Jump to content

İsmi henüz konulmamış alternatif tarih romanım


mantik
 Share

Recommended Posts

Bir roman denemem var. Henüz daha yeni başladım. Hikayeyi, ana karakterleri ve genel akışı tespit ettim ama henüz sadece tek bir bölüm yazdım. O bölüm ise henüz paylaşılmaya hazır değil. Üzerinden geçmem lazım biraz daha.

Amerika'da Alternatif Tarih diye bir janr var romanlarda. Tarihteki belli bir noktada, eğer olaylar öyle değil de böyle olmuş olsaydı ne olurdu diye düşünerek ortaya çıkartılan hikayelere deniyor.

Mesela ikinci dünya savaşını Naziler kazansaydı ne olurdu, Rusların bolşevik devrimi döneminde diğer Avrupa ülkeleri de sosyalizme geçseydi ne olurdu, vs gibi.

Bu tür "Ya öyle olsaydı" düşüncesinden yola çıkarak çok hoş ve ilginç hikayeler, romanlar yazılabiliyor.

Benim romanımın sorusu ise "Keşifler çağında Amerika'yı Avrupalılar değil de Osmanlı keşfetmiş olsaydı ne olurdu?".

Romanımın ana karakterleri ve ana konusu şöyle:

Kaan: Osmanlı'nın ana güç olduğu alternatif evrenden bizim evrenimize seyahat etmiş bir tarih uzmanı ve araştırmacı

Eda: Kaan'ın eşi ve uzman fizikçi. Alternatif realiteler arasında seyahat konusun uzmanı.

Mark Connor: Bizim evrenimizde, Amerika'da bir bir üniversitede Orta Doğu ve İslam tarihi uzmanı bir profesör ve araştırmacı

Bilge: Profesör Connor'ın Türk kökenli doktora öğrencisi 

Hikayenin ana konusu:

Kaan ve Eda, Eda'nın tasarlamış olduğu bir "uzay gemisi / alternatif evrenler arası seyahat makinası" ile dünya yörüngesinden çok uzak olmayan bir yerde, bir yapay tekilliğin (singülarite) etrafında yükse hızla seyahat etmeye dayalı bir teknoloji kullanarak bizim evrenimize gelirler. Kaan neden bu evrende olayların kendilerininkinden farklı geliştiğini incelemekle görevli bir araştırmacı ve bilim adamıdır.

Dünyaya iniş yapmadan önce uzun süre yörüngede kalarak uzaktan gözlem yaparlar, televizyon yayınlarını izlerler, ellerindeki yapay zeka cihazını kullanarak televizyon yayınlarını analiz ettirir ve dominant dil olduğunu tespit ettikleri ingilizceyi kendi evrenlerinde geliştirilmiş "hızlı öğrenme / bilginin beyne transferi" teknolojisini kullanarak kendilerine yetecek düzeyde öğrenirler.

Araştırmaları sonucu para edeceğini öğrendikleri değerli taş ve metallerden bir miktar yanlarına alarak, Amerika'da, kırsal kesimde, insanların olmadığı ücra bir bölgeye iniş yaparlar. Araçlarını kamufle edip, yakın kasabaya doğru yola koyulurlar.

Önce yakın kasabaya gidip bir süre kalırlar, sonra ise Orta Doğu tarihi konusunda uzman olduğunu öğrendikleri Profesör Conner'ın ofisine gider, kendisiyle tanışmak isterler.

Bu arada, Amerikan hava kuvvetleri Atmosfere giriş yapmış, fakat hızlanmak yerine yavaşlayarak inmiş ilginç bir meteor tespit etmiş ve onu araştırmak için meteorun düştüğünü tespit ettikleri bölgeye bir ekip göndermiştir. Bu ekip Kaan ve Eda'nın cıhazını bulur, fakat içine giremez. Bundan sonra ise başka ipuçları ve bu araçtan uzaklaştığı tespit edilmiş ayak izlerini takip ederek araştırmaya başlarlar.

