Jump to content

Wiklileaks Belgelerinde ABD-Gülen-AKP ilişkisi


Guest DİRİLİŞ
 Share

Recommended Posts

Guest DİRİLİŞ

Ateistforum'da Mantık'la yaptığımız bir tartışma sırasında, kendisi kimi Wikileaks belgelerinde ABD'nin Fetullah Gülen'e ve Ilımlı İslam Cumhuriyeti yaratma projesine destek verdiğinin yazılı olduğunu belirtmişti.

 

Bugün biraz vakit ayırıp Wikileak'in Türkiye ile ilgili olarak yayınladığı kimi belgeleri okudum, ancak okuduklarımın tümü de Mantık'ın tezini çürütecek raporlar. Bunların bazılarını aşağıya asıyorum.

 

Mantık'tan tezini destekleyen Wikileaks belgelerini bu başlığa asmasını istiyorum.

 

Şimdilik yazacaklarım bunlar.

 

Şu belgeleri bir görelim sonra devam ederiz.

 

 

http://cablegate.wikileaks.org/cable/2008/04/08ANKARA691.html

 

English: ¶10. © With this in mind, our public comments should take a positive and high road. We should: Make clear our strong support for Turkey, its democratic institutions and its commitment to democratic values and secular principles that define our alliance and partnership. Urge Turkey's leaders and institutions to work for pragmatic solutions that reinforce stability and build consensus at a critical time for the country and in the region. Emphasize support for Turkey's goal of accession to the EU and its need to legislate and implement comprehensive political and economic reforms that will sustain that goal and secure liberty and prosperity in the future. Look forward to continuing to work with Turkey on behalf of common interests in Iraq, Afghanistan, the Caucasus, the Balkans, on terrorism, on energy security, on the Cyprus problem and elsewhere in the region and the world.

 

Türkçe: ABD’li yetkililerin atması gereken adımlar şöyle sıralanabilir. * ABD’nin müttefiklik ve ortaklık tanımlamamıza uygun hareket ederek, demokratik kuruluşlarının, Türkiye’nin demokratik değerlere ve laiklik prensibine olan bağlılığının güçlü bir destekçisi olduğumuzu kanıtlamalıyız. * Türk liderleri ve kuruluşları istikrarı güçlendirecek ve bölgede ve ülke içinde fikir birliği yaratacak pragmatik çözümler bulma konusunda teşvik etmeliyiz. * Türkiye’nin AB üyesi olma hedefini ve yasal, siyasi ve ekonomik alanda gerçekleştirilecek reformları desteklemeliyiz. * Irak, Afganistan, Kafkaslar ve Balkanlar konusunda ortak çıkarlar adına, terörizm, enerji güvenliği ve Kıbrıs sorunu ve bölgedeki diğer sorunlar konusunda Türkiye’yle çalışmaya hevesli olmalıyız.

 

http://cablegate.wikileaks.org/cable/2004/12/04ANKARA7211.html

 

English: Moreover, we understand that MUSIAD, an Anatolia-wide group of businessmen influential in Islamist circles who gave Erdogan key financial support as AKP campaigned prior to the 2002 elections, is disaffected by Erdogan's unapproachability. Judging by comments to us of insiders in the influential Islamist lodge of Fethullah Gulen such as publicist Abdurrahman Celik, the lodge, which has made some inroads into AKP (Minister of Justice Cicek, Minister of Culture and Tourism Mumcu; perhaps 60-80 of 368 MPs; some appointments to the bureaucracy), has resumed the ambivalent attitude it initially had toward Erdogan and AKP.

 

Türkçe: 2002 seçimlerinin kampanya döneminde AKP'ye en önemli mali desteği sağlayan İslami çevrelerde etkili işadamlarını kapsayan MÜSİAD'ın, Erdoğan'a yaklaşılamamasından rahatsızlık duyduğunu anlıyoruz. Etkili İslami cemaat Fethullah Gülen içinden bize bilgi aktaran yayımcı Abdurrahman Çelik gibi söylediklerine bakarsak, AKP içinde (Adalet Bakanı Çiçek, Kültür Bakanı Mumcu ve yaklaşık 368 milletvekilinin 60-80'inin bağlı olduğu) temsilcisi bulunan cemaatin, Erdoğan ve AKP'ye yönelik ilk başta sürdürdüğü kararsız tutuma geri döndüğünü görüyoruz.

 

http://cablegate.wikileaks.org/cable/2004/12/04ANKARA7211.html

 

English: ¶2. © As PM Erdogan strode through the EU corridors of power Dec. 16-17 with his semi-pro soccer player's swagger and phalanx of sycophantic advisors, he may have seemed a strong candidate for European leader of the year. A regional leader to be reckoned with for a decade to come. The man who won Turkey the beginning of accession negotiations with the EU. Who broke loose three decades of frozen Turkish policy on Cyprus. Who drove major human rights reforms through parliament and through constitutional amendments. Whose rhetorical skill, while etched with populist victimhood, is redolent with traditional and religious allusions that

resonate deeply in the heartland, deeply in the anonymous exurban sprawls. Who remains the highly popular tribune of the people, without a viable or discernible political rival...outside his own ruling AKP.

 

Türkçe: Erdoğan, yarı profesyonel bir futbol oyuncusu çalımıyla ve yalaka danışman grubuyla 16-17 Aralık'ta AB'nin iktidar koridorlarında yürürken, Avrupa’da yılın lideri olmaya güçlü bir aday gibi görünüyordu. Önümüzdeki 10 yıl içinde hesaba katılması gereken bölgesel bir lider, Türkiye'nin AB ile katılım müzakerelerini sağlayan, Türkiye'nin 30 yıldır donmuş durumda olan Kıbrıs politikasını kıran, parlamentodan insan hakları alanında önemli reformların geçmesini sağlayan isim. Bir yandan oldukça güçlü bir hitabete sahipken, diğer yandan da halk arasında oldukça tutulan kurban rolünü oynayabiliyor.

 

Aşağıdaki belgeyi dikkatle okuyun. AKP bir Amerikan projesi mi tekrar düşünün.

 

http://cablegate.wikileaks.org/cable/2005/12/05ANKARA7215.html

 

English: Almost all AKP MPs are religiously observant to some degree; for example, the vast majority fast during Ramadan. However, there is a large and distinctively more pious group of MPs, comprising former members of the banned Islamist Virtue (Fazilet) Party, former members of the National View Islamist youth group, and members of a wide range of (officially banned) Muslim brotherhoods. Most of AKP,s top leaders fall into this group: PM Erdogan, DPM/FM Abdullah Gul, parliament Speaker Arinc, Vice Speaker Alptekin (former PM and Islamic Saadet Party head Erbakan's right-hand man) and all five of AKP,s parliamentary whips. Pious MPs generally represent the central Anatolian heartland, speak no English, and have traveled little.

