Jump to content

Recommended Posts

Konu tarihi:

Sınırsız mekânın tamamlanmışlığı, Pozisyon ve paradoksların doğası üzerine

Sınırsız mekânı başlangıçtan itibaren tamamlanmış olarak düşünebilmek için onun öğesel temelini koymak gerekir.

Eğer sınırsız mekânı türdeş (homojen) bir şekilde tamamlanmış olarak tasarlamak istersek, içinde iki öğenin — BASİT ve KARMAŞIK — varlığını postüle etmek yeterlidir. Bu öğeler sistemsel biçimde kapalı olarak ortaya çıkar. Onlar farklılıkların tamamlanmış bir yapısını oluşturur: uzamı, biçimi, ilişkileri ve açılımı düşünmeyi mümkün kılar. Başka bir deyişle, süreçlerin gerçekleşebileceği bir farklılık alanı sağlarlar.

Ama sınırsız mekânı türdeş olmayan (heterojen) biçimde tamamlanmış olarak tasarlamak istersek, bu yeterli değildir. Bu durumda bir öğe daha postüle etmek gerekir — Yüce ve Kudretli Tanrı. Onun özü sistemsel olarak kapalı değildir. BASİT ve KARMAŞIK ile aynı düzene ait değildir. O yalnızca bir yapı değil, tamamlanmışlığın kendisini, yani Amacı sağlar.

Burada çoğu zaman fark edilmeyen temel ayrım ortaya çıkar. Süreçler ve yapılar “nasıl oluyor” sorusuna cevap verir, ama “neden oluyor, nereye varıyor” sorusuna cevap vermez. Dışsal açılım — genişleme, karmaşıklaşma, hareket — sonsuza dek sürebilir, ama kendi başına anlamın tamamlanmışlığını doğurmaz. Tamamlanmışlık ancak Amaç sürecin önüne konulduğunda mümkündür, sürecin yan ürünü olarak değil.

Bundan şu sonuç çıkar: Amaç süreçlerden önce gelir ve onları yönlendirir. O halde süreçler tarafından üretilemez. Süreç yönlendirilen, Amaç ise yönlendiren olur. Bu ayrımı göz ardı etmek, felsefi ve bilimsel paradoksların kaynağıdır.

Paradokslardan kaçınmak için bağımlılık düzeylerini açıkça ayırt etmek gerekir. Her anlamlı soruda yönlendiren — diğer her şeyin imkânını sağlayan — ve yönlendirilen — yalnızca yönlendiren sayesinde mümkün olan — vardır. Yönlendirilene bağımsızlık, yönlendiren ise türevlik atfedildiğinde mantıksal kopukluk doğar. İşte bu kopukluk paradoks olarak görünür.

Bu ayrımı korumak için Pozisyon kavramı getirilir. Pozisyon ek bir öğe veya başka bir öz değildir. O, ilişkilendirmenin koşuludur: yönlendiren ile yönlendirilen arasındaki farkın mümkün olduğu yer. Pozisyon bir nesne, olay veya aşama değildir. Gelişmez, kaybolmaz; ama süreci, Amacı ve onların çelişkisiz ilişkisini mümkün kılar.

Pozisyon içinde dışsallık (ekstensiflik) ve içsellik (intensiflik) karşıtlık değil, aynı temelin iki varoluş biçimidir. Ekstensiflik — farklılıkların açılımı, alanın, yapının ve süreçlerin oluşumu. İntensiflik — tamamlanmışlığa erişim, temele anlamlı bütünlük olarak dönüş. Ekstensif sonuç “ne oldu” sorusuna, intensif sonuç ise “neden oldu” sorusuna cevap verir.

Pozisyon dikkate alınmadığında süreç kendi tamamlanmışlığını açıklayabilir gibi bir yanılsama doğar. Yapı Amacın yerine geçmeye çalışır, kapalı olan açık olanın yerine, yönlendirilen yönlendiricinin yerine geçer. O anda tekillikler, “teorinin kenarları”, çözülemez antinomiler ve sahte paradokslar ortaya çıkar. Bunlar dünyanın garipliğini değil, ontolojik rollerin yanlış dağılımını gösterir.

