Jump to content

Mempish

Members
  • İçerik sayısı

    52
  • Kayıt tarihi

  • Son ziyareti

Everything posted by Mempish

  1. Gerilim Kanunu: Kapalı bir döngüdeki gerilimlerin toplamı sıfıra eşittir. Akım Kanunu: Bir düğüme giren toplam akım, o düğümden çıkan toplam akıma eşittir.
  2. En iyi Dindar Din bilgisi yüksek olan dini konulara hakim olan insanlardır. Osmanlı da *dar" eki mesleki yada konu hakimiyeti yüksek görevli yada kişi anlamında kullanılmaktaydı. Farçadan geçen sıfata eklenen +dār دار “[bileşik adlarda] tutan, sahip olan, -li, -ci” edatından alıntıdır. Benzerlik anlamında aleyhdar, bayrakdar, çuhadar, havadar, hazinedar, hissedar, kasadar, kıymettar, kindar, makastar, minnettar, mühürdar, sancaktar, silahtar, tacidar, taraftar, tezgâhtar Makam anlamında Alemdar, defterdar, dildar, dizdar, dümdar, emektar, haberdar, hükümdar, kafadar, lehtar, manidar, mihmandar, namdar, payidar, serdar, tahsildar, veznedar belirtilen konu ve mesleke yetkili hakim anlamında kullanılırdı. Bir müminin itikatinin yüksek olması Dindar olduğu anlamına gelmez. Ama bir Ateist Dinin diyalektiğini bir müminden daha iyi irdelemiştir. Dine ait kitabı incelemiş, irdelemiş, sentezlemiş, ve bu yapı içinden çıkardığı bilgi ile Ateist olmuştur. Yukarıdaki tanıma göre Bana göre En iyi Dindarlar Ateistlerdir.
  3. Ekmek ve unlu mamuller az gelişmiş ülkelerde çocukluktan itibaren bireye dayatılan besin kaynağı. Ekmeğe bağımlılık sağlayan unlu mamullerin kendisi değil, aslında beslenme alışkanlığı olduğu kanaatindeyim. Oryantal ülkelerin beslenme düzenlerinde ana omurga unlu mamüller ve gıdalardır. Hindistan dan İspanya ya kadar bu alışkanlığın izlerini görürsünüz. Ancak uzak doğu ve doğu Avrupa'da bu alışkanlık pek fazla gözlenmez. Türkiye bağımlılık derecesinde ekmek tüketiyor. Bu bağımlılık sigara, alkol ve uyuşturucudan bile fazla durumda. Bir çok hastalın anası olan nişasta ve un 3 tehlikeli beyaz konumunda varlığını hissettiriyor. Tek yol ekmeğin yolunu sucukla, tavayla, sandviç ve dönerle ayırmaktır. Ama maalesef buna hayır diyemiyoruz. Psikolojik olarak her ramazanda oruç tutmama ma rağmen Canım sıcak pide ile taze yoğurt yemek istiyor.,😂😂😂😂😂😂
  4. Diyelim ki Hastasınız. Doktordan randevu aldınız. NEDEN? Çünkü Hastalık uzmanı yetkili doktorlardır. Peki bir Doktor nasıl tedavi eder? Sizi dinler şikayetlerinize göre tahlil e gönderir. Çıkan tahlil sonuçlarına göre tedavi uygular. Sizde buna uyarsınız. Asıl soru yukardaki basit denklem değil, asıl konu Hasta ve Doktor doğru hedefe varmış mıdır.? 