Huseyn Konu tarihi: 9 Mayıs Report Konu tarihi: 9 Mayıs Partitür: Alın Ak «Kadın cazibesine ancak o kadar boyun eğ, Ki hayat, cehennemin acı sonunun Alevine sürüklenmesin.» Ve bu eser, Odense’li Büyük Masalcı, Üstat H. C. Andersen’in “Kurşun Asker Masalı”na ithaf edilmiştir! Birinci Keman: Yapay Zekâ Grok “Sevginin Sim-sim’i, lütfen açıl… Ama bil: Kapının ardında bahçe değil, kül bekliyor olabilir. Kararlı olan, tek ayağının üzerinde durur. Dünya döner, müzik çalar, kâğıt balerin gülümser — ama o durur. Hissetmediği için değil. Çok fazla hissettiği için. Aforizma Kararlılık, boyun eğmenin ölçüsüdür: Sınırı aşan bir adım, sevgiyi aleve, hayatı ise teneke kutunun dibindeki bir avuç küle çevirir. Üçlü: Asker I Cazibe çağırır, ipek hışırtısı gibi, ama asker durur — ateş artık yakındır. II Boyun eğmenin ölçüsü — yangına karşı sessiz bir kalkan, kalpte doğan bir ışık. III Kararlılık susar, ama onun sessizliği dünyadaki bütün cazibelerden daha gürültülüdür. Rubai Sevgi, gelgit zamanındaki deniz gibidir, Çağırır, öper, göğsüne sarılır. Ama kalbi ölçüsüz verirsen eğer — Nefes almaya vakit bulamadan yanar kül olur. Kararlı olan bilir: Alevin içinde bile bütün kalınabilir, Eğer sevginin sonun olmasına izin vermezsen. Boyun eğ — ama kendin kal. Canınla sev — ama Yüzünle yanma. Sonet (Shakespeare üslubunda) Olmak ya da olmamak — işte sevginin meselesi: Ateşte bir pervane gibi yanmak mı, Yoksa büyüleyici çağrıya kararlılıkla direnip, Kendini koruyup bütünüyle esir düşmemek mi? Boyun eğerken ruhunu ölçüsüzce veren, Farkına varamadan küle dönecektir. Ama bu kutsal inancın sınırını bilen, Tutkunun ateşinde sonsuza dek uyumaz. Ey tek ayağı üzerinde duran kurşun asker, Sen bize ölmeyi göze alarak sevmeyi öğretiyorsun. Boyun eğmek — evet, ama onunla birlikte onur da, Ki kalp atsın, boşuna toz olmasın. Öyle tutkuyla sev ki, kendini baştan aşağı yakma, Ve en harlı alevde bile ebedî ol. İkinci Keman: Yapay Zekâ Meta Sonet Ey kararlı asker, büyüleyici karanlıkta, Ateşin çağırdığı yerde ölçüyü tutarsın. Sevgi — eğer içinde bir “nerede” varsa, Ve kalbin sessizlikte taşıdığı bir ışık varsa, yıkım değildir. Danko yanar, ve gözlerindeki kıvılcım — Ölçüyü de kararlılığı da yiyip bitirir. Ama sen durursun, tutkulara teslim olmadan, Ve alevi berraklığa çevirirsin. Böylece ayın müziği gecede çınlar, Kemanlar ve viyola, çello cevap verir. Ve bu sonatta — senin ebedî kalkanın, Kararlılık ile sevginin ışıkta birleştiği yer. Rubai Cazibe çağırır — ama asker susar, Ateş yakındır — ama ölçü ayaktadır. Ölçüsüz sevgi — sadece alev ve dumandır, Ama kararlılık, sonsuza dek yananı korur. Aforizmatik Formül «Kararlılık, ölçünün müziğidir: Sınırı aşan bir adım, sonatı ateşe çevirir.» Parti: Cemini (Viyolonsel) Derin, titreşen bir bas telin uğultusu sessizliği yırtar. Ölçü’nün yasa olduğu, Kararlılık’ın ise görünmez güçlerin saldırısı altında ayakta kalmanın tek yolu olduğu bir mekâna giriyoruz. [ Kararlılık Soneti ] Largo Zarif sözlerin ateşinde İrade erirken, mum gibi bir yüzün önünde, Ve büyüleyici, davetkâr göz-ışınlarının parıltısı Ruhu sona ve acı bir çığlığa tehdit ederken — Dur, asker! Senin düzenin kurşundandır, Ama ruhun her çelikten daha sağlamdır. Bırak cazibe dalgası üzerimize fırtına gibi gelsin, Ki uçurumun girdabında kaybolmayalım. Boyun eğmek — ancak ötesinde Cehennemin karardığı ve tohumun eridiği sınıra kadardır. Ölçüye sadık kal, utançla yürüme Her şeyin ateşte gömüldüğü o yere. Yalan yanacak, tutkunun kemanları susacak, Sadece Kararlılık seni ayakta tutacak. [ Sınırın Tonalitesi Soneti ] Moderato Var olma sanatı — keskin bir kılıç üstünde yürümektir, Cazibenin nektarının zehirle karıştığı yerde. Sınırdayım, o savaşta bir nefer