle vize gorusmeleri iptal oldu. Sonra dua ettik bir kac kisi bizim Bishop ile. (Bishop, kilisenin onderidir fakat maas alinmaz bizim kilisede.) Neyse, dua ettik, sonra birden basvurular acildi. hemen acil durumu olanlar statusunden basvurdum, ne bir banka hesabi, ne bir tapu, ne bir ev, ne bir araba ne bir mal varligi gosterdim. Hic bir sey gostermedim. (Gosterecek hic bir seyim de yoktu) Gittim, harfi anlamda 1 bucuk yada 2 dakika gorusme surdu. hemen Amerikan vizesi verdiler. Hatta ben iki belki 3 cumle kurdum. hHanimefendi bilgisayari tusladi vs. ben, anlamadim, ne oldu bitti mi dedim. Bitti dedi. Aldim mi diye sordum, evet dedi. Yani harfi anlamda 2 dakikada hic bir sey gostermeden Amerikan vizesi aldim. Ben, vize aldiktan bir kac gun sonra vize gorusmelerini yine kapattilar. Yani once kapattilar. dua ettik, aniden acildi, vize aldim, sonra bir kac gune yine kapandi. Sonra bitmedi, bir kac yila da Amerikan vatandasligi verdiler. Bunun disinda hayatim boyunca sahip olmadigim seylere sahip oldum. Ben bir calistiysam Tanri iki verdi. 

Ben lisedeyken bir gun param bitti. Son 2, 3 lirami okul icin munibuse mi vereyim, yoksa gideyim bir ekmek mi alayim diye dusunurken okula gitmeye karar verdim. Minubise bindim, neyse, otururken icimden dua ettim. Baba Ogul ve Kutsal Ruhun adiyla AMIN dedim. Bir kadin arkamdan omzuma dokundu ve bu parayi al dedi. Ben de utancimdan yalan soyledim. Yok teyzebenim ihtiyacim yok dedim. Olmaz dedi, senin ihtiyacin yoksa, olan bir arkadasina verirsin dedi. O an cok kotu hissettim. Cok utandim.

Yuzde yuz yasanmis bir deneyim benim icin. 

Bunun gibi seyler bana cok oldu.

Yani, inanilacak gibi degil. 

Elinizi vicdaniniza koyun soyleyin. Bunlar nedir?

 

Ben, kendi hayatimda deneyimimden seyleri soyluyorum. Herkes ayni seyleri yasayacak diye bir sey yok. Ama ben kendi hayatimda ne zaman dua etsem, cogunlukla hayatimi etkileyecek derecede seyler hep gerceklesmistir. 

 

 

 

 

 

Link to comment
Share on other sites

5 saat önce, Cougar yazdı:

Elinizi vicdaniniza koyun soyleyin. Bunlar nedir?

 