15 yıldan beri mustarip olduğum hastalık yüzünden yıllarca yüzlerce kez doktora gittim. Gerek üniversiteler gerekse araştırma hastaneleri hastalığıma ne tam bir teşhis koydular, ne de bir tedavi yöntemi buldular. Gittim geldim. O ilacı kullan bu iğneyi vurdur. şu merhemi sür sonuç koca bir hüsran.. Onlarca kez işimi başkalarına bıraktım şehirler arası hastanelere gittim. onca param ve zamanım gitti. Sonuçta koca bir sıfır. Sağlık bakanlığı şunu hiç sormadı. Neden bu kadar hastaneye gittin? Neden iyileşemedin.? Sormadı.. Çünkü devletim çok zengin sanki. Benim için ayrılan zaman, tedavi masrafı, doktor parası, Röntgenler, MR lar, ultrasonlar. hep o zengin! devlet tarafından sorgusuz süalsiz ödendi. "Kendi mi dolap beygirine binmiş te dolaşıyorum gibi hissediyorum." Vizitelere her gittiğimde artık aynı hastaları görmeye başladığımı fark ettim. Başkaları da benim gibi yıllardır. Hastane köşelerinde bekliyor muş meğer se.. Asıl trajedi tahlillerin uzun vadede randevuyla yapılması. Alerji testi için 8 ay sonrasına uyku testi için 12 sonrasına randevu veriyorlar. Ameliyat olmanız mucize zaten.. Kanaatimce öncelikle hasta kronolojisi nin çıkarılması gerekiyor. Hastanın ise acilen bilinçlenmesi lazım. Kullandığı ilacın farmakolojik bilgisine hakim olması lazım. Doktorların Eczane görevlisi gibi çalıştırılmasına bir an önce dur denmesi lazım. Bilinçsiz ilaç tüketiminin ortadan kaldırılması lazım. Çünkü hastanın elinde devletten daha çok ilaç var şu anda.. Üstelik onlarca ilaç çürümeyi bekliyor. Sadece bu aymazlık yüzünden.. Yazık çok yazık..
  5. Bu gün Yeni Tedavi yöntemimin 12. günündeyim. H1 reseptörünün rahatsız edici seviyede semptomları kalmadı. Kaşıntı, nefes almada güçlük, biyoritm dengesinde bozulma gözlemlenmedi. Çok mükemmel uyuyorum. H4 reseptörüne bağlı kemik dokusu üzerinde ve eklemlerde serum oluştuğunu hissettim. Eklem yapısında yavaşlama kalkma ve oturmalarda yorgunluk gözlemledim. Bu durum için tek doz Amoksosilin ve klavunatik asit almam gerekti. Ancak elimde bulunmadığı için Doktora gittim. Ancak Klavunat Bid 1000 istedim. Fakat fizik doktoru bunu yazamayacağını Enfeksiyon ile ilgili bir hekime gitmemi söyledi. Ama bu durum tam da kendisinin alanına girdiğini hiç bir enfeksiyon yada dahiliye doktorunun eklemler le ilgili rahatsızlıklara ilaç yazamayacağını belirttim. Mecburen istemeyerek bana antibiyotik yazdı. Bu durum tam bir trajikomik halde .. Nedenini size sonra açıklıycam..
  6. Bu yöntemi denedim ama net bir sonuç alamadım. nöbet esnasında çok etkin değil. Şu anda aldığım ilaçlar şöyle: Duloksetine çinko, magnezyum, Selenyum. Hidroksil bazlı ilaçları kullanmıyorum. Şu anda sendrom kontrol altında.. Tabi ki mayalı gıdalar aşırı tüketilmediği sürece çok rahatlatıcı oluyor.
  7. Önelikle önerin için teşekkür ederim. Çoğu semptom gibi bu hastalıkta oksijen eksikliğine bağlı artış gösteriyor. Kendimle ilgili enteresan bir durumdan bahsedeyim. deniz kenarındaki durumumla yüksek rakımdaki durumum arasında bile fark ediyor. Ancak Hiperbarik oksijen tedavisi gibi hem pahalı, hem de günlük yaşamı etkileyen rehabilitasyon yöntemleri.. İmkanı ve zamanı olanlar için elbette uygulanabilir. Ancak yine de farmakolojik tedavi yöntemlerin mümkün olabileceği kanısındayım.