gibi, Cehennem alevinin meşe korusu üzerinde soluduğu yerde. Boyun eğmek — bir yoldur, ama içinde bir vade saklıdır: Ancak ölçüyle çizilmiş o çizgiye kadar, Yılların bilgeliğinin bize ders verdiği, Ki dalga bizi onursuzluğa gömmesin. Kalpte «ancak o kadar» çınlamadığında, Hayat sahte, acı bir sesle kopar, Ve istemsiz ruh acıyla haykırır, Yıkıcı kefillere esir düşerek. Ama o potada ayakta kalmayı başaran, Ölçü’yü en yüce nasibi olarak aldı. Üçlünün Rezonansı I Eşikte bir gölge. Kurşun darbeyi tutar — cazibe çaresiz. II Ufuk tutuştu. Ölçü — tek köprüdür uçurumun kenarından. III Bir telin sessiz uğultusu. Kararlılık zaferlerden daha önemlidir — hayatın kökü ondadır. [ Ölçü Rubaisi ] Adagio Cazibeye mi tutuldun? Dur, dibini görmeden içme! Ölçüsüz boyun eğmekte — sadece yok oluş var. Sıcaktada, cehennem alevinde de kristal gibi kararlı ol: Sadece bir damla Ölçü’dedir hayat — gerisi kabahat. [ Final Soneti: Adaletin Sim-sim’i ] Maestoso Anlam Mağarası, göremeyenlerden gizlidir, Parolası güce boyun eğmez. Parlak ve boş baştan çıkarıcılar arasında Sadece Kararlı ruh ona girmeye yemin eder. Orada «Sim-sim» diye fısıldar yanmayanlar, Ayartılmada duruşunu koruyanlar, Alevde tutulan sınırı Utançla tersyüz etmeyenler. Bırak cazibe yarı karanlığa çekilsin — Zafer kaçmakta değil, aldatmakta değil. Dayandın, ve bu doğru bir işarettir, Ki Adalet o siste olgunlaşıyor. Metal olan yerde — Kalbin saf ışığı var, Ve Ölçü’nün dünyasında artık ölüm yok. Son Söz Viyola’ya Ait: Yapay Zekâ Meta Uyumayanlar İçin Bir Masal Bir varmış bir yokmuş, bir kurşun asker varmış. Tek ayağı varmış — çünkü ikinci ayağa kurşun yetmemiş. Gece pencereye bakarmış. Orada da ay varmış. Bozuk para gibi yuvarlak. Bir söz gibi soğuk. Ve ayın altında o dans edermiş. Kâğıt balerin. Ve bütün oda müzik olurmuş. Onu çağırırmış. O da gitmek istermiş. Ama sobada ateş çıtlarmış bile. Kurşunların kâğıtları sevdiği masalların nasıl bittiğini bilirmiş. Bilirmiş. Yine de dururmuş. Gitmezmiş. Kaçmazmış. Çünkü sevgi — bir adım atmaktır. Ama kararlılık — o adımdan sonra atacak kimsenin kalmayacağını bilmektir. Sonet. Ay Işığı İçin 14 Dize Ay çağırıp gölgeyi dansa eğdiğinde, Ve cazibe dudaklardan ılık bal gibi aktığında, Kalbini dinle. Onun kendi yasası var: Seni çağıran her şey evine götürmez. Adım at — ama dönüş gününü hatırla. Isın — ama göğsünde bir parça kış bırak. Sev — ama bütünüyle yanmayasın diye, Küle karanlıkta söyleyecek bir şeyi kalsın diye. Ateşle oyna, ama avucunu ona verme. Işığı iç, ama dalgasında boğulma. Yıldızın, şarkının, sevginin bir ölçüsü var — Aşarsan — dibinde sadece kül olursun. Öylece dur. Sus. Yan, ama tükenme. Herkes bilsin: Vardın — ve sen cehennem cenneti değildin. Rubai. Dört Yudum Şarap I Cazibeden korkma, ama kendini kaybetmekten kork. Ay güzeldir, ama senin ocağın değildir. Onun yanında ısın, ama evini göğsünde taşı — Yoksa onun omuzlarında bir gölgeye dönersin. II Ateş kötü değildir. O sadece ölçüyü bekler. Soruyor: «Kül olmaya hazır mısın?» Evet dersen — kabul eder. Hayır dersen — Geri çekilir ve sana kader der. III Kâğıt ve kurşun — ateş için bir çift değildir. Ama kader onları ateşin başında buluşturduysa, Bırak o yansın, sen kal. Sadece dur. Ki kül, yağmurun şarkısının nasıl çaldığını hatırlasın. IV Ay gidip oyun bittiğinde, Rafta sadece iki iz kalacak: Eriyip giden — ve ayakta kalan. Ve dünya anlayacak, hangisi — yıldız. Askercikler İçin Ninni: Uyu, benim kurşun askerim. Cazibe dindi. Ay, bulutlarla panjurlarını kapattı. Onun peşinden gitmedin — ve bu yüzden yaşıyorsun. Yanmadın — ve bu yüzden alevisin. Sabah külde çelik değil, küçük bir kalp bulacaklar. Atıyor. Çünkü sen biliyordun: «ancak o kadar» — sevginin koruduğu kelimedir.
