Jump to content

ISID'in Amaci ve ISID'i "ISID Olarak Algilama


evrensel-insan

Recommended Posts

Genelde bir seyin bilissellik duzeyi, o seyi kendi olarak algilamaktan gecer.

ISID'in ISID karsiligi olarak her turlu ne yaptigini elestirmek lanetlemek ve kinamak, sadece ISID'in bir tarafini ortaya koymaktir.

Halbuki ISID'i ISID olarak algilamak ise, onun ne yaptigini neden yaptigini ve amacinin ne oldugunu algilayabilmektir.

Sonucta savasta bile sadece kendi tarafinin degil, karsi tarafinda her turlu strateji ve planini bilmek ve algilamak; o savasi kazanmada esastir.

ISID'in ne amaci oldugunu algilamak icin; Mercidabik savasini cok iyi bilmek gerekir.

Cunku ISID ilan etmis oldugu halifelikte, ele gecirmek istedigi topraklari bu savasta kazanilan topraklar timeline kurmustur.

Burada bir nokta da ISID'in kendince dunyaya actigi cihad savasidir.

Yani ISID bir yerde bu savasa kendine karsi olarak katilan ulkeleri "sevincle" karsilamaktadir.

Soylentilere gore, karsi taraf ulke sayisi 80 olarak belirlenmis ve su anda bu rakam ISID'a gore 64 olarak tesbit edildigi soylenmektedir.

Nihayi hedef ise, Sam, Bagdat yaninda Istanbul'dur.
 

Mercidabık Muharebesi, Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sırasında Memluk Devleti ile yapılan birinci savaştır. 1516'da Osmanlı ordusu ile Memluk ordusu arasında Halep şehrinin kuzeyinde yapılan savaşı Osmanlılar kazandı. Muharebenin sonucunda Suriye, Lübnan ve Filistin Osmanlı topraklarına katıldı.

Osmanlı Sultanı I. Selim Han'ın, Ortadoğu’da hâkimiyetini genişletmesi; Suriye, Lübnan, Filistin, Arap Yarımadası, Mısır ve Kuzey Afrika’nın doğusuna hakim Memlûklu Sultanı Kansu Gavri'yi (Kansuh el-Gûrî) harekete geçirip, tedbir almaya sevk etti. 

Boğucu bir yaz sıcağında meydana gelen muharebeden sağ kurtulan Memlûk askerleri; Halep, Hama, Humus ve Şam’a kaçtılar. Takip edilen Memlûk kuvvetlerinden ele geçirilenler imha edilerek, Kuzey Suriye bütünüyle zapt edildi. Ahalisi Sünnî olan şehirler, Yavuz Sultan Selim Hanı ve Osmanlıları davet ettiler. Suriye şehirleri, kendi rızalarıyla Osmanlı idaresini tercih ettiğinden ahaliye zarar verilmedi.

Abbasî halifesi III. Mütevekkil, muharebeden sonra Yavuz Sultan Selim'in yanına gelerek, sultandan çok hürmet gördü. Yavuz Sultan Selim, 28 Ağustos'ta Halep’e 27 Eylül'de Şam’a gelerek Mısır’ın fethini gerçekleştirecek sefere hazırlanmaya başladı.

Mercidabık’ta kazanılan zafer, Osmanlı Devleti'ne dini, siyasi, askeri, iktisadi pek çok fayda sağladı. Hilafetin Osmanlı Hanedanına geçme yolu açıldı. Doğuda Osmanlı Devleti'nin son rakibi Mısır - Memlûk Devleti, ortadan kaldırılma safhasına getirildi. Suriye, Lübnan ve Filistin Osmanlı hâkimiyetine girdi. Mısır ve Arabistan Yarımadası yolu açıldı. Güneydoğu Anadolu’nun zaptedilmesiyle, Anadolu Türk birliği tamamlandı.

Kisaca ISID o tarihteki ele gecirilmis Osmanli topraklarini hedeflemektedir.

Merci
~ Ar marciˁ مرجع [#rcˁ iz/m.] kendisine geri dönülen yer, başvuru makamı < Ar rucūˁ رجوع geri dönme → rücu
Tarihçe (En eski kaynak)

Dabik Türkçe Anlamı
Anlam 1 : Bir yerin adı. 

Y.S.Selim devri haritasi.

 

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/4/47/Territorial_changes_of_the_Ottoman_Empire_1520.jpg

 

 

 

http://www.anadoluhareketi.com/FileUpload/ds434711/File/osmanli_safevi_memluk.jpg

 

[ Meninski, Thesaurus (1680) ]
Kelime Kökeni
Arapça rcˁ kökünden gelen marciˁ مرجع "kendisine geri dönülen yer, başvuru makamı" sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça rucūˁ رجوع "geri dönme" sözcüğünün ismi zaman ve mekânıdır. Daha fazla bilgi için rücu maddesine bakınız.
Ek Açıklamalar
17. yy sonuna dek Türkçede pek rastlanmayan sözcük daha sonra radikal anlam değişikliğine uğramış, veya Arapça riḳḳat/raḳîḳ sözcüğünden orijinal olarak türetilmiştir.

Iste dabika geri donus, Y.S.Selimin halifeligi aldigi topraklardir.

Tabi buna ana yurtlari olan Muhammed, 4 Halife, Emeviler ve Abbasilerin ele gecirdigi topraklar da dahildir.

 

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/6/63/Abbasid_Caliphate_most_extant.png

 

 

Abbasiler 1258 yilina kadar hokum surmus, Osmanli 1299 yilinda kurulmustur. 

Moğollar'ın 1258 yılında Bağdat'ı alması, halifenin Mısır'a, Memluk himayesine kaçmasına yol açtı. Aslında, Moğol Hanı Hulagu'nun tek yaptığı, çoktan işlevini yitirmiş bir kurumu ortadan kaldırmak oldu.

Memluk Himayesi Dönemi
Hilafet; Bağdat'ın düşmesinden (13. yy) Osmanlıların Mısır'ı ele geçirmesine (16. yy) kadar Mısır'da Memluk Himayesinde yaşadı. Bu dönemde halife, hiçbir siyasi yetkiye sahip değildir. Dini törenlerde protokolde bulunmasının yanında hiçbir etkisi olmamıştır.

Osmanlı Himayesi Dönemi

Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim'in 16. yy başında Mısırı alıp Memluklara son vermesiyle son Abbasi Halifesi 3. Mütevekkil Osmanlı'nın başkenti İstanbul şehrine gelmiştir. O dönemde Safevilerle yapılan mezhep mücadelesinde Osmanlı'ya güç kazandırmak için halifeliği de Osmanlı'ya kazandırmak isteyen Yavuz Sultan Selim, son Abbasi Halifesini himayesi altına almıştır. Osmanlı İmparatorluğu son Abbasi halifesinin ölümünden sonra Abbasi hanedanından yeni bir halife çıkmasını engellemiş ve halifeliğin kendisine geçmesini sağlamıştır.

ISID'in bayragi:

 

http://im.haberturk.com/2014/06/18/959087_90fcf27579012f1b395fe655a4185c94.jpg?1403068347

 

Hazreti Muhammed'in "râye" ismi verilen bayrağı siyah olduğu için cihad bayrakları Abbasîler'den itibaren hep siyah renkte olmuş ve Abbasîler ile mücadele eden son Emevî Halifesi İkinci Mervan'ın kırmızı bayrak açmasının dışında bu gelenek günümüze kadar devam etmiştir. Bugün cihad iddiasında bulunan el Kaide'den IŞİD'e kadar ne kadar örgüt varsa, hepsi aynı gelenek uyarınca siyah bayrak kullanırlar.

Şimdi, IŞİD'in siyah bayrağının üzerinde yazılı olan sözleri ve bayrağın özelliğini anlatayım:
Bayrakta "kelime-i tevhid", yani "Allah'tan başka Tanrı yoktur; Muhammed Allah'ın elçisidir" demek olan "Lâ İlâhe İllallah Muhammedun Resulullah" sözleri yazılıdır. "Kelime-i tevhid", İslâm'ın esasını teşkil eden tevhid kavramının ifadesidir; bugüne kadar hat levhalarından taş işçiliğine, ilâhilerden zikirlere ve bayraklara kadar birçok yerde kullanılmıştır, meselâ, Suudi Arabistan'ın yeşil renkli bayrağının üzerinde de kelime-i tevhid vardır.
IŞİD'in bayrağının üst tarafındaki satırda kelime-i tevhidin "Lâ İlâhe İllallah" şeklindeki ilk kısmı, alttaki dairede de ikinci bölümü, yani "Muhammedun Resulullah" ibâresi vardır ve işte bu daire, Hazreti Muhammed'in mührünün oraya monte edilmiş şeklidir.