Kaan ve Eda ise vardıkları ilk andan itibaren kendi geldikleri dünya ile burası arasındaki kontrastların farkına varıp tek tek not alarak ve aralarında tartışarak sonuçlar çıkarmaya çalışır ve aynı zamanda da görevlerine devam ederler.

Bu ilk birkaç bölümün ana konusu. Fakat yazdığım bölümün asıl ayrıntılı ve orijinal şeklini henüz asıp ilan edemiyorum.

Yine de bu kadarını yazmak istedim. Belki ilgilenenler çıkar ve asacağım bölümleri merak edip takip etmek isterler.

 

  • Thanks 1
Link to comment
Share on other sites

Kısa hikayelerle başlamanı öneririm.
5 sayfayı geçmeyen kısa hikayelerle başla. Bağımsız.
Bir kısa hikayenin bir noktasından uzantıyla başka hikayeye bağla.
Örneğin Hitlerin gençliğinden yanlış zamanda yanlış yerde olması sebebiyle suçsuz yere tutuklandığı bir hikaye olsun.
Ama bunu böyle pat diye kabak gibi suçsuz yere tutuklandığı hikaye diye yansıtamazsın.
17 yaşında dolaştığı yerdeki günlük insan akışı, pazar yeri, kriminoloji, gazete manşetleri, toplumsal olaylar, siyasi gündem vs bir örüntü yap
Bir de değişkenlik yaratan karakter bul. Hitler tutuklandığı sırada her şeyi görmüş ama korktuğu için kimseye bir şey dememiş 12 yaşındaki bir odun satıcısı kız olsun
Ondan ona ondan ona bağımsız hikayeler, eğlenceli, şaşırtıcı 
İnsanlar yalanı sever. Ya da abartılı süslü anlatımı. 
Şaşalı olmadıktan sonra hikayeyi kim ne yapsın?

Geçtiğimiz 10 yıl içinde dizileştirilen bir alternatif tarihli bilim kurgu hikayesi var.

Kitap 1962 yazımı.

Paralel evrenlerden birinde Nazilerin ve Japonların savaşı kazandığı bir dünyayı anlatıyor.

Amerika ikiye paylaşılmış, bir kısmı American Reich yani Amerikan Nazi Devleti diğer kısmı Japon Pasifik Eyaletleri.

Okumanı veya diziyi izlemeni öneririm.

Pek çok ilginç şey var içinde.

Çıtayı yükseltmeni ve tabulara dokunup insanları rahatsız etmeni öneririm.

 

Link to comment
Share on other sites

Talat Paşayı da katabilirsin bak hikayeye.

Hitlerin Münih - Berlin civarlarında propaganda yaptığı yıllarda o da oradaydı. 

Hatta Berlin'de suikastla öldürüldü.

Talat Paşa suikastını de Hitlerin emrettiğini ima edersen.
Eve Brown'la da ilişki sokarsan araya, bizim Osmanlıcı güruh onu gerçek yapmak için her şeyi yapar :)

İnsanların beyni hasta.

Onlara o hastalığa hitap eden şeyler vermelisin.

 

Link to comment
Share on other sites

Günümüzdeki tabular, ve islamın bizim realitemizde nasıl gericiliğe sebep olduğu ile, öbür tarafta bunun nasıl aşıldığı üzerine bolca içerik olacak. Yani nasıl olabilirdi ama nasıl oldu ve neden böyle oldu konusunda dersler olacak romanda.

Yani en azından plan bu. Bakalım nasıl olacak.

Link to comment
Share on other sites

Elime ne geçerse mutlaka okuyan birisiyimdir ancak gel gör ki yazma yeteneğim de bir o kadar sönüktür. Bir iki kere kendim deneyeyim dedim; yazdıklarım 10 cümleyi geçemedi maalesef. Eğer yazacak olursam, çoook kısa, mini minnacık hikayecikler yazabilirim belki. Yazanlara bakıyorum...adamlar yüzlerce sayfalık romanlar yazıyorlar ve bana mısın bile demiyorlar. 