Sonuç olarak, sınırsız mekânın öğesel tamamlanmışlığı varlığın ontolojik yapısını belirler; Pozisyon onun düzeylerinin doğru ilişkisini korur; paradoksların çözümü ise yönlendirilenin yönlendirene pozisyonel bağımlılığını dikkate almaktan ibarettir. Bu bütünlük içinde hem yapı, hem Amaç, hem süreç mantıksal kopukluk olmadan düşünülebilir.

Mesaj tarihi:

Özelliklerini, yerini, mekanını, pozisyonunu (adına ne derseniz deyin) sizin belirlediğiniz bir tanrı figuru, sadece sizin belirlediğiniz çerçevede hayat bulur. Çünkü sizin belirlediğiniz sınırların dışına çıkamaz, yani onun şânı ne yücedir ne de kudretli. Farkında mısınız, yüce ve kudretli kavramlarını bile insanlar icat etmiş ve hayali bir tanrının öyle olması gerektiğini iddia ediyor. Tanrıyı yüceltirken, ona prangaları koyanlar onu kısıtladığının bunun farkında bile değil.

Bana insanlardan veya kendinizden bağımsız bir tanrı tanımı getiremezsiniz, bu nedenle her türlü tanım insanlarla sınırlıdır. 

Ayrıca mekan/zaman dışında hiçbir şey varlığını dürdüremez, tersini iddia etmek spekülasyondan ötede gidemez. Artı; tanrı olmalı dediğiniz an, ben de o zaman derim ki "O her şeye gücü yeten tanrıyı kim/ne yarattı?" 

Peki, tanrıyı yaratan tanrıyı, başka bir tanrı mı yarattı? 

Peki, o tanrının, onun tanrısının, onun tanrısının tanrısının.... tanrısını kim yarattı?

Şunu da göz ününde bulundurmak gerek; bir sonraki tanrı bir öncekinden daha güçlü olmalı ki, her şeye gücü yeten bir tanrıyı yaratabilsin. Öyle ya; zayıf, cılız bir tanrı kocaman bir tanrıyı yaratacak değil ya. Alın size mis gibi paradoksluk.

İnsanlar tanrıyı tanımlayamaz, onun neyi yapıp yapmayacağını belirleyemez. Çünkü hepsi insani olmaktan öteye gidemez, sadece tanımlamayı yapan insanları bağlar ve tanrı ise insanların kuklası(!) olmaya devam eder. 

  • Like 1
Mesaj tarihi:

Amaç süreçlerden önce gelir derken, süpernova patlamalarının milyarlarca yıllık emeğini, senin neden soruna cevap versin diye atanmış birer memur seviyesine indirmen ne kadar nazikçe! Evrenin devasa geometrisi, sırf sen mantıksal kopukluk yaşama diye gidip bir Amaç'ın peşine mi takılmış? Gerçekten müthiş bir özgüven.

  • Like 1
Mesaj tarihi:
1 hour ago, Thus spoke Beavis said:

Amaç süreçlerden önce gelir derken, süpernova patlamalarının milyarlarca yıllık emeğini, senin neden soruna cevap versin diye atanmış birer memur seviyesine indirmen ne kadar nazikçe! Evrenin devasa geometrisi, sırf sen mantıksal kopukluk yaşama diye gidip bir Amaç'ın peşine mi takılmış? Gerçekten müthiş bir özgüven.

Geometri ve Mimar Üzerine

"Bu keskin ve şiirsel yorumunuz için teşekkür ederim! Süpernovaları 'atanmış birer memur' olarak betimlemeniz, büyük bir edebiyat tadında.

Ancak izninizle bir noktayı netleştirelim: Amaç kavramını ortaya koymak, evreni bir 'ofis' seviyesine indirgemek değil; o görkemli geometrinin bir Mantığı olduğunu kabul etmektir.