 

Türkçe: Hemen hemen tüm AKP Milletvekilleri bir dereceye kadar dine bağlıdır; örneğin, büyük bir çoğunluğunun Ramazan ayında oruç tutması gibi. Ancak, yasaklı islam partisi olan Fazilet Partisi'nin ve Milli Nizam Partisi'nin eski üyelerinden oluşan büyük ve ayırt edici, milletvekillerinden daha dindar bir grup var. AKP'nin çoğu üst düzey liderleri bu grubun içinde bulunuyor; Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Yardımcısı Arınç, İsmail Alptekin (Fazilet Partisi kurucusu ve İslami Saadet Partisi başkanı Erbakan'ın sağ kolu). Dindar milletvekilleri genellikle Orta Anadolu'nun en önemli yerini temsil eder, İngilizce konuşamazlar ve az seyahat ederler.

 

http://cablegate.wikileaks.org/cable/2004/12/04ANKARA7211.html

 

English: ¶18. © Erdogan's pragmatism serves him well but he lacks vision. He and his principal AKP advisors, as well as FonMin Gul and other ranking AKP officials, also lack analytic depth. He relies on poor-quality intel and on media disinformation. With the narrow world-view and wariness that lingers from his Sunni brotherhood and lodge background, he ducks his public relations responsibilities. He (and those around him, including FonMin Gul) indulge in pronounced pro-Sunni prejudices and in emotional reactions that prevent the development of coherent, practical domestic or foreign policies.

 

Türkçe: Erdoğan'ın pragmatikliği işine yarasa da kendisi vizyonsuz. Erdoğan ve AKP'li üst düzey danışmanları, Dışişleri Bakanı Gül ve diğer AKP yetkilileri dahil olmak üzere, analitik derinlikten yoksun. Erdoğan zayıf istihbarata ve medya dezenformasyonuna bel bağlamış. Dar dünya görüşü ve Sünni kimliği ile halkla ilişkilerinde sorumsuz davranıyor. Kendisinin (ve çevresindekilerin, Gül dahil) Sünni görüşlü önyargılara ve duygusal tepkilere kapılmaları, birleştirici ve pratik iç/dış politikalar geliştirmelerini engelliyor.

 

İncelediğim diğer birçok belgede de RTE'nin yaptığı dudak uçuklatıcı yolsuzluklar, rüşvet ve dalavareler şimdiye dek Türk basınında ortaya konulmadığı kadar net ve detaytlı bir biçimde bildirilmiş durumda. Ancak, bu belgelerin konumuzla ilgisi yok.

 

Başlığa katkıda bulunacak olanlar, benim yaptığım gibi belge ve kanıtlarla iletilerini yazsınlar.

Başlığımda astur, mürted vb trolleri ve ne dediğini asla anlayamadığım Evrensel İnsna gibi üyeleri istemiyorum.

Bu isteğim forum kurallarına aykırı ise ve bu üyelerin istilasına engel olunmayacaksa üyeliğimi silebilir, kendi kendinize eğlenmeye devam edebilirsiniz.

Link to comment
Share on other sites

Guest DİRİLİŞ

ABD Ilımlı İslam istiyor diyenlere, ABD İslam'ın ılımlı hale getirilmesinin olanaksız olduğunu bilmeyecek kadar cahil bir yönetime mi sahip diye sormuştum.

 

ABD'nin İslam karşısındaki düşüncelerini okuyalım ve öğrenelim.

 

Buyrun:

 

" http://wikileaks.ch/cable/1996/11/96ANKARA12278.html

 

English: 9. © LATER ON NOVEMBER 14, POLOFF AND INR OFFICERS CALLED ON NIYAZI KAHVECI, THE HEAD OF THE RESEARCH DEPARTMENT AT THE GOT'S RELIGIOUS AFFAIRS DIRECTORATE (THE "DIYANET," AS IT IS KNOWN IN TURKISH). AN ISLAMIC SCHOLAR, KAHVECI ASSERTED THAT LITTLE HAD CHANGED IN ISLAMIC DOCTRINE SINCE THE MIDDLE AGES. CONSEQUENTLY, SUNNI ISLAM IN TURKEY AND AS PRACTICED BY THE TALEBAN IN AFGHANISTAN WAS BASICALLY THE SAME. MUSLIMS BELIEVED THAT THEY WERE BOUND BY THE WORD OF THE QURAN. ALTHOUGH KAHVECI AND A FEW COLLEAGUES IN ACADEMIA WERE TRYING TO "REFORM" ISLAMIC PRINCIPLES TO FIT THE MODERN DEMOCRATIC WORLD, MOST TURKISH SCHOLARS HAD LEARNED THEIR TRADE IN "ALGERIA AND EGYPT" (READ: WHERE RADICAL "FUNDAMENTALIST" OR TRADITIONAL VIEWS OF THE SHARIA PREVAIL). THEOLOGY PROFESSORS IN TURKEY'S UNIVERSITIES GENERALLY SUPPORTED REFAH, KAHVECI ADDED, AS DID THE OVERWHELMING MAJORITY OF THE STAFF AT THE DIYANET.

 

Türkçe: 9) 14 kasımda Siyasi Müsteşar ve INR memurları Diyanet İşleri Başkanlığı Araştırma Dairesi Başkanı Niyazi Kahveci’yi ziyaret ettiler. Bir İslam bilgini olan Kahveci, Ortaçağ’dan bu yana İslamî doktrininde pek az değişiklik olduğunu söyledi. Dolayısıyla, Sünni İslam’ın Türkiye’deki şekliyle Afganistan’da Taliban’ın uyguladığı şekli arasında temelde bir fark yok. Müslümanlar Kur’an’ın sözüyle bağlı olduklarına inanıyorlar. Kahveci ve akademideki bazı meslektaşları İslamî prensiplerde, modern demokratik dünyaya uyum sağlayacak şekilde “reform” yapmaya çalışsalar da, Türk ilahiyatçılarının çoğu, mesleklerini “Cezayir ya da Mısır’da” öğrenmişler.(Bunları, Şeriat’a ilişkin radikal “köktendinci” ya da geleneksel görüşlerin öne çıktığı yerler anlamında okuyunuz.) Kahveci, Diyanet’te çalışanların çoğunluğu gibi, Türkiye’nin üniversitelerindeki ilahiyat profesörlerinin de genel olarak Refah’a destek verdiklerini de ekledi."