Link to comment
Share on other sites

Her şeyin mekaniği vardır.

Tersine mühendislik yapılabilir.

Önemli olan sunumdur.

Günümüzde yazarlık teknik bir şey artık.

Mesela şöyle bir alıştırma yapabilirsin.

30 anahtar kelime seç kendine rastgele.

Armut, florasan lamba, kolye vs diye.

Sonra bu anahtar kelimelere bak, birini seç başla uydurmaya.

Kullandıkça üstünü çiz.

 

Kelimelerden sonra sahneleri de rastgele çalışabilirsin

beş dış mekan seçersin, park, sokak ışıkları, cadde, stadyum vs diye

10 iç mekan seçersin, otel lobisi, hastane bekleme salonu, okul, kafe, banka, oturma odası1, oturma odası2 (başka ev) mutfak1, 2 vs diye.

Sonra rastgele rulet gibi karakterleri de hikaye oluşmadan seçebilirsin.

4 tane 50 yaş üstü karakter, 7 tane 20-40 yaş arası karakter, 3 tane 0-10 yaş arası karakter.

 

Böyle böyle mekanik haritasını oluşturup gidebilirsin.

Sonra boşlukları doldurmak kalır.

Spontane bir şeyler tetiklenir kafanda.

 

Ama anahtar kelimeleri, karakterleri, mekanları, büyük büyük a4, a3 kağıtlarına yazıp çalıştığın odada masanın karşı duvarına raptiyele ya da as.

Mekanları da kendin bilgisayarda paint'te basit cin ali çizimleriyle yapıp asabilirsin.

 

Filmlerdeki şu suçlu arayan ajanlar, plan yapan soyguncular gibi bir yığın oluştur.

Hikaye bitince de hepsini tek tek imha ediyorsun.

Yani öyle sandığın gibi bir ressamlık yeteneği gerekmiyor.

Mekanik planla her şeyi olması gerektiği gibi yapabilirsin.

 

Fonksiyonel hareketler ve eğlence sana kalmış.

Olayları unsurları nasıl bağladığın, ne kadar eğlendiğin sana kalmış.

Link to comment
Share on other sites

18 saat önce, Ateist-Bakış yazdı:

Her şeyin mekaniği vardır.

Tersine mühendislik yapılabilir.

Önemli olan sunumdur.

Elbette her işin bir püf yanı olur ancak geniş bir hayal gücü ve iyi bir yaratıcılık yeteneği de gerekli. Çok zengin bir kelime hazineniz olmalı ve hangi kelimeleri nerede nasıl kullanmak gerektiğini çok iyi bilmek lazım.  

 

 

Link to comment
Share on other sites

3 hours ago, kavak said:

Elbette her işin bir püf yanı olur ancak geniş bir hayal gücü ve iyi bir yaratıcılık yeteneği de gerekli. Çok zengin bir kelime hazineniz olmalı ve hangi kelimeleri nerede nasıl kullanmak gerektiğini çok iyi bilmek lazım.  

 

 

 

Gorillere hitap ediyorsan 

%100 kesin olan bir şey vardır.

Gorillere hitabın içinde asla cik cik cik sesleri yoktur.

Hedef kitleni tanımalısın.

Link to comment
Share on other sites

45 dakika önce, Ateist-Bakış yazdı:

 

Gorillere hitap ediyorsan 

%100 kesin olan bir şey vardır.

Gorillere hitabın içinde asla cik cik cik sesleri yoktur.

Hedef kitleni tanımalısın.