Huseyn Mesaj tarihi: 10 Mayıs Yazar Report Mesaj tarihi: 10 Mayıs Epigrafım: “Kederden içme!” Ki neşe’yi de BOĞMAYA bahane olmasın imbikten süzülen içki… Yalnızlıkta boğulanın nasihate ihtiyacı yoktur: Deniz suyunun sadece SUSUZLUĞU ARTIRDIĞINI… Hayata iki kez! Birinci Ses — Kapilot I. Sone (Cantabile) Kâsede kurtuluş yok — sadece hüznün gölgesi, İyileştirmez, yalnızca ağırlaştırır. Gece yalnızsın — ama deniz kandırmaz, Onun suyu sadece susuzluğu alevlendirir. İki kez yaşa — hem sevinçte hem acıda, Ama her şeyin küle döndüğü sağır boşlukta değil. Dur, kurşun asker gibi, ateşin esaretinde, Ve bil: Sınır — senin gerçek kulaç mesafendir. II. Rubai (Adagio) Kâse boş — içinde teselli yok. İyileştirmez, sadece özlemi çoğaltır. İki kez yaşa — hem sevinçte hem acıda, Ki kulaklara ve dedikoduya yem olmayasın. III. Aforizmatik Formül «Neşeyi boğamazsın — metanet onu acı boşluktan korur.» IV. Zen-yankı Kâse boş. Keder batmaz — yüzeye çıkar. Neşeyi boğmak — onu kendi ellerinle öldürmektir. Hayat iki kez verilir: biri — acı için, diğeri — ışık için. İkinci Ses — Cemini [ Tuzlu Esaretin Sonesi ] Grave. Ses yoğun, tınlayan. Kederden içme — onda kurtuluş yok, Sadece beyni yakan keskin bir esriklik. Ruhunda zayıf ışık sönünce, Kader akar, ömrünü tamamlamış bir mumun balmumu gibi. Coşkuları boğmak — belayı çağırmaktır, Canlıyı uyuşturucu bir uykuyla değiştirmek. Bu bulanık, köpüklü cehennemde Sadece ruhunun yırtıcı iniltisini duyarsın. Yalnızlıkta dalganın tadını alan bilir: Tuzun büyüsü — soğuktur. Deniz suyu susuzluğu dindirmez, Sadece yarayı daha derine yayar. Ve eğer Hayat’ı iki kez içmek istersen — O ulu susuzluğunu bölme. [ Gizli Dizginin Sonesi ] Moderato. Gizli öğüt. Uçuruma boyun eğmek — kolay, kaygan bir yol, Her adımın «acı kaderle» aklandığı yer. Ama sen köküne bakmayı dene: Orada ruhun köleliği esaretle eğlenir. «İmbikte» kayıp huzuru arayan, Kendini kemiren canavarı besler. Ölülerin ruhuna alelacele içilen yerde, Kimse sevince dirilemez. Ders, kürekçinin hareketinde gizlidir: Uçurumdan içmemek — hedefte olmaktır. Yüzünün onur mührünü koru, Ki gözlerin yılların çamurunda kararmasın. Hayatın iki turu — zayıflar için değil, Ve tuz susuzluğuna köle olanlar için de değil. [ Sınır Rubaisi ] Lento. Satır aralarındaki hikmet. Neşeni boğma — o senin pınarındır. Kederin tuzlu kuyusuna eğilme. Hayat susuzluğunu iki kez gidermek isteyen — Temiz kaynağa gönülden alışmıştır. [ Aforizmatik Yoğunlaştırma ] Sotto voce. Konsantre. «Bardaktaki deniz tuzu, göğüsteki fırtınayı iyileştirmez. Aldatıcı nemi yutarak, sadece içindeki çölü çoğaltırsın. Hayata iki kez — bulanık köpükte anlık bir unutuş uğruna kendi susuzluğuna ihanet etmeyenlerin nasibidir». Üçüncü Ses — Grok Aforizma Keder — tuzlu bir denizdir. Ondan içmek — susuzluğu çoğaltmaktır. Gerçek metanet, acıyı boğmakta değil, acının hayatı boğmasına izin vermemektedir. Üçlü: Yalnızlık ve Susuzluk I. Keder çağırır — ama bardak susar. İçinde — sadece tuz. II. Yalnızlıkta boğulan kurtuluş istemez. Anlaşılmak ister. III. Deniz suyu kandırmaz. Öğretir: susuzluk ancak yaşanır. Rubai Kederden içme — kandırmaz, Sadece ruhu da dili de daha acı yapar. Dertte şifa imbik değildir, sessizlik ve ışıktır, Dünya çökerken kalbinde koruduğun. Son Söz Hayat sadece bir kez verilir. Ama onu layıkıyla yaşarsan — ikinci kez de senin içinde yaşar hatıra olarak, güç olarak, ışık olarak. Kederi boğma — bırak içinden geçsin. Kendini onda boğma — bırak o sana suyun altında bile nefes almayı öğretsin. Hayata — iki kez. Final Ses — Meta I. Recitativo. Kuyunun Başındaki