Saturn Konu tarihi: Pazartesi saat 20:01 Report Paylaş Konu tarihi: Pazartesi saat 20:01 Şeytan Ailesi Köyün en eski evi, tepenin başında yıllardır terk edilmiş bir şekilde duruyordu. Yosun tutmuş taş duvarları, kırık pencereleri ve çatısından sarkan eğri büğrü tahtaları, evin lanetli olduğuna dair söylentileri daha da güçlendiriyordu. Köylüler, o evden bahsederken seslerini alçaltır, çocuklarını oraya yaklaşmamaları için sıkı sıkı tembihlerdi. Çünkü o ev, bir zamanlar "Şeytan Ailesi" olarak anılan bir ailenin yuvasıydı. Hikaye, 1900’lerin başında başlamıştı. Aile, bir gece ansızın köye gelmiş, kimseye selam vermeden, kimseyle konuşmadan tepedeki o eve yerleşmişti. İki erkek kardeş, iki küçük kız çocuğu ve... garip bir varlık. Köylüler, o varlığı ilk gördüklerinde donup kalmışlardı. Uzun boylu, siyah pelerinli bir figürdü; yüzü karanlıkta gizliydi ama başındaki boynuzlar ve kırmızı parlayan gözleri, onun insan olmadığını açıkça gösteriyordu. Aile, köy meydanında çekilen tek bir fotoğrafta görülmüştü: iki erkek kardeş ciddi ifadelerle dururken, çocuklar korku dolu gözlerle etrafa bakıyor, aralarında ise o şeytani varlık, sanki ailenin koruyucusuymuş gibi dimdik ayakta duruyordu. Aile, köyde hiç kimseyle iletişim kurmuyordu. Ancak geceleri evden gelen tuhaf sesler, köylülerin uykularını kaçırıyordu. Bazen bir çığlık, bazen anlaşılmaz bir dilde mırıldanmalar, bazen de derin, boğuk bir kahkaha... Evin çevresindeki ağaçlar bile zamanla kurudu, otlar sarardı. Köylüler, ailenin şeytanla bir anlaşma yaptığından emindi. Ama kimse cesaret edip evin yakınına gitmiyordu. Bir gece, köyün en cesur delikanlısı olan Ahmet, merakına yenik düştü. "Bu işin aslını öğrenmezsem içim rahat etmeyecek," diyerek bir fener ve dedesinden kalma bir av tüfeğiyle evin yolunu tuttu. Ay ışığı, evin siluetini daha da korkutucu bir hale getiriyordu. Ahmet, evin kapısına vardığında, kapının hafifçe aralık olduğunu fark etti. İçeriden gelen soğuk bir rüzgar, fenerinin alevini titretti. Kapıyı yavaşça itti ve içeri adım attı. Evin içi, dışarıdan göründüğünden daha da harap haldeydi. Duvarlarda garip semboller çizilmişti; bazıları kırmızı, bazıları siyah boyayla yapılmıştı. Yerlerde kırık camlar ve eski, tozlu eşyalar vardı. Ahmet, bir an duraksadı ama sonra merdivenlerden yukarıya doğru gelen bir fısıltı duydu. Sese doğru ilerledi, her adımı tahta zeminde gıcırdıyordu. Merdivenlerin başında, loş bir ışıkla aydınlanan bir odaya ulaştı. Odanın ortasında, o eski fotoğraftaki ailenin bir tablosu duruyordu. Ancak bu tablo, fotoğraftan farklıydı. Çocukların gözleri simsiyahtı, erkek kardeşlerin yüzlerinde iğrenç bir sırıtış vardı ve şeytani varlık... sanki tablodan dışarı çıkacakmış gibi canlı görünüyordu. Ahmet, tabloya bakarken bir şey fark etti: şeytani varlığın gözleri, ona bakıyordu. Gerçekten bakıyordu. Birden odanın kapısı büyük bir gürültüyle kapandı. Ahmet, arkasını döndüğünde, karanlıkta bir çift kırmızı gözün ona doğru yaklaştığını gördü. "Sen... buraya... ait... değilsin," diye boğuk bir ses yankılandı. Ahmet, tüfeğini doğrulttu ama elleri titriyordu. O sırada odanın duvarlarından fısıltılar yükselmeye başladı. Çocuk sesleri... "Bizi kurtar... Bizi kurtar..." Ama sesler, bir anda korkunç bir çığlığa dönüştü. Ahmet, panik içinde kapıya koştu ama kapı açılmıyordu. Arkasında, şeytani varlığın ağır adımları yaklaşıyordu. Nefesi ensesinde hissediyordu; soğuk, iğrenç bir koku tüm odayı kaplamıştı. Tam o anda, tablodaki çocukların gözlerinden siyah bir sıvı akmaya başladı. Sıvı, yere damladıkça, yerdeki semboller parlamaya başladı. Ahmet, çaresizce kapıyı yumrukladı ama nafile. Sonra, bir el omzuna dokundu. Buz gibi, kemiksi bir el... Ahmet, yavaşça arkasına döndü. Şeytani varlık, şimdi tam karşısında duruyordu. Yüzü, bir insanınkine benzemiyordu; çürümüş et parçaları, boş göz çukurları ve iğrenç bir sırıtış... "Ailemize katıl," dedi varlık, sesi bir fısıltıdan çok bir kükremeydi. Ahmet’in çığlığı, evin duvarlarında yankılandı ama köyden kimse duymadı. Ertesi sabah, köylüler Ahmet’in kaybolduğunu fark etti. Cesaret eden birkaç kişi evin çevresine gitti ama Ahmet’ten hiçbir iz yoktu. Ancak evin kapısında, o eski fotoğraf duruyordu. Fotoğrafta bir değişiklik vardı: Ahmet, şimdi ailenin bir parçasıydı. Şeytani varlığın yanında, aynı korku dolu ifadeyle duruyordu. O günden sonra, evden gelen sesler daha da arttı. Köylüler, geceleri fener ışıklarıyla evi izlemeye başladı. Ve her dolunayda, evin pencerelerinden birinde, Ahmet’in siluetinin göründüğünü söylüyorlardı. Ama kimse, bir daha o eve yaklaşmaya cesaret edemedi. Link to comment Share on other sites More sharing options...
Recommended Posts
Create an account or sign in to comment
You need to be a member in order to leave a comment
Create an account
Sign up for a new account in our community. It's easy!
Register a new accountGiriş yap
Already have an account? Sign in here.
Sign In Now