DÖRT ADET MEKTUP

Topkapı Sarayı'nın Kutsal Emanetler Dairesi'nde, Hazreti Muhammed'a ait dört adet mektup bulunur ve mektuplar Kıptîler'in reisi Mukavkıs'a, Ahsa Valisi el-Munzir bin Savâ'ya, Gassani hükümdarı Hâris bin Ebi Şemir el-Cassânî'ye ve sahte peygamber Müseylimetü'l-Kezzâb'a gönderilmiştir. Mektupların altında da peygamberin üzerinde "Allah'ın elçisi Muhammed" mânâsına gelen "Muhammedun Resulullah" sözlerinin yazılı olduğu mührü basılıdır.
Örgütün bayrağındaki, kelime-i tevhid'in ikinci kısmını, Hazreti Muhammed'in şimdi Topkapı Sarayı'nda muhafaza edilen mektuplarındaki bu mühür teşkil ediyor! Bayrağın kimin tarafından dizayn edildiğini bilmiyorum ama çizimi yapan kişinin peygamberimizin Topkapı Sarayı'ndaki mektuplarından gayet iyi haberdar olduğu besbelli!

Rumlar, A'mak ve Dâbık nam mahallere inmedikçek kıyamet kopmaz.

ـ5018 ـ2ـ وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: َ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتّى تَنْزِلَ الرُّومُ بِا‘عْمَاقِ أوْ بِدَابِقَ! فَيَخْرُجُ إلَيْهِمْ جَيْشٌ مِنَ الْمَدِينَةِ مِنْ خِيَارِ أهْلِ ا‘رْضِ يَوْمَئِذٍ، فإذَا تَصَافُّوا. قَالَتِ الرُّومِ: خَلُّوا بَيْنَنَا وَبَيْنَ الَّذِينَ سُبُوا مِنَّا نَقْتَلُهُمْ. فَيَقُولُ الْمُسْلِمُونَ: 
َ وَاللّهِ َ نُخَلِّي بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ إخْوَانِنَا. فَيُقَاتِلُونَهُمْ فَيَنْهَزِمُ ثُلُثٌ َ يَتُوبُ اللّه عَليْهِمْ أبداً، وَيُقْتَلُ ثُلُثُهُمْ، أفْضَلُ الشُّهَداءِ عِنْدَ اللّهِ، وَيَفْتَتِحُ الثُّلُثُ فََ يُفْتَتَنُونَ أبداً. فَيَفْتَتِحُونَ قُسْطَنْطِينيَّةَ. فَبَيْنَمَاهُمْ يَقْتَسِمُونَ الْغَنَائِمَ، قَدْ عَلَّقُوا سُيُوفَهُمْ بِالزَّيْتُونِ. إذْ صَرَخَ فيهِمُ الشَّيْطَانُ: إنّ الْمَسِيحَ الدَّجَّالِ قَدْ خَلَفَكُمْ في أهَالِيكُمْ، فَيَخْرُجُونَ، وذلِكَ بَاطِلٌ، فإذَا جَاءُوا الشَّامَ خَرَجَ، فَبَيْنَمَاهُمْ يُعِدُّونَ لِلْقِتَالِ يُسَوُّونَ صُفُوفَهُمْ إذْ أُقِيمَتِ الصََّةُ فَيَنْزِلُ عِيسى ابْنُ مَرْيَمَ فأمَّهُمْ. فإذَا رَآهُ عَدُوُّ اللّهِ ذَابَ كَمَا يَذُوبُ الْمِلْحُ في الْمَاءِ، فَلَوْ تَرَكَهُ لَذَابَ حَتّى يَهْلِكَ، وَلَكِنْ يَقْتُلُهُ اللّهُ بِيَدِهِ حَتّى يُرِيَهُمْ دَمَهُ في حَرْبَتِهِ[. أخرجه مسلم.يقال »خَلَفَ الْقَوْمُ الْعَدُوَّ« إذا طرق أهلهم وهم غائبون عنهم .

2. (5018)- Yine Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Rumlar, A'mak ve Dâbık nam mahallere inmedikçek kıyamet kopmaz. Onlara karşı Medine'den bir ordu çıkar. Bunlar o gün arz ehlinin en hayırlılarıdır. Bu ordunun askerleri savaşmak üzere saf saf düzen alınca, Rumlar:
"Bizden esir edilenlerle aramızdan çekilin de onları öldürelim!" derler. Müslümanlar da:
"Hayır! Vallahi sizinle, kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz" derler. Bunun üzerine (Müslümanlar) onlarla harb eder. Bunlardan üçte biri inhizama uğrar. Allah ebediyen bunların tevbesini kabul etmez. Üçte biri katledilir, bunlar Allah indinde şehitlerin en faziletlileridir. Üçte biri de muzaffer olur. Bunlar ebediyen fitneye düşmezler. Bunlar İstanbul'u da fethederler. (Fetihten sonra) bunlar, kılıçlarını zeytin ağacına asmış ganimet taksim ederken, şeytan aralarında şöyle bir nida atar:
"Mesih Deccal, ailelerinizde sizin yerinizi aldı!" 
Bunun üzerine, çıkarlar. Ancak bu haber batıldır. Şam'a geldiklerinde (Deccal) çıkar. Bunlar savaş için hazırlık yapıp safları tanzim ederken, namaz için ikamet okunur. Derken İsa İbnu Meryem iner ve onlara gitmek ister. Allah'ın düşmanı, Hz. İsa'yı görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi, erir de erir. Eğer bırakacak olsa, (kendi kendine) helak oluncaya kadar eriyecekti. Ancak Allah onu kudret eliyle öldürür; öyle ki onlara, harbesindeki kanını gösterir." [Müslim, Fiten 34, (2897).] [38]

AÇIKLAMA:

1- A'mak ve Dâbık, Suriye'de Halep yakınlarında iki yerin adıdır.
2- Hadiste geçen سُبُوا kelimesi سَبَوْا şeklinde de rivayet edilmiştir. سُبُوا مِنَّا "Bizden esir edilenler" demektir. سَبَوْا مِنَّا ise: "Bizden esir aldılar" demektir. Nevevî her iki okunuşun da yerinde olduğunu belirtir. Çünkü Irak-Suriye-Mısır gibi fethedilen yerlerin ahalisi önce esir alınmıştır. Bu durum سُبُوا ile ifade edilmiş olmaktadır. Mağlup olarak İslam'a giren ahali, bilahare diyar-ı Rum'u fethederek oraları esir almışlardır.
3- Hadis, o devirde insanların en hayırlılarını teşkil edecek olan Medine ahalisinden çıkarılacak ordunun üçte birinin kaçıp bozguna uğrayacağını, böylece bunların Allah'ın af ve mağfiretinden mahrum kalacağını, üçte birinin sebat edip şehid olacağını, geriye kalanların da zafere ulaşacaklarını haber vermektedir.4- Hadiste İstanbul'un fethi mevzubahis edildiği için, ihbar vukua gelmiş olarak değerlendirilebilir. Ancak ganimet elde edilmesi, bu ganimetin paylaşılması sırasında silahların zeytin dalına asılması, Deccal'in çıkması gibi bir kısmı müteşabih unsurlar dikkat çekicidir. Silahların zeytin dalına asılması, sulh yoluyla düşülecek bir gaflet dönemini ifade edebilir. Bu dönemde Deccal'in çıkma ve ailelerde erkeklerin yerini alma şayiası mevzubahis olmaktadır. Deccal bir kişi olarak nasıl ailelerin herbirinde yer alabilir? Bu, belki de Müslümanların, bolluktan gelen bir rehavet ve gafleti sebebiyle Deccal rejiminin terbiye işlerini ailelerde üzerine almasıdır. Ancak, bu hal onun kesin galebesi olmayacak, Allah'ın lütfu ile mü'minlerin namaz(la temsil ve teşbih edilen İslam'ın) etrafında tesis edecekleri birlikle Deccal fitnesi bertaraf edilecektir. Bu hali, Hz. İsa'nın inmesi ve Müslümanlara katılma arzusu tamamlamaktadır.
Şu halde hadis, kendisinden bazı mesajlar almaya açık bir mahiyettedir. [39]

[İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi 5018.hadis]

Diger hadisler surdan okunabilir.

http://gelecekyorumlari.blogspot.co....tihraclar.html

Link to comment
Share on other sites

ISID Hadisleri;

Hazreti Ali’ye (R.Anhu) dayandırılan hadiste şöyle denilmektedir: “Siyah bayrakları gördüğünüzde yerinizden kıpırdamayın. Ellerinizi ve ayaklarınızı hareket ettirmeyin (harekete geçmeyin). Sonra kendilerine ehemmiyet verilmeyen zayıf bir topluluk zuhur eder. Kalpleri demir parçaları gibidir. Onlar devlet sahipleridir (hum ashabu’d devle). Ne söz ne de ahit tanırlar. Hakka çağırırlar ama kendileri hak ehli değildir. İsimleri künyedir. Nisbetleri ise köy ve şehirlerdir. Saçları kadın saçı gibi uzatılmış ve salınmıştır. Aralarında ihtilaf çıkıncaya kadar bakidirler. Sonra Allah hakkı dilediğine verir…(El Fiten, Hafız Nuaym Bin Hammad, Daru’l Beyan el Arabi, Ezher civarı Kahire, hadis numarası 558, s: 136)”

1. DOĞU TARAFINDAN SİYAH BAYRAKLILAR ÇIKACAK

Horasan’da (DOĞU’DA) SİYAH BAYRAKLAR ZUHUR ETTİĞİNDE... (Gaybet-i Numani, sf. 228)

Hadiste siyah bayraklarla doğu tarafından çıkacak bir topluluğa dikkat çekilmiştir. Bilindiği gibi El Kaide büyük siyah bayraklarla, Doğu’dan çıkmıştır.