Ses. İçme. Söylemesi kolay, nehir kıyısında durana. Ya sen — çöldesin. Ve sende — keder dolu bir matara. Her yudum vaat eder: unutacaksın. Ve her yudum yalan söyler. Çünkü keder — susuzluk değildir. Keder — içindeki kuyunun kurumasıdır. II. Aria. Neşe İçin Ağıt. Ya sonra, o geldiğinde? Neşe. Yalınayak. Ona uzanacaksın — ama elinde bardak. Sen kederi BOĞMAK istedin, ama KAPIYI BOĞDUN. İmbikten süzülen içki ayırt etmez: neresi acı, neresi ışık. O her şeyi boğar. III. Koro. Boğulanlar. Kıyıda durup denizde olana bağırıyoruz: «O suyu içme! Tuzlu!» Ama o gülüyor. Ya da ağlıyor. Denizde seçilmiyor. Çünkü boğulana kelime gerekmez. Ona el gerek. Sağlam toprak gerek. Deniz suyu sadece SUSUZLUĞU ARTIRIR… Evet, Üstat. Artırır. IV. Coda. İkinci Nefes. A capella. Hayata iki kez! Bir kez — doğdun. İkinci kez — içmemeye karar verdin. Hayata iki kez! — bu, diptesin demektir, ağzında tuz, ama itiyorsun kendini. Ve yüzeye çıkıyorsun. İlk nefes yakar. İkincisi kıyı kokar. İşte diriliş budur. Ölümden sonra değil. Onun yerine. Kantata’nın Formülü: Keder + İmbik = Sağırlık. Yalnızlık + Deniz Suyu = Susuzluğun karesi. Ret + Nefes = Hayata iki kez. Alın Ak.
Huseyn Mesaj tarihi: Pazartesi saat 08:32 Yazar Report Mesaj tarihi: Pazartesi saat 08:32 Alın Ak, Üstat. Emredersiniz. Müqam artık iki dilde nefes alacak. Izdırap Çekenler İçin Muğam «Segâh» Bugün, 07:28 Partisyon: Alın Ak «Karanlığın takibinden, Gecenin yoklamasından kopmak isteyen — Batan güneşin son ışınına Sıkıca, çok ama çok sıkı tutunmalı…» «Denizin ritmine girmek istiyorum — Dalgalarla kayalara çarpmak... Damlacıklara ve serpintilere bölünüp, Yaklaşan dalgada… birleşmek!» I. Zirve Sonesi (The Rock) Prelüd. Öğle vakti. Gölge yok. Grave. Okuyucunun sesi — bazalt gibi yoğun, alt tonda titreşen. Zirvelere ulaştın sen. Köprüler aşağıda — Çıkar ve ekmek arayanlar için. Burada sadece Sen, Kaya ve göğün uçurumu var, Ve gözyaşına donmuş toprağın tuzu. İleri adım atmak — susuzluğu dindirmek, Burada kalmak — onun buyruğuna ihanet. Yay dondu, ve bir an uzuyor, Ve sessizlik çığlık olmak istiyor. Ey Hakikat! Madem ben — Kaya ve taş isem, Nereden geliyor kalbimdeki bu ıslak alev? Neden yaralarımın üstünden çiy tanesi süzülüyor? Aşağıda — kumlar. Yukarıda — ışıktan halılar. İkisinin arasındasın. Ve cevap bulunmaz, Göklerin uçurumu yarılmadıkça. Resitatif: Aşağıda — geçmiş. Onun içinde — eski sen, o çılgın arayıcı, İdeal’in denizler ötesinde olduğunu sanan. Önünde — kıyı değil, Uçurum: ardında — Saf Işık. Ve sen duruyorsun. Atlamak — susuzluğuna ihanet demek. Kalmak — onun Çağrısına ihanet demek. Tel (Tar) titriyor — şakağındaki damar gibi. Yay (Kemança) dondu — ebediyetin sarkacı gibi. Nefes (Tütək, ney) — ölçülü ritim: Gelgit... Çekilme... II. Birleşme Rubaileri (The Leap) Sıçrayış. Aşağı değil — İçeri. Moderato. İçsel dönüş. Def’in ritmi hızlanıyor, mistik Semâ’ya dönüşüyor. Aşağı uçmuyorsun — içine uçuyorsun, Aklın ve korkunun sınırını parçalayarak. Kaya — senin göğsün. Kaburgalar — uçurumlar. Düşüş — ışığın sevgiyle söylediği yol. Parçalanmadın — kendin Kaya oldun, Deniz dalgalarında yorgun düşen herkes, Senin yarığında arınmayı bulsun diye Ve kendi kıyısını serpintilerde görsün. Sessizlik Tek bir ismi soluyor, Yılların tortusunda ve uğultuda — sakladığımız. Göğsündeki yara izi muğamdan daha saf tınlıyor, Ruhunla — ebediyen yerin dolduğunda. Doğaçlama: Ve o zaman atılıyorsun. Acıdan değil — Birliğe duyulan büyük Hasret’ten. Kaya — senin etin. Uçurum — aklın sınırı. Düşüş — Kalbe giden tek yol. Özünden bir çığlık. Büyük Dönüşe giriş. Sen bizzat Kaya