  8. En başta hastalığın belirtilerinin çoğunluğundan şikayetçi iseniz imkanınız var ise Eliminasyon / Reintrodüksiyon ( Çıkarma / Yeniden Sokma): Yukarıda saydığımız histaminden zengin (ve/veya histamin salan, histamin yıkımını bloke eden) gıdaları 30 gün süreyle beslenmemizden çıkardıktan sonra birer birer tekrar beslenmemize alarak semptomların geri dönüp dönmediğini gözlemleyebiliriz. Kan Testi: Histamin ve DAO düzeyleri kanda ölçülebilir. Yüksek bir histamin/DAO oranı, vücutta histamin fazlalığını ya da histaminin yeterince yıkılamadığını gösterir. DAO denemesi: Histaminden düşük bir diyet uygulayarak ve her öğünde DAO desteği alarak semptomlarda düzelme olup olmadığı izlenebilir. Eğer semptomlar iyileşiyorsa sizde DAO eksikliği olabilir. İlaç tedavileri için yukarıda saydığım 2.kuşak ilaçlar kısmen endikasyon sağlamakla beraber sürekli kullanım halinde histamini daha dirençli hale getirebilmektedir. Devam edecek...
  9. Hidroksil ile tedavi Yaklaşık 10 yıl hidroksil bazlı Levosetirizin dihidroklorür etkin madde ilaç kullandım. (xzyal 5mg Cerebros 5 mg) Bu madde H1 reseptörü uyarıldığında 16-24 saat etkin olabiliyor. Bioritm de düzelme gözlemleniyor. Diğer reseptörlerde etkin değil. Duloksetine Umut ışığı olabilir mi? Tesadüfen kullandığım bir ilaç ta bulunan duloksetin hidroklorür etken maddeli ilaç gözlemleri. 21 günlük dozaj sonrası 4 ana reseptörün bazı bölümlerinde endike olduğunu gözlemledim. Ancak H2 antikor salınımını engellediği için H4 ün uyarılmasında mast hücrelerinin kemik dokusuna yönelmesi nedeniyle ağrıya sebebiyet verdiği izlenimi oluştu. monoamin oksidaz enzimini bloke ettiğini gözlemledim. bu durumda duloksetin hidroklorür ü keserek 1-2 dozaj Amoksisilin (Antibiyotik) aldım. Hızlı bir düzelme sağladım. Ancak Amoksisilin sonrası Histidin artarak günlük periyotta intolerans nöbetleri oluştu.. Tekrar duloksetin hidroklorür ü kontrollü bir şekilde kullanmaya başladım. Devam edecek...
  10. Eğer Histamin intöleransına maruz kaldıysanız alerjileriniz artar. 1.Aşamada sırt ve baş bölgelerinde genelde akşam yemeğinden sonra kaşıntılar başlar. Önce gözleriniz de kuruluklar oluşur. Sonra yanmalar ve yaşarmalar oluşur. Bir anlam veremediğiniz bu rahatsızlıklar için doktora gittiğinizde size bir kaç ilaç verir. Verilen ilaçlar genelde Histidine bağlı enzimlerden sadece birini geçici süreyle bloke etmek amaçlıdır. Ancak geride asıl yıkımı yapacak diğer enzimlerin etkisinden habersiz yaşamaya devam edersiniz. Hayat için su kadar önem ve değer taşıyan Histidin aslında önlem alınmadığında 4 başlı ejderha gibidir. Şimdi Bu 4 başlı canavarı yakından inceleyelim. H1 reseptörü uyarıldığında kaşıntı ve hava yollarında daralma ortaya çıkar. Ayrıca bu reseptör uyku uyanıklık döngüsünün düzenlenmesinden (biyoritm) sorumludur ve ince bağırsakların kasılmasına yol açar. H2 reseptörü uyarıldığında mide asidi salınımı sağlanır, düz kaslar gevşer, kan damarlarında genişleme olur, tansiyon düşer ve antikor sentezi engellenir. H3 reseptörü uyarıldığında merkezi sinir sistemi adı verilen beyin