Link to comment
Share on other sites

Biz Wiklileaks belgelerinden önce acikladik bunlarin iliskilerini ama kaypak düsünceli liboslar yalakalik yapma yarisina girdiler...Yalakalik yapmaktan yalama oldular yalakaliktan bikmadilar.
  • Like 1
Link to comment
Share on other sites

Guest DİRİLİŞ

Biz Wiklileaks belgelerinden önce acikladik bunlarin iliskilerini ama kaypak düsünceli liboslar yalakalik yapma yarisina girdiler...Yalakalik yapmaktan yalama oldular yalakaliktan bikmadilar.

 

Hangi belge ya da kanıtlara dayalı olarak açıkladınız?

 

Ama bundan da önemlisi neyi açıkladınız?

 

Nasıl bir ilişki bu?

Link to comment
Share on other sites

Avrupa'da olan faliyetlerinin iliskilerinin belgeleri dosyalari bulunmakta.Ateforumda "gülen cemaati" basliginda bulunmakta fakat henüz hepsini asmaya firsat olmadi.Isin icinde sadece ABD bulunmamakta AB ülkeleride var.Cemaate ve faliyetlerine göz yumarak Türkiye'nin altini oymaktalar.
Link to comment
Share on other sites

Guest DİRİLİŞ
Avrupa'da olan faliyetlerinin iliskilerinin belgeleri dosyalari bulunmakta.Ateforumda "gülen cemaati" basliginda bulunmakta fakat henüz hepsini asmaya firsat olmadi.Isin icinde sadece ABD bulunmamakta AB ülkeleride var.Cemaate ve faliyetlerine göz yumarak Türkiye'nin altini oymaktalar.

Almanya, yıllarca Hasip Kaplan'ın başını çektiği cemaatin faaliyet göstermesine ses çıkarmadı.

Feto ABD'de yaşıyor. Ancak, bu gerçeklerin hiçbiri bu örgütleri ABD'nin ya da AB'nin kurduğunu ve finanse ettiğini kanıtlamaz.

 

Ayrıca, Avrupa'da ya da ABD'de sadece İslamcılar değil çok sayıda PKK, Devsol vs sol örgüt üyesi ve yandaşı da faaldir. Bu durumda AB ve ABD komünizmi destekliyor gibisinden bir çıkarımda bulunmak ne kadar saçmaysa ABD'nin tarikatleri desteklediğini ya da bir AKP projesi yarattığını iddia etmek de o kadar saçma ve temelsizdir. Ama elinizde tezinizi ispatlayacak güvenilir belge ya da başkaca kanıtlar var ise bizimle paylaşın ve birlikte değerlendirelim.

Link to comment
Share on other sites

Guest DİRİLİŞ

Fikret Bila

 

ABD Büyükelçisi Ross Wilson’la gündemdeki konuları görüşmek için yaklaşık bir ay önce sözleşmiştik. Ancak zorunlu seyahatlerin araya girmesi nedeniyle randevuyu birkaç kez ertelemek zorunda kaldık. Nihayet önceki gün ABD Büyükelçiliği’nde bu mülakatı gerçekleştirdik. Wilson’a yönelttiğim sorular ve yanıtları şöyle:

 

ABD’nin ılımlı İslamı desteklediği yolunda Türkiye’de yaygın bir kanı var. Pek çok insan buna inanıyor. ABD, ılımlı İslamı destekliyor mu?

Ilımlı İslam terimi benim kullandığım bir terim değildir. Bizim politikamızı ve yaklaşımımızı şu şekilde ifade edebilirim. Biz, bizim değerlerimizi ve dünyadaki amaçlarımızı paylaşan ülkelerle birlikte çalışmak isteriz ve Türkiye bu ülkelerden biri. Ortak bir şeyler paylaştığımız diğer ülkeler de var dünyada. Dünyada, yine bazı ülkeler var ki komşu bölgelerde bulunan diğer toplumları tahrip edici ve radikal biçimde değiştirmek isteyenler var. Aynı zamanda devlet dışındaki aktörler, radikal birtakım hareketler de var.

Biz, bu kişilerle ilgilenmiyoruz ve onları radikal aşırıcılar olarak değerlendiririz. Hele, El Kaide gibi terörizme başvuran bu tür gruplar olduğunda onlarla mücadele ediyoruz. Bu konuyla ilgili bir şey daha söyleyebilirim. Bu terim bazen Batı dünyasında bir kısaltmaymışçasına kullanılan bir terim. Kendileri sevdikleri bir kavramı, El Kaide gibi sevmedikleri bir şeyden ayırabilmek için bu terimi kullanıyor.

 

Kısaltma gibi kullanıyorlar

Bu çerçevede AKP’yi de ılımlı İslamı temsil ettiği için destekleyen ABD’liler var. Örneğin Washington Post daha geçen hafta AKP için “moderate Islamic party” (ılımlı İslam partisi) tabirini kullandı. Bu partinin başarısında ABD’nin hayati çıkarları olduğunu belirtti. Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Holbrooke da Malezya ve Türkiye’den ılımlı İslam demokrasileri diye söz etmişti. Bu yaklaşımlar karşısında Türkiye’de laik insanlar ABD’nin niyeti konusunda şüphe duymakta haksızlar mı?

Ne demek istediğimi tekrar edeyim. Washington Post’un yazısına yorum getirmek istemem aslında. Bence yaptıkları şu: Çok dikkatle ele alınması gereken komplike bir hususa değinebilmek için böyle bir kısaltma gibi bir ifade tarzı kullanmak adına bu terimi kullanıyorlar.

Bu yanıtlarınızdan, ABD’nin resmi bakışı olarak, laik Türkiye modelini desteklediği sonucunu çıkarabilir miyiz?

Dışişleri Bakanı Rice, 14 ya da 15 Nisan’da Washington’da yaptığı konuşmada bunu çok net belirlemişti. ABD, demokrasiyi ve demokratik değerleri kuvvetle desteklemektedir. Biz, Türkiye’nin demokratik değerleri ve laikliğe ilişkin ilkelerini hem desteklemekte hem de saygı göstermekteyiz.

 

İdeolojik test yapmıyoruz

Bir sorum da Fethullah Gülen’le ilgili olacak. Gülen’in ABD’de yaşıyor olması, Türkiye’deki laik kesimde acaba ABD bu hareketi destekliyor mu yönünde yorumlara yol açıyor. Siz bu harekete nasıl bakıyorsunuz? Gülen’in ABD’de yaşamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bildiğimiz gibi bizim sistemimizde, dini konularla devlet işleri arasında çok keskin bir anlayış vardır. Sanırım, en doğru şekilde şöyle ifade edilebilir. ABD, Gülen hareketini ya da kendisinin inançlarını ne desteklemektedir ne de karşı çıkmaktadır. Biz, vize verirken ideolojik bir testten geçirmiyoruz insanları ya da din anlayışlarına göre de bu vizeyi vermiyoruz. Bizden farklı olan kişilere de bizi destekleyenlere de bizim için önemli olan kişilere de bu uygulama yapılıyor.