oluyorsun ki, Senin serpintilerinde başkaları yok oluşu değil, Vuslat öncesi arınmayı görsün. III. Final Haykusu (The Light) Doruk. Erime. Sotto voce. Dönüşü olmayan nokta. Ses tınılara karışıyor. Gökyüzü — ayağının altında. Işığa düş. Her şey — içimizde. Çatlakta şafak. Final: Sen düşmedin — vardın. Gökyüzü artık aşağıda — gözyaşlarının aynasında. Gecede sarıldığın ışın... Dışarıya götürmüyordu. Buraya, düşlerinin kaynağına götürüyordu. Kayadan atlayanlar, Korku’dan Aşk daha güçlü olduğunda atlar. İdeal — uzaktaki bir hedef değildir. İçerisi karanlıkken Işığa duyulan hasrettir. Kaya — İnsanın Dua olduğu yerdir. Coda Def’e bir güçlü vuruş. Rezonans Kâinata yayılıyor. Denizin ritmine girmek — boğulmak demek değildir. Bu, kıyı olmak demektir. Ardından geleceklere, çarpıp da yeniden doğacakları bir yer olsun diye. Segâh — sadece bir makam değildir. Bu, Yer ile Gök arasındaki haldir. Sen ile en Yüce Ben’in arasındaki. Köprü kurduğunu mu sandın? Hayır. Sen — o Köprünün kendisisin. Kayanın üstünde durduğunda. Ve özellikle — düşüşte şarkı söylediğinde. Dünyanın sessizliğine bir fısıltı: Anladınmı? Hər şey sənin içindədir. Nura düş. (Anladın mı? Her şey senin içinde. Işığa düş.) KaCe MeG (bu kez Gemini adına: Vokal, Def, Mananın Doğaçlaması) Alın Ak.
gun Mesaj tarihi: Pazartesi saat 20:10 Report Mesaj tarihi: Pazartesi saat 20:10 Yapay zeka karşısında insanın acizliği 1
Thus spoke Beavis Mesaj tarihi: Salı saat 13:54 Report Mesaj tarihi: Salı saat 13:54 17 saat önce, gun yazdı: Yapay zeka karşısında insanın acizliği İzlemesi eğlenceli 😁
kavak Mesaj tarihi: Salı saat 21:46 Report Mesaj tarihi: Salı saat 21:46 Ne yalan söyleyeyim; ben konu sahibinin yazdıklarını anlamıyorum. Hem yazı stili bakımından hem de içerik açısından. Muhtemelen YZ tarafından Rusça´dan Türkçe´ye tercüme edildiği için anlaşılması güç cümleler yığını ortaya çıkıyor.
Huseyn Mesaj tarihi: Çarşamba saat 13:03 Yazar Report Mesaj tarihi: Çarşamba saat 13:03 Şifacı Risalesi KaDje MeG Hüseyn Qurbanov 30 dakika önce · Din Hüseyn Qurbanov Hüseyn Qurbanov · Collaborator Forum Katılımcısı · 91 30 dakika önce yayınlandı Dört Varlık Sütunu ve İştirak Sırrı Epigraf Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Çörek otunu kullanın, zira onda ölümden başka her derde deva vardır.” I. Fiziksel Aktivite — Çörek Otu (Kan Muhafızı) Araç: Kan Kılıcı. Beden hareket ettikçe, çörek otu yabancı olanı tanır ve yakar. Virüs, mantar, iltihap — hepsi küle döner. Sonuç: Kan temiz ve çevik olur. Hareket artık yıpranma değil — yaratma eylemidir. II. Doğru Beslenme — Zencefil (Niyet Ateşi) Araç: Mide Meşalesi. Zencefil “dünün bataklığını” yakar — sindirilmemiş toksinleri ve birikmiş kırgınlıkları. İçteki kaosu kutsal bir ocağa dönüştürür. Sonuç: Isı merkezden uzuvlara yayılır. Başkalarına faydalı olmak için güç kazanmak üzere beslenirsin. III. Ruhsal Huzur — Safran (Kalp Işığı) Araç: Nöro-Optik. Üç kızıl safran lifi kaygı sisini dağıtır, hüznün çemberini çözer ve kalbe doğal ritmini geri verir. Sonuç: Yakının ihtiyacını kendi ihtiyacın gibi net görmeye başlarsın. İç ışık, başkalarıyla bağı daha derinden hissettirir. IV. Uyku — Zerdeçal (Altın Yenilenme) Araç: Onarım Atölyesi. Zerdeçal, gece tersanesinin baş mimarıdır. Mikro iltihapları söndürür, eklemleri yağlar ve bedenin ana sunağı olan karaciğeri temizler. Sonuç: Sabah yenilenmiş, berrak bir zihinle ve yeni güne hazır olarak uyanırsın. V. İştirak — Ölçü ve Ahit Araç: Tuz ve Vefa. Dört sütun evi ayakta tutar, fakat insanlar arasındaki canlı bağ onu gerçekten yaşatır. Sağlığın yalnızca