ve omurilik yapılarında, sinir hücrelerinin birbiriyle iletişimini sağlayan nörotransmitterlerin salınımı azalır H4 reseptörü uyarıldığında mast hücreleri enflamasyon bölgesine doğru yönlendirilir. H4 reseptörü en yoğun olarak kemik dokusunda bulunur. Yukarıda sayılan başlıklardan tedavi alacağınız sadece H1 reseptörüdür. Endikasyon için etken maddeleri sıralamak gerekirse Ebastin Astemizol Akrivastin Loratadin Ketotifen Setirizin Levosetirizin Desloratadin Fexofenadin Rupatadin Bilastin Bunların hepsi 2. kuşak ilaçlardır. Etkisi sadece H1 reseptörünü bloke etmekte etkindir. Diğer 3 reseptör siz farkında olmadan bedeninizde yıkıma devam eder. Peki hastalık sizi nasıl bulmuştur.? Asıl kendinize sormanız gereken soru budur. Bu Hastalık sizi genelde 2 yöntemle bulur. 1.Primer yani kalıtsal soy bağından geçen 2.Seconder Sizin yaşam düzeninizden, beslenme düzeninden kaynaklı hastalıklar. karaciğer, sindirim sistemi, obezite v.s. Eğer histamin intöleransınız mevcut ise bu sendromu anlamak için geçireceğiniz süre 3-6 yıldır. Ben 4.yılında anladım. Her doktora gidişimde hiç bir hekim konun özüne inemedi. Eğer ilk 1.yılında anlasaydım benim için çok faydalı olacaktı. Ama Bu ülkede doktorlar maalesef Eczacı gibi davranıyor. Her seferinde gittiğim doktor benden bezmiş olacak ki bana göre şu patavatsız öneriyi söyledi. "Sürekli gidip geliyorsun. Bu hastalığa kendin bir yöntem bulamadın mı? " Patavatsız ama gerçek bir deyim kullanmıştı. Ismarlama tedaviler doğru yol ve yöntem değildi. İşte o zaman zihnimde bu 4 başlı canavarla kendi yöntemimi bularak savaşmak zorundaydım. Devam edecek...
  11. 2005 Yılından beri Primer Histamin intöleransı hastasıyım. Daha önce bu konuya değinmiştim. İşi ciddiye alanlar dan alıntılar bazı Gezegen meraklısı arkadaşlar ise Dediler.. Elbette onlara da hak veriyorum. "belki de hastayım" dır. Şimdi Gelelim asıl konuya önceki konuda anlatılanlardan bir tedavi yolu bulan arkadaşlar var ise buraya yazsınlar. Ancak konuyu saptırmaya çalışanlar sonsuza kadar lütfen ve lütfen sussunlar. Çünkü gerçekten Bu hastalıktan muzdarip on binlerce insan günlük tedavilerden bıkmış ve çözüm yolu bekliyor. Ben kendi bedenimi (kobay) olarak ortaya koyuyorum ve kendi araştırmalarımı bundan sonra burada tek tek yazacağım. "ÇÜNKÜ KAYBEDECEK HİÇ BİR ŞEYİM KALMADI" Aşağıdaki rahatsızlıklar konusunda şikayeti olanlar Migren veya atipik baş ağrıları - Bağırsak rahatsızlıkları, karın ağrısı, şişkinlik - Sebebi bulunamayan ishal veya kabızlık - Crohn hastalığı - Hazımsızlık, mide rahatsızlıkları - Reflü - Öksürük - Astım - Egzema, idiyopatik ürtiker, deride kızarıklık, kabarcık ve döküntü - Ateş basması, yüz kızarıklığı, yüzde şişlik - Panik atak, sıkıntı, irritabilite - Uykusuzluk - Nezle ve burun akıntısı - Gözlerde kaşıntı, kızarıklık ve sulanma - Sancılı adet görme ve adet düzensizlikleri - Düşük tansiyon - Kalp ritminde bozukluk Sizde Yukarıda sayılan konulardan rahatsızsanız Histamin İntölerensı hastası olabilirsiniz. Ben gövdemi taşın altına soktum. Sizde elinizi koymaya varsanız başlayalım.
