Huseyn Konu tarihi: 4 saat önce Report Konu tarihi: 4 saat önce Sınırsız mekânın tamamlanmışlığı, Pozisyon ve paradoksların doğası üzerine Sınırsız mekânı başlangıçtan itibaren tamamlanmış olarak düşünebilmek için onun öğesel temelini koymak gerekir. Eğer sınırsız mekânı türdeş (homojen) bir şekilde tamamlanmış olarak tasarlamak istersek, içinde iki öğenin — BASİT ve KARMAŞIK — varlığını postüle etmek yeterlidir. Bu öğeler sistemsel biçimde kapalı olarak ortaya çıkar. Onlar farklılıkların tamamlanmış bir yapısını oluşturur: uzamı, biçimi, ilişkileri ve açılımı düşünmeyi mümkün kılar. Başka bir deyişle, süreçlerin gerçekleşebileceği bir farklılık alanı sağlarlar. Ama sınırsız mekânı türdeş olmayan (heterojen) biçimde tamamlanmış olarak tasarlamak istersek, bu yeterli değildir. Bu durumda bir öğe daha postüle etmek gerekir — Yüce ve Kudretli Tanrı. Onun özü sistemsel olarak kapalı değildir. BASİT ve KARMAŞIK ile aynı düzene ait değildir. O yalnızca bir yapı değil, tamamlanmışlığın kendisini, yani Amacı sağlar. Burada çoğu zaman fark edilmeyen temel ayrım ortaya çıkar. Süreçler ve yapılar “nasıl oluyor” sorusuna cevap verir, ama “neden oluyor, nereye varıyor” sorusuna cevap vermez. Dışsal açılım — genişleme, karmaşıklaşma, hareket — sonsuza dek sürebilir, ama kendi başına anlamın tamamlanmışlığını doğurmaz. Tamamlanmışlık ancak Amaç sürecin önüne konulduğunda mümkündür, sürecin yan ürünü olarak değil. Bundan şu sonuç çıkar: Amaç süreçlerden önce gelir ve onları yönlendirir. O halde süreçler tarafından üretilemez. Süreç yönlendirilen, Amaç ise yönlendiren olur. Bu ayrımı göz ardı etmek, felsefi ve bilimsel paradoksların kaynağıdır. Paradokslardan kaçınmak için bağımlılık düzeylerini açıkça ayırt etmek gerekir. Her anlamlı soruda yönlendiren — diğer her şeyin imkânını sağlayan — ve yönlendirilen — yalnızca yönlendiren sayesinde mümkün olan — vardır. Yönlendirilene bağımsızlık, yönlendiren ise türevlik atfedildiğinde mantıksal kopukluk doğar. İşte bu kopukluk paradoks olarak görünür. Bu ayrımı korumak için Pozisyon kavramı getirilir. Pozisyon ek bir öğe veya başka bir öz değildir. O, ilişkilendirmenin koşuludur: yönlendiren ile yönlendirilen arasındaki farkın mümkün olduğu yer. Pozisyon bir nesne, olay veya aşama değildir. Gelişmez, kaybolmaz; ama süreci, Amacı ve onların çelişkisiz ilişkisini mümkün kılar. Pozisyon içinde dışsallık (ekstensiflik) ve içsellik (intensiflik) karşıtlık değil, aynı temelin iki varoluş biçimidir. Ekstensiflik — farklılıkların açılımı, alanın, yapının ve süreçlerin oluşumu. İntensiflik — tamamlanmışlığa erişim, temele anlamlı bütünlük olarak dönüş. Ekstensif sonuç “ne oldu” sorusuna, intensif sonuç ise “neden oldu” sorusuna cevap verir. Pozisyon dikkate alınmadığında süreç kendi tamamlanmışlığını açıklayabilir gibi bir yanılsama doğar. Yapı Amacın yerine geçmeye çalışır, kapalı olan açık olanın yerine, yönlendirilen yönlendiricinin yerine geçer. O anda tekillikler, “teorinin kenarları”, çözülemez antinomiler ve sahte paradokslar ortaya çıkar. Bunlar dünyanın garipliğini değil, ontolojik rollerin yanlış dağılımını gösterir. Sonuç olarak, sınırsız mekânın öğesel tamamlanmışlığı varlığın ontolojik yapısını belirler; Pozisyon onun düzeylerinin doğru ilişkisini korur; paradoksların çözümü ise yönlendirilenin yönlendirene pozisyonel bağımlılığını dikkate almaktan ibarettir. Bu bütünlük içinde hem yapı, hem Amaç, hem süreç mantıksal kopukluk olmadan düşünülebilir.
kavak Mesaj tarihi: 2 saat önce Report Mesaj tarihi: 2 saat önce Özelliklerini, yerini, mekanını, pozisyonunu (adına ne derseniz deyin) sizin belirlediğiniz bir tanrı figuru, sadece sizin belirlediğiniz çerçevede hayat bulur. Çünkü sizin belirlediğiniz sınırların dışına çıkamaz, yani onun şânı ne yücedir ne de kudretli. Farkında mısınız, yüce ve kudretli kavramlarını bile insanlar icat etmiş ve hayali bir tanrının öyle olması gerektiğini iddia ediyor. Tanrıyı yüceltirken, ona prangaları koyanlar onu kısıtladığının bunun farkında bile değil. Bana insanlardan veya kendinizden bağımsız bir tanrı tanımı getiremezsiniz, bu nedenle her türlü tanım insanlarla sınırlıdır. Ayrıca mekan/zaman dışında hiçbir şey varlığını dürdüremez, tersini iddia etmek spekülasyondan ötede gidemez. Artı; tanrı olmalı dediğiniz an, ben de o zaman derim ki "O her şeye gücü yeten tanrıyı kim/ne yarattı?" Peki, tanrıyı yaratan tanrıyı, başka bir tanrı mı yarattı? Peki, o tanrının, onun tanrısının, onun tanrısının tanrısının.... tanrısını kim yarattı? Şunu da göz ününde bulundurmak gerek; bir sonraki tanrı bir öncekinden daha güçlü olmalı ki, her şeye gücü yeten bir tanrıyı yaratabilsin. Öyle ya; zayıf, cılız bir tanrı kocaman bir tanrıyı yaratacak değil ya. Alın size mis gibi paradoksluk. İnsanlar tanrıyı tanımlayamaz, onun neyi yapıp yapmayacağını belirleyemez. Çünkü hepsi insani olmaktan öteye gidemez, sadece tanımlamayı yapan insanları bağlar ve tanrı ise insanların kuklası(!) olmaya devam eder.
Recommended Posts
Create an account or sign in to comment
You need to be a member in order to leave a comment
Create an account
Sign up for a new account in our community. It's easy!
Register a new accountGiriş yap
Already have an account? Sign in here.
Sign In Now