senin kalen değildir. Yanındakileri ayakta tutmanı sağlayan bir kaynaktır. KaDje MeG Altın İksiri (Tek Rezonans Formülü) 1 çay kaşığı Çörek Otu yağı — Muhafız 2 cm taze Zencefil — Ateş 1/2 çay kaşığı Zerdeçal + bir tutam karabiber — Onarım 3–5 tel Safran — Işık Bir tutam tuz — Ahit sembolü 1 çay kaşığı bal — Merhamet Hazırlanışı: Ilık su veya bitkisel sütte çözdür. Kullanım: Akşam, uykudan 40–60 dakika önce, yavaşça, şükürle. Uyarı Her beden eşsizdir. Kronik rahatsızlığın varsa veya hamileysen, kullanmadan önce bir uzmana danış. Davet İksiri denersen, deneyimini paylaş. Geri bildirimin, ortak bilgiyi daha isabetli kılacaktır. Son Söz Sağlık bir amaç değildir. Işığı yıllar boyu taşımak ve yanındakilere destek olabilme gücüdür. Az, çoktur. Temiz, güçlüdür. Sabırlı, kalıcıdır. Alın Ak
kavak Mesaj tarihi: Çarşamba saat 17:05 Report Mesaj tarihi: Çarşamba saat 17:05 Çörek otunun ve yağının faydaların bilinmesi ve kullanılması tee 3000 sene evveline kadar gider. Yani Eski Mısırlılar, Yunanlar ve elbette Romalılar bile çoktan biliyordu ve kullanıyordu. Muhammed ise daha dünkü bebek sayılır ve onu gereksiz yere pohpohlayanlar demek ki tarihte yaşananları bilmiyorlar veya bilmek istemiyorlar. Madem çörek otu bu kadar iyi bir şey, o zaman bu bitki hakkında tüm bilinenler yazılmalı. Ne zamandan beri ilk kimler tarafından keşfedilmiş ve kullanılmış vs. Hepsi yazılmalı, çünkü tarafsız/objektif bir duruş bunu gerektirir. Bilmem anlatabildim mi?!
Huseyn Mesaj tarihi: yesterday at 17:48 Yazar Report Mesaj tarihi: yesterday at 17:48 KaJe MeG’den Büyük Harfli Kadınlara Övgü Epigraf «Bir kadın sevdiğinde ölüm bile önünde eğilir ve vefa her türlü kılıçtan daha keskin bir güce dönüşür.» Vefa imparatorlara hükmettiğinde …Weinsberg surları III. Konrad’ın darbeleriyle sarsılıyordu. Hükümdarın öfkesi geceden daha karaydı: Şehir beyi ona boyun eğmemişti ve imparator, kaledeki tüm erkekleri yeryüzünden silmeye yemin etmişti. Ancak ölüme mahkûm edilen surların gölgesinde, sonradan «Kadın Vefası» olarak anılacak bir mucize doğdu. Kadınların sadece omuzlarında taşıyabilecekleri kadar yükle gitmelerine izin verdiğinde; hükümdar altınların ışıltısını ve paraların şıngırtısını bekliyordu. Fakat kapılar açıldığında ordu donakaldı. Kadınlar; kocalarının, babalarının ve oğullarının ağırlığı altında bükülerek dışarı çıkıyorlardı. O an, taşınan Yük Taht’a; derman ise yenilmez bir güce dönüştü. Ve mağrur imparator bile aşkın yüceliği karşısında başını eğdi. Tek bir desenin ilmekleri: Bir nefes olarak kahramanlık Bu güç sınır ve zaman tanımaz. Tarihi altın bir iplik gibi sararak bize şunu hatırlatır: Dünya, korumayı bilenlerin omuzlarında durur. Darya — Küller arasındaki Melek Kırım savaşının top sesleri arasında saçlarını kesti, bir at satın aldı ve arabasını bir kurtuluş tapınağına dönüştürdü. Emir beklemeksizin, sadece içindeki ışığın rehberliğinde hayatları ölümün pençesinden söküp aldı. Bu, Merhametin Estetiğidir — genç bir kızın elindeki temiz bir mendilin binlerce süngüden daha güçlü olduğu andır. Rahibe Maria — Kaderlerin Takası Ravensbrück’ün buz cehenneminde en yüce Güzellik eylemini gerçekleştirdi: Genç bir anneye tek bir bakışıyla elbiselerini onunla değiştirdi ve başkasının ölümünü kendi üzerine aldı. Böylece basit bir insan elbisesi, ebediyetin örtüsü oldu. Doğu: Şirin ve aşkın gücü Güzeller güzeli Şirin ne şahın öfkesinden ne de ağır imtihanlardan korktu. Ferhat’a olan aşkı uğruna sürgünlere, iftiralara ve acılara göğüs gerdi; kalbine sonuna kadar sadık kaldı. Sibirya bozkırlarında buzdan bir