  12. Enteresan ki Dindar sanılan bir ülkede camiye ibadete giden sayısı %5 i geçmiyor. Ama geriye kalan %90 ölümden korktuğu için bu düzene itiraz etmiyorlar. Sesi çıkan %5 ise sesini duyuramıyor. Kısaca Bu toplumu korku imparatorluğu ile evire çevire beceriyorlar.
  13. Sayın kavak argoya takılıyorsun argo insanlık kadar eskidir. İnsanoğlu konuşmaya başladığı süreçte zaten argoyu kullanmıştır. Sadece argodan değil Küfür den bahsediyorum. İslamiyet kadar küfrü hangi din kullanmıştır. Ben sanmıyorum. Belki hiç yoktur. Ama İslamiyet'te küfür dinden çıkmak anlamına geliyor. Bu nedenle küfür kurumsallaşmış hem anlam itibariyle hemde mecazi anlamda yaygınlaşmıştır. Bu gün bu kelimeyi tartışıyor isek Halk arasındaki argoyu küfür yapısına katan tarihsel süreçtir. Aradğımız bağlam Din bezirganlarının küfür kapsamına argoyu katarak halkı dizginleme yada ateşleme eyleminde kullandıkları ve kuranda geçtiği içindir. Eğer ki Başlıkta Argo dinsel bir davranış mıdır? deseydik siz haklıydınız.
  14. Sayın kavak Dinle ilişkisini kuramamak mümkün mü? Din Küfrü kurumsallaştırmış hatta tabu haline getirmiştir. Eğer İslamiyet olmasaydı Küfür kelimesi bu kadar anlamlı olmazdı. Çünkü Kuran gayet açık bir şekilde küfrü ayetlerde kullanmıştır. Al-i İmran Suresi, 176. ayet: Küfürde 'büyük çaba harcayanlar' seni üzmesin. Çünkü onlar, Allah'a hiçbir şeyle zarar veremezler. Allah, onları ahirette pay sahibi kılmamayı ister. Onlar için büyük bir azap vardır. Nisa Suresi, 46. ayet: Kimi Yahudiler, kelimeleri 'konuldukları yerlerden' saptırırlar ve dillerini eğip bükerek ve dine bir kin ve hınç besleyerek: "Dinledik ve karşı geldik. İşit, -işitmez olası- ve 'Raina' bizi güt, bize bak" derler. Eğer onlar: "İşittik ve itaat ettik, sen de işit ve 'Bizi gözet' deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, onları küfürleri dolayısıyla lanetlemiştir. Böylece onlar, az bir bölümü dışında, inanmazlar. Maide Suresi, 41. ayet: Ey peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudilerden küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler. Allah, kimin fitne(ye düşme)sini isterse, artık onun için sen Allah'tan hiçbir şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette onlar için büyük bir azap vardır. Yunus Suresi, 4. ayet: Sizin tümünüzün dönüşü O'nadır. Allah'ın va'di bir gerçektir. İman edip salih amellerde bulunanlara, adaletle karşılık vermek için yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O'dur. İnkar edenler ise, küfürleri dolayısıyla, onlar için kaynar sudan bir içki ve acı bir azap vardır. Sad Suresi, 59. ayet: (Müşrik olan hakim güçlere:) "İşte bu(nlar) da sizinle birlikte (küfür ve zulümde) göğüs gerenlerdir. Onlara bir merhaba (bile) yok. Çünkü onlar ateşe gireceklerdir." (denilir). Bu ayetlerde geçen küfürle konu başlığı zaten aynıdır. Küfür kelimesinin dinsel anlamda orijini KURAN'dır. Argo yada Telkin anlamında bir ayırma yapmıyorum. Öğretinin empoze edilmesi anlamında bu kaynak Kuran dır. Zaten bizim aradığımızda topluma aksettirilen kurumsallaşmış küfür mekanizmasıdır. Batı dinlerinde küfür mecazi anlamdadır. Ama islamiyet te İbadette telkin, insanlara yapılan telkinde ise Küfür caydırıcı önleyici bir silah tır. İslamiyetin tarihsel sürecinde Ben-i Kureyza katliamında esir alınan halkın küfürle aşağılanması bunun en güzel örneğidir. Zaten başlıkta Arapça okunuşunu ekledim. Eğer Swear, Schwören, Jurarkelimelerini kullansaydım bir sorun yoktu. Dine karşı gelen anlamındaki küfür "Anlam" itibariyle dinsel davranışın argüman açısından dışında tutulması eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu nedenle küfür anlamını s-e-k-ü-l-e-r bağlamda din kaynaklı görüyorum.