benim ergenlik dönemimde porno filmlerin gösterildiği sinemalar vardı. Bir defasında cebimdeki bütün parayı sinemaya verdim ve cebimde minibüs parası dahi kalmadı. sinemadan çıktıktan sonra "eyvah" dedim, eve kadar nasıl yürüyeceğim? sanki bir ses beni duydu ve yolda para buldum. bulduğum para tam olarak o zamanki minibüs ücretine denk bir paraydı. ne eksik ne fazla. şaşırdım kaldım. tanrı, sinemada porno film izlediğim için beni ödüllendirmiş olamazdı. fakat asıl soru şu: sinema yerine mesela camiye gitmiş olsaydım ve cami çıkışı yolda para bulsaydım tıpkı senin gibi tanrı'nın beni ödüllendirdiğini düşünürdüm. sen başına gelenleri istediğin gibi yorumlayabilirsin, ben de başıma gelenleri istediğim gibi, bir başkası da yine istediği gibi... gerçek olan nesneldir ve ispatlanabilir, açıklanabilir, tekrarlanabilir. eğer ortada bir sınav var ve sınavı çalışan değil de çalışmayan kazanıyorsa burada bir ödül değil problem var demektir. şimdi elini vicdanına koy ve söyle: bu durum adil midir? başka bir sınavda da sen çok çalışır fakat çalışmayan biri o sınavı kazanırsa haklı olarak bu seni öfkelendirmez mi? ayrıca "kafası çalışan" biriysen ve çok çalışmak yerine doğru stratejilerle çalışmışsan bu durumda da sınavı kazanman olağandır ve tanrı'nın ekstra "torpil"ine ihtiyacın yoktur. vize işlemlerinde gerekli özellikleri taşımayanların vize alması ise "tutarsızlık"tır, bunu vize verenlere sormak lazım. hayatın boyunca işlerin hep yolunda gitmeyeceği gibi, hep de kazık yemezsin. bazen hayat insanın yüzüne güler. işte bu anlarda bir yahudi de bir hindu da bir budist de bir afrikalı da kendi tanrısı tarafından korunup kollanmasını memnuniyetle karşılar. bir hindu'ya, başına gelen iyi şeylerin inandığı tanrılarla alakalı olmadığını anlatamazsın. çünkü onun kendi hayatındaki deneyimleri bu yöndeki düşüncesini güçlendiren örneklerle doludur. bir hindu sana "elinizi vicdanınıza koyun söyleyin, bunlar nedir?" diye sorsaydı o hindu'ya cevabın ne olurdu? Vicdan demişken sen bir tanrı olsaydın kaynar kazana bir çocuğun düşmesine izin verir miydin? daha geçen gün bir çocuk salça kazanına düşerek feci şekilde can verdi! çok daha eski bir haberde ise sara hastası bir gencin ocağın üzerine düşerek can verdiğini okumuştum. sen ise vize alırken sana torpil geçen tanrı'nın gizli elini görmemizi istiyorsun. vicdanının sesini dinlemesi gereken kişi kimdir?

 

  • Haha 1
Link to comment
Share on other sites

5 saat önce, Cougar yazdı:

Ben lisedeyken bir gun param bitti. Son 2, 3 lirami okul icin munibuse mi vereyim, yoksa gideyim bir ekmek mi alayim diye dusunurken okula gitmeye karar verdim. Minubise bindim, neyse, otururken icimden dua ettim. Baba Ogul ve Kutsal Ruhun adiyla AMIN dedim. Bir kadin arkamdan omzuma dokundu ve bu parayi al dedi. Ben de utancimdan yalan soyledim. Yok teyzebenim ihtiyacim yok dedim. Olmaz dedi, senin ihtiyacin yoksa, olan bir arkadasina verirsin dedi. O an cok kotu hissettim. Cok utandim.

Yuzde yuz yasanmis bir deneyim benim icin. 

Bunun gibi seyler bana cok oldu.

Yani, inanilacak gibi degil. 

Elinizi vicdaniniza koyun soyleyin. Bunlar nedir?

 

Ben, kendi hayatimda deneyimimden seyleri soyluyorum. Herkes ayni seyleri yasayacak diye bir sey yok. Ama ben kendi hayatimda ne zaman dua etsem, cogunlukla hayatimi etkileyecek derecede seyler hep gerceklesmistir. 

 

 

 

 

 

aziz ve muhterem kardeşim; psikoloji biliminde buna batıl inanç koşullanması denir.dua etmişsin akabinde biri sana para vermiş ve dua etme davranişini edimsel koşullanma yolu ile pekiştirmiş.nitekim zaten sen sık sık dua eden birisin,50 kere dua etmişsindir tutmamiştir.51'inci de eline para geçince duaya bağliyorsun.bunun için ;en ufak uyariciya tepki verip bunları ettiğin dua'ya bağlaman ve tanrıdan bilmen normal.

oss sınavinda ayni.kazanamasaydın dua davranişin pekişmeyecekti ama sen gene dua edecektin.sonunda sınavi kazanınca da dua ettim ondan oldu deyip bu davranişini yine iyce pekiştirecektin.
 