  1. Kaosun Karşısında Geometri: Evrenin 'devasa geometrisinden' bahsediyorsunuz. Fakat geometri bir tesadüf değil, bir yasadır. Eğer milyarlarca yıllık süpernova patlamaları, sonunda bu soruyu sorabilen Sizin zihninizi oluşturacak bir yapıya evrildiyse; bu durum Sürecin, önceden belirlenmiş bir vektörü (yönelimi) takip ettiğinin kanıtı değil midir?

  2. Yöneten ve Yönetilen: Süpernova benim mantığıma 'hizmet' etmiyor. O, devasa bir mekanizmanın parçasıdır. Ancak bir mekanizmayı kabul ediyorsak, kaçınılmaz olarak bir Mühendis ararız. Aksi takdirde, bu 'devasa geometrinin' hiçlikten gelip hiçbir yere gittiğini kabul etmemiz gerekir.

  3. Zihnin 'Özgüveni' Üzerine: Evrenin bir Anlamı olduğuna inanmak bir özgüven patlaması değil, evrene duyulan bir güvendir. Asıl özgüven; mutlak manasız bir gölge tiyatrosunda, kendimizi tek tesadüfi şahitler olarak görmektir.

Ben evreni 'benim sorularıma cevap veren bir araca' indirgemiyorum. Sadece şunu söylüyorum: Eğer bir Metin (Evrenin Geometrisi) varsa, bir de Yazar olmalıdır. Aksi takdirde, harflerin kağıda tesadüfen döküldüğünü iddia ederek bir kitap okumaya çalışmış oluruz.

Söyleyin rica ederim; 'akıllı bir tesadüfe' inanmak, başlangıçtaki bir Amacı kabul etmekten daha fazla fanatizm gerektirmiyor mu?"

Mesaj tarihi:
8 dakika önce, Huseyn yazdı:

Geometri ve Mimar Üzerine

"Bu keskin ve şiirsel yorumunuz için teşekkür ederim! Süpernovaları 'atanmış birer memur' olarak betimlemeniz, büyük bir edebiyat tadında.

Ancak izninizle bir noktayı netleştirelim: Amaç kavramını ortaya koymak, evreni bir 'ofis' seviyesine indirgemek değil; o görkemli geometrinin bir Mantığı olduğunu kabul etmektir.

  1. Kaosun Karşısında Geometri: Evrenin 'devasa geometrisinden' bahsediyorsunuz. Fakat geometri bir tesadüf değil, bir yasadır. Eğer milyarlarca yıllık süpernova patlamaları, sonunda bu soruyu sorabilen Sizin zihninizi oluşturacak bir yapıya evrildiyse; bu durum Sürecin, önceden belirlenmiş bir vektörü (yönelimi) takip ettiğinin kanıtı değil midir?

  2. Yöneten ve Yönetilen: Süpernova benim mantığıma 'hizmet' etmiyor. O, devasa bir mekanizmanın parçasıdır. Ancak bir mekanizmayı kabul ediyorsak, kaçınılmaz olarak bir Mühendis ararız. Aksi takdirde, bu 'devasa geometrinin' hiçlikten gelip hiçbir yere gittiğini kabul etmemiz gerekir.

  3. Zihnin 'Özgüveni' Üzerine: Evrenin bir Anlamı olduğuna inanmak bir özgüven patlaması değil, evrene duyulan bir güvendir. Asıl özgüven; mutlak manasız bir gölge tiyatrosunda, kendimizi tek tesadüfi şahitler olarak görmektir.

Ben evreni 'benim sorularıma cevap veren bir araca' indirgemiyorum. Sadece şunu söylüyorum: Eğer bir Metin (Evrenin Geometrisi) varsa, bir de Yazar olmalıdır. Aksi takdirde, harflerin kağıda tesadüfen döküldüğünü iddia ederek bir kitap okumaya çalışmış oluruz.

Söyleyin rica ederim; 'akıllı bir tesadüfe' inanmak, başlangıçtaki bir Amacı kabul etmekten daha fazla fanatizm gerektirmiyor mu?"