Gorillerin de okuma hakları vardır, azizim.:D

500, 600 ve hatta 700(!) sayfalık romanlar ve seri halinde piyasaya sürülüyorlar. Bunu tek kişilik bir yazarın yapması pek mümkün değil. Eskiden nasıldı bilemem lakin günümüzde bu çapta eserleri bir ekiple yazabilmek mümkün.  Kitabın ön tarafında sadece tek kişinin ismi görünse de arka planda çok kişinin parmağı var gibi.

Link to comment
Share on other sites

Her işin hilesi hurdası vardır. Fakat gerçek yazarlar için sayfa sayısını artırmak değil azaltmak sorundur. Nerelerden kırpayım diye uğraşırlar. Dile o kadar hakimlerdir ki hayal dünyaları da çok geniş olduğundan aralıksız yazarlar. Onlar için yazmak, nefes almak gibidir, dur durak bilmeden yazarlar. Ayrıca tek bir kitabın sayfa sayısı bir yana, ömrü boyunca yazdıkları kitapları üst üste koysanız boylarını aşar. Bunlar üretken yazarlardır. Türk edebiyatının tartışmasız en iyi hikâyecilerinden Sait Faik, bir ara yazmaktan vazgeçer. Sonra tekrar yazmaya başlar ve şöyle der: Yazmasaydım çıldıracaktım! 

Uzun ya da kısa yazmak biraz da sanatçının tarzıyla ilgilidir. Kimi uzun uzun yazmayı sevdiği için romanı tercih eder, daha kısa yazanlar ise öyküyü. Elbette aslolan uzunluk ya da kısalık değil niteliktir. Sinemadan da örnek verebiliriz. Doksan dakikalık filmler de vardır, dört saatlik filmler de. Üretken sanatçılar için bir eseri uzun tutmak sorun değildir ama bazıları da özellikle eserlerini kısa tutarlar. Fakat eskilerin çok kalın romanları vardır. Çağdaş edebiyatta ise "Yüzüklerin Efendisi" gibi sonu gelmez eserleri saymak mümkündür. Bu romanın vizyona giren yaklaşık üç saatlik filmlerinin de makaslanmış olduğunu bilirsiniz, seyirciyi üç saatten fazla sinemada tutabilmek zor olduğu için. Özetle uzunluk-kısalık sanatçılar için sorun değil, tercih sebebidir. 

Bir sanat eserini ölümsüz kılacak, klasikler arasına sokacak en önemli özellik yeni bir şey anlatıyor olmasıdır. Bu yenilik sadece konu bazında değildir. Örneğin aşk teması ilk yazarlardan/şairlerden beri ele alınır. Ancak Fuzulî'nin ele alış biçimiyle Attila İlhan'ın ele alış biçimi farklıdır. Buna rağmen her ikisinde de ortak tatlar buluruz. Bu iki şairi büyük kılan da sanata getirdikleri yeniliklerdir. Kuşkusuz bu yazarların dile son derece hakim oluşları onları benzerlerinden ayıran en önemli vasıfları arasındadır. Çok komik bir fıkrayı bir arkadaşımız anlattığında gülmek için kendimizi zorlarız da bir başkası daha az komik bir fıkra anlattığında katıla katıla güleriz. İkisinin arasındaki fark dilden, üsluptan ileri gelir. Kelime seçimi, anlatma biçimi, sonunu bildiğimiz bir öyküyü bile ilginç hale getirir. Ama insanın içindeki yenilik istek ve arayışı durdurulamaz bir dürtüdür. Yenilik beklentisine cevap veremeyenler bir şekilde tozlu raflara kaldırılmaya mahkumdur. İnsanın en temel özelliği "merak" duygusudur. Onu öğrenmeye iten de bu dürtüsüdür. Fakat sanat eserlerinde öğreticilik kendiliğinden olur, yani doğrudan bir öğrenme/öğretme amacı yoktur. Roman okurken insan zihninin gizli kalmış yanlarını keşfe çıkarız. Kendi çelişkilerimizle yüzleşiriz. Dostoyevski'yi ölümsüz kılan da onun bu ustalığıdır. Zamandan ve mekândan bağımsız olarak çırılçıplak bir insanla karşı karşıya geliriz. Roman kahramanının olaylar karşısındaki tepkileri, seçimleri bize bizim seçimlerimizi hatırlatır. Onunla gerilir, onunla heyecanlanırız. Bu sorgulamaları yaptıran, bu duygulara ortak ettiren yazar gerçek bir sanatçıdır. "Baba" filminde Al Pacino tuvalete saklanan silahı almaya giderken nefesini tutan, o intikam sahnesinde tetiğe basacak olan aslında bizizdir! Zor bir kararın saniyeler belki saliseler içinde eyleme geçme biçimi bizim akıbetimizi de belirleyecektir. Saatler süren bu filmi soluksuz izlememiz, mafya merakımızdan değil, insanın tam anlamıyla sahneye taşınmasından ileri gelir. 

