Tüm aktivite
This stream auto-updates
- Dün
-
Türkiye´de son günlerde yaşanan olaylara bakınca, hayvanları tenzih ederim, bazıları harbiden hayvanlık yapıyor. Koskoca TRT kurumu, bir dizi oyuncusu boykotları destekledi diye oyuncunun işine son vermiş, iyi mi! Zaten %100 taraflı olduğu yetmiyormuş gibi böyle insan onurunu hiçe sayan ve hukuksuz kararlara imza atıyor. Bunlar istiyor ki, insanlar (bilhassa gençler) konuşmasın, şikayet etmesin, eleştirmesin, fikrini söylemesin ve sokakta buluşmasınlar. Ne adalet ne de bağımsız hukuk kaldı. Hepsini yok ettiler ve korku dünyası yaratıyorlar, yarattılar.
-
@gun Sen sorduktan sonra öğrenmiş sanırım. Doğrusunu söylediysen öğrenmiş olabilir. Ben Google Gemini'a soru atmıştım bilememişti. Doğrusunu da söylemiştim. İki gün sonra bir daha sorunca bilmişti. Öğreniyorlar.
- Last week
-
@gun, görünen o ki yapay zekalar da insanlara benziyor. Aptalı var, akıllısı var. Kimbilir yakında kurnaz veyahut sahtekâr yapay zekaların türemesine şâşırmamak lazım.
-
İnsan biyolojik olarak elbette hayvandır. Ancak neden farkında olduğunun farkında olan veya düşündüğünü düşünebilen bir yapıda evrim geçirmiş hala ilginç geliyor. Hayatta kalmak ve türün devamı için insanda olan kadar zekaya gerek yoktu aslında. Milyonlarca yıldır pekte zeki olmayan canlılar varlığını sürdürdü sürdürüyor. İnsanın hayvanlardan farkı yok ki diye düşünenler olabilir mesela; bir çita insandan hızlı koşar başkası daha kuvvetlidir vs. Bunlar başka yönlerdir. Ama insan hem neden burada olduğunu hem nasıl yaşaması gerektiği üzerine felsefe yapan var olduğu bu evreni araştıran ilginç bir varlık. Elbette diğer hayvanlarda çevresini tanıma ve araştırma içindeler. Ancak insanın bu acınası biçimde bilinç kazanmasından dolayı keşfetme ve merak duygusu çok fazla boyutta. Bunu sadece üreme ve hayatta kalma ile ilişkilendirmek çok fazla indirgemeci olacaktır.
-
Esasen söylediklerinizde gizil varsayımlar yok mu sizce? Temel insan hakları, yaşam hakkı gibi söylemler insanın kendinde değeri ve kutsal bir yönü olduğunu söyler gibi. Sırf bunları evrimden geldik hayatta kalmaya çalışıyoruz bir şekilde gibi bir olgudan bu değeri çıkarmak zor hocam.
-
Beşi beş kuruştan beş yumurta kaç para eder? Diye chat gptye soru sordum 25 kuruş dedi. :) https://duck.ai ise doğru cevap verdi. :)
-
Şeytan Ailesi Köyün en eski evi, tepenin başında yıllardır terk edilmiş bir şekilde duruyordu. Yosun tutmuş taş duvarları, kırık pencereleri ve çatısından sarkan eğri büğrü tahtaları, evin lanetli olduğuna dair söylentileri daha da güçlendiriyordu. Köylüler, o evden bahsederken seslerini alçaltır, çocuklarını oraya yaklaşmamaları için sıkı sıkı tembihlerdi. Çünkü o ev, bir zamanlar "Şeytan Ailesi" olarak anılan bir ailenin yuvasıydı. Hikaye, 1900’lerin başında başlamıştı. Aile, bir gece ansızın köye gelmiş, kimseye selam vermeden, kimseyle konuşmadan tepedeki o eve yerleşmişti. İki erkek kardeş, iki küçük kız çocuğu ve... garip bir varlık. Köylüler, o varlığı ilk gördüklerinde donup kalmışlardı. Uzun boylu, siyah pelerinli bir figürdü; yüzü karanlıkta gizliydi ama başındaki boynuzlar ve kırmızı parlayan gözleri, onun insan olmadığını açıkça gösteriyordu. Aile, köy meydanında çekilen tek bir fotoğrafta görülmüştü: iki erkek kardeş ciddi ifadelerle dururken, çocuklar korku dolu gözlerle etrafa bakıyor, aralarında ise o şeytani varlık, sanki ailenin koruyucusuymuş gibi dimdik ayakta duruyordu. Aile, köyde hiç kimseyle iletişim kurmuyordu. Ancak geceleri evden gelen tuhaf sesler, köylülerin uykularını kaçırıyordu. Bazen bir çığlık, bazen anlaşılmaz bir dilde mırıldanmalar, bazen de derin, boğuk bir kahkaha... Evin çevresindeki ağaçlar bile zamanla kurudu, otlar sarardı. Köylüler, ailenin şeytanla bir anlaşma yaptığından