-
İçerik sayısı
34 -
Kayıt tarihi
-
Son ziyareti
İçerik türü
Profiller
Forums
Store
Makaleler
Everything posted by Lafargue
-
Saygideger Panteidar`in sorusu gozden kacmis ama oldukca onemli ve ilginc bir soru kanimca. Bir kac makaleye ulastim ,okudum. Konu ozelinde mantik yurutecek ve ya kurgu yapacak kadar donanimli degilim. O nedenle sadece ilginc buldugum bir kac makaleyi paylasmak isterim. Dogs Perceive Time Modeling time perception in rats Are animals stuck in time
-
Saygıdeğer evrensel-insan, Size daha önce acizane bir önerim vardı ,hatırlatmak isterim. "Yer çekimi" üzerine fikir mübadelesi etmiştik. Teklifim geçerli ,buyurun kendinizi karşıdaki binadan atın ,adına yer çekimi dediğimiz , insan iradesinden ve düşüncesinden ,insan oğlunun türlü türlü yapılandırılmışlığından bağımsız bilimin adına kuvvet dediği şey sizinle diyaloğa geçecektir! Dostlukla
-
Saygıdeğer evrensel-insan; Işık teorisinde ,şu bilindik iki oyuktan geçme fenomenini anımsayalım. Işığın hem parçacıklar gibi hem de dalgalar gibi hareket ettiği çok hassas deneylerle gözlemlenebilmiştir. Fotonun hareketi için her ikiside söylenebilir. Fotonların nasıl ve neden böyle davrandıkları henüz açıklanamamış ya da açıklanmış fakat ben bilmiyor olabilirim. Aslında fotonlar tam olarak kendilerine özgü hareket ediyorlar. Bilim insanları bunu kuantum mekaniksel hareket şeklinde tasvir ediyor. Foton bize elbette "ben hem böyle hareket ederim ,hem de böyle" diyebilecek şekilde "bilinçli" bir harekete sahip değil ,ama biz ne dersek diyelim bu deneyde gözlemlendiği gibi değişik bir şekilde hareket ediyor. Gözlemlediğimiz bu fenomeni modellendirmişiz ve kuramsallaştırmışız. Böyle diyerek ne fotonu hareket ettiren bir bilinçten ne de fotonun kendi bilincinden bahsetmiş olmayız. Doğaya sizin deyiminizle kanun vermemiş ya da yine sizin deyiminizle nasıl davranacağını söylememiş insanoğlu. Siz bilimin üzerinde deney yaptığı ,hareketini gözlemlediği ve genelleştirerek adına madde(enerji) dediği "şeyleri" yine bilim adına hiçe sayıyorsunuz. Daha doğrusu "insan oğlu ve onun birinin düşüncesi ,düşüncesinin yapılandırılmışlığı olmasa sizin üzerinde deney yaptığınız şeyde olmayacak" diyorsunuz. Fotonun hareketine dair bilimin açıklamalarına şüphe ile yaklaşmak ,değişik methodlarla bu düşünceyi sınamak başka bir şeydir. Binbir kelime oyunuyla bilimin üzerinde deney yaptığı ve adına madde(enerji) dediği şeyleri reddetmek başka bir şeydir.
-
İnsanoğlu kendisine ,etrafını saran şeylere madde/enerji dedi. Gördüğünü ,duyduğunu ,algıladığını sonra kavramlaştırdı. Farzedelim ki madde değilde başka bir şey dedi ,bu onun niteliğini değişitirmiydi ? Şeylerin isimlerini değiştirerek yada başka başka soyutlayarak onların niteliklerini değiştiremezsiniz. Yapabiliyorsanız ki düşüncede yapabiliyorsunuz ancak o zaman inanıyorum gelecekte sizin felsefeniz yeni bir tanrı yaratmayada muktedirdir! Gerek yok şu an elimizde fazlasıyla var!