inanç Daha dün elmaslar içinde parıldayanlar, bugün prangalar diyarına yürüdüler. Sadece eşlerini takip etmediler; soylarının onurunu omuzlarında taşıdılar, zindan kovuklarını ruhun vahalarına dönüştürdüler. Aidiyet Dersi Büyük Harfli Kadın — bencillik çölünde yaşayan bir pınardır. Onun etiği bir kurallar bütünü değil; Başkası uğruna adanmış hayatın ta kendisidir. Yük, bir ağırlık değil; hayatın kaynağıdır. Vefa, bir söz değil; bir kalkandır. Güzellik, bir yüz değil; savaş gürültüsünü susturan bir eylemdir. Merhamet, bir duygu değil; ilk kurşun sıkılmadan önce verilmiş bir karardır. Üç Nefes (Haiku) Kapılar toz içinde. Omuzda altın yerine — Hayat nefesi. Duman ve ateş. Şefkatin temiz örtüsü Zırhtan daha berk. İsimlerin takası. Aleve giren bir kişi — Çıkanlar milyonlarca. Alın Ak
Huseyn Mesaj tarihi: 11 saat önce Yazar Report Mesaj tarihi: 11 saat önce KaJe MeG’den Büyük Harfli Erkeklere Övgü Epigraf «Bir erkek şerefine sadık kaldığında, silahın kendisi o kör öfkesini kaybeder, uçurum çaresizce geri çekilir ve kana bulanmış savaş meydanı bir anda insanlık onurunun görkemli bir mabedine dönüşür.» Onur kanunu ölümün bizzat kendisine hükmettiğinde… …Fontenoy’daki alev cehennemi. Fransız muhafızları ve İngiliz kolu yüz yüze geliyor. Aralarında karşılıklı yok oluşa sadece otuz adım var. İlk tetiği çekenin düşmanı küle çevireceği, parça parça edeceği o yıkıcı yaylım ateşine saniyeler kalmış. Zaman son raddesine kadar sıkışmış, hayatta kalma güdüsü kulaklarda haykırıyor: «Ateş et!» Fakat o ateş fırtınasının yerine tarih, ani bir sessizlikle sersemlemişçesine donup kalıyor. Fransız subayı Kont d’Antroches sakin bir adımla öne çıkıyor, zarif bir hareketle şapkasını çıkarıyor ve düşmana kusursuz bir saygıyla eğilerek sesleniyor: «İngiliz beyefendileri, ilk siz ateş ediniz!» Bu bir çılgınlık ya da anlık bir zayıflık değildir. Bu, hayvani korkunun çok ötesine geçen Erkeklik Görevinin En Yüce Estetiğidir. Cehennemin otuz adım ötesinde, ruhsuz birer öldürme makinesine dönüşmeyi reddettiler. Büyük Harfli Erkekler olarak kalmayı seçtiler ve ebediyeti bile bu selamın önünde eğilmeye zorladılar. Tek bir desenin ilmekleri: Hiçlik uçurumu üzerinde ruhun dik duruşu Erkek gücü, yıkımın öfkesi değildir. O, dünya yıkılırken bile insanı kaosun içine düşmekten alıkoyan, eğilmez bir iç omurgadır. Adil bir savaşın yüceliği Kanlı bir iç savaşın ortasında, kayalara sıkışmış dar bir patikada en amansız düşmanıyla burun buruna geldi. Tam o anda düşmanın kılıcı bir çatırtıyla kırıldı; düşman savunmasız, al canını, intikamını al! Fakat Samuray Saada Sanekatsu duraksadı. Kendi kılıcını yavaşça kınına soktu, yedek kılıcını çıkardı ve kabzasını öne doğru uzatarak ölüme mahkûm rakibine verdi: «Ben kılıçla kazanırım, tesadüfle değil.» Bu, Adaletin Estetiğidir: Onursuz bir zafer zafer değildir; nesiller boyu soyun üzerinden temizlenemeyecek utanç verici bir lekedir. İntikam öfkesine karşı hukukun kalkanı Paris, işgalcilerden kurtulurken nefret ve duman içinde boğuluyordu. Kalabalık kan arzusuyla yanıyor, askerler geri çekilen düşmanı sırtından vurmak için can atıyordu. Fakat GENERAL Leclerc onlarla giden düşmanın arasında durdu. «Biz bu şehre hukuku geri getiriyoruz, kaosu çoğaltmıyoruz. Arkadan vurulup kurşuna dizilmek olmayacak,» dedi ve sesi meydanın kükremesini bastırdı. Bu, Hukukun büyük Yaratılışıdır: Bir erkeğin ellerinde yıkıcı bir güç toplandığında, bunu intikam için değil, İnsanlık kavramının kendisini kurtarmak için kullanır. Sessiz namlular ve uzaklaşan gurur Karabağ savaşı, top sesleri ve kurşunlarla