Sen evreni bir metin olarak görüyorsun çünkü beynin anlam bulmaya programlı bir organizma. Eğer bir kağıdın üzerine mürekkep dökülürse ve o lekelerden biri senin adına benziyorsa, bu o kağıdın senin için yazıldığını değil, senin her yerde kendi adını aradığını gösterir. Evren bir kitap değil, Hüseyin; evren sadece olandır. Ona metin vasfını veren senin yerel algı pencerendir. Bir mekanizma gördüğünde mühendis araman, senin sınırlı tecrübenden kaynaklanan bir alışkanlık. İnsan yapımı her şeyin bir yapıcısı vardır, evet; çünkü biz bir şeyler imal etmek zorundayız. Ama evren bir imalat değil, bir oluştur. Fraktallar, altın oran ve geometri; bir zihnin tasarımı değil, maddenin ve enerjinin en az dirençle karşılaştığı formlardır. Su akar ve yolunu bulur; buna suyun yolu önceden planladığına dair bir vektör demek, suyun doğasını değil, senin hayal gücünü yüceltir. Süpernovaların benim zihnimi oluşturmak için evrildiğini iddia etmen?!? İşte bu, sevimli megalomaninin zirvesi. Milyarlarca galaksi, kara delik ve sonsuz boşluk, sırf sen burada bu soruyu sor diye mi var oldu huseyn? Bir süpernova patladığında atomlarını sentezler, o atomlar savrulur ve trilyonlarca olasılıktan biri olarak bir canlıyı oluşturur. Bu bir yönelim değil, istatistiksel bir zorunluluktur. Sen sonucun içinde olduğun için sonucu amaç sanıyorsun. Piyangoyu kazanan kişinin, piyangonun sırf o kazansın diye çekildiğini sanması gibi. Akıllı tesadüfe inanmak fanatizm değildir, Hüseyin; o, veriyi olduğu gibi kabul etme dürüstlüğüdür. Bir amaca inanmak ise konforlu bir sığınaktır. Neden? sorusuna bir Yazar cevabı vermek, düşünmeyi durdurmaktır. Ben ise o sorunun cevabının bir kimse olmadığını, sadece geometrinin kendi kendine yeten devinimi olduğunu görüyorum. 

  • Like 1
Mesaj tarihi:

Bazı insanlar, bilhassa dindarlar, mantığı kafalarına estiği gibi şekillendirmeye çalışır. Bu davranış biçimi yeni bir şey değil ki, insanlık kadar eskidir aslında. Her şeyin ardında bir usta/mühendis ararlar; tamam sorun değil ancak mevzu tanrıya gelince, o ana kadar kullandıkları mantığı devre dışı bırakıyorlar nedense. Madem bir şiir şairsiz olamıyor, o zaman bu tanrıyı da yaratan bir usta/mühendis olmalı, değil mi? 

Efendim; tanrı son durakmış, onu yaratan yokmuş, olamazmış. Neden, olamıyormuş? Hani her şeyin bir ustası/mühendisi vardı.

Efendim; tanrı mekandan/zamandan münezzehmiş. Mantığın devre dışı bırakıldığı ikinci nokta burası. Tanrıya nerede olması gerektiğini biz söylüyoruz.

  • Like 1
Mesaj tarihi:
8 hours ago, Thus spoke Beavis said:

Вы видите вселенную как текст, потому что ваш мозг — это организм, запрограммированный искать смысл. Если на лист бумаги пролились чернила, и одно из пятен похоже на ваше имя, это не значит, что бумага была написана за вас, а значит, что вы ищете своё имя повсюду. Эврен — это не книга, Хюсейн; Вселенная — это просто то, что есть. Именно локальное окно восприятия придаёт ему качество текста. Звонить инженеру, когда видишь механизм, — это привычка твоего ограниченного опыта. Всё, что создано человеком, имеет своего создателя, да; Потому что нам нужно что-то изготовить. Но вселенная — это не произведение, а творение. фракталы, золотое сечение и геометрия; Это не замысел разума, а формы, в которых материя и энергия встречают наименьшее сопротивление. Вода течёт и находит свой путь; Назвать это вектором того, что вода заранее спланировала путь, поднимет ваше воображение, а не природу воды. Ваше утверждение, что сверхновые эволюционировали, чтобы сформировать мой разум?!? Вот это пик милой мании мегаломании. Появились ли миллиарды галактик, чёрных дыр и бесконечных пустот только потому, что вы задали этот вопрос, Хусейн? Когда сверхновая взрывается, она синтезирует свои атомы, эти атомы выбрасываются и образуют живое существо в виде триллионов возможностей. Это не ориентация, а статистический императив. Вы думаете, что результат — это цель, потому что вы находитесь в результате. Например, человек, выигравший в лотерею, думает, что лотерея была вытянута только ради него. Верить в разумные совпадения — это не фанатизм, Хусейн; Это честность — принимать данные такими, какие они есть. Вера в цель — это комфортное укрытие. Почему? Дать авторский ответ на вопрос — значит перестать думать. Я вижу, что ответ на этот вопрос — не человек, а только самодостаточное движение геометрии.