emindi. Ama kimse cesaret edip evin yakınına gitmiyordu. Bir gece, köyün en cesur delikanlısı olan Ahmet, merakına yenik düştü. "Bu işin aslını öğrenmezsem içim rahat etmeyecek," diyerek bir fener ve dedesinden kalma bir av tüfeğiyle evin yolunu tuttu. Ay ışığı, evin siluetini daha da korkutucu bir hale getiriyordu. Ahmet, evin kapısına vardığında, kapının hafifçe aralık olduğunu fark etti. İçeriden gelen soğuk bir rüzgar, fenerinin alevini titretti. Kapıyı yavaşça itti ve içeri adım attı. Evin içi, dışarıdan göründüğünden daha da harap haldeydi. Duvarlarda garip semboller çizilmişti; bazıları kırmızı, bazıları siyah boyayla yapılmıştı. Yerlerde kırık camlar ve eski, tozlu eşyalar vardı. Ahmet, bir an duraksadı ama sonra merdivenlerden yukarıya doğru gelen bir fısıltı duydu. Sese doğru ilerledi, her adımı tahta zeminde gıcırdıyordu. Merdivenlerin başında, loş bir ışıkla aydınlanan bir odaya ulaştı. Odanın ortasında, o eski fotoğraftaki ailenin bir tablosu duruyordu. Ancak bu tablo, fotoğraftan farklıydı. Çocukların gözleri simsiyahtı, erkek kardeşlerin yüzlerinde iğrenç bir sırıtış vardı ve şeytani varlık... sanki tablodan dışarı çıkacakmış gibi canlı görünüyordu. Ahmet, tabloya bakarken bir şey fark etti: şeytani varlığın gözleri, ona bakıyordu. Gerçekten bakıyordu. Birden odanın kapısı büyük bir gürültüyle kapandı. Ahmet, arkasını döndüğünde, karanlıkta bir çift kırmızı gözün ona doğru yaklaştığını gördü. "Sen... buraya... ait... değilsin," diye boğuk bir ses yankılandı. Ahmet, tüfeğini doğrulttu ama elleri titriyordu. O sırada odanın duvarlarından fısıltılar yükselmeye başladı. Çocuk sesleri... "Bizi kurtar... Bizi kurtar..." Ama sesler, bir anda korkunç bir çığlığa dönüştü. Ahmet, panik içinde kapıya koştu ama kapı açılmıyordu. Arkasında, şeytani varlığın ağır adımları yaklaşıyordu. Nefesi ensesinde hissediyordu; soğuk, iğrenç bir koku tüm odayı kaplamıştı. Tam o anda, tablodaki çocukların gözlerinden siyah bir sıvı akmaya başladı. Sıvı, yere damladıkça, yerdeki semboller parlamaya başladı. Ahmet, çaresizce kapıyı yumrukladı ama nafile. Sonra, bir el omzuna dokundu. Buz gibi, kemiksi bir el... Ahmet, yavaşça arkasına döndü. Şeytani varlık, şimdi tam karşısında duruyordu. Yüzü, bir insanınkine benzemiyordu; çürümüş et parçaları, boş göz çukurları ve iğrenç bir sırıtış... "Ailemize katıl," dedi varlık, sesi bir fısıltıdan çok bir kükremeydi. Ahmet’in çığlığı, evin duvarlarında yankılandı ama köyden kimse duymadı. Ertesi sabah, köylüler Ahmet’in kaybolduğunu fark etti. Cesaret eden birkaç kişi evin çevresine gitti ama Ahmet’ten hiçbir iz yoktu. Ancak evin kapısında, o eski fotoğraf duruyordu. Fotoğrafta bir değişiklik vardı: Ahmet, şimdi ailenin bir parçasıydı. Şeytani varlığın yanında, aynı korku dolu ifadeyle duruyordu. O günden sonra, evden gelen sesler daha da arttı. Köylüler, geceleri fener ışıklarıyla evi izlemeye başladı. Ve her dolunayda, evin pencerelerinden birinde, Ahmet’in siluetinin göründüğünü söylüyorlardı. Ama kimse, bir daha o eve yaklaşmaya cesaret edemedi.
-
Bu resimden harika korku hikayesi çıkar. Yapay zeka bu görseli kullanıp korku hikayesi üretebilir. Deneyeceğim.
-
Yapay zeka ne anlar tanrıdan? Ona akıl verenlerin borazanlığını yapacak işte; kendi kafasına göre takılmasını ve tanrı hakkında felsefe yapmasını bizler göremeyeceğiz. Çünkü bilincin sırrını keşfetmek için daha çok ekmek yemesi gerek, ki biz insanlar bile nasıl oluştuğunu henüz bilmiyoruz. "Short Circuit" adında bir film vardı. Oradaki robot kahramanımız sürekli "More İnput, more input" diye ortalarda koşturuyordu. Yapay zekanın da durumu şu an böyle. Sürekli bilgi toplamakla meşgul ve tüm mesele o bilgileri bir şekilde işleyip kendine has benliğini oluşturabilmekte yatıyor.