ABD’nin, PJAK konusundaki tutumu nedir? İran’a karşı PJAK’ı zaman zaman kullanmak istediği görüşü de var Türkiye’de?

ABD’nin PJAK ile hiçbir ilişkisi yoktur. Hiçbir şekilde onunla çalışmamakta ve onu desteklememektedir. PKK ve PJAK arasındaki ilişkilerin sıkılığına dair ben de çok farklı yorumlar duydum. Bu iki grubun ne kadar yakın olduğuna dair doğrudan bir bilgim yok. Benim görüşüme göre, aşağı yukarı aynı grup sayılırlar ve bu yüzden de onlarla hiçbir ilişkimiz olamaz.

TSK’nın Kuzey Irak’taki hava operasyonlarında bir sıklaşma görüyoruz. Bu operasyonlarda Amerikan istihbaratlarından yararlanılıyor mu?

Başbakan’ın kasımda Washington’da yaptığı görüşmede, istihbarat paylaşımı görüşülmüştü. Orada varılan anlaşmaya göre, yapılan çalışmalar devam ediyor.

 

Çok ilerleme kaydettik

Kuzey Irak’taki Kürt yönetimi ile Türkiye arasındaki temaslarda ve söylemde gözle görülür bir yumuşama gözleniyor. ABD’nin bu yumuşamada bir rolü var mı?

ABD, elbette ki Türkiye ile Irak arasında ve Kuzey Irak’taki yetkililer arasında PKK da dahil pek çok konuda bir diyalog olmasını teşvik etmektedir. Biz, Kuzey Irak’ta PKK’nın hareket serbestliği ve malzeme akışını rahatlıkla sürdürebilmesini önlemek için Irak yetkililerini ve özellikle de Kuzey Irak’taki yetkilileri bu konuda adım atma konusunda ikna etmeye çalıştık. Biz, geçen hafta Irak Özel Temsilcisi Murat Özçelik ve Başbakanlık Başdanışmanı, Büyükelçi Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı görüşmelerin sonuçlarından memnunuz. Umuyoruz ki, bu tür bir işbirliği, komşu ülkelerle daha da ilerleyen işbirliği fırsatının doğru ve PKK’ya karşı hem Irak yönetiminin hem Kuzey’deki yetkililerin daha sıkı adımlar atmasını sağlar.

Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin 1 Mart oylaması ve 4 Temmuz Süleymaniye çuval olayından sonra girdiği dönemle bugün içinde olduğumuz dönemi kıyaslarsanız, bu karşılaştırma ne gibi sonuçlar çıkarır?

2005’te geldiğimde ilk söylediğim şeylerden biri de şuydu: Bu geçmişteki olaylar, geçmişe ait olaylardır, geçmişte kalmıştır. ABD’nin bu bölgedeki Türkiye ile yapmayı öngördüğü çalışmalar üzerinde doğrudan etkisi olmayan olaylardır. 2005’ten itibaren ikili ilişkilerimiz konusunda çok ilerleme kaydettiğimizi düşünüyorum. Özellikle Bakan Rice ve Bakan Gül arasında 2006’da imzalanıp açıklanan Ortak Vizyon Belgesi ve pek çok alanda yaptığımız işbirliği ve 2 Kasım’dan itibaren PKK konusunda mücadele de buna dahil. Tüm bunlar sayesinde çok ilerleme kaydettik. Ben, bu kaydedilen ilerlemeden dolayı çok umutluyum ve elbette ki buna devam edilmesi için çalışacağız.

 

 

 

SİHİRLİ BİR FORMÜLÜMÜZ YOK

 

PKK’nın tasfiye edilmesi amaçlanırken, ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal adımlar atılmalı deniliyordu. ABD’nin bu siyasal adımlardan kastı ve beklentisi nedir? ABD bu tür telkinlere devam edecek mi?

Bunun detayları Türkiye’nin ve Türk yetkililerin tanımlaması gereken şeydir, ama bizim yaklaşımımızı size söyleyeyim. Terörizmle mücadelede, bizim ve diğer mücadele edenlerin yapmaya çalıştığı şeylerden biri de kitleleri terörizmden ayrı tutabilmek. Afganistan’da bizim ve diğerlerinin, Türkiye de dahil yapmaya çalıştığımız şeyler arasında bunlar vardı.

İmar ekiplerinin yaptığı çalışmalar. Ekonomik kalkınma yardımını bu bölgeye kanalize etmeye çalışıyoruz. Bölgeye eğitim ve güvenliğin artırılması ve halka destek verilmesi için çalışılıyor ki, Taliban ve El Kaide gibi gruplar halkı sömürmesin, onlardan yararlanmasın, 2002 yılında olduğu gibi. Türkiye’nin güneydoğusu Afganistan değildir ama ekonomik açıdan az gelişmiş bir yer.

Pek çok Türkün bana söylediği şey de şu. Güneydoğu’daki bazı unsurlar, Türkiye’deki genel siyasi hayatın çok dışında tutuluyor, dışlanılıyor, marjinalize ediliyor. Bunun ne kadar gerçek olduğuna siz karar verebilirsiniz. Bizim gördüğümüz kadarıyla, Türkiye’de, Kuzey Irak’ta, Suriye’de ve İran’daki bazı koşullar nedeniyle PKK 20 yıldır halkı sömürebilmiş. Bu yüzden Türkiye bu tehdit karşısında, hem PKK ile askeri yöntemlerle mücadele etmeye çalışırken, bir taraftan da buna bulaşmamış, etkilenmemiş unsurları da ayrı tutabilir, teröristlerin sömürdüğü koşulları ortadan kaldırmak yönünde adımlar atabilirse, bu sorun da daha radikal bir şekilde çözülebilir. Tekrar etmem gerekirse, yazılı bir planımız ya da sihirli bir formülümüz yok. Bu, Türk yetkililerin belirleyeceği bir şey.

Link to comment
Share on other sites

Wikileaks belgeleri bizim ulusalcıların komplo teorisi balonlarını patlattı diye kaç aydır yazıyorum. Diriliş de bu konuda son derece haklı. İstediğim başlığa da yazarım bu arada.
Link to comment
Share on other sites

Wikileaks belgeleri ABD'nin dış politikası konusunda fikir verebilir. Bir takım bilinmeyenleri de netleştirebilir.

Ama şu yanlışa düşülmemelidir: "Wikileaks belgelerinde yok. Demek ki bu iddialar gerçek değil."