-
"Doğal Seçilim"den bahsettiğimizde burada seçen bir bilinçten ya da bu seçilimin bilinçli bir amacı olduğundan mı söz ediyoruz ? Bundan söz etmediğimiz gibi doğa yasalarından söz ederken yine bir bilinçten bahsetmiyoruz. Benim itirazım düşüncenin ,kavramların soyutlanmış olmasına değil ,bu konudaki tanımınıza katıldığımı bildirmiştim. Sizin algınız ise cevap olarak sorduğunuz soruyla ,sorunuz ise yine felsefenizle oldukça uyumludur. Çünkü siz ; “Her şeyin temeli” diyorsunuz “tabanı ,yapılandıranı insanoğlu ve düşüncesidir”! Yine buna paralel olarak soruyorsunuz "O halde doğa yasaları kim/ne tarafından verilmiştir ?" Şimdi bu soruyla benim sorumu mu yanıtlamış oluyorsunuz? "kütle çekimi"den bahsediyoruz ,biz koymuyoruz o yasayı ya da maddeler arasındaki böyle bir ilişkiyi oluşturan bir bilinçten bahsetmiyoruz. Gözlemimizden/deneyimizden yola çıkarak maddeler arasındaki bir etkileşimi soyutlayarak ,modelliyoruz. Siz ise "Yasa diyerek doğaya insansal özellikler yüklediniz" şeklinde eleştiriyorsunuz. Karşınızdaki binanın tepesinden atın kendinizi ,neye göre ,kime göre olduğunu anlayacaksınız ? Soru net hatta daha basitleştirerek sorayım: "Doğa insandan önce var mıydı?" Dostlukla
-
Bu söyledikleriniz ancak Hegel’e dipnot olarak düşülebilir. Hegel düşünceyi ,insan beyninin yaşam sürecini, “bağımsız bir özneye” dönüştürür. O’na göre “nesnel dünya” ideaların “dışsal ve görüngüsel biçimi”nden başka bir şey değildir. O’ndan farklı olarak siz madde ve düşünce arasında bir bağ kuruyor ancak nihayetinde Hegel’in sistemini açıklarken başvurduğu “kendini düşünen düşüncenin düşüncesi” ne saplanıp kalıyorsunuz. Fenomenlerin gözleminin sınırlarının ötesindeki şeylerin ,örneğin materyalizmin madde ve düşünce arasındaki öncül ilişkisini ,metafizik olarak ilan ediyorsunuz. Daha ileri giderek ,bağımsız bir özne olma ve öznelerin evrensel-insan düşüncesi altında evrensel bir öznede birleştirilmesi iddiasıyla , her şeyin temelini insanoğlunun “duyumlarına” indirgiyorsunuz. Bu önermelerde öncüllerini daha Berkeley’de bulabileceğimiz daha sonra Mahc ve ardıllarında görebileceğimiz türden yaklaşımlardır. İnsan oğlu henüz yokken ve ondan bağımsız olarak işleyen ve bunu yaparken bir insan duyumuna ,gözlemine ihtiyaç duymayan “doğa yasaları” yok muydu ? Ya da o yasalar biz ne dersek diyelim ya da bizim soyutlamalarımızdan bağımsız olarak bulunmuyorlar mıydı ? Elbette insanoğlu olmazsa düşünce olmaz ,madde olmazsa insanoğlu olmaz! Fakat ,insanoğlu gözlemini ve soyutlamasını yapıyor onları kavramlaştırıyor diye madde vardır gibi bir sonuca ulaşabilir misiniz ? Aynı saçmalık duyumları maddenin bir özelliği gibi göstermekle birdir. Buradan basitçe Berkeley’in ifadesindeki “Dünya insanoğlunun tasarımından başka bir şey değildir”e ulaşılır. Çünkü siz ; “Her şeyin temeli” diyorsunuz “tabanı ,yapılandıranı insanoğlu ve düşüncesidir”! Felsefeniz iddia ettiği gibi “bağımsız” değildir. Üzülerek söylüyorum bazı etiketlemeleri siz, Berkeley’in felsefesini kotarmaya çalışırken kendiniz giyiyorsunuz ,ben yapıştırmıyorum! Berkeley’in idealizmi Mach’ın agnostizmi ve Hegel’in diyalektiği işte “evrensel-insan felsefesi” ,meta-felsefe iddiasındaki düşünce çorbası. Dostlukla