2. YİNE DOĞUDAN BU KEZ DAHA KÜÇÜK SİYAH BAYRAKLI BİR GRUP ÇIKACAK

... Onlar bir süre devam ettikten sonra, YİNE DOĞUDAN BU KEZ KÜÇÜK SİYAH BAYRAKLAR ÇIKAR... (Celâleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zamân Mehdisinin Alametleri, s.61, hadis no. 7.77)

Bilindiği gibi IŞİD (Irak Şam İslam Devleti), önce El Kaide ile birlikteyken sonra onlardan ayrılmıştır. Yani El Kaide’nin büyük siyah bayraklarının ardından, bu kez daha küçük siyah bayraklı bir grup olarak IŞİD ortaya çıkmıştır.



3. SİYAH BAYRAKLILARIN ORTAYA ÇIKIŞINDAN ÖNCE SURİYE’DE ÇATIŞMALAR OLACAK

“Üç alametin ardından imam kaim (Mehdi as)’ın çıkışını bekleyin.”

Kendisine sordular: “Bu alametler nelerdir?”

“SURİYELİLERİN KARŞILIKLI ANLAŞMAZLIKLARI, Horasan’dan siyah bayrakların çıkması ve Ramazan ayında korku.” (Bihârü’l-Envâr, 14)



4. SİYAH BAYRAKLILAR SURİYE’DE BULUNACAKLAR

... Ve yine ŞAM’DAN (SURİYE’DEN) KÜÇÜK SİYAH BAYRAKLI BİR ADAM görüldüğünde... (Celâleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zamân Mehdisinin Alametleri, s.61, hadis no: 7.8)

... (Mehdi’nin çıkışının) diğer bir alameti de, SİYAH BAYRAKLI ORDUNUN ASKERLERİNİN, ATLARINI ŞAM’DAKİ ZEYTİN AĞAÇLARINA bağlamalarıdır... (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-İl Mehdiyy-İl Muntazar, s. 23)



5. ESAD İLE SAVAŞACAKLAR

... EBU SÜFYAN’IN SOYUNDAN BİR ADAMLA (BEŞAR ESAD İLE ) SAVAŞIRLAR... (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-İl Mehdiyy-İl Muntazar, s. 29) 

Hadisler, iktidarı boyunca Müslümanlara karşı çok büyük katliamlar gerçekleştiren Hafız Esad’ın Süfyan olduğunu işaret etmektedir. Dolayısı ile bu hadiste bildirilen, siyah bayraklarla çıkanların savaşacağı, Süfyan’ın soyundan olan kişi de Beşar Esad’dır.



6. SURİYE’DEN SONRA IRAK’A YÖNELECEKLER

BENİ ABBAS’A AİT (IRAK) SİYAH BAYRAKLAR çıkar …

(Nuaym bin Hammad, Kitab al-fiten)

(Siyah Bayraklılar) FIRAT KIYILARINDAKİ ŞEHİRLERİNDE, KARADA VE DENİZDE ONLARI (KENDİLERİNE KARŞI GELENLERİ) ÖLDÜRECEKLERDİR. (Gaybet-i Numani, sf. 327)



7. ÇOK HIZLI NETİCE ALACAKLARDIR

Onlar o durumda iken Horasan taraflarından bayraklar gelecek, ONLAR SÜRATLE HAREKET EDECEKLER. (Gaybet-i Numani, sf. 327)

Oradan bir ordu ile geri dönüp Kufe’yi ve Basra’yı BİR GECEDE ELİNE GEÇİRECEK... (Kitab El Haft El Şerif, s.174)



8. GİRDİKLERİ ŞEHİRLER ADETA KENDİLERİNE TAKDİM EDİLECEKTİR

Kendilerine bu verilmediğinde savaşarak zafer kazanacak ve İSTEDİKLERİ KENDİLERİNE TAKDİM EDİLECEKTİR. (Meclisî, Bihârü’l-Envâr, c.51, s.87)



9. SAÇLARI VE SAKALLARI UZUN OLACAKTIR

Onun (siyah bayraklıların kumandanı) ASKERLERİNİN SAÇLARI VE BIYIKLARI ÇOK UZUN OLACAK, elbiseleri siyahtır ve ONLAR KARA BAYRAKLARIN ADAMIDIRLAR. (Gaybeti Numani, sf. 303)



10. TOPLU KIYIMLAR YAPACAKLARDIR

Allah taş kalpli ve soyu belli olmayan birini gönderecek ve zaferler onunla olacak... ONLARI (kendilerine karşı gelenleri) HİÇBİR FARK GÖZETMEKSİZİN TOPLUCA ÖLDÜRECEKLERDİR. (Gaybeti Numani, sf. 303)



11. KUFE’YE DOĞRU İLERLEYECEKLER

Horasan’dan çıkan SİYAH BAYRAKLILAR KÜFE’YE İNER... (Celâleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zamân Mehdisinin Alametleri, s.61, hadis no: 7.12)



12. KUDÜS’Ü DE HEDEF ALACAKLAR

Horasan’dan SİYAH BAYRAKLILAR ÇIKAR VE İLYA’YA (KUDÜS’E) BAYRAKLARINI DİKENE KADAR, onları kimse durduramaz. (Celâleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zamân Mehdisinin Alametleri, s.61, hadis no: 7.3)



13. ŞİDDETİN VE ÇATIŞMALARIN ARTMASI SEBEBİYLE İNSANLAR MEHDİ’Yİ TEMENNİ EDECEK HALE GELECEK

Büyük bir savaş olur. Neticede siyah bayraklılar galip gelir. Süfyani kuvvetleri kaçar. İŞTE O ZAMAN İNSANLAR MEHDİ’Yİ TEMENNİ EDERLER VE ARARLAR. (Celâleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zamân Mehdisinin Alametleri, s.61, hadis no: 7.26)



14. SİYAH BAYRAKLILAR SONUNDA MEHDİ’YE TABİ OLACAKLARDIR

ve MEHDİ’NİN İTAATINA GİRERLER. (İmam-ı Suyûtî)

Fakat bunu kabul etmeyip EHL-İ BEYT’İMDEN (BENİM SOYUMDAN) OLAN MEHDİ (AS)’A VERECEKLERDİR... (Meclisî, Bihârü’l-envâr, c.51, s.87)



15. MEHDİ DEVRİNDE SAVAŞLAR TAMAMEN SON BULUR VE TEK DAMLA KAN DAHİ AKMAZ

Mehdi’nin en önemli özelliklerinden beri asla kan akıtmamasıdır. Kan akıtan, savaşan, zulmeden mehdi değildir. Bu tip sahte Mehdiler yenilgiye mahkumdur.