 

Wikileaks belgeleri, ABD dışişlerinin elçilikler düzeyindeki haberleşmelerdeki bilgilerdir.

O nedenle kısıtlı bilgilerdir. Gizlidir ama gizli olması, bütün gizlilikleri içerdiği anlamına gelmez.

Çünkü asıl gizliliklerden bakanların, meclis ve senato üyelerinin bile haberi olmayabilir.

Bunlar ancak CİA arşivleriyle ortaya çıkabilir.

 

Türkiye ya da bir başka ülke ile ilgili derin konular CİA ile olan iletişimlerde mevcuttur.

Konsoloslar, büyükelçiler de CİA ile ilişkili ve irtibatlıdır ama bu ilişkilere ait bilgiler kriptolara yansımayabilir.

 

Türk istihbaratı da benzerdir.

Örneğin elçiliklerimizin dışişleri bakanlığı ile olan yazışmaları ortaya çıksa; bu yazışmalar Türkiye'nin tüm sırlarının ortaya çıkması demek değildir.

Bunun için MİT'in yazışmalarına, iç belgelerine, dışişleriyle ve içişleriyle olan haberleşmelerine, diğer istihbarat örgütleriyle olan işbirliklerine bakmak gerekir.

Link to comment
Share on other sites

Guest DİRİLİŞ

 

Türkiye ya da bir başka ülke ile ilgili derin konular CİA ile olan iletişimlerde mevcuttur.

Konsoloslar, büyükelçiler de CİA ile ilişkili ve irtibatlıdır ama bu ilişkilere ait bilgiler kriptolara yansımayabilir.

 

Sen bu derin konuları, sözünü ettiğin "top secret" CIA yazışmalarından öğrenmiş olmalısın.

 

Kriptolara yansımayan, ama her ne hikmetse senin bilgi dahiline girmekten de kurtulamayan şu derin konuları niçin belgesiyle vermiyorsun o halde?

 

Nerede bu iletişimler?

 

Bizi niçin bu derin mevzuları öğrenme olanağından yoksun bırakıyorsun?

Link to comment
Share on other sites

Almanya, yıllarca Hasip Kaplan'ın başını çektiği cemaatin faaliyet göstermesine ses çıkarmadı.

Feto ABD'de yaşıyor. Ancak, bu gerçeklerin hiçbiri bu örgütleri ABD'nin ya da AB'nin kurduğunu ve finanse ettiğini kanıtlamaz.

 

Ayrıca, Avrupa'da ya da ABD'de sadece İslamcılar değil çok sayıda PKK, Devsol vs sol örgüt üyesi ve yandaşı da faaldir. Bu durumda AB ve ABD komünizmi destekliyor gibisinden bir çıkarımda bulunmak ne kadar saçmaysa ABD'nin tarikatleri desteklediğini ya da bir AKP projesi yarattığını iddia etmek de o kadar saçma ve temelsizdir. Ama elinizde tezinizi ispatlayacak güvenilir belge ya da başkaca kanıtlar var ise bizimle paylaşın ve birlikte değerlendirelim.

 

Avrupa'nın, ABD'nin veya başka ülkelerin bir takım örgütleri, ayrılıkçı hareketleri, siyasi görüşleri filan desteklemesi -onlara oturma izni vermesi, çalışmalarına ses çıkarmaması vb.- ABD, Avrupa veya diğer ülkelerin komünist vb. oldukları anlamına gelmek zorunda filan değil tabii ki.

 

Onların amacı bir takım kişileri, örgütleri vb. kendi çıkarları için kullanmak ve işi bitince bir kenara atıp kullanmak olabilir pekala.

 

Ama bu mesele ABD, Avrupa vb. için aynı şekilde anlaşılmaz.

 

Mesela ABD, gitti Afganistan'ı işgal etti. Neden Usama Bin Ladin'e Taliban sığınma hakkı verdi ve onu ABD'ye teslim etmedi diye. Halbuki Taliban, Usame Bin Ladin'i yargılayacağını vaddetmişti ama ABD bunu kabul etmedi.Yani ABD için bu suçtu. Bu mantıkla gitti Afganistan'ı işgal etti. Sonra da birden Türkiye'den filan bu konuda yardım istedi. Ama Kıbrıs konusunda başka konularda ABD hep ikili oynadı.

 

Şimdi Türkiye veya başka bir ülke böyle bir nedenden dolayı gidip başka bir ülkeyi işgal etse ne yapar? Çok iyi yaptın der mi? Ben de böyle yapardım der mi?

 

ABD kendi çıkarlarını korumak için hareket eder. Bunun için gerekirse Ilımlı islamı da destekler, komünistleri de. Bu saçmalık filan değil, hayatın gerçeğine uygun, pragmatik bir yaklaşım. ABD'nin ılımlı İslamı, yeşil kuşak vb. desteklemesi için ille de her konuda onlarla aynı görüşte olma zorunluluğu yok. Zaten ABD geçmişte Usame Bin Ladin'i Sovyetler'e karşı desteklemişti. Bunu durduk yerde yapmadı. Yani görüldüğü gibi böyle şeyler 'saçmalık' filan değil. ABD, Afganistan'da İslamcıları desteklemekte sakınca filan görmedi; çünkü o zaman için Sovyetler, İslamcılardan daha büyük bir tehlike teşkil ediyordu ABD için.

 

"Pardon ABD dürüst bir devlet arkadaşım, ileri bir ülke yalan söylemez. Ben ABD devletine inanırım, o son derece dürüsttür, yalan söylemez, geçmişte ABD devleti bin defa yanlış yapmış olabilir. Bana ne? Ben ABD devletine inanıyorum, güveniyorum, tamam mı, aksine iddia edenler peşinen her konuda komplocudur, yalancıdır" filan diyenler çıkabilir kuşkusuz. O da onların bileceği bir konu.

Link to comment
Share on other sites

Wikileaks belgelerinde, ABD'nin AKP ve Gülen cemaatine sıcak baktıklarına dair ipuçları mevcuttur, bunlar bulunup ortaya konulabilir.

 

Ama Wikileak belgeleri, yukarıda da bazı arkadaşların söylediği gibi, sadece ABD'nin dış ülkelerdeki temsilcileri ile olan yazışmalar hakkındadır ve tüm portreyi çizmeyeceği gibi aranan her bilgi de orada yer almaz. Sonuçta bunlar CIA'nın gizli arşivleri falan değil.

 

Türkçede "Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz" diye bir laf var. ABD'nin bu konulardaki tavrının ne olduğunu anlamak için de söylenenlere değil, yapılanlara bakmak gerekir.