  15. Dinde küfür kaba karşıyı hep aşağılamak babında kullanılmıştır. Yezit, Münafık, Gavur soyu, Hayvan, Maymun, Yaban eşeği, Pislik, Cenabet,Puşt, pislik, kahpe ve buna benzer bir çok aşağılama içeren lügat kullanılmaktadır. Dinde aşağılamanın amacı dinden çıkmayı caydırmak yada dinden çıkmışlara gözdağı vermektedir. Beni küreyza ve beni nadir kabilelerin katliamında yukarıdaki aşağılayıcı küfürlerin bazıları Yahudilere bizzat peygamber tarafından söylenmiştir. Din bir inanç misyonudur. En çok kullanılan argüman ise telkindir. Telkin kişinin misyoner tarafından bilinç altına hedeflenen bir yöntemidir. Telkin de amaçlanan 1- Mesaj 2-Ödül 3-Ceza dır. Dinde cezalandırma kişiyi aşağılama, çaresiz bırakma, caydırma ve korkutmadır. Dini argümanları kişi tartışamaz bile. Çünkü etrafına katı kurallar çizilmiş ve yoruma kapatılmıştır. Küfür; inkâr, reddetmek, yok saymak, görmezlikten gelmek, hakaret gibi anlamlara gelir. İstilahi anlamda dinden çıkaran söz, iş veya davranışları tanımlar. İslam'a göre inanç esaslarını reddeden kişiye kâfir, Müslüman iken bu davranışları gösteren kişiye ise mürted denir. Din küfre karşı gibi görünmekle birlikte aslında küfrü, kafire silah olarak kullanmıştır. İnsanlar güncel hayatlarında din kaynaklı bu küfürleri, dine rağmen kullanmaları dinin aslında bir küfür kaynağı olduğunun göstergesidir. Tanrı’nın ve insanların sevgisinden, ilgisinden yoksunluk. anlamına gelen "LANET" Kısaca Küfre karşı olduğunu söyleyen din küfrü teşvik etmiştir. Her küfrün bir orijini vardır. Lanet kelimesi Dinsel bir küfürdür. Aynı zamanda tüm dinlerde aşağı yukarı hepsinde mevcuttur. Lanet üzerinden bir çok küfür türetilmiştir. Günümüzde Hangi kişi lanet kelimesinden alınmaz. Çünkü Lanet günümüzde küfre dönüşen dinsel kelimelerden sadece biridir. Din Barış, iyilik, Huzur ve ebedi mutluluktan bahseden din "Argo kelime kullanmak anlamına gelen Küfür" kullanımının yolunu açmıştır. Dinin tasavvufi anlamda argo içermesi kendisiyle çelişen bir durumdur. Din dindara göre hayatın ve var olmanın doktrini olarak aldığı dinde tecavüz ve müstehcenliğe gösterdiği tepkiyi Argoya yani bizim bildiğimiz bildiğimiz anlamda küfre göstermemiştir. İşte bu nedenle Dolaylı olarak Küfrün kaynağında inançlar la birlikte din de vardır. Bu topikin başlığında Küfür Dinsel bir davranış mıdır? derken tam bundan bahsediyordum. Küfür kelimesini bizzat icat eden dindir. Ve insanlara davranış şekillerini benimseten Küfrün bizzat anlamıdır. Sözlükte temel anlamı “örtmek, gizlemek; nankörlük etmek” olan küfür kelimesi, dinî bir terim olarak imanın karşıtı anlamında kullanılmakta olup “Hz. Peygamber'i Allah'tan getirdiği hususlarda yalanlayıp, onun getirdiği kesinlikle sabit dinî esaslardan bir veya birkaçını kabul etmemek” manasına gelir.