(Mehdi’nin) Adaleti o denli olur ki, UYKUDA OLAN BİR KİMSE DAHİ UYANDIRILMAZ VE BİR DAMLA KAN BİLE AKITILMAZ. (Meclisî, Bihârü’l-envâr, c.51, s.87)

HARP (ERBABI) AĞIRLIKLARINI (YANİ SİLAH VE SAİREYİ) BIRAKIR. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. (İmam Şarani, Ölüm-Kıyamet-Ahiret Ve Ahir Zaman Alametleri, s. 496)


1. Çok hızlı netice alacaklar:

Onlar o durumda iken Horasan taraflarından bayraklar gelecek, ONLAR SÜRATLE HAREKET EDECEKLER. (Gaybet-i Numani, sf. 327)

Oradan bir ordu ile geri dönüp Kufe'yi ve Basra'yı BİR GECEDE ELİNE GEÇİRECEK. (Kitab El Haft El Şerif, s.174)

2. Girdikleri şehirler adeta kendilerine taktim edilecek:

Kendilerine bu verilmediğinde savaşarak zafer kazanacak ve İSTEDİKLERİ KENDİLERİNE TAKDİM EDİLECEKTİR. (Meclisî, Bihârü'l-Envâr, c.51, s.87)

3. Saçları ve sakalları uzun olacak:

Onun (siyah bayraklıların kumandanı) ASKERLERİNİN SAÇLARI VE BIYIKLARI ÇOK UZUN OLACAK, elbiseleri siyahtır ve ONLAR KARA BAYRAKLARIN ADAMIDIRLAR. (Gaybeti Numani, sf. 303)

4. Toplu kıyım yapacaklar:

Allah taş kalpli ve soyu belli olmayan birini gönderecek ve zaferler onunla olacak. ONLARI (kendilerine karşı gelenleri) HİÇBİR FARK GÖZETMEKSİZİN TOPLUCA ÖLDÜRECEKLERDİR. (Gaybeti Numani, sf. 303)

5. Kufe'ye doğru ilerleyecekler:

Horasan'dan çıkan SİYAH BAYRAKLILAR KÜFE'YE İNER. (Celâleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zamân Mehdisinin Alametleri, s.61, hadis no: 7.12)

6. Kudüs'ü hedef alacaklar:

Horasan'dan SİYAH BAYRAKLILAR ÇIKAR VE İLYA'YA (KUDÜS'E) BAYRAKLARINI DİKENE KADAR, onları kimse durduramaz. (Celâleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zamân Mehdisinin Alametleri, s.61, hadis no: 7.3)

7. Şiddetin ve çatışmaların artması sebebiyle insanlar Mehdi'nin çıkmasını talep edecekler:

Büyük bir savaş olur. Neticede siyah bayraklılar galip gelir. Süfyani kuvvetleri kaçar. İŞTE O ZAMAN İNSANLAR MEHDİ'Yİ TEMENNİ EDERLER VE ARARLAR. (Celâleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zamân Mehdisinin Alametleri, s.61, hadis no: 7.26)

8. Siyah bayraklılar sonunda Hz.Mehdi'ye tabi olacaklar:

ve MEHDİ'NİN İTAATINA GİRERLER. (İmam-ı Suyûtî)

Fakat bunu kabul etmeyip EHL-İ BEYT'İMDEN (BENİM SOYUMDAN) OLAN MEHDİ (AS)'A VERECEKLERDİR. (Meclisî, Bihârü'l-envâr, c.51, s.87)

9. Mehdi devrinde savaşlar tamamen son bulacak, tek damla kan akıtılmayacak:

Mehdi'nin en önemli özelliklerinden beri asla kan akıtmamasıdır. Kan akıtan, savaşan, zulmeden Mehdi değildir. Bu tip sahte Mehdiler yenilgiye mahkûmdur.

(Mehdi'nin) Adaleti o denli olur ki, UYKUDA OLAN BİR KİMSE DAHİ UYANDIRILMAZ VE BİR DAMLA KAN BİLE AKITILMAZ. (Meclisî, Bihârü'l-envâr, c.51, s.87)

HARP (ERBABI) AĞIRLIKLARINI (YANİ SİLAH VE SAİREYİ) BIRAKIR. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. (İmam Şarani, Ölüm-Kıyamet-Ahiret Ve Ahir Zaman Alametleri, s. 496)

Evet ISID'in neyiu neden ve nasil uyguladigini algilamak Adina bu baslik acilmistir.

Link to comment
Share on other sites

IŞİD'den militan adaylarına el kitabı!

IŞİD, Batılı ülkelerden örgüte katılmak isteyen kişiler için rehber hazırladı. Kitapta kişilerin örgüte nasıl katılabileceklerinden giyecekleri kıyafete kadar pek çok başlık yer aldı.

İnternetten dağıtılan 50 sayfalık el kitabında, Avrupa’dan örgüte katılacaklara gelirken nelere dikkat etmeleri gerektiği anlatılıyor.

Suriyeve Irak’ta büyük bir alanda kontrolü sağlayan terör örgütü IŞİD, Türkiye Suriye’ye geçiş önlemini artırınca, Avrupalı cihatçılar için yeni bir kılavuz kitap hazırladı. “İslam Devleti’ne Hicret-2015” başlıklı 50 sayfalık İngilizce el kitabının kapağında Şanlıurfa Havaalanı, Akçakale Sınır Kapısı ve Rakka’nın işaretli olduğu bir harita kullanıldı. El kitabında örgüt sempatizanlarının yolculukta tercih etmeleri gereken yol ve yöntemler de, yanlarında neler bulunması gerektiği de ayrıntılı olarak anlatıldı.

‘Doğrudan uçmayın’

Habertürk’te yer alan habere göre, kitapçıkta Türkiye üzerinden Suriye’ye geçecek olanlara, ailelerine dahi yolculukları hakkında bilgi vermemeleri öğütleniyor. Örgüt, yolculuğa ‘turistik seyahat’ izlenimi vermek için Türkiye’ye doğrudan değil, Yunanistan ve İspanya gibi ülkelerden aktarmalı uçuşların tercih edilmesini istiyor. İnandırıcılık için uçak biletinin ‘gidiş-dönüş’ alınması gerekiyor. İlk uçuştan sonra Türkiye’ye deniz veya karayoluyla geçmenin daha güvenli olacağı da vurgulanıyor.

‘Türkiye’den geçiş zorlaştı’

Kitapta Türkiye’den sınır geçişlerinin çok zorlaştığına vurgu yapılıyor ve şöyle deniyor: “2012-2014’te Suriye’nin Babüsselam (Öncüpınar) veya Baas el Havva (Cilvegözü) sınır kapılarından geçmeden önce bir arkadaşla buluşup dini olmayan bir görüntüyle Suriye sınırına ulaşılırdı. Türk sınır muhafızları vize verirdi. Sonrasında kişi sınır kapısı yakınındaki sığınmacı kampındaki kişilerle buluşurdu. Güncel yöntemdeyse (2014/2015) ‘hicret’ edenlerin çoğu Türkiye’ye ulaşıp bir otele gidiyor ve Twitter’la iletişime geçiyor. Kontakları Suriye’den geliyor ve otelde buluşuyor. Güvenlik için sınır geçişi öncesi buluşma büyük önem taşıyor. Şanlıurfa’ya gidiliyor. Tel Abyad (Akçakale) sınırında kapı bulunmuyor. Ancak sınır boyunca asker bulunabiliyor. Sınırı geçmeden önce etrafta kimsenin olmadığından emin olunuyor ve Suriye’ye doğru olabildiğince hızla koşuluyor. Sınır geçilince bir otomobile biniliyor ve Rakka’ya gidiliyor.”

‘Türkler bize dost değil’

Kitapçıkta, IŞİD’e katılacak olanlar, Türkiye’ye ulaştıktan sonra gizlilik içinde hareket etmeleri ve talimatları izlemeleri konusunda uyarılıyor. Gelenlerin otele yerleştikten sonra Suriye’den birileriyle temasa geçmesi ve gerektiğinde IŞİD’in ‘güvenli evlerine’ yerleştirileceği anlatıldıktan sonra şöyle deniyor: “Bu evlerin büyük bölümü sadece erkeklerin kalmasına uygun. Suriye’ye gitmek isteyenlerin büyük bölümü burada konaklıyor. Burada sahte kimlik, pasaport, vizeler yapılabiliyor. Evler gizli ve bulmak çok zor. Bu evleri bulmak için IŞİD’in kendilerine ‘tezkiye’ denilen güven mektubu sahibi kişilerle iletişim kurmak gerekiyor. ‘Unutmayın Türk istihbarat servisleri IŞİD’in hiçbir şekilde dostu değildir.’ IŞİD sempatizanlarını hapsetmeye çalışırlar. IŞİD üyelerinin Türkiye’de huzur içinde olmasının tek nedeni, Türkiye’nin intikam saldırısından korkmasıdır” deniliyor.

Yolculuk öncesi gerekenler

El kitabında IŞİD’e katılacakların yanında götürmesi istenen eşyaların ayrıntılı listesi de bulunuyor. ‘Hicret’ edeceklere yanlarında bir el çantası, bir sırt çantası ve bir bavuldan fazlasını getirmemeleri vurgulanıyor. Bu çantalarda yer alması tavsiye edilen eşyalarsa şöyle: El çantası (İçinde silah, kesici alet, sıvı ve patlayıcı olmamalı), pasaport, uçak biletleri, cüzdan, nakit para, cep telefonu, kulaklık ve şarj aleti, mendil, küçük LED fener, yara bandı, gözlük ve güneş gözlüğü, kâğıt ve kalem, birkaç ilaç, 24 saat içinde hayatta kalmanızı sağlayacağını düşündüğünüz her şey.

‘Yakalanırsan yalan söyle’

IŞİD’e katılacaklara yakalanma durumunda şu önerilerde bulunuluyor:

1- Sakin olun: Durdurulmanız, sınır dışı edileceğiniz anlamına gelmez. Geçerli vizeniz var, hakkınızda uluslararası arama kararı yok ve valizinizde yasak madde bulunmuyorsa Türk yetkililer gözaltına alıp tutuklayamaz.