Link to comment
Share on other sites

8 saat önce, Cougar yazdı:

"çalıştıktan sonra niçin tanrı'dan isteyeyim ki?" Calistiginda sen calisirsin, dua ettiginde tanri senin icin calisir. Sonucunu belki simdi belki sonra gorursun. 

"bir sınavı çalışmasam kazanamam" Bak, benim zamanimda OSS vardi. Hala var mi bilmiyorum. Ben, kafasi calisan ama dersaneye gitmeyen belki tek adamdim okulda. sadece okulumdaki derslerime calisirdim, ve sonra Kutsal Kitabi, Incil'i calisirdim. O zaman lise sondaydim. OSS'ye girdim, okulumda derece yaptim, konusma verdim. Millet sasirdi kaldi. OSS puanina gore okulumdaki bir kac en basarili kisiden biriydim. Nasil oldu?

Herkesi kendin gibi zannediyorsun.

Bir öğrenci var bir tekrarla öğrenir başka bir öğrenci 10 tekrarla öğrenir. Bazı öğrenciler ise ömür boyunca tekrarlasa bile öğrenemez.

Her şey çalışmaya bağlı değil. Doğuştan gelen özelliklerin belirliyor.

Dua etmek ile değişmez bunlar. :)

Link to comment
Share on other sites

7 hours ago, tabu said:

 

benim ergenlik dönemimde porno filmlerin gösterildiği sinemalar vardı. Bir defasında cebimdeki bütün parayı sinemaya verdim ve cebimde minibüs parası dahi kalmadı. sinemadan çıktıktan sonra "eyvah" dedim, eve kadar nasıl yürüyeceğim? sanki bir ses beni duydu ve yolda para buldum. bulduğum para tam olarak o zamanki minibüs ücretine denk bir paraydı. ne eksik ne fazla. şaşırdım kaldım. tanrı, sinemada porno film izlediğim için beni ödüllendirmiş olamazdı. fakat asıl soru şu: sinema yerine mesela camiye gitmiş olsaydım ve cami çıkışı yolda para bulsaydım tıpkı senin gibi tanrı'nın beni ödüllendirdiğini düşünürdüm. sen başına gelenleri istediğin gibi yorumlayabilirsin, ben de başıma gelenleri istediğim gibi, bir başkası da yine istediği gibi... gerçek olan nesneldir ve ispatlanabilir, açıklanabilir, tekrarlanabilir. eğer ortada bir sınav var ve sınavı çalışan değil de çalışmayan kazanıyorsa burada bir ödül değil problem var demektir. şimdi elini vicdanına koy ve söyle: bu durum adil midir? başka bir sınavda da sen çok çalışır fakat çalışmayan biri o sınavı kazanırsa haklı olarak bu seni öfkelendirmez mi? ayrıca "kafası çalışan" biriysen ve çok çalışmak yerine doğru stratejilerle çalışmışsan bu durumda da sınavı kazanman olağandır ve tanrı'nın ekstra "torpil"ine ihtiyacın yoktur. vize işlemlerinde gerekli özellikleri taşımayanların vize alması ise "tutarsızlık"tır, bunu vize verenlere sormak lazım. hayatın boyunca işlerin hep yolunda gitmeyeceği gibi, hep de kazık yemezsin. bazen hayat insanın yüzüne güler. işte bu anlarda bir yahudi de bir hindu da bir budist de bir afrikalı da kendi tanrısı tarafından korunup kollanmasını memnuniyetle karşılar. bir hindu'ya, başına gelen iyi şeylerin inandığı tanrılarla alakalı olmadığını anlatamazsın. çünkü onun kendi hayatındaki deneyimleri bu yöndeki düşüncesini güçlendiren örneklerle doludur. bir hindu sana "elinizi vicdanınıza koyun söyleyin, bunlar nedir?" diye sorsaydı o hindu'ya cevabın ne olurdu? Vicdan demişken sen bir tanrı olsaydın kaynar kazana bir çocuğun düşmesine izin verir miydin? daha geçen gün bir çocuk salça kazanına düşerek feci şekilde can verdi! çok daha eski bir haberde ise sara hastası bir gencin ocağın üzerine düşerek can verdiğini okumuştum. sen ise vize alırken sana torpil geçen tanrı'nın gizli elini görmemizi istiyorsun. vicdanının sesini dinlemesi gereken kişi kimdir?