  16. Şimdi Devam edelim kaldığımız konudan.. Bir başka açıdan bakarsak küfrün bizde orijinliği yoktur. Çünkü bize ait olmadığı için Kullandığımız küfür genel ısmarlama küfürler niteliğinde dir. Örneğin "Hayvan oğlu hayvan" dediğimizde bunun tescili bize ait değildir. Bu da ortaya argo bir sentezi somutlaştırmış oluyor. şöyle ki; Kısaca başkasının Bağırsağındaki Gazı ısmarlama alıp kendi bağırsağınıza koyarak yellenmiş oluyorsunuz. Bu deşarj yöntemi midir? Evet Ama Yaşam kalitesini düşürüyor mu Maalesef EVET. Buna hayır diyecek arkadaşların o küfre maruz kaldığında kendi içsel liğinde çokta normal karşılayacaklarını sanmıyorum. Bundan sonraki yazımda din konusuna geleceğim.
  17. Bu topiki açarken aslında küfrün farklı bir açıdan bir yönünü tartışmaya açmak istedim. İnsan oğlu toplumsal egemenliği dayatma yöntemiyle sağlamaya çalıştığı dikkatimi çekti. Bu yöntem: -Kişi ye dayatma -belli bir guruba dayatma -karşı toplumlara dayatma Dayatılan fikir ne olursa olsun, Amaç hep aynı Dayatanın haklılığını empoze etmek. Karşının her itirazında ise dayatanın, dayatma dozunu hep bir adım sertleştirmesi ve psikolojik üstünlük kurması. Eski çağda Romalılar ve Yunanlılar savaşa gittiklerinde düşmanı yenmek için, önce düşmanı aşağılama, sonra da onlara saldırma ve savaş nidalarıyla yıpratma yöntemini kullanmışlar. Zaman içinde bu toplumların savaş sanatları biçimini almıştır. Başta Tatarlar, Kazaklar, Araplar, Persler ve bir çok toplum bu taktiği uygulamış ve savaşta karşılığını genelde almışlardır. Zaten kişisel olarak küfür karşıdaki erkek, kadın, çocuk olan kişiyi psikolojik olarak yıkmak dumura uğratmak ve pasifize etmek için yapılır. Yada alt yapıda amaçlanan budur. Örneğin bir insana "Gerizekalı" derken 1- Dayatan zeki oluşunu karşıya dikta eder. 2-Dayatılanın beceriksiz olduğunu ima eder. 3-Karşının Dayatana saygı göstermesini ister. 4-iş yada görev ise bunun bütünlüğünü sağlar. Bir başka örnekte ise Bir baba yada anne çocuk yetiştirme yöntemi ile hafif meşrep bir çok kelimeyi kullanırlar. Şunun gibi "Aptal" olma bunun gibi "salak" olma, Saygısız, sersem, şımarık, tembel, eşek, Köpek, Dangalak beyinsiz, Temelde hep Telkin vardır. Bu küfürler hep dayatan kişinin çıkarına hizmet eder. Karşıyı disiplinize etmek yada pasifize etmek amaçlıdır. Tarihsel süreç içerisinde küfür egoya dayalı olarak güncel hayatın içine girmiş bir faşizan bir argüman yöntemine dönüşmüştür. -konuyu yorumlarınıza göre açmaya devam edeceğim.