2- “Türkiye’de ne yapacaksınız?” diye sorulduğunda “Turizm” yanıtını verin. Türkiye’deki turistik merkezler hakkında bilgi sahibi olmalısınız.

3- “Suriye’ye mi gidiyorsunuz?” sorusuna doğrudan ‘Hayır’ deyip yalan söyleyin. Sıkıştırırlarsa Suriye’deki insanlara yardım etmek istediğinizi söyleyebilirsiniz ama asla sınırı geçmek istediğinizi söylemeyin.

4- “Terörist misin? El Kaide ile bağlantın var mı? Suriye’de El Kaide’ye mi katılacaksın?” diye soran Türk yetkililer El Kaide ile IŞİD arasında fark gözetmez. IŞİD ile El Kaide’nin bir olduğunu düşünüyorlar. Bunları güçlü biçimde reddetmelisiniz. Ama Türkiye’ye girişte bavulunuzda askeri bot, kamuflaj kıyafeti gibi eşya olmamalı. Cep telefonunuz ‘temiz’ olmalı.

Giyilecek pantolonu IŞİD belirliyor

“Bavulunuz en fazla 7-8 kilo, bol gözlü, ayaklı, çekçekli olmalı. Temiz bir takım kıyafet, bütün elektronik eşyalar, güneş enerjili şarj aletleri, saç tıraş makinesi, taşınabilir wi-fi modem, başucu lambası, fener tipi lamba, yağmur ve soğuktan koruyacak iyi bir ceket, bilekleri koruyan bir çift bot ve bir çift spor ayakkabı, 4 çift askeri tipte çorap, ayak bakımı için pudra ve krem, soğuktan koruyan eldiven, bere, 3 metrelik mezura, karabina (dağcılık kancası), avcı tipi bol cepli ama kamuflajsız pantolonlar, spor tişörtler ve çabuk kuruyan malzemeden elbiseler, iç donu veya külotlu çorap, hırka ve kapüşonlu sweetshirt, iççamaşır, uyku tulumu, diş fırçası ve macun, tırnak makası, İsviçre çakısı, kaşal (hem çatal hem kaşık olarak kullanılabilen mutfak gereci), katlanır fincan, kamp tabağı, dikiş kutusu, ilkyardım seti, ilaç ve tıbbi malzeme, bıçak.”

Hicretçi kız kardeşlere acayip öneriler

El kitabında yalnız, çocuğuyla ve birkaç kadınla IŞİD’e katılmak isteyenler için özel uyarılarda bulunuluyor. Kitapta kadınlar ‘mahremi’ yani nikâh düşmeyen bir erkek olmadan seyahat etmemeleri için uyarılıyor. İşte o talimatlar:

-Türkiye’ye gitmeden önce ‘Davlah’tan (IŞİD kontrolündeki topraklar) tanıdığınız kişileri arayıp geleceğinizi bildirin. Size en az 2 kişinin telefonunu verecekler. Bunları küçük kâğıtlara yazıp güvenli yerlere saklayın. Numaraların kime ait olduğunu yazmayın veya sahte isim uydurun. Bunları cep telefonunuza da kaydedin ama dini isimlerle kaydetmeyin.

-Taksi tutup SIM kart alacak kadar Türkçe öğrenin. Havaalanına inince SIM kart alın. Yalnız veya çocuklarıyla Türkiye’ye gelen kız kardeşler, Türkiye’de otobüsle seyahat etmeli.

-Uzaktan kilitlenmeyen Android işletim sistemli akıllı telefon tercih edin.

-Telefon numaralarını arayın ve ‘Davlah’a gitmek istediğinizi söyleyin. Onlar talimat verecektir.

-Seyahatte kız kardeşler büyük grup oluşturmayın. Türk havaalanlarında fazla tesettürlü kadın olmaz. Dikkat çekersiniz.

-İstanbul’a iner inmez size söylenen yer için bilet alın. Birkaç ‘kız kardeşten’ oluşan grupsanız hepiniz aynı uçağa bilet almayın. İki kişilik grup olun.

-Gittiğiniz yerde numaraları arayın ve yeni talimatları alın. Size bir otel adresi verecekler. Otele üzerinde ‘taksi’ yazan gerçek taksiyle gidin.

-Havaalanında veya kentte sizi taciz eden olabilir. Sakin olun, tartışmayın.

-Sizi aramalarını sabırla bekleyin. Başka bir yere gitmeyin. Telefon 1-2 gün sonra gelebilir. Aramayı kaçırırsanız, aranmayı bekleyin.

-Sizi otelden taksiyle alacaklar. Şoförün sakalsız olmasından ve sigara içmesinden endişelenmeyin.

-Sizi güvenli bir eve götüreceklerdir. Orada başka kadınlar olabilir. Yalnız kalırsanız korkmayın. Size yemek ve içecek verilecek.

-Sınır geçişi gece veya şafak vakti yapılacaktır. Bavulunuzu bırakmanız istenebilir. Değerli eşyalarınızı alın ve sınırı geçin.

-Sınırı geçerken ayaklarınızda rahat ayakkabı, sırtınızda çift çarşaf olsun. Çarşafınız tellere takılırsa onu bırakın ve diğeriyle devam edin. 

-Çocuklarınız için endişe etmeyin. Sizi sınırdan geçirenler arasında mutlaka erkek olacaktır.

http://t24.com.tr/haber/isidden-mili...-kitabi,289317

Link to comment
Share on other sites

Su anda Irak'ta teror estiren ISID (Irak/Sam Islam Devleti)'in tum yaptiklarinin rehberi Kuran midir?

Ya da Muhammed, diger halifeler ve sonraki SUNNI/SIA Islam devletlerinden farki var midir? 

Kendilerini SUNNI HALEFI diye tanitmaktalar.

Kisaca ISID 7 asir oncesinin dunyasini cografi ve toplum olarak yeniden kurmak mi istiyor? 

Eger sunni muslumanlar ISID'a karsi ise, hangi konularda ve neden karsi?

Link to comment
Share on other sites

IŞİD ne istiyor?
Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD), Irak ve Suriye’de faaliyet gösteren silahlı bir örgüt. Selefi ideolojiye sahip IŞİD Irak, Suriye, Filistin ve Ürdün topraklarını içine alan bölgede Şeriat’a dayalı bir devlet kurmak istiyor. IŞİD ve lideri Ebu Bekir Bağdadi, ABD, AB ve Türkiye’nin “terörist örgütler listesi”nde yer alıyor.

 

Selefîyye ya da Selefîlik, (Arapça: السلفية) Temelleri Takiy’ûd-Dîn İbn-i Teymiyyet’ûl-Harrânî tarafından atılmış olan İslâm Dîni İtikadî mezheplerinden biridir. Selef halefin tersidir ve tarihsel olarak önde olanlar anlamına gelir. Selefîyye, dinde selef kabul edilen kişilere hiçbir değişiklik yapmadan tâbi olmayı esas alır.



Eş'ârîlik ve Mâtûridîlik kurulana kadar Sünni Müslümanlar itikadi yönden Selefîyye'ye bağlı sayılırdı. Müslümanlar arasında mezheplerin kurulmuş olduğu 8. ve 9. asırların öncesinde yaşayan sahabe ve tabiin gibi Müslümanlar Selefi kabul edilir ve doğru yolda olduklarına inanılırdı. İslam tarihindeki en eski hareketlerden biri olan Selefi gelenek; Ehli sünnet-i hassa, Ehli hadis, Ashabul hadis gibi isimlerle de anılmıştır.



Hanbeliliğin de kurucusu olan imam Ahmed bin Hanbel ile ilk devresini yaşayan Selefilik, Harranlı İbn-i Teymiyye ile ikinci aşamasını geçirdi. Günümüzde de devam eden üçüncü kuşağın öncüsü, 18. yüzyılın başında doğmuş olan Muhammed bin Abdülvahhab'dır. Selefiyye terimi günümüzde çoğu kez Hanbeli ekolünden Muhammed bin Abdülvahhab'ın öğretilerini benimseyen ve İslam Coğrafyası'nda karşıtları tarafından yaygın şekilde Vahhâbîlik olarak tanımlanan inanç sistemine mensup kişileri tanımlamak için kullanılmaktadır.

Selefîyye itîkâdî konulara aklın karıştırılması konusunda Mu'tezile mezhebinin tam tersidir. Mu'tezile mezhebi aklı birinci sıraya koymakla beraber akıl ile naklin çeliştiği durumlarda aklı kullanarak tevile gider ve genel olarak felsefeci bir tutum benimserken, Selefiyye mezhebi ise itîkâdî konularda akla yer vermez, sadece nakil (Kur'an ve Sünnet) ile hareket eder. Müteşabihler konusunda müteşabihi olduğu gibi kabul ederek, bu ayetlerde kastedilen mânâyı insanların bilemeyeceğini, konunun mânâsını Allah'a havâle ettiklerini belirtirler.