-
Saygıdeğer evrensel-insan; Buradaki sorgulamayı kişileştirmenizi anlamıyorum. Felsefenizin (belki siz farkına varamamışsını) argümanlarının agnostizme malolduğunu söylüyorum. Ne diyelim ? "Yok canım ,dostumuz bir şey ispatlamak ve ya çürütmek için yazmıyor bunları ister alırız ,ister almayız" böyle mi diyelim? Ben demeyeceğim ,kişisel algılamayın ,felsefenizle tartışıyorum. Ayrıca agnostism felsefede sizin çizdiğiniz o dar anlamıyla değerlendirilmez. Ben sizin tanrı inancınızı sormadım, merakta etmiyorum, şimdilik. Agnosticisim
-
Saygıdeğer evrensel-insan; Evrensel-insan'nın köşesi adresinde "kurmacanızı" açıklarken şöyle bir ifade kullanmışsınız : Sizden ,alıntıladığım yukarıdaki cümleyi açıklamanızı rica edeceğim.
-
Saygideğer evrensel-insan; Eğer sizde bir fenomenseniz ,özne olarak felsefenizi kuruyorsanız nasıl oluyorda meta-felsefe iddiası getirebiliyorsunuz ? İnsanoğlunun alternatifsiz olduğuna katılmakla beraber eğer onun dışında bir yerde durmuyorsanız nasıl oluyorda olaya bakanın kendisinin olay içinde olmadığını ,yer almadığını iddia edebiliyorsunuz? Her türlü sorunu sorgulayıp (kanıtlamaya,inanca,ispata,doğruya v.s endekslemeden), sorunların evrensel ve bütünsel kökenine inmeyi amaçlayan felsefeniz bunları "nedenlemeye" başladığı anda olayın içerisinde hatta artık kendisi olay olmuştur. Felsefe üstü iddianız sırf bu nedenle geçersizdir ,bu felsefe bilimin "sahte felsefesi"dir ,sinsi bir agnostizmdir!
-
Radyoaktivite nedir ,radyoaktif madde nedir? Bu sorunun bilimsel olarak cevabı vardır. Hatta bu açıklama iyiki bir "Noktalama"dır! Yoksa bu kavramlar ,aslında bilim bunun hakkında ne dediğini bilemeyiz bir süreçtir ,diyerek elimize plütonyum parçacığını alabiliriz. Hiç bir ideolojiye ,sabitlemeye ,metafiziğe ,materyalizme ait olmadığını dile getiren ,karşı çıkışlarına "bilim gözlemler ,insanoğlu sadece seyreder" gibi bir itiraz yönelten utangaç ve sinsi bilinemezci bu felsefenin sonuçlarını "gözlemlediğim" bir örnekle anlatmak isterim. Şantiyenin birisinde kaynak radyografilerini çeken bir arkadaşımız işlem sonrasında düşen çekirdeği eliyle alıp atmıştır. Kendisi akciğer kanseridir ,günden güne erimektedir. Şanslıdır henüz ölmemiştir. Aynı zamanda teknik okul mezunudur ama bu onun ahmaklığını ,cahilliğini engellememiştir. Belki de kendisi salaktır ,gözlemim sonucu ancak böyle diyebilirim. Bilimin felsefesi diye ona yutturulan bu "sahte felsefeler" sayesinde salaklaşmıştırta diyebilirim. Siz ne diyordunuz?
