-
İçerik sayısı
26 -
Kayıt tarihi
-
Son ziyareti
-
Kazandığı günler
1
Yargan Kam last won the day on 31 Ekim 2011
Yargan Kam had the most liked content!
Sitemizdeki itibarı
1 NeutralYargan Kam hakkında
- Doğum günü 08-09-1981
Profile Information
-
Gender
Male
Son profil ziyaretçileri
Son ziyaretçiler bloğu devre dışı bırakıldı ve diğer kullanıcılara gösterilmiyor.
-
Sayın elektro; Cehâletin bataklığından çıkmanızı öneririm. Bunu hangi cüretle ve neye dayanarak mı öneriyorum? Bir Türk Yurtseveri olarak 'ırkçılığa' karşı savaşımdan ve çevremdeki veya iletişim kurabildiğim her insandan, bu 'ırkçılık' gibi batı zırvalıklarından uzak durmaları gerekliliği nedenlerini sunabildiğim her türlü mantıksal çıkarım ile sunmaya çalışıyorum ve örneğin benim gibi birinin bu çabalarına göre siz katıksız bir 'ırkçıcınız'! Pek çok Sosyalistin, Anarşistin, Anarko-Komünistin, Liberalin, Muhafazakârın, Türkçünün, Milliyetçinin v.b bilimum fikir ve düşünce sahiplerinin, savunucularının görmediği, görmek istemediği o kadar çok şey var ki, bu göremedikleri sunulduğunda karşılarına, normal şartlarda yanaşmayacakları kişilerin dahi söylemlerine başvurmaktadırlar. Türkiye Cumhuriyeti ve birlikte yapılan Devrimlerin (Akıl Devrimlerinin) yozlaştırma, içi boşaltılma ve yanlış yönlendirerek çarpıtma yolu ile saldırı altındadır. Siz gibiler bunları görmemek için uğraş veriyorsunuz neredeyse! Bahsini ettiğiniz Kürt'lere karşı yapılan hiç bir şey, Cumhuriyet'in kuruluşunun amacı, anlamı ile Devrimlerinin bir sonucu ya da gerekliliği değildir! Satılmışların (malum yetkililer, yöneticiler) yaptıkları ile göründükleri ideolojik ayırdların (farkların) bilincinde olmamayı demiyorum, olmamaya çalışmak, genellemeci bir günah keçisi arayışı basitliğinde bir saçmalıktır! Bu toprakların üzerinde oynanan oyunları görmemek için yaşamıyor olmak gerek! Ancak yaşıyor ve işinize gelen kısmı için algılarınızı yönlendiriyorsanız, siz de 'Yeni Dünya Düzeni' taraftarı bir Sömürgeci (Emperyalist) maşasınız! Yanlış ile doğrular arasındaki ayırdı gözetmeksizin, şu şöyle bu böyle, şunlar buncu, şunlar şuncu demek, ülkemizi ve içinde yaşayan tüm halka karşı 'Böl ve Yönet' fikriyatı içerisinde bulunmak ile eş anlamdadır şahsi görüşümce! Bir şeyleri düzeltmek, onarmak, doğru olan olabilsin diye savaşmak yerine, yok TSK'nın Kürd'leri imhâ faaliyetleri, yok AKP ile işbirliği gibi zıptırıpottan laf salataları ile bozgunculuk tinine bürünmektesiniz! Sömürgeci güçlerin güdümünde, insan hakları, özgürlük, demokrasi, halkların kardeşliği, faşizme karşı omuz omuza olma, direniş, gerilla ruhu gibi kavramları kullanıp geleceğin kanlı Yeni Dünya Düzeni'nin B.O.P. bacağına hizmet etmektesiniz ve bunları yaparken 'DÜŞÜNMEMEKTESİNİZ'!!! Eminim muhalefet etmek için önüme koymaya kalkacağınız bir çok materyal ve olayların dökümü vardır. Bunları benim ve/veya benim gibilerin önüne dökmek yerine, daha zor ama anlamlı olan, o dökümanlardaki baş aktörlerin kim oldukları, geçmişleri, nerelerde bulundukları, kimler ile irtibatlı oldukları ve neyi savunduklarını söyleyip ama ne yaptıklarını tekrar bir inceleyiniz! Zor mu? Ben yapıyorsam, uğraşıyor ve çabalıyorsam sizler de yapabilirsiniz! Sevgi ile..!
-
HAARP: High Frequency Active Auroral Research Program (Yüksek Frekenslı Aktif Auroral Araştırma Programı) Auroral: Özellikle kutup bölgelerinde gece görülen gök ışıkları. Kuzey kutbu ve Alaska bölgesinden Mart, Eylül ve Ekim aylarında bu gök ışıkları gözlemlenebiliyor. http://www.antrak.org.tr/gazete/012001/Haarp1.jpg VHF frekansında bu gök ışıklarının incelenmesine yönelik düzenek ekteki linkte görüldüğü şekilde çalışıyor. http://dac3.pfrr.alaska.edu/~ddr/ASGP/STRSCOOP/VHF/VHFFRAME.HTM Bizim dernek ilginçtir, sürekli Zihni Sinir projeleri üretilir. Köşe yazarlarımızdan biri PIC dahisi olup sürekli bu konuda yeni projeler yapar, bir diğeri ise Çalışır mı Acabaaaaaa? köşesinde küçük devre şemaları yayınlar. Ayrıca anten, güç kaynağı vs. bir sürü irili ufaklı projeler sayfalarımızdan yayınlanmıştır. Fakat bu yazıda okuyacaklarınız şimdiye kadar çok az duyulmuş ve ürkütücü bir projeye ait: Radyo Dalgaları ile Deprem Yaratma Projesi. Bu gerçek mi değil mi? İşte bu araştırmamın konusu kısaca HAARP denilen projeye ait. Fakat korkmayın bunu dernek olarak yapmıyoruz demeyi çok isterdim ama ne yazık ki diyemiyorum, zira ABD hükümeti desteğinde bahse konu proje üzerinde 1995 yılından beri çalışılıyor. Konu gündemimize nasıl girdi, önce ufak geri dönüşler ile birkaç hatırlatma yapayım. 17 Ağustos 1999 depremi ülkemizin tarihinde bir daha silinmeyecek izler bıraktı. Milyarlarca USD kaybımızın yanında 17000 civarında vatandaşımızı kaybettik. Hazırlıksız yakalandığımız bu depremde, devlet yeteri kadar çabuk davranamadı, birçok eksikliği ortaya çıktı. Amatör telsiz dernekleri, AKUT gibi gönüllü kurtarma ekipleri, yurtdışından gelen yardım ekipleri ve bizzat halkımızın inanılmaz yardımları sayesinde bu eksiklik bir miktar kapatıldı. Deprem sonrası yaşanan acı olaylar halen devam ediyor; sosyal ve psikolojik bozukluklar, onarılamayan yerleşim yerleri, çadırlarda yaşamaya mahkum edilen bir toplum Bu acı olay öncesi ve sırasında o kadar ilginç fenomenler yaşandı ki, Gölcük depremini sıradan bir deprem olarak değerlendirmemiz mümkün değil. Depremden 6 gün öncesine bakalım. Çok ilginç ve uzun periyotlar ile yaşanan bir doğa olayına sahne oluyoruz; Tam güneş tutulması. Bu olay gök izlemcileri tarafından binlerce yıl önceden bilinen bir buluşmaydı ve daha önce de benzerlerini yaşamıştık. Güneş tutulması öncesinde ise bir benzeri 6000 yıl önce yaşanan özel bir gök olayına şahit olduk. Felaketler, gezegenlerin özel bir sırada dizilmesi ile baş göstermektedir-Nostradamus ünlü kahinin bu yorumu 4 Mayıs 2000 tarihinde gerçekleşti. Bu tek sıra dizilişte, Dünya, Pluton ve Güneş bir tarafta; Merkür, Venüs, Mars, Jupiter, Satürn öteki tarafta yer aldı. Diğer iki gezegen Uranüs ve Neptün ise bu hattın iki yanlarında kaldı(Adeta bir göksel haç ortaya çıktı). Bu dizilişler hem Güneşi hem de bir sıra üzerinde dizilen gezegenleri Güçler Bileşimi etkisi ile etkiler. Güneşte büyük patlamalara ve lekelere neden olur. Bu patlamalar iletişimi ve dünya üzerinde yaşayan canlıları olumsuz olarak etkilemektedir. Bilim adamları bu dizilmenin dünyanın üzerinde olumsuz etkiler yaratacağını biliyordu, ruhsal açıdan insanları olumsuz etkileyecek gerginliklerin yanında dünya iklimi ve kabuğunda hareketlenmeler bekleniyordu. Nitekim ben bu konuyu depremden bir hafta önce derneğimizin mail listesine attığım bir mesajda dile getirdim. Benim gibi hassas olarak nitelendirebileceğimiz bazı kişiler de huzursuzluk yaşıyordu. Depremden üç gün önce geceleri uykumda zorluklar başladı. 