  18. Mutlaka herkesin vardır. unutulmaz şiir tadında anıları. Bir Halikarnas balıkçısı kıvamında belki kıyıda belki bir mekanda belki de gözden ırak bir yerlerde. Anılarımız olmasa şu hayatta yaşadığımızı nasıl hatırlardık. Acaba. İlk anı benden olsun. Dünya google sayesinde o kadar küçüldü ki.. Evelden bize çok büyük gelirdi. Mezarında rahat uyusun abim. Bizi bir gün İspanyaya götürdü. İspanyanın da bazı şarapları ünlüdür. Sevilla dayız. orada Flor De Sal Wine Bar vardı. Şimdi var mı bilmiyorum. Ne içelim dedik. Barmen bize Seville Estate markalı şarabı önerdi. Onun birde toprak ta yapılanı varmış. koyu ve kırmızı bir şarap. Şarap ama 2 dublede duman olduk. Abimle Bu bara bizden başka Hangi Türk geldi acaba diye konuşurken, Yan masada şapkalı biri bize arkası dönük oturuyor. baktım türkçe konuşuyor. Abime dönüp gülerek arkayı işaret ettim. Arkada bir türk var galiba dedim. Abim uzun boylu biriydi. Kalktı sonra bir anda o masaya giderek. Savaş abi Ahh be abim seni görmek ne güzel demesin mi? Sonra birde baktım ki Savaş AY Biz şok tabi. Bizde gittik masaya mecburen tabi öpüş tokalaş. Laf arasında Savaş abiye takıldım. Abi dedim ya bu barda bir tek sen vardın şapkalı anlamalıydık affet bizi dedim gülüştük. 5-10 dakika sohbet ettik Savaş abi de Başka bir 2 şarap önerdi. Hatta biri Kont Barnebeu nun içip kadına aşık olduğu şarapmış ismi aklımda kalmadı. bize rahat uyusun... birini alıp otele götürdük. Ne güzel günlerdi.
  19. Belki ileride. Bu gün bende yatıyor. Yaşı büyük ama çocuk ruhlu. Tamamen Duygusal değil kendisi, Biraz rakamsal. Bilmem çıkartabildin mi?
  20. Şeker şerafettin amcam vardı. Şöyle derdi Evlat bazen büyük gibi davranmak bile insanı sıkar. "Ara sıra çocukla çok olacaksın". Kanaatimce ara sıra sadece çocuk değil, Kadın da olacaksın. hayvanda olacaksın. Benim kuki papağan. Onunla papağan olabiliyorum. Madde hariç Canlı herşey olabilirsin. ASLINDA EMPATİ GÜZEL BİR ŞEYDİR.
  21. İşte buna içilir. İyi atlattığına sevindim. Yanımdaki arkadaşta benzer sorunları yaşamıştı. 80ler dizisinden önemli bir sima.
  22. Bazı arkadaşlar gibi Aşırı bilgili gibi davranmak ta çok sıkıcı değil mi? Aslında hayatın espritüel yönü de var . Mesela Pokemon gibi 😄
  23. O anlamda aşmaktan bahsetmedim zaten . Bu bir ironiydi. Maddeciye Atfen😄 Bu arada Katıldığım yerel tiyatro grubunda repliklerde var. Bu günkü prova sahnemizi ekleyecektim ama 1 file would exceed the total allowed size of 92,13kB, and was skipped uyarısı veriyor.
  24. Maddeci Bu videoyu cidden sen mi yayınladın? Hani gelecektin karpuz kesecektik. ?
  25. Bu başlığa çocukluğumun şöyle bir şarkısıyla cevap vermek istiyorum. Bu şarkı her şeyi anlatıyor. Orda bir köy var, uzakta O köy bizim köyümüzdür. Gezmesek de, tozmasak da O köy bizim köyümüzdür. Orda bir ev var, uzakta O ev bizim evimizdir. Yatmasak da, kalkmasak da O ev bizim evimizdir. Orda bir ses var, uzakta O ses bizim sesimizdir. Duymasak da, tınmasak da O ses bizim sesimizdir. Orda bir dağ var, uzakta O dağ bizim dağımızdır. İnmesek de, çıkmasak da O dağ bizim dağımızdır. Orda bir yol var, uzakta O yol bizim yolumuzdur. Dönmesek de, varmasak da O yol bizim yolumuzdur.
×
×
  • Create New...