 

Link to comment
Share on other sites

On 23.09.2021 at 00:23, mantik yazdı:

Benim romanımın sorusu ise "Keşifler çağında Amerika'yı Avrupalılar değil de Osmanlı keşfetmiş olsaydı ne olurdu?".

 

Önde gelen bir siyasetçi sizden daha evvel davranmış bence...:D

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/cumhurbaskani-erdogan-amerikayi-aslinda-kolomb-kesfetmedi-27583799

Geçenlerde bir kitap(!) yazdığı yönünde haberler çıkmıştı, belki orada bu noktaya değinmiştir. Yani ne olurdu sorusunun yanıtı belli aslında. Dağ taş camii  ve minare olurdu.:D

Link to comment
Share on other sites

1 saat önce, tabu yazdı:

Her işin hilesi hurdası vardır. Fakat gerçek yazarlar için sayfa sayısını artırmak değil azaltmak sorundur. Nerelerden kırpayım diye uğraşırlar. Dile o kadar hakimlerdir ki hayal dünyaları da çok geniş olduğundan aralıksız yazarlar. Onlar için yazmak, nefes almak gibidir, dur durak bilmeden yazarlar. Ayrıca tek bir kitabın sayfa sayısı bir yana, ömrü boyunca yazdıkları kitapları üst üste koysanız boylarını aşar. Bunlar üretken yazarlardır. Türk edebiyatının tartışmasız en iyi hikâyecilerinden Sait Faik, bir ara yazmaktan vazgeçer. Sonra tekrar yazmaya başlar ve şöyle der: Yazmasaydım çıldıracaktım! 

Uzun ya da kısa yazmak biraz da sanatçının tarzıyla ilgilidir. Kimi uzun uzun yazmayı sevdiği için romanı tercih eder, daha kısa yazanlar ise öyküyü. Elbette aslolan uzunluk ya da kısalık değil niteliktir. Sinemadan da örnek verebiliriz. Doksan dakikalık filmler de vardır, dört saatlik filmler de. Üretken sanatçılar için bir eseri uzun tutmak sorun değildir ama bazıları da özellikle eserlerini kısa tutarlar. Fakat eskilerin çok kalın romanları vardır. Çağdaş edebiyatta ise "Yüzüklerin Efendisi" gibi sonu gelmez eserleri saymak mümkündür. Bu romanın vizyona giren yaklaşık üç saatlik filmlerinin de makaslanmış olduğunu bilirsiniz, seyirciyi üç saatten fazla sinemada tutabilmek zor olduğu için. Özetle uzunluk-kısalık sanatçılar için sorun değil, tercih sebebidir. 