16 Ağustos 1999, gece saat 02:00 sıralarında terasıma çıktım ve yüksek sesle bugün deprem olacak dedim. Bu asla bir temenni değildi ve olmaması için de düşüncelerimi temizlemeye çalışıyordum. Fakat artık sanki okun yaydan çıktığını hissetmiştim. Ertesi gün deprem olduğunda ben yine kabuslarla uyumaya çalışıyordum. Sarsıntıdan hemen sonra terasıma çıktım, dışardan bağrışmalar geliyordu, şehirde birkaç ışık dışında her yer simsiyah karanlığa bürünmüştü. Fakat gökyüzü, o gökyüzü, onu asla unutamıyorum. Samanyolunu, kayan göktaşlarını ve binlerce yıldızı hiç bu kadar net ve güzel gördüğümü hatırlamıyorum. Dakikalarca gök yüzünü seyrettim. Şehrin ışıklarının azalmasında bu görüntüyü izlememde elbette büyük katkısı vardı fakat tek açıklaması bu değildi. O gece gökyüzünde, yer yüzünde çok önemli değişimler yaşanmıştı. Deprem beklentileri ve ruhsal sıkıntıların tek nedeni acaba bu özel astronomik olay mıydı? İstanbul, Kocaeli civarında deprem öncesinde ve sonrasında Ateş Topu dediğimiz bazı olaylara şahit olduk. Bunlardan bazılarını bizzat arkadaşlarım gözlemledi, bazıları ise TVlere çıktı. Ateş topu dediğimiz olay birdenbire gökyüzünde belirerek değişik ışınımlar yapan ve daha sonra da kendi kendine kaybolan bir tür fenomendir. Bu olay Alaskada da gözlenen Auroral denilen gökyüzü ışımalarına benzer fakat olayın gerçek nedeni hakkında şimdiye kadar net bir açıklama yapılabilmiş değil. Bazıları deprem bölgelerinde bu olayın meydana geldiğini zira fay hatlarındaki enerji boşalımlarının gökyüzündeki bazı gazları harekete geçirdiğini ve adeta bir flörasan lamba gibi ışıklara neden olduğunu söylemektedir. Fay hatlarında kuartz kristali yataklarının olması durumunda daha yoğun bir enerji boşalımı meydana geldiği belirtilmektedir. Bir diğer teori ise esas konumuzu oluşturan HAARP ile ilgili olup gökyüzündeki belli bir bölgeye yüksek enerji yollanımı ve bu enerjinin aniden azaltılıp çoğaltılması sonucu Ateş Topunun oluşmasıdır. Şimdi HAARP konusuna girelim. Amatör telsizci arkadaşlarım aşağıdaki paragrafta yazanları bildiklerinden bu bölümü atlayabilirler. Amatör telsizci olmayanlar için bir gök radyo dalgasının yayılma prensiplerini aşağıda anlatarak konunun bilimsel yanını açıklamak istiyorum. Çünkü HAARP projesi güçlü bir radyo frekansının gök dalgası yayılımlarını kullanması esasına dayanmaktadır. İyonosfer ve Gök Dalgası: HF dediğimiz High Frequency radyo dalgaları amatör telsizcilikte 1.8MHz ile 30MHz arasını kullanır. 1.8MHz de 30W, 3.5MHz de 150W, 14-30MHz de ise 400W maksimum çıkış gücüne izin verilir. Özel durumlarda ise yükselticilerle maksimum 1KWa kadar çıkışlar yapılabilmektedir. Bu dalgaların özelliği gök dalgaları dediğimiz yayılımı kullanarak binlerce kilometre uzaklıktaki istasyonlar ile iletişim sağlayabilmesidir. Yeryüzünün 40-500Km arasında bulunan İyonosfer tabakası bir ayna görevi görerek HF dalgasının yayılımını sağlar. Yüksek yoğunlukta proton ve elektronlardan oluşan İyonosfer tabakası değişik katmanlardan oluşmaktadır. Bu katmanlar gece ve gündüz değişmektedir. Zira güneş ışınları bu katmanları doğrudan etkilemektedir. Hatta güneş fırtınalarında bu etkiyi en çok hisseden katman iyonosfer olduğundan HF iletişimini de doğrudan etkiler. Güneş patlamalarında auroral dediğimiz ışık oyunlarıda bu tabakada gerçekleşir. Katmanların yeryüzünden yüksekliği aşağıda açıklandığı şekildedir. Gündüz: Gece: 40-80Km D Tabakası 40-150Km E Tabakası 80-150Km E Tabakası 150-500Km F Tabakası 150-500Km F1 ve F2 Tabakası D tabakası sadece gündüz oluşur, yoğunluğu çok azdır. E tabakası ikinci tabakadır ve özellikle öğlen çok yoğundur. Son tabaka F tabakası gündüzleri F1 ve F2 olarak adlandırılır, geceleri birleşerek F tabakasını oluştururlar ve yoğunluğu en fazla olan tabakadır. Düşük frekanslı dalgaların sahip olduğu enerjinin neredeyse tamamı D tabakası tarafından emilir. Bunun sonucu esas dalganın kırılımını sağlayan E ve F tabakalarına erişemezler. Yüksek frekanslı dalgalar ise çok az emilirler ve D tabakasını geçtikten sonra E ve F tabakalarında iyonize tabakadan yansıyarak yeryüzüne geri dönerler. Gündüz saatlerinde D tabakası oluştuğundan düşük frekansta gök dalgaları ile haberleşme yapılmasına engel olur. Geceleri ise D tabakası kaybolduğundan düşük frekanslı dalgalar iyonosferde kırılır ve toprağa geri yansır. Hatta tekrar göğe çıkarak birkaç defa yansıma da yapabilirler. Burada kast ettiğimiz düşük frekanslar HF dediğimiz frekanslardır. Frekans yükseldikçe kırılma az olur ve dolayısıyla gök dalgası ile yayılımı da azalır. http://www.antrak.org.tr/gazete/012001/Haarp2.gif HAARP Nedir? HAARP, HFda yüksek enerji çıkışları ile iyonosferin ısıtılması ve burada bir takım değişimler yapılarak etkilerinin incelenmesi için başlatılmış bir projedir. Kullanılan frekans aralığı 2.8-10MHz arasıdır, çıkış gücü ise resmi kaynaklarda 3.6 Gigawatt olarak belirtilmesine karşılık 10 Gigawatta çıkarılabileceği açıklanmaktadır. Bu enerji dünyadaki en büyük radyo vericisi ünvanını kazandırmaktadır. Merkezin 1 saat boyunca çalıştırılması durumunda Hiroşima atılan atom bombası kadar enerji ortaya çıkaracağı hesaplanmıştır. Fakat bu merkezin yılda 4-5 kere ve sürekli olmayıp vuruş modunda (seri ve güçlü atışlar üretme) ile çalışacağı bildirilmektedir.