- 85 yanıt
-
- 2
-
-
Saygıdeğer evrensel-insan , İnsanoğlundan bahsediyoruz elbette. Cevap olarak bana slogan ve sürekli tekrarladığınız bu retoriği öne sürüyorsunuz. Sorularıma cevap alamamışım. "Oradan değil ,buradan başlayalım" şeklinde nasihat almışım. Not : Yazılarınızı takip ettiğimi ,okuduğumu belirtmiştim yine de verdiğiniz link için sağolun.
-
“ Evrensel-insan zihniyeti” makalenizi diğerleri gibi okudum ,bir daha okurum sayın evrensel-insan. Şeyleri her türlü metafizik dayanaktan uzak (fakat siz materyalizmi de ideoloji temelinde aynılaştırdığınız için buna dahil ederek) olarak açıklama iddiasında bir zihniyet. Ama “bilimin felsefesi nedir”in açıklama cüretine girdiği anda bu kendi ile çelişir. Çünkü ;kendisini yalnızca kendinden öncekilerin öznel yargılar olduğu tahakkümü üzerinden yapılandırır. Bunu ne yanlışlayabiliyor ne doğrulayabiliyoruz. Felsefenizin bunun gibi öznel bir durum yaratmayacığını nasıl açıklıyorsunuz ? Kaldı ki bu teolojinin nedensellik sorununda sınıfta kaldıgı sorunun bir benzeridir. Gözlemden ve insan zihninden bahsediyorsak ,şeylerin değil ama, bir öznellikten her zaman söz edebiliriz. Temel sorum budur. Bir diğer husus: Gerçeğin göreceliği ya da asla bilinemeyeceği sadece onun fenomenlerinin gözleneceği üzerine kurulu felsefenin bir diğer sorunu yine kendi ile çelişir. Bilimsel teorilerin ya da toplumsal gelişimin keskin çizgilerle teorize edilmesini ideoloji olarak adlandırırken fenomenlere dayalı gözleminiz bize “bilimin felsefesi bu olabilir”i tembihliyor. Nasıl oluyorda sadece “evrensel insan zihniyeti” kendi eleştirisinden dokunulmazlık payesini alıyor ? Aklın ideolojik sınırında nasıl oluyorda evrensel-insan felsefesinin böylesi bir sınırı olmuyor? Öyle ki felsefeniz insanoğlu temellidir ve bahsettiğiniz kategorilerin içerisine sırf bundan dolayı dahil olmak zorundadır. Son soruda ,bunu savunmanın dürüstlükle açıklayamayacığınız bir nihilizm olduğunu görmelisiniz!
-
Bütün eleştiri ve tezleri "genelleştirerek" aynılaştırıştırıyorsunuz. Fakat nedense sizin felsefeniz bir şekilde yukarıda saydığınız kategorilerin birisine dahil olamıyor? Ortaya koyduğunuz tezi yalnızca yine ortaya koyduğunuz yaklaşımlarla tanımlayabiliyoruz. Neden sadece bu felsefe yanlışlanamazlık mührüne sahip oluyor? İdealizmin büyük sorunlarından biridir ,kendi ile çelişmesi. Bütün fikirler bir şekilde dogmatik ve ya ideolojik olurken nedense bu olamıyor? Diğerleri yadsınırken bu felsefenin yadsınamaması garip değil mi? Yeni bir din gibi ,ne ilginç!