 

"tanrı, sinemada porno film izlediğim için beni ödüllendirmiş olamazdı" O sinemalari hatirliyorum. Hic gitmedim ama sirf resimlerini gozumun cuyla gormek icin iki yada uc kere bilerek oaradan gecmistim. Durumuna gelince, hayir, zaten tanri odullendirmemis, sana evine gitmen icin yardim etmis (olabilir). Isllam maalesef, tanriyi elinde bir sopa olan her hareketini kontrol eden mantiksiz bir polis gibi gosteriyor. Mesela tuvalete bile hangi ayak ile girecegine, oruc tutarken dudak rengine, ibadet ederken yellenmene bile karisiyor. Tanri, seni seviyorsa ve senin icin bir plani varsa yapar. Senin isine gore sana davranmaz. Cunku zaten Isa sirf sen sonsuz yasama kavusasin diye geldi. Porno filmlerini aklamiyorum ama tanri, senin bu hareketlerinden daha buyuk. Denk de gelmis olabilir, Tanri yardim da etmis olabilir. O an yasadigin duyuma yada deneyime gore sanirim adlandirabilirsin. Merak etme. Maalesef cok fazla yanlis dini yaklasimlar var. 

"sinema yerine mesela camiye gitmiş olsaydım ve cami çıkışı yolda para bulsaydım tıpkı senin gibi tanrı'nın beni ödüllendirdiğini düşünürdüm" Evet dusunurdun. Ama sinema icin de dusunebilirdin. Cami, sinema bunlar basit seyler. Tanri, insanin yuregine gore insani degerlendirir. Eski Antlasmada bir ayet vardir der ki, "insan dis gorunuse gore bakar, tanri insanin yuregine bakar."

"bir hindu'ya, başına gelen iyi şeylerin inandığı tanrılarla alakalı olmadığını anlatamazsın." Tanri, baska tanrilara tapsa da bir Hindu'yu da sever ve ona yardim eder. Bir Hindu da tanri'nin cocugudur. Fakat onun haberi yoktur. Yada kabul etmiyordur. Hundu'nun algisi farkli olur, yardim Visnu'dan geliyor der, ama sorun degil. Tanri, iyidir. Onlar, yuregine gore zaten iyi bir yere yada kotu bir yere gidecekler. 

"bunu vize verenlere sormak lazım" ne oldugunu ben de bilmiyorum ama dua ettigimde, tanrinin yardimini hissettim ve oldu. Sonra ben calistim, her ay ayligimin yuzde 10'unu ihtiyaci olanlara veriyorum. Hem de her ay, maasimin her bir kurusundan. Bu sekilde, baska insanlar da ayni yardimdan faydalaniyor. Cebime 5000 dolar mi giriyor, yuzde 10'u gidiyor. 4000 dolar mi giriyor, yuzde 10'u gidiyor. Kimse beni zorlamiyor, benim kalbimde bu sekilde yapmam var. Bu sekilde yapinca ben mutlu oluyorum. Baskalari da mutlu olmus oluyor. Benim  kullanmadigim fazlalik bir arabam vardi, gittim, arabami bir ogrenciye ucuncu bir sahis araciligiyla verdim. Kimse beni zorlamadi. (kardesim dedi ki, sen salak misin, niye satmadin arabayi) Eger tanri yardim ediyorsa, sen de baskalarina gonullu olarak vermen lazim. Ben, boyle inaniyorum. 