(Bahse konu enerjinin aslında ne kadar tehlikeli boyutlara ulaşabileceğini göstermek için bu örnek verilmiştir) HAARPın Yeri ve Projeyi Gerçekleştirenler Kimler? HAARP, çok ilginç bir yerde konuşlanmıştır, Alaska Gakona. Gakonada askeri üstün yakınlarında ve kimsenin girmediği özel bir alanda tesis kurulmuştur. Niçin burası seçilmiştir? İki temel amacı vardır. Birincisi Alaska dünyadaki elektromanyetik kuşakların özel bir kesişim bölgesinde bulunmaktadır. Dünyanın elektromanyetik alanlarına müdahale edebilmek için en iyi yerdir. İkincisi ise insanlardan uzak, korunması kolay ve gözlerden mümkün olduğunca uzak bir yer olmasıdır. http://www.antrak.org.tr/gazete/012001/Haarp3.jpg Gakona daki bu merkezde 21m. yüksekliğinde 180 adet kule üzerinde cross dipol anten inşa edilmiştir. Teknik detaylarını http://www.haarp.alaska.edu/haarp/tech.html adresinde bulabilirsiniz. http://www.antrak.org.tr/gazete/012001/Haarp4.jpg http://www.antrak.org.tr/gazete/012001/Haarp5.jpg Gakona dünyanın elektromanyetik alan çizgilerinin kesiştiği bir yerdedir. http://www.antrak.org.tr/gazete/012001/Haarp6.gif Bu alan aynı zamanda auroral dediğimiz ışımaların en yoğun yaşandığı bölgedir. Dünya manyetik alan çizgileri üzerinde yapılacak en küçük değişimlerin bile büyük etkilere yol açabileceği söylenmektedir. Bu konuda Teslanın da zamanında bazı çalışmaları olmuştur. İlk kez Nicola Tesla tarafından ortaya atılan Dünyasal Sabit Dalgalar, dünyanın kendi kendine bir elektrik ürettiği ve uygun konumlarda bu dalgalara erişilerek kontrol edilebileceği söylemektedir. Tesla bunu ispat etmek için uygun frekanstaki bu titreşimleri kullanarak elektrik enerjisini çok uzaklara tel kullanmadan aktarabilmişti. Deneyinde 40Km uzaklıkta bir yerde 200 ampülü yakabilmişti. Yine Teslanın bir amacı da Kablosuz Dünya İletişim Kulesini inşa etmekti. Tesla dünya çapında bir iletişim düşünüyordu, kısacası bugünün Internet dünyasını tasarlıyordu. Fakat bunu kablosuz ortamda gerçekleştirecekti, ama ömrü bu projeyi yapmaya yetmedi.(1856-1943) Tesla konusu başlı başına özel bir konu olup arasıra bu dahinin görüş ve teorilerinden yararlanacağız. Gakonanın bu özel konumundan sonra projenin kimlerin denetiminde geliştirildiğine bakalım. Aslında kimlerin bu işin altında parmağının olduğunu gördüğümüzde konunun basit anlamda bir araştırma projesi olmadığını görüyoruz. ABD hava ve deniz kuvvetleri, içlerinde Alaska ve MIT gibi 8 üniversitenin bulunduğu bilim adamları grubu ve ARCO şirketi. ARCO çok kilit bir şirket, 1994 yılında bu şirket Patriot füzelerini de üreten Raytheon şirketler grubunun bir üyesi olan E-Systemse satılmış. ARCO şirketi Prof. Bernard Eastlund adında bir fizikçinin patentini satın almıştı. ABD-4.686.605 numaralı bu patent, Teslanın icatlarından esinlenerek hazırlanmış bir iyonosferik ısıtıcının özelliklerini açıklamaktadır. Teslaya ait iki önemli görüş ve çalışma Eastlundun ilham kaynağı olmuştu(Belki ilham kaynağının ötesinde Teslaya ait bazı notlar da bu kişinin elindeydi) Tesla, istenirse Çin seddi gibi bir manyetik alan yaratabileceğini, istenirse bunu yönlendirerek motorları dahi eritebileceğini açıklamıştı. İkinci açıklama ise bunu 2 Milyon doları geçmeyen bir kompleks kurarak özel bir ışınla yapabileceğiydi. Eastlundun bulduğu iyonosferik ısıtıcı da aynen bu düşüncelere dayanıyordu. HAARP da bu düşünce doğrultusunda çalıştırılabilmektedir. Bu konuyu daha detaylı inceleyebilmek için HAARPın resmi ve resmi olmayan amaçlarına bir göz atalım. HAARPın Amaçları: Bunu ikiye ayırmak durumundayız; birincisi ABD hükümeti tarafından yapılan resmi açıklamalar, diğeri ise bağımsız kaynakların, radyo amatörlerinin ve araştırmacıların yaptıkları. HAARPın resmi kaynaklardaki amaçları: 1-Atmosferdeki termonükleer araçları kontrol edecek elektromanyetik vuruşları gerçekleştirmek. 2-Denizaltılar ile haberleşmeyi kolaylaştırmak. Bu haberleşme ELF(Extremely Low Frequency) ve VLF(Very Low Frequency) dediğimiz 30Hz-30KHz civarında çalışmaktadır. ELF nin yan etkileri bilindiğinden mevcut ELF vericileri ile HAARP vericileri değiştirilmek istenmektedir. 3-Radar sistemlerini geliştirmek. 4-Çok geniş bir alanda ABD ordusunun haberleşmesini sağlamak. 5-Cray ve EMass süperbilgisayarlarının yardımı ile yer altının tomografik haritasını çıkarabilmek. 6-Petrol, doğalgaz ve mineral yataklarını tespit etmek. 7-Cruise füzesine benzer alçak irtifadan uçan füze ve hava araçlarını havada imha etmek. HAARPın sadece bu amaçları gerçekleştirmesi durumunda bile Star Wars projesine gerek kalmayacağını görüyor ve çekiniyoruz. Fakat bunlar işin görünen yanı, buz dağının altında çok daha vahim bir tablo ile karşılaşıyoruz. Bu tablo projenin karşısında olanlar tarafından dile getirilmektedir. Özellikle de 230 sayfalık Angels Dont Play This HAARP-Melekler HAARP ile Oynamaz adlı kitap bu görüşleri dile getiren en önemli kaynaktır. HAARP karşıtı birçok görüş yayınlanmış ve bu görüşler inanılmaz baskılara uğramış, net deki sayfalar kapatılmıştır.(Umarım bu sayfa da kapatılmaz) Fakat ABD hükümeti bu karşıt görüşleri tam anlamıyla yalanlayacak bir döküman veya bilgiyi basına vermemiştir. Bu da karşıt görüş oluşturanların şüphelerinde haklı olma gerçeğini arttırmaktadır. Şimdi HAARP karşıtı açıklamalara bakalım ve teorileri destekleyen olayları inceleyelim. 1-İklimleri değiştirebilir. 2-Kutupları eritebilir veya yerinden oynatabilir. 3-Ozon tabakası ile oynayabilir. 4-Deprem yaratabilir. 5-Okyanus dalgalarını kontrol edebilir. 6-Dünyanın enerji kuşakları ile oynayarak insan biyolojisini ve beynini etkileyebilir. 