Varlık Piyangosu ve Yolun Anlamı Üzerine

"Beavis, bu doğrudan ve dürüst cevabın için teşekkür ederim. 'Mürekkep lekeleri' ve 'istatistiksel zorunluluk' argümanların materyalizmin klasik kaleleridir. Ancak savunduğun mantığa, bahsettiğin o geometrinin penceresinden bir bakalım:

  1. Mürekkep ve Metin Üzerine: Kağıt üzerindeki rastgele bir lekedeki ismimi aradığımı söylüyorsun. Ancak o lekeler milyarlarca yıl boyunca sadece bir 'isim' değil, atom altı parçacıklardan galaksilere kadar tutarlı bir matematiksel kod oluşturuyorsa, bu artık gözlemcinin bir ilüzyonu değildir. Bu, gerçekliğin kendisinin bir niteliğidir. Eğer evren 'sadece varsa', neden şekilsiz bir gürültü olarak değil de matematiksel olarak kusursuz bir yapı olarak vardır?

  2. Su ve Yatak Üzerine: Haklısın, su en az direnç gösterdiği yoldan akar. Fakat mesele suyun nasıl aktığı değil, onu yönlendiren yerçekimi ve yeryüzü şekillerinin nereden geldiğidir. Fizik yasalarını 'enerjinin en az dirençle karşılaştığı formlar' olarak adlandırmak, yasayı yasanın kendisiyle açıklamaya çalışmaktır. Bu, düşüncenin kendi etrafında dönmesidir.

  3. Piyango ve Megalomanı Üzerine: Hayatın ortaya çıkışını bir piyangoya benzetiyorsun. Ancak arada bir fark var: Piyangoda kurallar önceden belirlenmiştir; bir küre ve biletler vardır. Benim tezim 'evren benim için yaratıldı' değil, aklın ortaya çıkma imkanının oyunun kurallarına en baştan dahil edildiğidir. Eğer kazanma ihtimali mutlak sıfır olsaydı, hiçbir istatistik işe yaramazdı.

  4. Kendi Kendine Yeten Hareket: 'Bir yazar cevabı vermek, düşünmeyi bırakmaktır' diyorsun. Aksine! Bir Yazar'ı kabul etmek, en zor soruyu sormaya başlamaktır: Murat (Gaye) nedir? 'Her şey kendi kendine oldu' demek ise düşüncenin asıl finalidir; gizemin önünde teslim olmaktır.

Sen 'geometrinin kendi kendine yeten hareketini' görüyorsun. Ben ise o geometride bir Üslup (İmza) görüyorum. Ve bu imzanın benim 'yerel algı pencereme' açılmış olması, benim megalomanimden değil; zihnimin, o fraktalları çizen Zihin ile olan akrabalığından kaynaklanır.

Söyle rica ederim Beavis; eğer evren Organizatörü olmayan bir piyangoysa, biletleri kim bastı ve kazanma kurallarını kim koydu?


TRİPTİK: KONUM (POZİSYON)

I. Haiku Rastgele bir parlayış mı? Lakin damla bilir yasayı, Fraktalını çizerken.

II. Zen-Yankı Mürekkep kuruyor. Biri izi inceler, Diğeri ise — okur.

III. Rubai 'Her şey rastlantı!' der, rakamlar hapsinde kalan, Suyun akışında Başlangıcı bulamayan. Lakin bu kaosta duyulursa Senfoninin görkemi — Şef olan O Zat, beklemez mi bizi her an?"