-
Saygıdeğer evrensel-insan; Foruma astığınız yazıyı okudum ,yazıda referans gösterilen kaynaklara ulaşmak zor oldu. Enine boyuna bir yazı hazırlamak zaman alacak ,mazur görün. Şimdilik kaynaklarımı ,notlarımı derlemekle meşgulum. Dostlukla
- 42 yanıt
-
- 1
-
-
Saygideğer evrensel-insan; Mesele elbette katılmak meselesi değil ,katılsam haklı mı olacaksınız ? Eğer bir sorun tarihte bir yerde bu şekliyle tartışılmışsa referans gösterirsiniz. Bu etiketleme değildir ,sizin bunu tartışanlarla aynı dünya görüşünü paylaştığınız anlamına da gelmez. Resmi tarihe bende şüphe ile yaklaşıyorum ,ama tarih uydurmuyorum. "Emperyalistler kolay çekilmezler" doğrudur ama illa ki bu onların yenilmez olduğu anlamına gelmez. Kurtuluş Savaşı toplumlar tarihine mal olmuş bir savaştır ,bir halk savaşıdır. Daha Mustafa Kemal ve kadroları henüz örgütlenmemişken Anadolu'da bir milis hareketi vardı. Bu kadrolar Anadolu'daki lokal direnişleri ,onların önderlerini ve ittifak kurabilecekleri diğer dinamikleri hem siyasal hem de askeri olarak örgütlediler. Olan bu ,sizin yazdığınız değil. Şimdi ki çatırdamayı Kurtuluş Savaşı'nın kendisinde ve uhrevi anlaşmalarda aramamak gerekir. Emperyalizmle ve ya Kemalizmle "hesaplaşmak" adına Kurtuluş Savaşı'nı silikleştirdiniz.
-
Elbette öyle bir sorun yok. Fiilen yok. Erdoğan sıkıştığında abartıyor olmasın ? Tam gündemden düşüyor ,Fransa'da türban gündeme geliyor ,basın allıyor pulluyor. Bir bakıyoruz Libya saldırısında Fransızlara üsler açılmış ,destek tam! Birde Erdoğan isterse yaparsa şeklinde bir hezeyan var. Buyursaydı yapsaydı! Daha ilk seçimlere girdiğinde vaadi bu değil miydi ? CHP ,MHP görüşelim dediler. Hadi buyursun yapsın... 10 yıl oldu. AKP türbanı yolsuzluklarını ,anti - demokratikliğini örtmek için kullanıyor.
-
Değerli evrensel-insan ; Bu teze bende katılmıyorum. Döneminde Kaypakkaya bu tezi ortaya koymuş ,Fikret Başkaya "Paradigma'nın İflası"ında güncellemiş. Kitap yakın dönemde yine basıldı ama bu sefer "Resmi Tarih Eleştirileri" olarak pek rağbet gördü. Katılmamam içinde oldukça nedenim var. Dostlukla
-
Katılıyorum sevgili panteidar ,haklısın. Kılıçdaroğlu ,öyle laf olsun diye söylemiyor. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na vurgu yaparak söylüyor. Türkiye 1988'de bunu imzalamış ve iç müktesabata dahil etmiştir. "yerel yönetimlerin ,il özel idarelerine devri" , "belediyelerin ihtiyaçlarına göre vergi toplayabilmesi" , " belediyelerdeki sağlık ,eğitim gibi müdürlüklerin yine ihtiyaçlarına göre atama yapabilmeleri" gibi yasa ve yönetmelikler AKP döneminde hayata geçmiştir. Ama daha önce "İller Bankası" ,"Köy Hizmetleri" gibi kurumların tasfiyesi ile il özel idarelerine alan açılmıştır ; ANAP, MHP ve DSP hükümeti döneminde. Yani fiilen bu süreç öncesinde işlemekte ama AKP döneminde zil zurna çalmaktadır. Yeni söylenen bir şey yok... Sadece basın birden abartma gereği duydu nedense! bkz. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı
-