7-Radyasyon yaymadan termonükleer patlama oluşturabilir. Yukarıda yazanları tekrar okuyup son 10 yılda yaşanan olayları göz önünüze getirmenizi istiyorum. Aklınıza gelen örneklerin sadece basit doğa olayları veya küresel ısınmayla açıklanamayacağını bir kez düşünün. Dünyamız yaşadığı sıkıntıları sadece doğal nedenlerle mi yaşıyor, yoksa insan parmağı işin içinde mi? HAARP Çalışma Prensibi ve Gerçek Etkileri: Bu bölümde işin teknik yanına girip, HAARPın resmi kaynaklar dışında iddia edilen etkilere sahip olup olmadığı araştıracağız. Mantık olarak değerlendirdiğimizde de milyonlarca doları ve değerli bilim adamı kaynağını, üstelik arkasında ABD ordusunun çok önemli bir desteğini de alarak bu işe kanalize etmenin, gökteki ışık oyunlarını incelemek veya iyonosferi biraz ısıtıp neler olacağı görmekle açıklanabileceğini sanmıyorum. Haberleşmeyi daha iyi yapmak veya toprak altını incelemek gibi başka kaynaklarla da yapılabilecek işlerin ise bu işin asıl amaçlarını gizlemeye yönelik bir çalışma olduğunu düşündüren bulgular vardır. Proje, Yıldız Savaşları projesinden bile tehlikeli, çünkü çok az bir kaynakla, çok büyük etkiler yapabilmek mümkün. ABDnin niçin Yıldız Savaşları projesini askıya aldığını şimdi daha iyi analiz edebiliyoruz. Yaptığım incelemeler sonucunda HAARPın temel işlevi; iyonosferdeki bir alanı ısıtıp (Minimum 50Km çapında) burada lens-ayna işlevi görecek bir bölge yaratmak ve bu lensi kontrollü bir şekilde kullanarak ELF yayılımı ile doğal olmayan ve yukarıda 7 madde de açıklanan etkileri meydana getirmek. Bir diğer görüşte çok yüksek enerji ile dünyanın enerji kuşaklarına gönderilecek HF dalgalarının yan etki olarak doğal bir ELF oluşturabileceği ve bunun kontrol dışına çıkması ile yine yukarıda yazan olayların olabileceğidir. Kısaca bu cümleler ile açıklayabileceğimiz konuyu şimdi ayrıntı düzeyinde inceleyelim. Öncelikle ELF konusunu incelemek gerekiyor. Çok düşük frekanstaki radyo dalgalarının(10-30Hz) canlıların sağlığına etkileri kanıtlanmıştır(Davranış bozuklukları, sinir ağı rahatsızlıkları, doku hasarları, doğum bozuklukları, katarakt, bağışıklık ve kan sisteminin bozulması, kanser, ani mutasyon değişiklikleri). Bu dalgaların yaydığı elektromanyetik radyasyon canlılarda beklenmedik sağlık sorunlarına neden olabildiği gibi, elektronik cihazların da çalışmasını etkilemektedir. Bunlar arasına kalp pillerinden tutun, uçaklara, TV alıcılarından haberleşme sistemlerine kadar birçok elektronik sistem girmektedir. ABD ordusunun denizaltılar ile haberleşmede bu sistemi kullandığını fakat sistemin yan etkileri nedeni ile sürekli eleştiri aldığı biliniyordu. Bu nedenle ELF programı zayıflatılıp yerine zararsız olduğu iddia edilen HF ile değiştirilmesi gündeme geldi. Acaba HF kullanan HAARP zararsız mıydı? HAARP HF enerji dalgalarını vuruşlu iletim haline çevirerek kullanıyor. Başka bir deyişle, HAARP aslında ELF sinyallerini belirli oranda (saniyede 30-3000 devir) açıp kapatarak, onun gücünü iki kat arttırıyor. Sonuçta, istenildiği takdirde ELF radyasyonu gezegenin yüzeyinde belirli bir alana yöneltilebilecekti. Oluşturulan bu göksel şemsiye hem ELF sinyallerini yansıtabiliyor hem de aynı zamanda kendisi ELF yayabiliyordu. ELF ile ilk oynayanlar ABD değil Rusyadır. Rusların yapmış olduğu fakat bugünkü kadar denetimli olmayan ilk ELF vericilerine ABD de Rus ağaçkakanı denmişti. 1976 yılının 4 Temmuz tarihinde Ruslar her biri 40ar milyon Wattlık üç vericiden dev bir elektromanyetik alan yaymaya başladı. Bu teknoloji Teslanın parlak çalışmalarının bir eseriydi. ELF dalgaları yayan ve bir diğer adıda Tesla vericileri olan bu dev vericiler yüksek basınç bloke sistemleri meydana getiriyor ve iklimlerin değişmesine neden oluyordu. Rus ağaçkakanı ABD California da o zamana kadar görülmeyen bir kuraklığa neden olmuştu. Meteoroloji uydularından alınan bilgilerde de bu yüksek basınç alanı adeta bir bıçak gibi görülüyordu. 1993 yılına kadar devam eden bu durum, radyo dalgalarının bozulmasına, kuraklığa, bazı yerlerde sellere neden olmuştu. Tümü belgelenen bu olaylar Rusların vericileri kapaması ile son bulmuşu. 10 Aralık 1976 tarihinde Birleşmiş Milletlerin aldığı bir karar son derece ilginçtir. Askeri veya herhangi bir çevresel değişim tekniklerinin düşmana yönelik kullanımı yasaklanmıştır. BMin bu şekilde bir karar almaya iten neydi? Çevresel değişimleri yapacak bir teknoloji olmasaydı acaba böyle bir karar alınır mıydı? HAARP ve ELF arasındaki bu ilişkiyi ve ELF nin etkilerini gördükten sonra HAARP veya benzer teknolojilerin yarattığını düşündüğümüz doğal görünümlü fakat insan tarafından yaratılan bazı doğa olaylarının örneklerini inceleyelim. HAARP ve Doğa Olayları İlişkisi: 1981 yılında nükleer mühendis ve ABD nin önde gelen Tesla araştırmacılarından Albay Thomas Bearden, Amerikan Psikotronik Derneğinde bir konferans verdi. Konuşmasının bir bölümünde 1978 yılında Specula dergisinde de tartışılan Tesla vericileri tarafından üretilen kalıcı dalgalardan bahsetti. Yaptığımız şey frekansı değiştirmektir. Eğer frekansı bir yönde değiştirirseniz, enerjiyi dünyanın diğer bölümünde hedeflediğiniz yerin ilerisindeki atmosfere boşaltırsınız. Havayı iyonize etmeye başladıkça, hava akışı seyrini, jet gidişlerini vb. şeyleri değiştirebilirsiniz. Bu mükemmel bir hava makinasıdır. Eğer ani bir şekilde boşaltırsanız, bunun gibi küçük iyonizasyon elde etmezsiniz. Bu kez kıvılcımlar ve ateş topları dünyanın yüzeyine boşalacaktır. Bu aletle ileri geri oynayarak, dünya çapında dev hava değişikliklerine yol açabilirsiniz. 28.Temmuz.1976 yılında Çin, Tanghanda yaşanan ve 650.000in üzerinde kişinin ölümüyle ilgili New York Timesda bir yazı çıktı. Sarsıntıdan hemen önce gökyüzü aniden aydınlanmıştı. Beyaz ve kırmızı ışıklardan oluşan bu ateş topu 200 mil uzaktan bile görülmüş, birçok ağacın yaprakları yanmış ve sebzeler kavrulmuştu, tıpkı 17 Ağustos 1999 depreminde olduğu gibi. 1979 yılında 56 önemli deprem olmuş. 