 

ABD bugün, Suriye, Libya, Mısır, vs pek çok orta doğu ülkesinde, diktatörlüktür, vs bahanesiyle yarı laik, yarı modern hükümetleri düşürüp, onlar karşısında islamcı muhalifleri destekliyor. Ondan sonra bunları yaptıkları konuşmalarda itiraf etmeseler ne yazar. Ki inkar da etmiyorlar aslında zaten. Daha geçen gün Obama, bizi destekliyor bile olsalar artık diktatörlüklere destek vermeyeceğiz, o ülkelerdeki halk iradesine saygı duyacağız diyordu.

 

Sizin anlamadığınız şey, ABD'nin radikal islamla başı derttedir, doğru, ama radikal islamcıların ABD karşıtı olanlarıyla derdi vardır. Yoksa ABD aslında bir devletin ya da toplumun islamcılığı ile falan değil, ABD dostu olup olmaması ile ilgilenir.

 

İsterse en katı islamcı olsun, ABD çıkarlarına uygun davrandığı sürece, bu rejim bırakın tolare edilmeyi, desteklenir bile.

 

Örneğin Suudi Arabistan. Ya da benzeri ülkeler.

 

Çok fazla yazamayacağım şu anda. Fırsat bulursam, Wikileak belgelerinden ABD'nin AKP ve Gülen'e nasıl göz yumduğu, hatta desteklediğine dair örnekler bulup getirmeye çalışırım.

Link to comment
Share on other sites

ABD, islamcıları destekleyip, islamcılar arasından kendine yandaş toplayabilirse, ABD düşmanı radikal islamcılar karşısında bunların tampon olabileceğini, bu yolla uzun vadede akışı belki tersine çevirebileceğini umuyor.

 

"Bakın ben aslında sizin dininize karşı değilim" mesajı vermeye, bu yolla müslüman toplumlarda halkın desteği almaya çalışıyor. Bu yüzden de kendisine destek verecek islamcı eğilimler bulup desteklemeye çalışıyor.

 

Bir islamcı eğilimi ABD'yi destekler hale getirmenin yollarından biri de kendilerine yardım etmektir elbette. Baştan ABD'ye pek sempati duymayanlar bile, ABD desteği aldığında, onların çıkarlarına uygun davranacaktır, en azından ulu orta onların aleyhine çalışmayacaktır.

 

Bütün bunlar o kadar açık bir şekilde, ayan beyan ortada ki, bunları anlamak için gizli belgelere falan ihtiyaç yok.

 

Günlük politikalara ve yapılanlara bakın yeter.

Link to comment
Share on other sites

Guest DİRİLİŞ

Wikileaks belgelerinde, ABD'nin AKP ve Gülen cemaatine sıcak baktıklarına dair ipuçları mevcuttur, bunlar bulunup ortaya konulabilir.

 

Çok fazla yazamayacağım şu anda. Fırsat bulursam, Wikileak belgelerinden ABD'nin AKP ve Gülen'e nasıl göz yumduğu, hatta desteklediğine dair örnekler bulup getirmeye çalışırım.

 

Bekliyorum.

 

Fakat, ABD'nin Gülen Cemaatine sıcak bakması ayrı şey bu oluşumu desteklemesi ve finanse etmesi ayrı şeydir.

 

Ben ikinci durumu kanıtlayacak belge varsa asın okuyalım diyorum.

 

Yoksa yukarıdaki türden yorumları yapacak aklımız vardır kuşkunuz olmasın.

 

Bunlar zaten bilinen ve her yerde dillendirilen yorumlar...

Link to comment
Share on other sites

Diriliş,

 

"AKP'ye veya Gülen'e yaptığımız şu kadar maddi yardım yerine ulaştı" falan tarzı bir belge bekliyorsan, öyle birşey bulabileceğimi zannetmiyorum. Zaten destek ille maddi veya askeri yardım olmaz bu konularda. İnsanlara ihtiyaç duydukları konularda destek verilir. Maddi desteğe ihtiyaç duymayan kişiye maddi destek yapılmaz. Başka tür destek yapılır. Uygun bağlantıları sağlayarak, o kişinin amacına hizmet edecek gelişmelerin kolaylaşması için gerekli kişilerle görüşüp, kendilerine yardım etmesi veya işini kolaylaştırması söylenerek, gerekli yerleri, kurumları ve kişileri frenleyip, gerekli olanların da önünü açarak yapılır bu işler. Gülen'in ve AKP'nin paraya ihtiyacı yok ki.

 

Ya da medya desteği sağlanabilir. Desteklenen kişi hakkındaki olumlu yorumların önünün açılıp, olumsuzların medyada fazla yer bulmaması sağlanarak, vs.

 

Ya da hatta CIA işin içine sokulup, gizli kapaklı komplolar yapılabilir, muhalefet lideri hakkında seks kasedi ortaya çıkarılması falan gibi.

 

Yani desteğin türlü türlü çeşidi var.

 

ABD'nin hem AKP'ye, hem de Gülen cemaatine sempati duyduğu, yaptıkları bazı şeylere övgüler yağdırdığı, veya yapılan bazı işleri falan desteklediği pek çok beyan ve belge bulunabilir.

 

Bunları Wikileaks'den aramaya bile gerek yok. Bunlar basından da bulunabilir zaten.

Link to comment
Share on other sites

Guest DİRİLİŞ

Diriliş,

 

"AKP'ye veya Gülen'e yaptığımız şu kadar maddi yardım yerine ulaştı" falan tarzı bir belge bekliyorsan, öyle birşey bulabileceğimi zannetmiyorum. Zaten destek ille maddi veya askeri yardım olmaz bu konularda. İnsanlara ihtiyaç duydukları konularda destek verilir. Maddi desteğe ihtiyaç duymayan kişiye maddi destek yapılmaz. Başka tür destek yapılır. Uygun bağlantıları sağlayarak, o kişinin amacına hizmet edecek gelişmelerin kolaylaşması için gerekli kişilerle görüşüp, kendilerine yardım etmesi veya işini kolaylaştırması söylenerek, gerekli yerleri, kurumları ve kişileri frenleyip, gerekli olanların da önünü açarak yapılır bu işler. Gülen'in ve AKP'nin paraya ihtiyacı yok ki.

 

Ya da medya desteği sağlanabilir. Desteklenen kişi hakkındaki olumlu yorumların önünün açılıp, olumsuzların medyada fazla yer bulmaması sağlanarak, vs.

 

Ya da hatta CIA işin içine sokulup, gizli kapaklı komplolar yapılabilir, muhalefet lideri hakkında seks kasedi ortaya çıkarılması falan gibi.

 

Yani desteğin türlü türlü çeşidi var.