Bir sanat eserini ölümsüz kılacak, klasikler arasına sokacak en önemli özellik yeni bir şey anlatıyor olmasıdır. Bu yenilik sadece konu bazında değildir. Örneğin aşk teması ilk yazarlardan/şairlerden beri ele alınır. Ancak Fuzulî'nin ele alış biçimiyle Attila İlhan'ın ele alış biçimi farklıdır. Buna rağmen her ikisinde de ortak tatlar buluruz. Bu iki şairi büyük kılan da sanata getirdikleri yeniliklerdir. Kuşkusuz bu yazarların dile son derece hakim oluşları onları benzerlerinden ayıran en önemli vasıfları arasındadır. Çok komik bir fıkrayı bir arkadaşımız anlattığında gülmek için kendimizi zorlarız da bir başkası daha az komik bir fıkra anlattığında katıla katıla güleriz. İkisinin arasındaki fark dilden, üsluptan ileri gelir. Kelime seçimi, anlatma biçimi, sonunu bildiğimiz bir öyküyü bile ilginç hale getirir. Ama insanın içindeki yenilik istek ve arayışı durdurulamaz bir dürtüdür. Yenilik beklentisine cevap veremeyenler bir şekilde tozlu raflara kaldırılmaya mahkumdur. İnsanın en temel özelliği "merak" duygusudur. Onu öğrenmeye iten de bu dürtüsüdür. Fakat sanat eserlerinde öğreticilik kendiliğinden olur, yani doğrudan bir öğrenme/öğretme amacı yoktur. Roman okurken insan zihninin gizli kalmış yanlarını keşfe çıkarız. Kendi çelişkilerimizle yüzleşiriz. Dostoyevski'yi ölümsüz kılan da onun bu ustalığıdır. Zamandan ve mekândan bağımsız olarak çırılçıplak bir insanla karşı karşıya geliriz. Roman kahramanının olaylar karşısındaki tepkileri, seçimleri bize bizim seçimlerimizi hatırlatır. Onunla gerilir, onunla heyecanlanırız. Bu sorgulamaları yaptıran, bu duygulara ortak ettiren yazar gerçek bir sanatçıdır. "Baba" filminde Al Pacino tuvalete saklanan silahı almaya giderken nefesini tutan, o intikam sahnesinde tetiğe basacak olan aslında bizizdir! Zor bir kararın saniyeler belki saliseler içinde eyleme geçme biçimi bizim akıbetimizi de belirleyecektir. Saatler süren bu filmi soluksuz izlememiz, mafya merakımızdan değil, insanın tam anlamıyla sahneye taşınmasından ileri gelir. 

 

Bir de şu var tabii. Her insan düşüncelerini yazıya düzgün bir şekilde dökemez; beceri ister.

Ayrıca bana öyle geliyor ki yazılmayan konu pek kalmadı gibi. Hasılı yenilikçi olabilmek pek o kadar kolay değil artık. :D 

 

Link to comment
Share on other sites

1 saat önce, kavak yazdı:

Ayrıca bana öyle geliyor ki yazılmayan konu pek kalmadı gibi. Hasılı yenilikçi olabilmek pek o kadar kolay değil artık. :D 

Yenilikçi olmak hiçbir zaman kolay olmadı 😊

Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için Shakespeare’e gönderdiğinde şu cevabı almış:

''Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın...'' 😅

Tabii bu forumda hikâye-roman başlığının açılması bence büyük bir incelik. Çünkü derme çatma bir öyküde bile eğer samimiyetle yazılmışsa insanı saran bir şeyler bulmak mümkün olabilir. Ayrıca teknik hatalar ya da dil yanlışları forum okurları tarafından tespit edilerek yazım sürecine okur kitlesi de dahil edilmiş olur. Eğer katılım olursa bu süreç hem öğretici hem de eğlenceli olabilir. 