"torpil"ine ihtiyacın yoktur" Ben, lisedeyken, hic torpil istemedim. Hatta kopya da cekmedim. Hep kopya verdim maalesef. Yoksa arkadaslarim benimle kusuyordu. Sacma ama cocuktuk iste. Ben, durustce derslerine calisan biriydim. Tanri da oyle goruluyor ki yardim etmek istedi. Bazen olur boyle. Bazen de olmaz. Bazen, hic yardim gelmiyor diye de dusunebilirsin. Herseyi kesin olarak bilemiyoruz niye.

"Vicdan demişken sen bir tanrı olsaydın kaynar kazana bir çocuğun düşmesine izin verir miydin?" Benim yanimda olsaydi, izin vermezdim. Ama biz dogada yasiyoruz, bana oyle geliyor ki, tanri doga yasalarina yada isleyisine pek karismiyor. Doga yasalari, tanri gibi sonsuzdur. doga yasalari yaratilmamistir. Madde de enerji de sonsuzdur. Bazen mudahala ediyor, bazen etmiyor. Niye ve nasil, bilmiyorum.

Link to comment
Share on other sites

6 hours ago, pigeon said:

Herkesi kendin gibi zannediyorsun.

Bir öğrenci var bir tekrarla öğrenir başka bir öğrenci 10 tekrarla öğrenir. Bazı öğrenciler ise ömür boyunca tekrarlasa bile öğrenemez.

Her şey çalışmaya bağlı değil. Doğuştan gelen özelliklerin belirliyor.

Dua etmek ile değişmez bunlar. :)

Sen elinden geleni durustce yap; tabriyla iyi iliski kur; Tanri seni bereketler. :)

Link to comment
Share on other sites

Ya arkadaslar, bisey soylemek istiyorum. Sizleri anliyorum bu konular cok mantiksiz yada gercek disi yada ne bileyim cok subjektif gelebilir. Ona bisey demiyorum. Demek istedigim ben, bende hissediyorum. Belki de ben yaniliyorum. Belki siz haklisiniz. Kendi tecrubemi hislerimi paylastim. Siz farkli dusunebilirsiniz. 
 

bizim inancimiza gore cennetin 3 seviyesi vardir. En ust seviyesi tapinaga giden ve antlasmasina gore yasayanlar.

ikinci kati, isa mesihe inanan insanlar. 
ucuncu seviyesi ise inancsiz, ateist, deist, agnostik olan iyi insanlar. 
 

bize gore sizin inancsiz olmaniz bir problem degil. Benim icin insan, insan olsun yada insani olsun yeter. 
 

bizim kilise diger kiliselerden farkli. 

Link to comment
Share on other sites

Diger kiliseler, isaya innamayan iyi insanlarin bile cehenneme gidecegine inaniyor. Ustelik sonsuz iskenceye. Bu cok mantiksiz. Tanrinin adaletiyle bagdasmaz. Biz buna inanmiyoruz. Ustelik olsen bile tovbe etme sansin var. bu bir nasil soyleyeyim bir surec. Bizde cehennem cok kotu insanlarin gittigi bir yer. O da sonsuza kadar oldugunu sanmiyorum. Hak ettigini aliyorsun. 
 

bu konuda da biraz farkliyiz biz. Bu sebeple Ben burada sizi bizim innaca dahil etmeye de calismiyorum. Cevremde cok paylasacagim kimse yok. Fikrimi yada duygumu paylasmak istedim. 

Link to comment
Share on other sites

1 saat önce, Cougar yazdı:

Sen elinden geleni durustce yap; tabriyla iyi iliski kur; Tanri seni bereketler. :)

Tanrıdan geri bildirim yok. Ha duvara konuşmuşsun ha tanrıya. :)

https://tr.wikipedia.org/wiki/Geri_besleme

Birde tanrının hakimiyeti çok düşük sizin dinde sanki üstün teknolojiye sahip uzaylı gibi. Maddeye tam hakimiyeti yok. 

Link to comment
Share on other sites

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Giriş yap

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now
×
×
  • Create New...