Tarihi yeniden yazarak ,günümüz temelli kavramlar ile anlam kazandırarak ve yeni kazandırılan anlama tarih monte edilerek tarih anlatılamaz. Bu spekülatif ,a priori bir tarih anlayışıdır. Tarihin kendisi nesneldir ,biz hakkında hiç birşey bilmesekte yaşanmıştır. Fakat bunun yazımı ve ya yorumlanışı görüldüğü gibi nesnel olamıyor. Bir başka örnek Osmanlı'yı ele alalım ,sömürgeci bir imparatorluk. Buna gelecek en naif itiraz Osmanlı'nın sömürgeci olmadığıdır. Osmanlı'nın büyük bir coğrafyada hüküm sürdüğü bilgisi nesneldir ama bunu nasıl ve neden yaptığı nesnel değildir. Yazılı tarihin en büyük sorunu anakronizm'dir. Yani ; "Tarihsel olay ve olgular arasında zaman - mekan ilişkisini oturtamamak" "Mekanları ,karakterleri karıştırmak ve zamanlama hataları yapmak" "İçinde yaşanılan zaman merkezli bir yaklaşımla olguları değerlendirmek" Başka bir ifade ile "geçmişin" günümüzü yaratmayı amaçladığını savunarak tarihe " teolojik" bir görev biçme sorunudur. Geçmişin bu anlamıyla bir "bilinci" olduğunu savunmaktır. Belgelerle konuşmanın da bazı handikapları vardır. Çünkü belgelerin kendi başına bir nesnelliği ,varlıkları dışında ,yoktur. Onlara özellik kazandıran onu bulup çıkaran ,derleyen yazarın kendisidir. Dolayısıyla biz tartışırken ,belgelerin yazıldığı dönemin koşullarını ,kişilerin beslendikleri felsefe ve ideolojik altyapıyı v.b'de değerlendirmek durumundayız. Eğer her hangi bir fikre eleştiri getireceksek ,iddialarla neyin kanıtlanmak istendiğini ama bunun ne için olduğunu da belirtmeliyiz. Dostlukla
-
Değerli Pante; Madem sordunuz ,dürüstlük adına sosyalist olduğumu belirtmeliyim. Bu anlamıyla bir demokratik devrimi savunuyorum. Ülkenin birikmiş sorunlarının (Kürt Sorunu ,Laisizm v.b ) çözümü ve gerçek bir halk egemenliği için elzemdir. Kaldı ki ,tarihin ,kavramların ,olay ve olguların liberal çevrelerin ve milliyetçi çevrelerin elinde evrilip ,çevirip tahrif edilmesinin önünü almak ama günümüz açısından da bazı yanlışlıklarla hesaplaşılmasını hiç bir şey değilsem sadece dürüst bir demokrat ya da aydın olarak zaruri de görüyorum. Dostlukla
-
Bilirsiniz ülkemizde cuma hutbeleri diyanetin tekelindedir. Kurtuluş Savaşı yıllarında camilerde hutbelerin halk örgütlenmelerinde yararı görülmüştür. Hatta 70'li yıllarda imamlar sendika bile kurmuş ,kurban derileriyle devrimci gençlik hareketine destek olunmuştur ,bir kısmı.. AKP elinde Diyanet ve bu hutbe işi baya ciddiye alınmış ,hutbelerde grevlerin şeytan işi olduğu bile söylenir olmuştur. Kürtlerin dindarlığı ,din ile yakınlığı tartışılır lakin; Son dönemde kendi hutbelerini yazıp , AKP'nin imamının peşinde saf tutmamaları RTE ve tayfasını fazlasıyla sinirlendirmiştir!
-
Sadece bizim ülkemizde değil başka seks skandalları var ,bahsetmişsiniz dostlar. IMF Başkanı'nın düştüğü durum ,Berlusconi'nin durumu. Eskiden olsa yapanı ,bunu emeline alet edeni ve hatta yayınlayanı ayıplardık. Ne kadar alıştırılmışız bu durumlara. Yok BBG'ydi ,evlilik programıydı. Normal mi geliyor ,nedir ? Hepsi rezillik! Kürşat Tüzmen diyor ki : "Anasının rahmine kaçsa bulurum!" Daha açık ne desin ? Çağlar'ı hatırladım Mesut Yılmaz'a demediğini bırakmamıştı bakan iken. Yargıya havale ,hakaretten... "Ne pişman olacağım ,parasıyla değil mi" demişti. Bunun adına siyaset deniyor sonra köy muhtarı samanlıkta rakibini basmaya çalışıyor köyün birinde. Yapmayın ,etmeyin yazıktır yurdumun insanına!