 

ABD'nin hem AKP'ye, hem de Gülen cemaatine sempati duyduğu, yaptıkları bazı şeylere övgüler yağdırdığı, veya yapılan bazı işleri falan desteklediği pek çok beyan ve belge bulunabilir.

 

Bunları Wikileaks'den aramaya bile gerek yok. Bunlar basından da bulunabilir zaten.

 

ABD'nin Gülen Cemaati karşısındaki tutumu, fiili durumdan kendi çıkarları doğrultusunda had safhada faydalanmak ekseni üzerine kuruludur. Bunun anlamı: bizim çıkarlarımıza uygun hareket ettiğin sürece, senin örgütlenmene ses çıkarmayız'dır.

 

Gülen'in şu ana dek izlediği siyaset te tıpkı ABD'ninki gibi pragmatist ve uzlaşmacı bir siyasettir.

 

ANCAK;

 

Gülen'in, güler yüzünün arkasına gizlenmiş radikal İslamcı bir tarafı vardır ki bu nihai amacı ABD gibi haber alma kaynakları son derece gelişkin bir ülkenin bilmemesi söz konusu olamaz. Gülen güçlendikçe ve Türk hükümeti içinde daha etkin konumları ele geçirdikçe, gücüyle orantılı olarak amacına yönelecek ve radikalleşecektir. Bu ilerlemeyi Türkiye'deki reel siyasette izlemek ve teyit etmek olanaklıdır.

 

Bu durumda, ABD'nin Gülen'e destek ya da finansman sağlaması, hatta sempati duyması bile bir çılgınlıktır. Eğer ABD böyle hareket ediyorsa - ki bunun herhangi bir kanıtını ortaya koyanınız çıkmadı - bundan çıkarılacak tek sonuç ABD'yi yönetenlerin çıldırmış olmasıdır.

 

Kısacası bu görüş temelsizdir.Çünkü; ABD, radikalleşen İslam'ın kontrolden çıkacağını; İslam dininin esaslarının ve karakterinin Batı düşmanlığını doğurduğunu ve körüklediğini; İslam dininin reforme edilemez nitelikte olduğunu; tüm bu nedenlerle de demokratik-laik bir rejimi kendi çıkarları için desteklemesinin kaçınılmaz olduğunun bilincidedir. Bu gerçeği; yukarıda verdiğim yazışmalardan da görmek mümkündür. Yazışmaları biraz kıvrak bir zekayla okuduğunuzda, bunların bilgi istemine yanıt olarak yazıldığını görebilirsiniz. Elçilikten, siyasal İslam'ın gidişatı hakkında bilgi istenildiği açıktır. Sizce, bu bilgiyi kimler ve ne maksatla istemiş olabilirler?

Eğer AKP bir Amerikan projesi olsaydı, elçilikten bilgi isteyen makamlar, AKP ve siyasal İslam'ın konumu hakkında bu denli bilgisiz olabilirler miydi?

 

Özellikle 11 Eylül olayından sonra ABD'nin siyasal İslam'a bakışı net bir biçimde sertleşmiştir. ABD, İslam'a destek vermekle kendi kuyusunu kazmış olacağının bilincidedir. Buna kuşku yok.

 

ABD, kendisine pazar olacak, ekonomisi güçlü, liberal serbest piyasa modeline uyumlu bir Türkiye'den - kendi çıkarları icabı - yana olmak zorundadır. Ama ne var ki, ABD kadar güçlü bile olsa, bir ülkenin iç siyasetini, hangi partinin iktidar olacağını belirlemek kudreti, hiçbir ülkenin elinde değildir. Her ülke, son tahlilde kendi iç dinamikleri doğrultusunda ilerler. AKP'yi başımıza getiren Amerika değildi. ABD, iktidara gelen AKP'den yararlanmak istedi ve AKP de Amerika'nın desteğinden. Gerçi; 2003'teki Tezkere krizinden de bildiğimiz gibi, ABD, AKP'den bile istediği gibi yararlanamadı. AKP'nin ezici çoğunluğunu oluşturan gerici-Amerikan karşıtı milletvekilleri buna izin vermedi.

 

Sonuç olarak, ABD, ılımlı İslam'la arayı hoş tutmaya, en azından ipleri koparmamaya özen gösterdiyse, bunu mevcut siyasi ortamdan faydalanmak için yapmıştır ve Amerika'nın bu yöneliminde ılımlı İslam'a alternatif herhangi başka bir siyasi gücün mevcut olmaması rol oynamıştır. Söz gelimi, halkımız AKP'ye değil CHP'ye yönelmiş olsaydı, ABD de çok daha istekli olarak CHP ile ilişkilerini geliştirmeye gayret edecekti.

 

Bu anlamda, biraz uyanık ve zekice hareket edilebilmiş olsaydı; Türkiye'deki sosyal demokrat hareket Amerikan karşıtlığına saplanıp kalmış olmasaydı, irticayla mücadelede ABD'den destek bile sağlanabilirdi.

 

Ne ki, komplo teorilerinin dar bakış açısına hapsolup kalan, vizyonsuz sol hareket olayların tam tersi yönde ilerlemesine katkıda bulunmuştur. Bu ülke basiretsiz, vizyonsuz, kültürsüz solculardan çektiğini hiçbir şeyden çekmemiştir.

Link to comment
Share on other sites

Örneğin Suudi Arabistan. Ya da benzeri ülkeler.

 

Arabistan ABD acisindan birincil hedef ulke olup cok yakin zamanda ABD genel kuvvetlerince isgal edilecektir.

Arabistan ABD acisindan sadiktir ama iyi bir muttefik degildir...

Ulkenin dogusundaki yasli mega rezervler hizla tukenmektedir. Kisi basi petrol tuketiminde 35 varille dunya lideridir. 30 milyon nufusu vardir ve hizla artmaktadir. Artan nufus ic tuketimini artirmis, bu da alarm zillerinin calmasina neden olmustur.

 

O sebeple Arabistan hizaya sokulmasi gereken oncelikli hedeftir.

 

Bu Iran'la carpistirilarak ya da dogrudan isgal edilerek yapilacaktir.

 

Iran coklarinin dusundugu gibi ABD ile dusman degildir. Iran'i nukleer guce iten ABD'dir. Iran halkina benzini karneyle vererek mukemmel muttefik oldugunu gostermistir bu yuzden basina kotu seyler gelmeyecektir.

 

Arabistan dedigim gibi kotu bir muttefiktir, ABD'nin her dedigini yapiyor ama cok onemli detayi atliyor kendileri de bunun farkinda ama alismis kudurmustan beterdir halki cilgin tuketime alismistir, geri dondurulmesi imkansizdir.