1981 yılında ise bu rakam 71e yükselmiş. Bu tarihte hem ABD, hem de Rusya ELF ericilerini arttırmıştı. Burada kısa bir bilgi notu daha düşmek istiyorum. Dünyada büyüklüğü 7 ve üzerindeki depremlerin yıllara dağılımı: 70 li yıllarda 5, 80 li yıllarda 5 ve 90 lı yıllarda 9 dur. Bilim adamları ne kadar olayları doğal seyrinde giden bir durum gibi izah etmeye çalışsalar bile sismik hareketlerde gerek sayı gerekse büyüklük olarak bir artış vardır. Volkanik hareketlerde, sel ve tayfunlardaki artışları da güncel haberleri takip edenler görmektedir. Dünyamız adeta bir kabuk değiştirmektedir. Bu olayların ortaya çıkmasında insanların ne kadar etkisi olmaktadır. Yer altında yapılan nükleer patlamaların, dünyanın çok farklı yerlerinde volkanik ve sismik hareketlere neden olduğunu artık biliyoruz. Zaten bu nedenle denemelere son verildi. Ama dünyamızın dengesini ve doğal gidişini değiştiren HAARP ve benzeri sistemler halen kullanılmaktadır. İşin tehlikeli bir yönü de yaratılmak istenen küçük ve kontrollü atmosferik ve sismik olayların kontrolden çıkacağıdır. Buna domino taşı etkisi de denmektedir. Örneğin Ankaradan İstanbula uzanan bir domino taşı dizisi yapalım. Bir taşı devirdiğimizde sırayla İstanbula kadar uzanan taşlar devrilir. Fakat bu taşların gittikçe büyüdüğünü düşünelim ve İstanbuldaki son taş 1 ton ağırlığında olsun. Küçük bir domino taşını Ankaradan devirdiğimizde 1 ton ağırlığındaki son taş yıkıldığında ortaya çıkan enerji ilk verdiğimiz enerjiden kat kat büyüktür ve bilim adamları özellikle sismik oluşumlarda bu tip küçük tetiklenmelerin büyük sarsıntılar meydana getirebileceğini kabul etmektedir. Konumuza dönecek olursak anlattıklarımızın sadece varsayımlar olmadığını, bilimsel gerçeklere dayanarak bu olayların olabileceğini ve hatta olduğunu söylemektir. Yer altındaki fay hatlarının nereden geçtiğini ileri teknoloji sahibi ülkeler son derece hassas bir şekilde biliyorlar. Bu hatlara yapılacak küçük bir tetiklemenin nelere yol açabileceğini de sanırım test ettiler. HAARP Karşıtı Hareketler: Yazımızın başında HAARP karşıtı görüşlerin olduğunu söylemiştik. Özellikle radyo amatörlerinin ve bağımsız araştırmacıların bu konuda verdiği bazı bilgileri aktarmak istiyorum. Clare Zickuhr, konuyla ilgilenen bir ARCO çalışanı ve aynı zamanda bir radyo amatörü. Gar Smith, bağımsız araştırmacı ve Earth Island Journal in editörü. Bu ikilinin konuyla ilgili görüşleri ise şu şekilde: Şu anda Alaska, Gakona yakınlarında izole edilmiş Hava Kuvvetleri faaliyet alanında yapılanma altında olan Pentagonun sırlarla dolu HAARP projesi, dünyanın en güçlü iyonosferik ısıtıcını yaratmak için ilk adımı attı. Bilimadamları, çevreciler ve yerliler dünyanın iyonosferine 1 Gigawatttan fazla radyasyonlu güç verme kabiliyeti olan HAARP projesi için vericilerinin, insana vereceği zarar, doğal hayata karşı oluşturacak olan tehdit ve etkisi hemen ortaya çıkmayan çevresel etkileri daha da tırmandıracağı konusu ile ilgileniyorlar. ARCOnun patentlerinden biri Alaskanın mükemmel bir bölge olduğunu, çünkü bu icat için istenilen uygun irtifalara uzanan manyetik alan çizgilerinin dünyayı ancak Alaskada ikiye böldüğünü belirtir. HAARP yetkilileri, Eastlundun icadıyla herhangi bir ilişkiyi yalanlarken; Eastlund, Ulusal Halk Radyosuna gizli ordunun 1980lerin sonunda ortaya attığı kendi çalışmasını geliştirmeyi planladığını söyledi. Microwave Newsin Mayıs 1994 sayısında Eastlund kendi patentlerinin gerçekleşmesi için HAARP projesinin açıkça ilk adım olarak gördüğünü söylemiştir. HAARPın orduyla olan ilişkisi; ARCOnun APTIyi ve E-Systemse satmasıyla birlikte daha da belirginleşmiştir Princeton Üniversitesinden Dr. Richard Williams, Üst amosferdeki kimyasal elementleri, ozon moleküllerinin oluşumunda esaslı bir etkiye sahip olabilir... İyonosferin ısısının değiştirilmesiyle ozon üreten kimyasal reaksiyonların etkileneceği bilinmektedir. Prof. Dick Williams, Bugüne dek eşi görülmemiş miktardaki enerji, yine benzeri görülmemiş bir reaksiyon üretebilir. İyonosferle deney yapmak oldukça dikkat isteyen, hassas birşeydir. Belli bir yerde sınırlandırılmış olay, dünyaya oldukça hızlı bir şekilde yayılabilir. Alaska halkı bir avukat tutarak bu bölgede yapılmakta olan HAARP deneylerine bir son verilmesi için kongre üyelerine dilekçe göndermiştir. Başkan Clintonun da konuya sıcak bakmadığını ve projeye destek vermediğini biliyoruz. Internet üzerinde yaptığım araştırmalarda aşağı yukarı hep aynı şeylerden bahsediliyor. Aydoğan Vatandaşın HAARP Kıyamet Teknolojisi adlı kitabındaki herşeyi Internette bulmak mümkün. Sonuç: Bir radyo amatörü olarak doğrudan bizi ilgilendiren bir konu üzerinde yaptığım araştırmaları sizlerle paylaşmanın doğru olacağını düşündüm. Şahsi görüşüme gelince: Bugün dünyamızın dengesinde bir takım değişimler olduğunu biliyor ve görüyoruz. Bunun nedenini dünyamızın önümüzdeki 30 yıl içinde gireceği yeni Altın Çağına bağlayanlar ve üzerindeki insanların neden olduğu etkilere bağlayanlar var. Kimilerine göreyse tamamen rastlantısal olaylar. Kıyamet ve Altın Çağ ile ilgili bir yazımı da daha sonra sizlerle paylaşmayı düşünüyorum. Fakat üzerinde yaşadığımız dünyanın insanları tarafından yaratılan olumsuz durumların bugün yaşadığımız bir çok olaya etki ettiğini düşünüyorum. Açıkçası bilerek veya bilmeyerek yapılan yer altı nükleer denemelerinin ve HAARP projesinin sismik ve atmosferik hareketlere neden olduğunu söyleyebilirim. Ne yazık ki bazı ülkeler sadece kendi çıkarlarını düşünerek hareket ediyor ve bunun sonucunda oluşan olumsuz olaylardan hepimiz etkileniyor. Fakat onların da anlaması gereken çok önemli bir nokta var: Doğa ile oyun olmaz..! Sevgi ve bilgi ışığınız aydınlığınız olsun. Yararlanılan Kaynaklar: 1- HAARP Kıyamet Teknolojisi, Aydoğan Vatandaş. 2- Kıyamet Alametleri, Ergun Candan. 3- ANTRAK El Kitabı 4- Internet Kaynak
-
- 1
-
-
Üze Tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türk budun ilingin törüngün kim artatı udaçı erti? Törüngün sengi, sengin Cumhuriyet ise... (Üstte gök yıkılmazsa, altta yer delinmezse (çökmezse), Türk milleti, senin ilini, senin töreni kim bozabilir? Tören sevgi, sevgin Cumhuriyet ise...)