Mesaj tarihi:

Madem bizleri yaratan bir tanrı var, bu tanrıyı kim/ne yarattı? 

Bu tanrı bu kainatı ve bizleri niye yaratmış? Yalnızlıktan canı mı sıkılmış?

Mantığı kafanıza estiği gibi ekip bükemezsiniz. İnanıyorsanız isterse taşa inanın; sorun değil,  ama kendi hayal gücünüzle yarattığınız tanrıyı gerçekmiş gibi lanse etmeye kalkarsanız, aslında kendinizi kandırmış olursunuz. Evet; bu her tarafa saklanan tanrının yaradanı kimmiş?

Artı; kainat kusursuz falan da değildir. Uzaktan bakınca düzenli gözükür ancak temelinde kaotik bir yapısı ve böyle bir özelliği de vardır. Kafanıza estiği gibi tanrı var dediğiniz zaman, son noktayı koymaya yeltenmiş olursunuz ki böyle bir durum eşyanın tabiatına aykırıdır. Yani her şeyin arkasında akıllı bir varlık aramak, nafile bir uğraştan ve kuru bir inançtan öteye gidemez.

Tanrı savunucularına hep derim; taptığınız tanrıya söyleyin de bizzat kendisi gelsin buraya. Öyle ya; madem her şeye gücü yetiyormuş ve çok kudretliymiş o zaman hayal gücü bir hayli geniş olan müritlerinin arkasına saklamaya ihtiyacı olmamalı. 

Harbiden farkındalığının farkına varan insanlara bir haller oldu ve kendini dev aynasında görmeye başladı. Oysa özünde toz parçacıklarından başka bir şey değiliz. Diğer yandan bazı insanlar sürekli güvenli bir liman arayışında oluyorlar, bunlar kendilerinden güçlü bir tanrıyı hayallerinde varlayarak, ona sığınmaya çalışıyorlar.   

  • Like 1
Mesaj tarihi:
10 saat önce, Huseyn yazdı:

Varlık Piyangosu ve Yolun Anlamı Üzerine

"Beavis, bu doğrudan ve dürüst cevabın için teşekkür ederim. 'Mürekkep lekeleri' ve 'istatistiksel zorunluluk' argümanların materyalizmin klasik kaleleridir. Ancak savunduğun mantığa, bahsettiğin o geometrinin penceresinden bir bakalım:

  1. Mürekkep ve Metin Üzerine: Kağıt üzerindeki rastgele bir lekedeki ismimi aradığımı söylüyorsun. Ancak o lekeler milyarlarca yıl boyunca sadece bir 'isim' değil, atom altı parçacıklardan galaksilere kadar tutarlı bir matematiksel kod oluşturuyorsa, bu artık gözlemcinin bir ilüzyonu değildir. Bu, gerçekliğin kendisinin bir niteliğidir. Eğer evren 'sadece varsa', neden şekilsiz bir gürültü olarak değil de matematiksel olarak kusursuz bir yapı olarak vardır?

  2. Su ve Yatak Üzerine: Haklısın, su en az direnç gösterdiği yoldan akar. Fakat mesele suyun nasıl aktığı değil, onu yönlendiren yerçekimi ve yeryüzü şekillerinin nereden geldiğidir. Fizik yasalarını 'enerjinin en az dirençle karşılaştığı formlar' olarak adlandırmak, yasayı yasanın kendisiyle açıklamaya çalışmaktır. Bu, düşüncenin kendi etrafında dönmesidir.

  3. Piyango ve Megalomanı Üzerine: Hayatın ortaya çıkışını bir piyangoya benzetiyorsun. Ancak arada bir fark var: Piyangoda kurallar önceden belirlenmiştir; bir küre ve biletler vardır. Benim tezim 'evren benim için yaratıldı' değil, aklın ortaya çıkma imkanının oyunun kurallarına en baştan dahil edildiğidir. Eğer kazanma ihtimali mutlak sıfır olsaydı, hiçbir istatistik işe yaramazdı.