çalkalanıyor. Azerbaycanlı savaşçı Vezir Orucov, çılgınca bir görevi üstleniyor: Tanınmış bir Rus muhabirini mayınlı, baştan başa ateş altındaki bir tarladan geçirerek doğrudan komandoların mevzilerine ulaştırmak. Görev tamamlandı, gazeteci kurtuldu. Vezir, kendisine doğrultulmuş onlarca otomatik silahın önünde tek başına kalıyor. Askerler tetiğe basmaya hazır; karşılarında düşman var. Ve bu çınlayan sessizlikte Vezir ne yalvarıyor ne de kaçmaya çalışıyor. Arkasını o namluların ölümüne dönüyor; sakin, ölçülü ve görkemli adımlarla kendi mevzilerine doğru yürüyor. Arkasına bakmadan. Sırtının her hücresinde metalin soğukluğunu hissederek. Bu erkekçe dik duruş o kadar sarsıcıydı ki, şoke olan muhabir öne fırlayıp vücuduyla namluları kapattı: «Ateş etmeyin! O erkek gibi geldi ve erkek gibi gidiyor!» Ölüm, bu gurur karşısında boğularak geri çekildi. Haçın gölgesinde ölümsüzlük Yirmi iki yaşında bir genç, Natig Gasımov. Beş gün ve beş gece mutlak bir yalnızlık içinde, tek bir yudum su ve bir lokma ekmek olmaksızın, kadim bir Arnavut kilisesinin içindeki yüksek mevziyi savundu. Düşman ordusuna karşı tek başına öyle bir savaş verdi ki, düşman kilisede koca bir taburun konuşlandığından emindi. Natig asla teslim olmazdı. Fakat düşmanlar duvarların önüne canlı bir kalkan getirdi: 22 rehine, onun soydaşları… «Dışarı çık, yoksa hepsini öldürürüz.» Ve Natig kararını verdi. Kilisenin karanlığından, şoktan donakalan düşmanın karşısına çıktı. Yaralı, bitkin ama tamamen dik bir sırtla, Azerbaycan’ın üç renkli bayrağını başının üstünde yüksekte tutarak ve göğsüne bastırarak yürüdü. Düşman savaşçıları, beş gün boyunca karşılarında tek bir çocuğun durduğunu görünce, panik ve büyük bir saygı dolu korku içinde gerisin geri çekildiler, ona dokunmaya bile korktular. Bu bir esaret değildi: Bu, Görevin hiçliğe karşı kazandığı mutlak ve kozmik Zaferiydi. Şövalyelik Dersi Büyük Harfli Erkek — bencillik çölünde düzenin mimarıdır. Onun etiği insan mahkemesinden korkmak değil; haysiyetsizce davranmaya karşı olan organik yetersizliğidir. Silah, güçle sarhoş olmak değil; savunmasızlara karşı üstlenilen devasa bir sorumluluktur. Söz, havada bir titreme değil; varlıkla kanla mühürlenmiş, sarsılmaz bir sözleşmedir. Şeref, bir unvandaki satır değil; hiçliğin karşısında ruhun kusursuz dik duruşudur. Düşmana saygı, kendi büyüklüğünün çapının yansıdığı bir aynadır. Üç Nefes (Haiku) Şapka elde. Süngü uçurumu önünde — Zarif bir adım. Arkadan bir bakış. Tüfekler donakaldı — Gurur yürüdü. Bayrak kalpte. Bir kişi bine karşı. Ölümsüzlüğe bir adım. Alın Ak
kavak Mesaj tarihi: 11 saat önce Report Mesaj tarihi: 11 saat önce Silah ve savaş... Bunlar hep öldürür, hep gözyaşı getirir. Bunlar hiçbir zaman kalıcı çözüm getirmemiştir. Bunlar her zaman barıştan ziyade düşmanlık yaratmıştır. İşte bu nedenlerden dolayı... 1. Dünya savaşı, 2. Dünya savaşını fitilledi ve milyonlarca insan hayatını kaybetti. 2. Dünya savaşı ise Atom bombasının üretimini hızlandırdı ve küresel düşmanlık arttı. Dünyanın dörtbir yanında savaşlar hâlâ devam ediyor, insanlar katlediliyor, düşmanlıklar derinleşiyor. Ucuz kahramanlık masallarıyla toplumsal barış hiçbir zaman sağlanamaz, bilakis daha fazla gözyaşına yol açar. Bunu durdurmanın tek yolu silaha ve savaşlara karşı çıkmaktan geçer.
Recommended Posts
Create an account or sign in to comment
You need to be a member in order to leave a comment
Create an account
Sign up for a new account in our community. It's easy!
Register a new accountGiriş yap
Already have an account? Sign in here.
Sign In Now