-
Sayın Körtleç, Yıllar yılı yapılması gereken hangarlara sığmayacak şeyler vardı... Ancak Cumhuriyet Devrimleri fiilen ulay (ve) teorik olarak devam ettirilmediğinden, aksine salt isimleri ulay (ve) sıfatları kullanılıp millete baskı ulay zulüm uygulanırken, her türlü icraate yada icraatsizliğe eleştiri getireni anarşist ilan edilirken, oyu istemesini bilirken ancak oyları, veren veya vermeyen seçmenden daha değerli görülürken, Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere diğer sömürgeci ülkelerin kucağına oturtulutken, bu kucağa oturtulma sonrasında Sömürgecilik polisliğine dönüşürken, gibi gibi bu iletide satırlara sığmayacak denli densizlik yapılmışken ve bunlar sürer iken... Cumhuriyet Kutlamalarının anlamını kaldırılan şarap kadehleri ya da 'kutlama mı, eğlence mi' tartışmalarına gelmesi... Türkiye Cumhuriyeti içerisinde yaşayan ulay dışında olanlar tarafından bir 'protesto' amaçlı kutlanması neresinden bakarsanız bakın, normal ve olağan değildir. 'Milli Mücadele ulay 'Kurtuşuş Savaşı' devam etmektedir! Hem de 1938'den beri... 'Özgürlük' ulay 'Demokrasi' isimlerini kullananlardan bu devirde korkmak lazım, çünkü eşittirleri 'Yeni Dünya Düzeni'dir. 'New Worlds Order' kendilerine karşı strateji ulay mantık ile akıl yürütme bilmeyenleri geçmişin mezar kazıcıcıları durumuna düşürmektedir. Bu mezarların kazılmasından ziyade, gömülürken ki yatan gerçeklerin, gerekirse mezarların tekrar açılmasından dolayı ortaya çıkacak gerçeklerin peşinde olmamız gereklidir. Bu ülkenin genç Cumhuriyeti, gelişimine ulay sömürgeci karşıtlığına karşı olan bütünlüğüne karşı olan zihniyetlere ulay eylemlere karşı idi! Bunun adını Kürt sorunu, azınlıklar sorunu ya da demokrasi sorunu olarak göstermeleri barizdir. Çünkü ellerinde başka materyal fazla bulunmamaktadır. Bulunmamak ile beraber ellerinde bulunan materyaller ise yeterince yeterlilik görtermektedir. Ancak akl-ı selim yönde gidebilecek bir yönetim ardında olabilecek insanlar, bahs-i konu olan yönetim kadar yoktur (ya da vardır ancak bir o kadar bölünüktür). Sonuç itibarı ile konumumumuz ulay durumumuz berbattır. Ancak bunu tam tersine çevirebilecek potansiyel fazlası ile mevcuttur. Sevgi ile...
-
Uğrola sayın AOG, salt Kürtler değil, bütün vatandaşları ile kavgalı olan Cumhuriyet'ten kastınız kimdir, kimlerdir, nelerdir, kimler ve/veya neler arasında süregelenlerdir? Bahsini ettiğiniz memnuniyetsizlik, Cumhuriyet'ten mi yoksa Cumhuriyet'in nimetlerini kullanan 'Halk' için yönetimci olanlar değil de 'yönetim için halkçı olanlar mı yoksa? ''Kürtlerle bu işin alakası yok... Bu Cumhurriyetimizle alakalı... Kemalizm bizlere bir yere kadar getirdi... daha ilerisine götüremiyor... Bu Cumhurriyetin çağdaşlaşmama diye bir derdi var... Çağdaşlamaya direniyor...'' derken bir Adnan Menderes'in, bir Kenan Evren'in, bir Turgut Özal'ın, bir Alparslan Türkeş'in, bir Tansu Çillerin, Bir Süleyman Demirel'in, bir Deniz Baykal'ın ve bunlar gibi olup nicelerinin bir 'Kemalist' bir Cumhuriyetçi' ya da bir 'çağdaşlaşma derdindeki' zihniyetler topluluğu olduğunu mu düşünmektesiniz? Gösteri babında değil, yani malum anlamda kullanılan 'şov' anlamında değil de, gerçekten 'Kemalizm'den kastınızın ne olduğu ve ne anladığınızı sormak isterim bir 'Kemalist' olmayan ve böyle bir şeyin aslında olmaması gerektiğini düşünen bir kimse olarak. Türkiye Cumhuriyeti'nin genel ile derin sorunlarından biri 'Kürt' kelimesi olan halkından bir kısım insanlara yönelik meseledir. Kürt Meselesi = tüm Kürtler değildir, olamaz da zaten. Bu konu 'Kürt İsyanları' adı taşıdığından, 'Cumhuriyet'in başlıca kötülükleri' fikirli yorumunuzu şahsen iyi niyetli bulmamaktayım. Ve diyorum ki, gerçekten de dediğiniz gibi bu Cumhuriyet, Sünni ve Sağ görüşlü zihniyetin temsilcisi gibi duruyor. Bunun nedeninin salt kendi fikirleriniz doğrultusundan açıklayabilir misiniz? Şimdiden teşekkür ederim. Sevgi ile...
- 8 yanıt
-
- 1
-
-
Uğrola sevgili evrensel-insan, öncelikle 'Kemalistler' başlığına iletine dâir uzunca ve ciddi emek vererek bir ileti yazdığımı, ancak sanıyorum benden kaynaklanan bir hata yüzünden gönderemediğimi ve tüm çabamın boşa gittiğini söylemek isterim. En kısa zamanda tekrar yazmaya çalışacağım. Mr. Tayyip, muhterem orkestrası, bugünlere gelmesine el birliği ile destek olan zât-ı yandaşları ve artık ne desem bilemediğim oy verenlerinin nezdindeki asıl arzu hepimizin bildiği üzere Lâik, Demokratik ve Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'ne dâir olan her türlü unsuru şimdilik yok edemese de elinden gelen her türlü fırsatı değerlendirme (Şehitler ulay Van depremi) kurnazlığı ile sonraki hamleleri için niyet belirtme durumudur. Kabul ederim ki 'Lâik, Demokratik ve Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti' derken, yıllardır ama yıllardır süre gelen biçimiyle ülkemizin durumunu belirtmiş sayılmam. Bu forum sitesi dahil, pek çok forum sitesinde de tartışılagelen bir konu olan Mustafa Kemâl Atatürk ile Cumhuriyet, şahsen benim nezdimde yanlı ve pek geniş düşünülmeden tartışılan, dolayısıyla aslında tartışılamayan konulardır. Her neyse, konu olarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, adı bayram da olsa bir eğlenme, göbek atma ya da şıkıdık şıkıdık kurt dökme etkinliği değildir. Yıllardır koruduğum fikir olarak bu etkinlik bir 'resmî resepsiyon tribi', 'zorunluluktan yapılan türlü türlü klişeler' ve 'salt devlet kurumları ve adamları nezdinde' kutlanan(!) 'değişmez süregelen' olsun... Tıpkı bu 23 Nisan, 19 Mayıs v.b. gibi kutlama etkinlikleri de dâhil. ''Kabul ederim ki...'' diye başlayan bir cümlem vardı ya az biraz yukarıda, işte kastım da budur. Millî Bayram denilen etkinlikler, eğer Mustafa Kemâl Atatürk'ün eylem, yapıt ile kurmak için kendini paraladığı Cumhuriyet'e göre olsa idi, oldukça değişken, gelişken ve yaratıcı 'an'lar ile kültürü genişletici, derinleştirici ve çağa her dâim uyum sağlayan bir halde olup sadece yıllar yılı dünyadaki tehlikeli dertlerden biri olan ve ülkemiz ile insanlarını mahveden yapılanmalara ve yönetimlere karşı protesto olarak kutlanan bir duruma gelmezdik belki de. Bu da bir kenara (biliyorum konuyu kısmen derinlemesine işleyeceğim diye dağıtıyorum ama...) güncele döner isek, Akp'nin ileride yapacaklarına doğru giden stratejik gidişat eylemlerinden sadece bir tanesidir diyebilirim bu etkinlik iptâli için. Yeni haberler yok mu? tabi ki var =) 29 Ekim kutlamalarını iptal eden höküymatın başkanı, 29 Ekim 2011 günü itibarı ile düğünden düğüne koşturuyor (= Dediğiniz üzere 'Kurban Bayramı', nam-ı diğer 'Şeker Bayramı' neler olacak hep beraber göreceğiz. Demek ki onca şehit ile Van ilimizdeki yıkım bahane, 'Yeni Dünya Düzeni'ne doğru gidişat şahane... Sevgi ile...