 

  • Like 1
Link to comment
Share on other sites

Popülizm diye bir şey var.
Sanatsallık insanların tercih ettiği bir şey değil.
Bakın ödül almış filmlere, senaryolara, sıkıcı. Çoğunluğun tercih etmediği bir şey.
Popülist davranmak zorundasınız.
İnsanlar açken Michelin Yıldızlı şefler gibi sanatsal tabaklar hazırlayamazsınız.
Kaos çıkar dümdüz ederler sizi.
Bir çok insana ulaşmak istiyorsanız popülist olmalısınız.
Artık kimse 300 sayfa roman alıp okumayı tercih etmiyor.
Satışlar düşük.
300 sayfalık bir romanı alan da popülist bir reklamından ya da herkesin konuşmasından dolayı alıyor.
O romanı okuduğunu göstermek istiyor.

Benim sana gerçekçi tavsiyem mantık kitap roman kağıt vs işleriyle uğraşma.
Bir aplikasyonu bul, hikaye aplikasyonu yaptır (maliyeti tahminen 2-3 bin dolar olur öğrenciye yaptırırsan)

Hikaye aplikasyonları tablette veya telefonda bir çizgi karakter, bir çizgi sahne ve konuşma baloncuğundan oluşan (kendi yaptığın geçiş müzikleri de koyabilirsin - reklam jeneriği gibi)

Bu iş sana düşük ücrete mal olur ama milyonlarca hatta on milyonlarca  insana ulaşma şansı da avucunda olur.

Hiç bir kitapla 10 milyon satış yapamazsın.

 

Bu işin maliyeti kısaca şöyle olur.

1- Aplikasyonu bir öğrenciye telifini sana terk edecek feragat anlaşmasıyla yaptırmak.
2- Aplikasyona çizgi resim ekleme programı, çizim programı veya tasarım programı kullanmak. Benim tavsiyem insan resmini veya ortamları çizgi avatara dönüştüren uygulamalardan bir tane edinmek olur. Bu uygulamaya atıfta da bulunursun uygulamanda karşılıklı reklam da olur.
3- Müzik yaratma uygulaması (geçişlerde mini 2-3 saniyelik müzik istiyorsan)
4- Google Play, Apple, Huawei Store vs mağaza kira ücretleri - yıllık toplamda 600 dolar falan de hepsine.

4 bin dolar applikaysonu yaptırmaya
200 dolar çizgi resim uygulaması lisansına,
200-300 dolar dj (müzik oluşturma uygulaması lisansına)
600 dolar mağaza kiralarına 
500-600 dolar web sitesi, twitter, facebook, instagram hesapları içerik hazırlama yayınlama faaliyetlerine (senin iş gücün vaktin de dahil)

Yai kabaca 10 bin dolar ile tüm dünyanın huzuruna çıkabileceğin bir sahne yaratabilirsin.

Üstelik Applikasyona abonelik kurarsan, düzenli her ay 2-3 dolar kişi başı gelir.

Sen de içeriğini yüklersin.

Ancak kurduktan ve yayına geçtikten sonra 50000 kişi indirmeden itibaren profesyoneller almalısın.

Bug reportu, facebook sayfa düzeni vs.

Tek başına her şeye yetişemezsin.

Bu popülist uygulamaların sağı solu da belli olmuyor, bir yerde adı geçiyor yüz milyonlarca insan hücum ediyor, böyle acil durum senaryoların da olmalı 4-5 tane.

 

Link to comment
Share on other sites

11 saat önce, Ateist-Bakış yazdı:

hikaye aplikasyonu yaptır

Ben bildiğimiz gibi eski usul hikaye yazayım. Varsın çok okunmasın. Maksat ilgi gösterenler, merak edenler, bu konularda kafa yoranlar ilgilensin.

Hele bir ortaya nasıl birşey çıkacak onu göreyim de, ondan sonra düşünülür çok kişiye ulaştırmaya değer mi diye. Belki de bırak başkalarının okumak istemesini, benim bile bastırmak istemeyeceğim birşey çıkacak ortaya.

Onun için burada deniyorum önce fikri.

Link to comment
Share on other sites

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Sign in

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now
 Share

×
×
  • Create New...