-
@kavak Şimdi gözüküyor mu? Putin görseli oluşturmasını istemiştim.
- 3 yanıt
-
- 2
-
-
Tanrıyı yapay zekaya sordun mu?
-
Gözükmüyor. Senin yapay zekanın bir sorunu var galiba.
-
Attan düşen mâlum zat her gittiği yere araba ordusu veyahut uçak ordusu ile gidiyor. Zaten o olaydan sonra ata falan bindiğini gören olmadı.
-
Benim sorudan anladığım şu. Çocukların yaşları çarpımı 144 olacak, büyük çocuklar 6 yaşından daha küçük olmayacak, bunlara dayanarak bank sayısını veren tek bir 4'lü grup olacak. (Bank sayısı aynı zamanda çocukların yaşları toplamına denk.) Parktaki bank sayısı 17, çocukların yaşları 1,4,6,6 oluyor. Yapay zeka bu şekilde çözmüştü.
-
6 yaşında başlar. Soruyu yapay zeka hazırlamıştı. Soruyu paylaşalı 3 hafta geçtiği için cevapları vereyim. Çocukların yaşları 1,4,6,6 olacakmış.
-
Çarpımları 144 eden ve toplamları 16 eden 2 tane 4'lü grup vardır. Çarpımları 144 eden ve toplamları 18 eden 2 tane 4'lü grup vardır. Çarpımları 144 eden ve toplamları 20 eden 2 tane 4'lü grup vardır. Durum anlaşılır oldu. Piyano sevme yaşını da bilirsek, çocukların yaşı çıkar. Ben bilmiyorum. Ne çocukken piyano çaldım ne de çevremde piyano çalan/seven çocuk tanıyorum. Sevgiler
-
Yapay zeka her bir boku yapabilir. Aşağıdaki görseli Grok 3 ile ürettim. Gerçek gibi. Son 6 ayda alınan yol inanılmaz. Yapay zeka çok hızlı gelişiyor.
-
Bence tanrı yok. Ben inanmıyorum. Doğa ise zaten bilinçsiz.
-
At'ın modern hali araba uçak gemi vb
- Earlier
-
Bu devirde at kalmadı, ki asrın(!) lideri vaktinde ata bindiğine pişman olmuştu zaten. Avrat desen, Türkiye´li milliyetçiler ve dindarlar tarafından kââle bile alınmıyorlar. Ne kaldı geriye? Evet, pusat. Kulağıma uzun zamandan beri gelen duyumlara göre seçilerek gelenler, seçilmeyerek gitmemek için hem kendileri hem de müritleri pusatlanıyor. Şimdilik muhalefetin taşına toprağına kayyum atamakla meşguller. Bu taktik tutmazsa, pusatı kullanmaktan çekimeyeceklerdir. Hasılı... "At avrat pusat" diye bir şey kalmadı. O mert ve cesur Türk´ü Türk yapan özellikler size ömür diyebiliriz.
-
https://tr.wikipedia.org/wiki/Pusat_(mitoloji) At avrat silah :)
-
Demokrasi ve bağımsız hukukun üstünlüğü olan ülkelerde masumiyet karinası diye bir şey var. Buna göre her birey, her vatandaş suçu mahkeme kanıtlanana kadar suçsuzdur. Bu kural Türkiye ve benzeri ülkelerde işlemiyor maalesef veyahut görmezden geliniyor. Hemen önyarğılı bir şekilde yargısız infaz yapılıyor. Gizli olması ve gizli kalması gereken bilgiler tarafgir medyaya servis ediliyor. Bu nedenle daha mahkeme başlamadan, hatta somut bir iddianame ortada yokken, insanlar suçlanıp etiketleniyor. Halbuki adalet, gün gelir, herkese lazım olur.
-
20. yüzyılda başlayan ve kırsal kesimden şehirlere doğru akan göç ve sanayileşme yüzünden, normal şehirler zamanla milyonluk metropollere dönüştü. Bu hareketlilik yıldızlarla dolu gökyüzünü ve zifiri karanlık olan geceleri neredeyse yok etti. Gece vakti gökyüzüne baktığımızda yıldızların %99´zunu göremiyoruz artık. Onları görebilmemiz için ya Orta Afrika´nın Sahara çölüne ya Orta Asya´nın Gobi çölüne veyahut Güney Amerika´daki Atamaka çölüne gitmek gerek. Bunun başlıca nedeni bilhassas şehirlerde yoğunlaşan ve sürekli artan suni aydınlatmanın getirdiği ışık kirliliğidir. Gece aktif olan hayvanları bile negatif yönde etkiliyor.