-
Cumhuriyet ,Halifelik ve Şeyhülislamlığın kaldırılmasıyla ,Avrupa Medeni hukunun kabulü noktasında ,Osmanlı'daki öncüllerinden çok ileridedir. Halifeliğin kaldırılması büyük bir adımdır. O dönemde Arap feodalitesi üzerinden plan yapan Batılı emperyal güçlerin böyle bir kurumun yok edilmesiyle önü alınmıştır. Ama Türkiye laik bir ülke midir bu tartışılmalı ,bu başka bir konu.
-
Değerli Pante ; Yaşadığım coğrafya da özellikle Fettullah okullarında bunun benzeri fakat tersten bir okumayla bu propaganda ediliyor. Örneğin ,Kazaklar kendi dillerinin "öz" olduğunu ,Türkiye'de konuşulan dilin bozulmuş olduğunu öğrenirler. Bizim onları sattığımızı ,anayurdun Kazakistan olduğunu vurgularlar. Ve bizim Türkiye'de ırkçı politikaların bunun gibi benzerleri tersten okutuluyor. Tatarca'nın ise Türkiye'de konuştuğumuz dille pek alakası yoktur. Özbekler ama özellikle Azeri dilleri çok benzerdir. Özbekler ve Kazaklar aynı propaganda ile düsmandırlar. Vesaire ve neyse... "Öz" lafını saydığım endişelerle ve belirttiğim üzere bilimsel bulmadığım için eleştiriyorum. Samimi bulursunuz ,bulmazsınız orası sizin bileceğiniz iş. Kantçı değilim ki niyet okumalarla tahlil yapayım. Kemalizm'in eleştirisi (ki bu -izm çok tartışmalıdır) iki türlü yapılıyor. Ne ve kim olduklarından ,niyetlerinden bağımsız ,anlayış olarak... İleriye dönük ,geriye dönük. Geriye doğru yapılan eleştiri ,tarihteki ilerici yönün üstünün örtülüp ,onda sadece baskı ve diktatörlük gören eleştiriler. Bugün lafızda Atatürkçü ama işbirlikçi olanlarla herkesi aynılaştırarak "statükocu" ilan eden kesimler ve bu liberaller (özellikle bazı Taraf Liberalleri) asker sivil yüksek bürokrasi diye birde sınıf keşfederler! AKP Hükümeti'nin ve uygulanan politikaların ve bunlardan kaynaklı sorunların büyük kısmı görmezden gelinerek aslında işbirlikçiliğin üzeri örtülür. İleriye dönük yapılanı ise 1920'lerin devrim projelerini sanki bugünün şartlarına çok uygunmuş gibi şablonlaştırarak çağırmaktır. Ondan sonra yaşanan olumsuzluklar ve yanlış uygulamalar gözden kaçırılarak lafta bir devrimcilik ,uhrevi bir kemalizm aranmaktadır. Böylelikle de anti-emperyalizm ,bağımsızlık ,yurtseverlik gibi kavramların içi boşaltılmış anlatıldığında sahiplenmeye hazır halk kesimleri AKP'ye yedeklenmekte , özellikle iki kavramı bir araya getiremeyen gençlerin kafası karıştırılmaktadır. Ülkenin geçmiş tarihi ve bazı gerici uygulamalarla hesaplaşmayı amaçlayan ,bunları ayrıştırıp belirginleştiren "dürüst çabaların" varlığıda bu iki kesim tarafından silikleştiriliyor. Böyle anlayışlar etrafında da samimi bir tartışmanın yakalanması olası olmuyor. Dostlukla