-
Devleşen Ortadoğu ve Kabaran İştahlar (E) Korg. İzzettin İyigün http://kapak.netkitap.com/170zk/9/9894610.jpg ~ "Devleşen Yeni -Genişletilmiş- Ortadoğu ve Kabaran İştahlar" isimli bu kitapta, sizlere şimdiye kadar hiç tanınmamış bir emperyal iştahın fotoğraflarını sunmaya çalıştım. ~ Yeni Ortadoğu, sömürülecek değerleri açısından bildiğimiz klasik Ortadoğu tanımlamasından çok daha geniş boyutlara sahiptir. Bu kitapta devleşmenin kimler açısından ne kadar istendiğini veya istenmediğini araştırdım. ~ Yeni Ortadoğu, birdenbire keşfedilmedi. Adım adım dolaşılarak keşfedildi. Düşünce üretim merkezlerinde masaya yatırıldı. Sonunda varılan sonuçlar kitaplara yansıtıldı. Brczcnsky, Büyük Satranç Tahtası; Paul Kennedy, Büyük Güçlerin Doğuşu ve Batışı; Samuel Huntington, Medeniyetler Çatışması; Thomas Fredman, Kazananlar ve Kaybedenler diye yargıladı bu coğrafyayı... ~ Afganistan, Bin Ladin'in bir kurbanımıydı; yoksa bir büyük kabaran iştahın ilk avı mıydı?.. ~ Afganistan'ı, Irak izledi. Acaba sıradakiler kimler? ~ Ortadoğu ve onun bir katlayanı olan Avrupa'nın enerji rezervlerinin şu andaki boyutu değil iştahları, evrensel ahlak anlayışını bile çatlatıyor. Burasını dışlayan hiçbir güç, süper güç hayali peşinde koşamaz. Bu kaynakları işletmek, pazarlamak, petro-dolarları kullanmak, bunları diğer rüya görenlerden esirgemek öylesine tatlı bir rüya ki!.. ~ Amerika koca koca okyanuslara egemen; Atlas, Pasifik, Hint okyanuslarında yüzer güçleri bayrak dolaştırıyor. Neden halâ beş denize ulaşma hayali peşinde koşuyor. Neden Karadeniz, Akdeniz, Hazar Denizi, Kızıldeniz ve Basra Körfezi? ~ Türkiye ameliyat masasının neresinde ve ne için bekliyor?.. " Uyanık olmamı/ın bizleri zorladığı karanlık bir tünelden geçiyoruz. İrade kimde? Çözümler nerede? ~ İşte. herkes şu soruya cevap arıyor; Neler oluyor? ~ Oysa olan açık. Görülmesi gerekeni görmekten kaçınıyoruz. Olan sadece budur. Saygılarımla. http://kapak.netkitap.com/170zk/9/9894610arka.jpg Yayinevi: Bilim Sanat Yayınları Sayfa: 298 Boyut: 13,5x19,5 Hamur: 3. Etiket: Baskısı yok Paylaşanın notu: Şiddet ile tavsiye ederim. Sevgi ile...
-
1919'dan 2007'ye kadar olan bir kısım Gazete Arşivi: 1919 -1919 (1) http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1919-1919-0.pdf 1919 - 1919 (2) http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1919-1919-1.pdf 1919 -1937 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1919-1937.pdf 1937 -1942 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1937-1942.pdf 1943 - 1945 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1943-1945.pdf 1946 -1950 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1946-1950.pdf 1950 -1955 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1950-1955.pdf 1955 -1960 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1955-1960.pdf 1960 - 1961 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1960-1961.pdf 1961 -1964 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1961-1964.pdf 1964 - 1966 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1964-1966.pdf 1966 - 1971 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1966-1971.pdf 1971 - 1973 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1971-1973.pdf 1973 - 1975 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1973-1975.pdf 1975 - 1978 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1975-1978.pdf 1978 - 1980 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1978-1980.pdf 1980 - 1982 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1980-1982.pdf 1982 - 1984 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1982-1984.pdf 1984 - 1988 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1984-1988.pdf 1989 - 1993 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1989-1993.pdf 1993 - 1997 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1993-1997.pdf 1997 - 1999 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1997-1999.pdf 1999 - 2002 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1999-2002.pdf 2003 - 2006 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/2003-2006.pdf 2006 - 2007 http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/2006-2007.pdf Kaynak Sevgi ile...
-
Uğrola. Emperyalist (Sömürgeci) güçler ile ilgili olan şıkkı işaretlememe rağmen sıkları yetersiz ve eksik bulmaktayım. Hiç bir olayın tek bir nedeni olmaz, olamaz. Hele pek çok cana mâl olmuş bir olaydan bahsediyorsak eğer... Kendimce kısaca sebep başlıklarını özetleyeyim: * Ekonomik olarak çıkmaza girmiş ve girdirilmiş insanların tepkileri... * İşgâl bağımlısı ulay Sömürgeci güçlerin salt kendi çıkarlarını gözetme planları... * Bu plan üzerinden gidenlerin ihtimâl ve ihmâlleri kullanabilme yetenekleri... * Genç bir devletin devâsa ihmâli... * İhmâllerin ve ötesini getiren uygulamaların yetenekli odakların güdümündeki rolleri... * İhmâle sebebiyet veren, devam ettiren (her türlüsü kastîdir artık) hâin zihniyet ve fırsatçılar... * Neyin ne olduğunu düşünmeyen, düşünemeyen ulay düşünmek de istemeyen, bir şeyin/gücün parçası olmak için çabalayan tinler (ruhlar)... * Gününü gün etmeyi 'Carpé Diem' sanan umarsızlar... * Aşırılık zehirinin ne işe yaradığını bilen ve bunu kullanmak için emek vermişlerin çabaları... * Güce tapmayı mârifet sananların gerçekte güç = bilgi olduğunu bilmeleri ve bunun ile canlara, acılara mâl olan keyfîlik ile oynamaları... * Bir şeyleri gören/görebilen insanların da yaşam kaygıları doğrultusundan dolayı pek bir şey yapamamaları... * ''Yeter artık, dur!'' diyenleri sindirip, yok edip 'Yeter artık, dur' demelerindeki niyetleri yozlaştırılmış düşünceler ve icraatlar ile bulandırmak... ... Gibi pek çok şey sıralanabilir. Güncel olarak Van ilimizdeki deprem felaketi ile ilgili sosyal medyada (internette) ekilen tohumların meyvesini görebilirsiniz. 'Oh olsun, biraz da onlar ağlasın'lardan 'İyi olmuş, gebersin pkklılar'ına kadar gidebilen bir kutuplaşma mevcut. Tabii buna karşı saçmalamalara karşı vicdan ulay mantıklarını dinleyen ulay üzülen, yardım çabasında bulunan ile gelişmiş bulunan kutuplaşmaya karşılık verenler de hiç az değil. Çözüm, tüm Türk halkına (hiç bir etnisite ayırt etmeden) Kürtler = pkk değildir'i anlatmak, anlatabilmek lâzımdır. Çünkü o nefret içerisindeki insanların gözüne salt kışkırtıcılar (provakatörler) çarpmaktadır. Kendi halinde olan, ayrı gayrı görmeyen ve bunu bağıra çağıra da olsa dile getiren pek çok Kürt yurttaş mâlesef ve doğal olarak göze çarpmamaktadır. Tabii bunun nedeni de bellidir... Göze çarpanı ayıklayan güdümlü bilgi edinme ulay haber kuruluşlarıdır. Pkk kurtarıcı mıdır? Apo neye ve kimlere 'liderlik' etmektedir? Türkiye Cumhuriyeti, sömürgeci totaliter bir rejim altında halklara zulüm mü etmektedir? Yoksa insanların gözünde totaliter, zulümkar ve baskıcı olan yönetimlere destek veren başka güçler mi vardır ki, doğru ulay insanlığın gerektirdiği bir hayata giden yolları her türlü tıkayacak olan her türlü yozlaşmaya meydan veren... İçeride ne varsa, dışa yansıyan o olur. Bunu bilen bir art niyet, bunu kullanır ve imkânları dâhilinde büyütür. Bu büyümenin içerisinde de kayboluruz ulay gideriz... Kaybolmak, karşı koymak için yeterli(!) ise diyorsanız... Laik ve Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti yolunda olan (ancak yolu kesilmiş olan) Sosyal, Halkçı(devlet için halk değil, halk için devlet), Kendini bilen ve aşağılık duygusuna (komplekse) kapılmayan (bazılarının yerden yere vurmaya çalıştığı ulay çabaladığı Atatürk Milliyetçiliği), değişim ulay gelişimin ruhundan ayrılmayan (bazıları inkılapçılık der, bazıları devrim...), Devlet fikrine hepimiz karşı çıkmalıyız!!! Sevgi ile...