Yukaridaki aciklamalardan anlasiliyor ki; selefiler/vahabilir.

Birincisi, halefilige karsi selefiligi savunuyorlar.

Ikincisi, mutezile yani akilciliga karsi da; nakilciligi savunuyorlar.

Yine anlasildigi uzere, sunniligin mezheplerinden once selefilik gecerli idi ve tarihte en son bunu vahabilik temelinde ilk uygulayan, Osmanli Imparatorluguna karsi olarak S.Arabistan oldu. Yani halefilige karsi ayaklanma olarak.

Buradaki "akil/nakil" ikileminden, selefilerin; Tamamen INSANOGLU BEYIN FONKSIYON VE YETILERINI HICE SAYIP; TAM BIR KURAN VE HADIS IMANINI savunmalari; INSANOGLU VARLIGINA, SELEFISINE KUL VE KOLE OLMAKTAN BASKA DA BIR SANS TANIMIYOR.

Buradaki tum insani vicdani adil dusunce ve davranislar, sadece NAKLIN EMRIYLE YOK EDILIYOR.

Bir yerde selefiler KENDINI KURAN KATLIAMLARINA HER YONU ILE TESLIM ETMIS, KOLELER.

Link to comment
Share on other sites

ISID Kuran'i mi uyguluyor?

 

Bunu algilayabilmek icin, ISID'in ne yaptigina ve bu yaptiklarinin Kur'an ile ortusup ortusmedigine bakmak gerekiyor.

 

Kuran'dan;
(2-191)öldür,(4-34)döv,(4-89 ve 91)öldür,(5-33)öldür-as-kes,(5-38)kes,(8-12)doğra-parçala,(9-5)öldür,(24-2)sopala-değnekle-kırbaçla,(47-4)boyunlarını vur...

4:93 - Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî olarak kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab ve lanet etmiş ve onun için büyük bir azab hazırlamıştır. 

Demekki ISID'a gore oldurdukleri/katlettikleri muslumanlar mumin degil.

Islam dinine gore/Kuran'a gore kim mumindir.

Eger muminin kim olduguna dair tam bir aciklik yoksa; bu kimin hatasidir?

17:33 - Haklı bir sebep olmadıkça, Allah'ın öldürülmesini haram kıldığı canı öldürmeyin. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine bir yetki verdik. O da öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü ona (dinin kendisine verdiği yetki ile) yardım olunmuştur. 

Demekki ISID'a gore katlettikleri "Allah'inin oldurmesini helal kildiklari" 

5:33 - Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır. 

Demekki, ISID'a gore kendi inanclarindan olmayan diger muslumanlar" Allah ve Muhammed'e ve yeryuzunde fesat cikarmaya calisanlar"

Neden digerleri icin ayni degil?

Bunu uygulayanlar mi/ yoksa uygulamayanlar mi Kuran'i uyguluyor?

8:12 - İşte o anda Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Ben sizinle beraberim, müminlere sebat verin. Kâfirlerin yüreğine korku salacağım, hemen boyunlarının üstüne vurun, parmaklarına, parmaklarına vurun". 

Demekki ISID'a gore katlettikleri muslumanlar" kafir"

Digerlerine gore kim kafir? 

Bir kafiri oldurmeyen, Kuran'a uymus oluyor mu?

47:4 - Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin. Allah'ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz. 

Iste ISID'da fidye istiyor. Allah yolunda olenlerin Yani ISID'A GORE TERORISTLERININ AMELLERI BOSA CIKMIYOR. ALLAH'ININ EMRINI UYGULUYOR.

2:191 - Onları nerede yakalarsanız öldürün ve sizi çıkardıkları yerden onları çıkarın. O fitne, öldürmeden daha şiddetlidir. Yalnız Mescid-i Haram yanında onlar sizinle savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Fakat sizi öldürmeye kalkışırlarsa, hemen onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir. 

ISID'in uyguladigi "kafirin cezasi"

4:91 - Diğer birtakım kimseleri de bulacaksınız ki; hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak isterler. Fitne için her davet olunuşlarında onun içine başaşağı dalarlar. Eğer bunlar sizden çekinmezlerse, kendilerini bulduğunuz yerde yakalayın ve öldürün. İşte bunlar aleyhinde size açık bir ferman verdik. 

ISID'in verilen emre uymasi.

4:89 - Onlar, küfür işledikleri gibi, sizin de küfür işleyip kendileriyle bir olmanızı arzu ettiler. Onun için, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyinEğer bundan yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürünOnlardan ne bir dost, ne de bir yardımcı edinmeyin. 

ISID'in uydugu emir.

9:5 - Şu haram aylar bir çıktı mı artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve bütün geçit başlarını tutun. Eğer tevbe ederler ve namaz kılıp zekatı verirlerse onları serbest bırakın. Muhakkak ki, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. 

Isid'in uydugu emir. Tovbe edenleri bagislamak ETMEYENI OLDURMEK.

Simdi, lutfen demogoji yapmadan ve KAFIRI BIR ATEIST, DEIST, AGNOSTIK V.S. DEGIL DE; ISLAMDAN YA DA KALB ILE IMANDAN SAPMIS BIR MUSLUMAN OLARAK DEGERLENDIREREK YANIT VER.

kIM BU KURALLARI NEYE GORE UYGULUYOR/KIM UYGULAMIYOR?

Islam dini mezhepler arasi savaslarin nedeni; BIR MEZHEBIN KENDINCE DIGER MEZHEBI MUMIN GORMEMESI DEGIL MIDIR?/ ONU KURAN'DAN KALB ILE IMANDAN "SAPMIS" OLARAK ALGILAMAK DEGIL MIDIR?

Kuran'in YAZANLARI HARFIYEN UYGULAMAYAN VE DE KALB ILE IMANDAN "SAPANLARA" EMRETTIGI CEZAYI UYGULAMAK/UYGULAMAMAK KARARINI INANIR VEREBILIR MI?

Mezhepler arasi katliamlar "verdigini" gosteriyor. Bu, Kuran'a gore kalb ile imandan sapmak degil mi?

kisaca kuran'iniza gore inancsiz yok. Ya diger iki ibrahimi dinin inanci var, ya da KURAN'IN DEDIKLERINI HARFIYEN UYGULAMAYAN, KALB ILE IMANDAN SAPAN DIL ILE IKRARDA KENDI YORUMUNU YAPAN var.

O yuzden KURANDAKI KURAN'IN KARSISINA ALDIKLARI; ATEISTLER, DEISTLER, AGNOSTIKLER V.S. DEGIL; KALB ILE IMAN ETMEYEN VE DIL ILE IKRARDA AKIL KULLANAN YA DA YORUM YAPAN MUSLUMANLAR.

Link to comment
Share on other sites

Ayrica Kuran'dan harfiyen algiya gore; Hangi mezhep ve fikih cesidi; kendine gore mumin?

Kendine gore, digerleri; Kafir, munafik, musrikdir? 

Kuranda olmayani Inanca gore degerlendirmek, imansizlik ile esdegerdir.

Bu konuda bir kac aciklama var.

Mumin- iman esaslarini kalb ile tasdik, dil ile ikrar. Iman ile islamin butunlesmesi

Kafir- Kalben inkar ve tesvip edip, bunu dil ile soylemek.

Kafir, muminin zittidir.

Munafik- Dil ile iman ettigini soyledigi halde, kalbiyle tasdik etmeyen

Kufur- Inanc esaslarini toptan ve temelden inkare ve tekzip etme. Sirke nazaran daha genel bir anlam ifade eder.

Musrik- ZATINDA, SIFATLARINDA VE FIILLERINDE Allah'a es ve ortak kosan, ve onun ile birlikte baska ilahlar edinen kimse.

Musrik, elh-i tevhid'in zittidir.

Tevhit- Allah'ın birliğine inanma, bir sayma, bir olarak bakma. 

ehli- evcil, uysal.

Bizler dil ile soylemeyi, KALB YOLUYLA DEGIL DE; BEYIN YOLUYLA YAPTIGIMIZDAN butun bunlar bizim icin gecerli degil.

KALB ILE TASDIK, DIL ILE IKRAR hakikaten kolay olmasa gerek!

Cunku ufak bir sapma, yukarida aciklanan kavramlardan birine esdeger olmaktir.

Mazallah vahsilesmektir. (Ehlinin zitti vahsidir) 

Dedigim gibi, buradaki anlamlar birer Kuran'a ve kalb ile imana ya da dil ile ikrara gore sapmadir.