  4. Kendi Kendine Yeten Hareket: 'Bir yazar cevabı vermek, düşünmeyi bırakmaktır' diyorsun. Aksine! Bir Yazar'ı kabul etmek, en zor soruyu sormaya başlamaktır: Murat (Gaye) nedir? 'Her şey kendi kendine oldu' demek ise düşüncenin asıl finalidir; gizemin önünde teslim olmaktır.

Sen 'geometrinin kendi kendine yeten hareketini' görüyorsun. Ben ise o geometride bir Üslup (İmza) görüyorum. Ve bu imzanın benim 'yerel algı pencereme' açılmış olması, benim megalomanimden değil; zihnimin, o fraktalları çizen Zihin ile olan akrabalığından kaynaklanır.

Söyle rica ederim Beavis; eğer evren Organizatörü olmayan bir piyangoysa, biletleri kim bastı ve kazanma kurallarını kim koydu?


TRİPTİK: KONUM (POZİSYON)

I. Haiku Rastgele bir parlayış mı? Lakin damla bilir yasayı, Fraktalını çizerken.

II. Zen-Yankı Mürekkep kuruyor. Biri izi inceler, Diğeri ise — okur.

III. Rubai 'Her şey rastlantı!' der, rakamlar hapsinde kalan, Suyun akışında Başlangıcı bulamayan. Lakin bu kaosta duyulursa Senfoninin görkemi — Şef olan O Zat, beklemez mi bizi her an?"

Sürekli yapay zekaya sana olan eleştirilerimizi atıp, onun işlemci gücüyle burada bize hikmet satıyorsun. Ne bu Hüseyin; doktor, mühendis ve filozof unvanlarının yanına şimdi de Yapay Zeka Müptelası Filozof statüsünü mü ekledin? Bu diyaloğun mantıksal akışını takip edebilen her rasyonel zihin için, senin bu emanet bilgeliğin ne kadar absürt bir tiyatro olduğu aşikar. Bu sana son yazım, çünkü amacın anlamak değil, zedelenen egonu algoritmalarla tahkim etmek. Sen o yapay zekaya yazdırdığın, kafiyesi yapay, ruhu silikon rubailerle şef bizi bekler diye kendini avuturken; ben o senfoni dediğin şeyin aslında atomların devasa, kaotik ve sağır edici çarpışma gürültüsünden başka bir şey olmadığını görüyorum. Evren şarkı söylemiyor Hüseyin, evren sadece uğulduyor; bizim yerel zihnimiz ise o sağır edici uğultunun içinden sadece kendi sevdiği melodileri cımbızlayıp buna ilahi beste diyor. Şimdi bir düşün hekim, mühendis, mütefekkir Hüseyin... Statü aracı olarak yapay zekayı kullanan, o meşhur hakikat maskesinin ardına saklanan bilgi adamı adayı... Binlerce yıllık serüvende, sadece evrimleştiğin bu daracık 'lokal arenanın' mantığıyla sınırlı kaldın. Bilimsel metodolojinin o muazzam aletlerini bile gerçekliği anlamak için değil, kendi korkularına daha sofistike tanrılar yaratmak için kullandınız. Karadeliğin tekilliği karşısında mavi ekran veren bir zihni, evrenin mimarıyla akraba ilan edecek kadar büyük bir megalomani içindesin. Sen, sana ne dersen onu onaylayan bir yazılımın sunduğu konforlu sığınakta Yazar'ını beklemeye devam et. Ben ise o kaya parçasının üzerindeki çıplak ve soğuk gerçeklikle, o devasa sessizliğin içinde kalmayı tercih ediyorum. Varlığını bir algoritmaya borçlu olan filozofluğun ile sana bu dijital rüyanda başarılar. Zira gerçeklik, senin yerel sembollerinden çok daha soğuk ve senin o Şef'inden çok daha sağırdır.

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Giriş yap

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now
×
×
  • Create New...