Link to comment
Share on other sites

Bu durumda, ABD'nin Gülen'e destek ya da finansman sağlaması, hatta sempati duyması bile bir çılgınlıktır. Eğer ABD böyle hareket ediyorsa - ki bunun herhangi bir kanıtını ortaya koyanınız çıkmadı - bundan çıkarılacak tek sonuç ABD'yi yönetenlerin çıldırmış olmasıdır.

 

ABD'yi bir butun olarak hareket ediyor kabul ederseniz boyledir. Gulen'e ABD'den destek yoktur dersiniz.

 

ABD avrupanin savas alanidir. Kurucu gucler Ingiltere, Fransa ve Almanya, cekismelerini orada devam ettirir. CIA 1974'ten 2001'e kadar Ingiltere kontrolunde kalmistir, neden bazi zamanlarda CIA ucaklariyla uyusturucu tasindigini, neden bazi zamanlarda CIA'ca uyusturucu operasyonu yapildigini CIA'nin Ingiltere kontrolunde olup olmadigini anlamak icin turnusol kagidi niyetine kullanabilirsiniz.

 

ABD'deki Ingiltere etkisi globalizasyonu temsil eder. Diger kurucu guclerin establishment'lari bunun karsisinda olup lokalizasyondan ve ulusalliktan yanadir. Gulen'i destekleyen kesim globalizasyon yanlisi gruptur, bu grubun merkezi City of London'dir. ABD suratle lokalizasyona yoneldiginden uzerindeki judea-anglo etkisini kirmayi basarmistir. ABD'nin ordusu disinda hicbirseyi kalmamistir. Tabi US Army dunyada purchasing power parity'si en yuksek makinedir. Son sozu silah soyler..

 

Sanilanin aksine Gulen'i destekleyen ABD degil Ingiltere'dir. Ingiltere'nin fisi cekildiginden otomatik olarak Gulen'in etkisi bitecektir. Zamani gelince ulkemiz uyusturucu merkezi ilan edilince, Gulen'e de yapmadigi halde bu iftirayi atacaklardir. FBI bu islerde hatiri sayilir gecmise sahiptir.

 

Gulen'in yeni dunya duzeninde yeri yoktur, globalizasyon bitince o da bitmek zorunda kalacaktir. Gulen'in felsefesi hosgorunun, kuresellesmenin, ulke sinirlarinin kalktigi ortama uygundur.

Yeni dunya duzeni ise bolgesel ve kudretli hegemon yapilarin oldugu, anti-demokratik, anti-liberal ve nihayetinde yapay nufus azaltim yontemlerinin uygulanacagi bir duzendir.

 

Yeni dunya duzeni demek biraz sacma oluyor. Duzen olacak ama bildimiz duzen olmayacak. Kaynak kitligi zengin fakir herkesin yasam tarzini degistirecektir..

Link to comment
Share on other sites

 

Bu durumda, ABD'nin Gülen'e destek ya da finansman sağlaması, hatta sempati duyması bile bir çılgınlıktır. Eğer ABD böyle hareket ediyorsa - ki bunun herhangi bir kanıtını ortaya koyanınız çıkmadı - bundan çıkarılacak tek sonuç ABD'yi yönetenlerin çıldırmış olmasıdır.

 

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak diye meşhur bir laf vardır.

 

Bazı konularda bir takım işaretler var. Bunu ne şekilde yorumlamak gerekir orası bir konu. Burada belirsizlik şu onu da söyleyelim. ABD'nin destek vermesi ne demek? Bir takım Amerikalıların, önemli Amerikalıların (güçlü basın kuruluşları, güçlü kurumlar vb.) filan mı destek vermesi yoksa başka şey mi? Önce onu aydınlatmak gerekir.

 

Graham Fuller, Yeni Türkiye Cumhuriyeti isimli kitabında şöyle yazmış:

 

"İslamcılar Washington hakkında bir hayli karışık duygulara sahiptirler. Bir yandan Washington’la işleri etkili biçimde yürütebiliyor olması, İslamcıların Türk siyasi sahnesindeki kabul edilebilirliğini sembolize etmektedir. Bundan dolayı AKP, siyasi düşmanlarını, özellikle de Kemalistleri ve orduyu kenarda tutabilmek için Washington’la iyi ilişkilere sahip olmak istemektedir. ABD ve AB’nin Türkiye’de demokratikleşme ve liberalleşmeye destek vermesi, Türk siyasetinde İslamcıların konumunu doğrudan sağlamlaştırmaktadır. Aynı zamanda İslamcılar, kesinlikle daha bağımsız bir dış politika peşinde koşmakta ve Türk siyasi yelpazesinin öteki birçok unsurunun böyle bir politikaya büyük destek verdiğini hissetmektedirler. İronik biçimde, Türk siyasi yelpazesinde AKP İslamcıları Washington’ın politikalarına karşı taktiksel açıdan yukarıda sıralanan öteki grupların çoğundan daha hoşgörülüdürler. Ancak iktidarda olmadıkları zaman ABD’ye karşı daha eleştirel bir tutum takınmaları muhtemeldir.”
(Graham Fuller, Yeni Türkiye Cumhuriyeti, 2008)

 

Bunu yazan Graham Fuller. Peki O kim? O da burada:

 

Graham E. Fuller Amerikan Rand düşünce kuruluşunun daimi politik danışmanı, ABD Merkezi Haberlama Teşkilatı'nın (CIA) eski Milli Haberlama Konseyi (İngilizce:National Intelligence Council) yardımcı başkanı, yazar, ABD devlet görevlisi.

 

Harward Üniversitesinden Rusya ve Orta Doğu çalışmaları ile BA ve MA dereceleri aldı. 20 yıllık dışişleri görevlerinin 17 senesini Almanya, Türkiye, Lübnan, Suudi Arabistan, Kuzey Yemen, Afganistan, Hong Kong gibi ülkelerde hizmet ederek geçirdi. 1982 yılında yakın doğu ve güney Asya'dan sorumlu CIA'nın Milli Haberalma görevine atandı. 1986 yılında ulusal seviyede stratejik tahminler umumi sorumlusu olarak CIA Milli Haberalma Konseyi başkan yardımcılığına getirildi.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Graham_Fuller

 

Adam konuyla ilgili bir sürü kitap yazmış, fikir üretmiş.

 

Ayrıca bak:

 

Linkim

 

Ama neyse neoliberal gibi konuşalım: komplo bunlar bunlar, ulusalcılar yine sayıklıyor. Peki bunlar da mu ulusalcı, Graham Fuller de mi ulusalcı?

 

Linkim

 

Linkim

 

Yani kısaca bunlar öyle göründüğü kadar basit değil.

Link to comment
Share on other sites

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Sign in

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now
 Share

×
×
  • Create New...