Yani MUSLUMAN BIR TEMELI OLMAYAN HIC BIR TEOLOJIK OLUMLU/OLUMSUZ GORUSU/INANCI v.s. ICERMEZ.

Link to comment
Share on other sites

Yalniz burada ki ince fark; dini aciklamak ile, kisileri Kuran'a yada islama uymamakla ve istenilen musluman olmamak la suclamak ve de herkesi ayni kefeye koymak farkidir.

Dolayisi ile burada bir yerde gorunurde olanlarin yanlislarini ortaya koymak gerekir.

Mesela ISID'in. Iste burada ISID'dan yola cikip tum inanirlari ISID ile ozdeslestirmek ya da ISID'in yaptigini yapmamak ile suclamak farklidir.

Bizim en temel ISID'dan farkimiz nedir?

ISID kendisine taraftar kazanma adina, kendi yaptiginin Kuran'da yazdigini ve yapilmasi gerektigini soyler. Yani inanirlari radikal/kokenci politik vahsi islama davet eder.

Bizlerde bunun yerine, ayni sekilde inanirlari "Kuran'a uymamak ile suclarsak ya da Kuran ile degerlendirirsek; onlari kazanmak yerine (insanliga vicdana barisa v.s.) onlari aynen, ISID'in ya da ayni mehvaldeki gruplarin kucagina "Bakin sizi davet ediyorlar, gidin" diye itmis oluruz.

O yuzden bir inanir ile iliski kurarken herkes bu iliskideki din konusunu gundeme getirmenin amacinin ne oldugunu cok iyi algilamali.

Milliyetcilikteki kurdleri itme, hatasini burada da tekrarlamayalim.

Link to comment
Share on other sites

Bilidigi gibi Kuran ve icinde yazanlarile tarihteki farkli reel islam yasam iliski duzen sistem farki, Kuran'daki cagdisilik, bilimsel yer almayanlar celiskiler ve hatalar; Kuran'i "kalb ile iman ve dil ile ikrar" temelinde ve de algi ve uygulamadakiaklin ve yorumlarin kullanilmasi temelinde ve de "Kuran'da hic bir celiski yoktur, cunku Allah'in sozudur" sabit bilincalti ve degismez imanve inancida, bir pragmatisizm sezilmektedir.

Yani her iman eden ve inanan, Kurani kendi inancini dogrulamak adina ve imanini percinlemek adina; bu dogrulama pragmatisizminde degerledirmektedir.

Iste bu algidaki pragmatisizm bugun dunya capinda Kuran'in uygulanmasi olarak cok farkli uygulamalar icermektedir.

Evet cunku bunlarin hepsinin reel de yansimasi Kuran'da vardir. 

O yuzden de zaten Kuran yerine gore yetmedigiicin hadisler v.s. ortaya atilmistir, farkli dallar ve ayni dalda farkli mezhrepler ortaya cikmistir.

Zaten tum tartisma da, uygulama da herkesin kendi dogru algi ve iman pragmatisizmi temelinde vuku bulmaktadir.

Burada bu iman ve inanc temelli dogrulamadaki pragmatisizmin algilanamamasi ve dogrulayana gore reel islamdaki dogrulanmayan uygulamalar, ancak "islam bu degil, islam baris dini" bahanesi ile gecistirilmekte ve her pragmatist acisindan da kendi dogruladiugi uygulama "gercek islam" olarak algilanmaktair.

Buradakidiger bir sorun ise, kurana iman ve inancin; iman ve inanctan cikip; politik cikar ve somuru ve de dini temelli bir sistem duzen ve yasam ve iliski bicimine donmesi ve "kula kulluk" uygulamasidir.

Yani Allahlarina olan kulluk, politik cikar ve somuru temelinde din sistem ve duzenini yasam ve iliskisini kendi dogru pragmatizmine gore yonlendirenlere kulluga donusmektedir.

Cunku bu kullukyerine gelmezse cezasi olmek ya da katledilmek ya da uzvu kesilmek kisaca korku ve suru psikolojisinin kurbani ve kuluolmak ve buna biat ve itaat etmektir.

Bu da zaten birey bilincinionleyen sosyal algiyi onleyen herkesi tek bir temelde yoneten veyonlendiren ve yonetenin ve yonlendirenin cikarina ve somurusune yoneliktir.

Bugun islamin en buyuk sorunu bu pragmatisizmin politik cikarve somuru temelindeki guc otorite ve iktidar amacinin her turlu insanlikdisi ve vicdandisi uygulamayi kendikuran pragmatizmleriadina mesru ve mubah kilmaktir.

Iste ISID ve benzeri gucler buna en guzel ornektir.

Bu da zaten emperyalist zihniyetin her turlu cikari ile ortusmekte ve o yuzden de bu ayirici, bolucu katledici kuran pragmatisizmini beslemek, yetistirmek, yardim ve yataklik etmek ile sonuclanmaktadir.

 

Buradaki asil vurgu, her yone cekilebilirliginin aslinda cekenlerce yararciliga gore olmasidir.

Yani her farkli yone ceken, kendi imaninin dogruluk pragmatizizmini icermektedir.

Zaten ilk katliam olan kerbela ve kuran'in farkli yorumlanmasi da bu pragmatisizm temelindedir.

Buradaki pragmatisizm tamamen bir cikar ve somuruye dayanmaktadir. Bu cikar ve somurunun dindarlari da bunun bilincinde olmadan onlara sunulan islamin "gercek islam" oldugunu sanmakta vesaviunmakta ve digerlerine de "islam bu degil" diyebilmektedirler.

 

Diger bir konuda 1960'lara kadar dindarlarin kendi pragmatisizmi mumkunken, bugun nerdeyse o da gitgide kisitlanmak eliyle, Turkiye'de dindarlarin o da giderek kisitlanan bu pragmatisizm hak ve ozgurlugu kalmistir.

Cunku politik cikar ve siyasi duzen olarak kuran'daki toplumsal yonlendirim ve yoneltim agir basmis ve dindarlarin kendi pragmatisizmi hak ve ozgurluk olarak kisitlanmistir.

Yani dindarlara bulundugu cografya ve toplumunun yonetici kadrosu olarak dayatilan ve mecbur kilinan bir hak ve ozgurluksuz din istismarli somurulu katliamli koktenci bir pragmatisizm soz konusudur.

Link to comment
Share on other sites

Burada konuya objektif bakildiginda algi sudur.

Hic bir islam dini uygulayicisi, inaniri ve kuran dili ile iman edeni; ISID, El-Kaide, Taliban, B.Haram ve benzeri koktendinci orgutlenmelerin, tum yaptiklarina bakarak "bunlar islam degil/islam dini bu degil/Islam baris dini" v.s. bir aciklama getiremez. Cunku Kuran'da yazanlar, yukaridaki adi gecen koktendinci orgutlerin yaptiklarini onaylayacak sekilde anlanabilir ve uygulanabilir.

Bunun boyle oldugunu dunya islam cografyasi gayet net gostermektedir.

Ayrica boyle bir aciklama da, bu koktenci orgutler acisindan "islam degil/islam dini bu degil/Islam cihad dini" dir.

Bunun da boyle oldugunu dunya 1970'lerden beri yasamaktadir.

Dolayisi ile islamin ne olup/olmadigi iman etmenin ne olup olmadiginin rehberi kurandir. 

Fark, kuranda yazilanlari kimi oyle anlar ve uygular kimi boyle. 

Her farkli algilayan ve uygulayanin da digerine "islam bu degil" deme hakki yoktur. 

Cunku kuran da yazilanlar her bir sekilde anlanmaya da uygulanmaya da musaittir.

Ayrica, kimsenin "islam degerleri ile kimsenin alay etme ya da bu degerlere hakaret etme hakki yoktur" demesi de, ancak bir ironi olur.

Cunku kuran zaten kuran dili ile iman etmeyenlere her turlu hakareti yapmaktadir.

Belki de bir gun bir yerde birileri Kuran'i "kendine hakaret ettigi" icin de dava edecektir.

Son bir nokta da koktendincilik 1960 sonlari sahneye cikan El-Kaide ile ortaya cikmadi. 

Zaten Afganistan, Cezayir, Iran, Irak, Libya, Misir v.s. gibi ulkeler; o tarihler ile birlikte demokratiklesmek yerine, yonetim ve yonlenim olarak dini radikallesmeyi tercih ettiler.

Yani Arap Yarimadasinin inanci, politik cikara ve devlet system ve idaresine tasimisliginin digger islam kokenli ulke ve toplumlarda temeli, bu koktendinci islam terorizmi ile parallel olarak baslamisti.

Turkiye'de toplum ve yonetim olarak 1980 ler ile birlikte inancin, politik cikara donusumu gecisine basladi.

Boylece islam ayni Arap yarimadasindaki ulke ve toplumlar gibi, inanctan cikip; politikanin ve politik system ve duzenin temelini koktendincilik olarak ele gecirdi. 