-
Fethullah Gülen baş Ateist bir eylemci ulay (ve) bütün beyaz ırkı (white power) savunucuları da Gangsta Rap'çi desem ne kadar doğru olur? Olmaz. Bu nedenle bu böyledir, şu şöyledir derken biraz daha nefret hissiyatından uzak olarak genellemeci olmasak nasıl olur? Chp'li olmamam dışında tanıdığım pek çok Chp'li insan olduğundan dolayı bunu diyor olabilir miyim? Kesinlikle evet! Chp'nin tam olarak istenilen bir parti durumuna gelmesi, yani uzun yıllar ve şu andaki durumundan çıkması arzum mudur? Buna da evet derken... ... Dediğim şu olabilir mi? Bir partiyi sevmiyor olabilirsiniz, ancak doğru olanı yapmadığını düşündüğünüz bir oluşumun dışında doğrusunu olduğunu düşündüğünüz bir oluşum üzerine odaklanıp, fikir ile düşünce belirtmeniz daha doğru olmaz mı? Ben şimdi Akp şöyle böyle dediğimde Tanrı aşkına ne değişiyor? Bu tıpkı eskiden beri olan tepki toplanmalarındaki 'Kahrolsun Faşizm' diye deyiş atmaya benziyor. Ama şuncacık hayatımda gördüğüm kadarı ile hala Faşizm kahrolmuş değil! Ne demek istediğimi anlatabildim mi? (Not: İğneyi size gösterirken bir elimde de çuvaldız var merak etmeyiniz. Gerçekten 'bir şeyler yapma' konusunda pek çoğumuz eli-kolu bağlı durumunda. En azından 'şu böyle, bu şöyle' derken bir şeyleri de açıklamaya gayret etmekteyim. Ya bunu yapmayanlar..?)
-
Uğrola, Arşivimde oldukça e-kitap mevcut. Kendi bilgisayarımdan buraya, site sakinlerinin indirebilmesi amacıyla yükleme şansım, seçeneğim var mıdır? Var ise ne güzel, ancak yok ise daha önce indirmiş bulunduğum ilişimleri (linkleri) bulmam biraz zaman alabilir ve çok sık paylaşamayabilirim. Yine de böyle bir başlık için pante'ye teşekkür eder, yoksa bile demiş olduğum gibi bir özelliğin eklenebilme şansı varsa yönetimden rica ederim. Sevgi ile...
-
Her daim bilgelik ile kalasın saygı değer pante. Sönmemek için direnen aydınlık gençlerin sen ve sen gibilere gereksinimi ölümcül derecede var.
Sevgi ile...
-
Bence ölcülebilir olan düşünsel, fikirsel, algısal ve davranışsal olan etkilerdir. Örneğin alnına ''İslam savaşçısı'' yada ''Allah'ın savaşçısı'' tipi Arapça yazılar bulunan bantlar ile eline verilmiş otomatik silahlarla tekbir getirtilen küçük çocukların ileride nasıl bir zihniyete sahip olabileceği ölçülebilir. Ancak diğer yandan gözle bariz görünenler vardır ki örnekleri boldur Sivas Katliamı yada dini kurallar gereği öldürülen, işkence edilen, linç edilen insanların dünyadaki varlıkları gibi. Asıl kast ettiğim unsurlar yobazlık, bağnazlık ve fanatiklik gibi kavramların insanlara olan 'zararlı etkisi'dir. Her şeyin aşırısı zararlıdır. Sorunuza cevap verebildim mi? Sevgi ile...
-
Uğrola. Bir Kemalist olmadığım halde bu konuya cevap yazmak istedim. Mustafa Kemal Atatürk'ü kutsal bir varlık olarak gören ve işi tapma derecesine kadar getirenler mevcut. Ancak tüm sevenleri bu konumda değiller. Türkiye'de, Atatürk'ü sevenlerin büyük çoğunluğunun sahip olduğu hissiyat; derin bir saygı ve büyük bir sevgidir. Ayrıca unutmamak gerekir ki bu ülkede her 'Allah' diyene eyvallah çekenler bol olduğu kadar 'Atatürk' diyene de eyvallah çekenler boldur. Bu Atatürk diyenlerin bir çoğu, Allah diyenler gibi sadece ismi kullanıp amaçlarına ulaşmayı ve kitleleri kullanmaya çalışmaktadırlar. Pek çok insan için Mustafa Kemal Atatürk tarafsızlığın ve eşitliğin sembolüdür. Bu sembole dokunmaya çalışana, taraflara ve kutuplara bölmeye çalıştığını düşünerek, doğal olarak tepki vermektedirler. Yoksa zaten herkesin kendine göre bir Atatürk'ü var. Dindar Atatürk, Ateist Atatürk, İngiliz ajanı Atatürk, Mason Atatürk, Milliyetçi Atatürk, Irkçı Atatürk, Barışçı Atatürk, Kurtarıcı Atatürk, Deccal Atatürk gibi gibi neredeyse her ideolojiye göre bir Atatürk bulunmaktadır ve bunun sağlanmasındaki amaç insanların neyi savunacağını bilememesi ve şaşırtılmış bir toplum yaratmaktır. Aksi halde küresel babta düşünülürse, birbirini yemeyen bir toplumu istenildiği gibi yönlendirmek ve yönetmek kolay olmaz. Kamusal alan konusunda ise 'Kemalist Tapınak' tabiri biraz garip olmamış mı? Eğer bu ülkedeki her şey Mustafa Kemal Atatürk'ün başlattığı devrimlerin durmadan gelişmiş ve devam etmiş şeklinde olsa idi, zaten yeterince özgür ve mantıklı kurallar silsilesi içerisinde yaşıyor olurduk. Çünkü sizin de bahsettiğiniz gibi dogmatik bir devlete çevrilmiş bulunmaktayız ve malesef yanıldığınız nokta, bunun Mustafa Kemal Atatürk ile değil, ondan sonra gelen sözde 'Demokrat!' ve 'Milliyetçi!' partiler ile alakası vardır. Gelişime ve değişime açık olmayan ve muhafazakar partilerin kullandığı devlet organları vasıtası ile kamu alanlarının, kurumlarının ve kurallarının yılardır değişmemesinin nedenini Atatürk'te aramayınız. ... Ki zaten bunun nedenleri içerisine de bazı kesimlerin yok öyle bir şey diye bile bile görmezden geldikleri 'mahalle baskısı' unsurunu da eklemek gerekmektedir diye düşünüyorum. Kısaca demek istediğim, Mustafa Kemal Atatürk'ün ilk adımlarını attığı ülkenin devletinin gelişiminin, onun bıraktığı yerde kalmış olması ile birlikte daha da geriye doğru gittiğidir. Aksi halde Çağdaş Sosyal Devlet kavramı, dogmalara ve toplumda insanlara zulmedici, ayrılıkçı durumlara müsade etmez. Sevgi ile...