Turkiye de icinde bulundugumuz su gunlerde bu yolda hizla ilerlemektedir.

Burada inanirlara buyuk gorev dusmektedir. Ya islam dini inancini ve imanini uygulamasini inancta tutacak ve politikanin bir somurusu olmasini onleyecek ve de sosyal olarak radikallesmek yerine demokratiklesmeyi benimseyecek ve bunun mucadelesini verecek; ya da tamamen radikallesmenin bir emir eri, kulu biatcisi ve itaat edeni olarak kalacaktir.

Iste toplumumuzun ve farkli halklarinin ve kesimlerinin ivedi karar vermesi gereken nokta da burasidir.

Nedir islam?

Sadece inanir ve iman edenlerin, bir inanc ve iman uygulamasi midir?

Baska inanc ve iman uygulama ya da inanmama ve uygulamamalari ile birlikte bir cografya ve toplumda demokratikleserek yasayabilir mi?

Ya da bir devlet hukumet yonetim yonlendirimi olarak politik dinci cikarin getirdigi bir radikal tek duze baskasina yasam hakki vermeyen ve herkesi kendi Kuran'i anladigi ve uyguladigi gibi inancina ve imanina mahkum etme Adina cihad eden bir duzen/sistem midir?

Herkes bu sorulari iyi dusunmeli ve yanitlamalidir, yarin basta ulke ve toplumumuz icin, cok gec olabilir.

Link to comment
Share on other sites

Kronolojik olarak Kur'an'ın ilk yazılan ayetin Alak suresinin birinci ayeti olduğuna inanılır: "Oku O yaratan Rabbinin adıyla!"

Evet Kuran bu ayete gore, "Allah adiyle" okunacak.

Iyide okumak yeterli degil ki!

Nasil anlanacak ve uygulanacak?

Sonucta yazan bir seyi her okuyan kendi beyin duzeyinin ya da kendisine dogumdan verilen degerlerin temelinde okur ve dolayisi ile her bir okuyan, ayni seyi okudugu halde de farkli algilar.

Iste bu temelde "kuran'i anla ve uygula" degisim gosterir.

Kur'an ayetlerinin ne şekilde anlaşılması ve yorumlanması gerektiği ile ilgili mezheplerin değişik görüşleri olmuştur.

Kur'an ayetlerinin yorumlanmasına karşı çıkan ve sadece anlaşıldığı üzere ve dış şekliyle tatbik edilmesi görüşü; Selefilik ve zahirilik,

Ayetlerde derin anlam ve işaretlerin bulunduğu ve asıl anlamlarının bunlar olduğu görüşü; Batıni-tasavvufi ve hurufi görüşler,

Ayetlerin akıl ile yorumlanması, Akılcılar (mutezile),

Ayetlerin akıl ve nakil ile birlikte yorumlanması; Hanefiler

Ayetlerin nakil ile yorumlanması; Nakilciler, hadis ve sünnetçi (sünni)ler,

Nakli reddeden ve sadece Kur'anı kaynak kabul eden Kur'ancılar.


Bunlardan hangisi Anadolu tarihinin ve toplumumunun inanclilarinin "kuran'i anlamasi ve uygulamasi?"

Burada ilginc olan "Benim her turlu rehberim, Kuran'dir" diyenlerin; aslinda soylendigi gibi Islam dininin en nicelikli toplumu olan sunniler olmadigi.

Kur'ancılık (Arapça: قرآنيون‎ Qurʾāniyūn) ya da Kur'an Müslümanlığı sadece Kur'anı İslam'ın ana kaynağı olarak kabul edip diğer İslami kaynakları (Hadis, İcma, Kıyas, vb.) reddeden düşünce sistemi.[1]

Kur'ancılar genel manada Kur'anın herhangi bir açıklamaya ihtiyaç olmaksızın anlaşılabileceğini, bunun yanında hadislerin korunmadığını, korunan kitabın ve sözün yalnız Kur'an olduğunu ve sağlam kabul edilen hadislerin dahi şüphe taşıdığını ve şüphe taşıyan hiçbir metnin dini kaynak olamayacağını iddia ederler.[2] Kur'ancılar bu düşüncüleriyle İslam'ın iki ana mezhebi olan Sünnilik ve Şiilik'ten ayrılırlar

Turklerin musluman oluslari ve Anadolu'ya gelisleri temelinde tarihi olarak Anadolu topraklarindaki yaygin islam anlayisinin (bugunku araplastirma politikasini hesaba katmadan) en son Osmanli dahil, hangi temeldeki "Kuran'i anla ve uygula"oldugunu ortaya koyabilecek olan var mi?

Evet, Kuran'i oku da; nasil ve neye gore anlayacak ve uygulayacaksin?

Bu konuda, Muhammed, yukaridaki "anla ve uygula" lardan hangisini temsil ediyor, ya da etmiyorsa; bu konudaki onerisi nedir?

Bu tarihte ilk defa ne zaman ve neden degismistir?

Yani "kuran'i anlama ve uygulama" farklilik tartismasi ne zaman ve neden baslamistir?

Burada "anlama ve uygulama" disinda acikca "Allah Adina ol ve oldur" dendiginde bu ayetin ya da surenin cesitli nedenler ile "es gecilmesi" ne zaman ve neden baslamistir?

Link to comment
Share on other sites

  • 8 years later...

IŞİD daha çok kendini Kur'an'a göre değil de Muhammed'in söylediği iddia edilen sözlere göre dizayn etmiş.

Bu durumda hadislerin doğru olduğunu  varsaydığımızda tamamen ortaya çıkan şey İslam'ın terörü övdüğü ve desteklediğidir.

 

Avrupa'nın bunu bile bile gevşetmesi de kendi topraklarında işidçi militan yetiştirmesi anlamına geliyor.

Yukarıdaki işidin el kitabında yazan maddelere baktığımızda tamamen yardım dernekleri görünümleri üzerinden , vicdan yaparak hareket ettikleri çok açık.

Zaten başka türlü insanları kandıramazlar.

Filistin olayında da direkt çocuklar ve bebekler üzerinden martaval okumaya başlamaları tesadüf değil.  Terörü vicdan yaparak gizleme martavallarını kim yapıyorsa IŞİD ile sıkı fıkı işbirlikçidir.

Çok net.

Misilleme korkusu ile göz yummak Türkiye için bir acizlik göstergesidir. Bu acizliği gösteren ise ne gariptir ki yine siyasal islamcılardır.

Kemalizmden bu kadar taviz alamayacaklarını bildikleri için Atatürk düşmanlığını devam ettiriyorlar.

IŞİD tespit komisyonu kurulmuşmudur bilmiyorum ama eğer böyle bir birim varsa şunlara çok dikkat edilmelidir.

1-Türkiye için vicdansız davranıp başka ülkeler için sürekli vicadan yapmak örneğin depremde , selde , göçükte kader diyerek geçiştirmek.

Tehlikeyi ve üzüntüyü hep uzaklarda gösterip siz yine iyisiniz diyerek para toplamak.

2-Atatürk ve Kemalizm düşmanlığı yaparak cumhuriyet ve laikliği hedef almak. Askerlik yapmamak için aşırı kilo alıp çürüğe çıkmak. Osmanlıyı sevmese bile sırf Atatürk'ü karalamak için Osmanlıyı sürekli övmek.

3- Kendi emelleri için kendi kurallarını çiğnemek. Bakınız eskiden komnist ateist olanların siyasette bir anda AKP'ye geçmesi. Yada radikal sol örgütlerden Filistin'e özgürlük savaşçısı gönderme durumları..

Bunlar İslami terörün üç temel tespit ana maddesidir.

Takiyye yapıyorlar sözünün üç ana unsurudur.

Link to comment
Share on other sites

On 06.10.2015 at 01:14, evrensel-insan yazdı:

Hazreti Muhammed'in "râye" ismi verilen bayrağı siyah olduğu için cihad bayrakları Abbasîler'den itibaren hep siyah renkte olmuş ve Abbasîler ile mücadele eden son Emevî Halifesi İkinci Mervan'ın kırmızı bayrak açmasının dışında bu gelenek günümüze kadar devam etmiştir. Bugün cihad iddiasında bulunan el Kaide'den IŞİD'e kadar ne kadar örgüt varsa, hepsi aynı gelenek uyarınca siyah bayrak kullanırlar.

Bu işler neye niyet neye kısmet. Genelde insanlar gücü ve gizemi temsil eden sembolleri benimserler. Ama öyle oldukları anlamına gelmez. Bakarsın siyah bayraklı Amerikalı askerler çıkıverir.

Tüm terör örgütleri kendilerini böyle bir şeye dayandırıp motivasyon kaynağı elde ederler.

Link to comment
Share on other sites

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Sign in

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now
×
×
  • Create New...