Jump to content

Leaderboard

Popular Content

Showing content with the highest reputation since 09/28/2021 in Posts

  1. Turistin biri Genezareth gölünde karşıya geçmek ister ve kıyıdaki gemiciye fiyatların kaça olduğunu sorar. "40 dolar!" diye yanıtlar gemici. Turist hem çok şaşırır hem de kızgınlığından küplere biner. "Çüş, oha! Çok pahalı!" diyerek hiddetli bir şekilde gemicinin üzerine yürür. O ise hiç istifini bozmaz. "Olabilir ancak sizin de bildiğiniz üzere, bu göl çok meşhurdur. İsa bu gölün üzerinde yürümüştü." Turist: "Bu fiyatlar yüzünden onun yürüdüğüne hiç şaşmamak lazım."
    2 points
  2. Cennet Bu dünyadan bıkmış usanmıştı. Yorulmuştu; hem fiziksel hem de zihinsel. Ha bire bir uçturmaca vardı. Gün boyu uçmakla ve yavrularına yem aramakla meşguldü. Onlar sürekli açtı ve bir türlü doymak bilmiyorlardı. Büyüdüklerinde ise arkalarına bakmadan "pııır" dıye uçup gidiyorlardı. Ne teşekkür eden ne de "Afferin, iyi iş çıkardın" diyen vardı. Her sene aynısı. Bu işi bırakmak istiyordu artık ancak başka bir iş de elinden gelmiyordu. Tüm bildiği, yumurtlamak, uçmak ve yavrularına yem aramak idi. Eeh..ara sıra ötmesini de biliyordu ki sesinin güzel olmadığının da farkındaydı. Ne zaman ötmeye başlasa, etrafını bir sessizlik kaplardı, çünkü tüm hemcinsleri kaçıp gidiyordu. Acaba öbür dünya dedikleri yer nasıldı? Orada yumurtlama falan yokmuş, her taraf lezzetli yemlerle dolup taşıyormuş, isteyen istediği kadar güzel sesle ötüyormuş, uçmaya bile gerek yokmuş. Hatta sonsuza dek yumurtlamadan çiftleşmek bile varmış. Böyle diyorlar... Pek inanasım gelmedi ancak kulağa bir hayli hoş geliyor. "Cik...cik...ciikk!" Lanet olsun yine başladı benim yavrular. Kelimeler: cennet, uçmak, ötmek
    1 point
  3. Yuva Hangi ağacı gagaladıysa hüsrana uğramıştı, çünkü bir türlü delmeyi becerememişti. Halbuki bir an önce yumurtasını yerleştirecek bir yere ihtiyacı vardı. Ya kendisi beceriksizdi ya da yanlış yerlerde yuva deliği açmaya uğraşıyordu. Halihazırda delinmiş ve yumurtlamak için uygun boş bir yer de bulamamıştı. Bulduklarının ise hepsinin sahibi vardı ve onlara yaklaştığı vakit kendisine saldırmışlardı. Umutsuz bir şekilde havada dolanırken gözüne acayip bir şey ilişti. Bir kenarda yerde duruyordu ve yuvarlak biçimdeydi. Etrafında kocaman yaprakları vardı. Meraklandı ve yakından bakmaya karar verdi. Bu yuvarlak şey bir bahçenin kenarında duran bir kabaktı. Bir hayli büyümüştü, çünkü bahçe sahibinin gözünden kaçmıştı. O da bu kabağı kendi haline bırakmıştı. Kuş yaklaştı...biraz daha yaklaştı. Bir gaga attı, bir daha gagaladı. Gagaladıkça umutlanmaya başladı, çünkü bu acayip şeyi delebiliyordu. Nihayet içine kadar delmeyi başarmıştı. Her ne kadar ağaçlara benzemiyorsa da yumurtasını pekala bunun içine bırakabilirdi. Mutluydu ve gelecekten umutluydu; nihayet kendine ait bir yuva sahibi olmuştu. Belki bir dahaki sefere ağacın birinde delik açmayı başaracaktı. Kelimeler: kabak, kuş, ağaç
    1 point
  4. Hah hah ha... İyi de cinsel ilişkinin kızmakla ne tür bir alakası var? Bence bu ağzı bozuk olanlarda ya Testesteron seviyesi yüksek yada tam tersi. Şaka bir yana; muhtemelen bu tip insanların çevresi de bu türde insanlarla dolu. Hani derler ya "Deliyle yatan şaşı kalkar" diye. Onun gibi yani. Çevrende sürekli ağzı bozuk olanlar varsa, ister istemez sen de onlara bir nebze olsun uyuyorsun. Onlar gibi davranmadığın zaman, dışlanma tehlikesi de var. Onlar gibi konuşmadığın veya davranmadığın zaman sana uzaylı gibi bile bakanlar olabiliyor. Hatta çok kibar konuşan ve davrananlara bir acayip(!) bakıyorlar. Şahsi tecrübeyle sabittir.
    1 point
  5. Bizim Temel mezarlıkta iş bulur ve orada çalışmaya başlar. Ancak ikinci gün işi bırakır. Buna anlam veremeyen arkadaşları ona sorar: "Bre Temel. Gül gibi bir iş bulmuştun. Neden hemen bıraktın?" Temel: "Ben enayi miyim? Orada sadece ben çalışıyordum ancak diğerleri hep yatıyor."
    1 point
  6. Rüyalar çok anlamsız şeylerdir. Rüyalara anlam yüklemeye çalışmayın. Bilinçdışının uykuda kendi kendine debelenmesidir, bir şeylerin habercisi veya işaretçisi değildir.
    1 point
  7. @UyusukKursun Anlattıkların çok muğlak. Çok nev-i şahsına münhasır. Sende başlayıp sende bitiyor. Üzerine üstlük başkalarının rüyalarında neler olup bittiğini de bilmiyorsun. Bu doğrultuda başkalarının daha senin doğru dürüst örnekleyip tasvir dahi edemediğin sembolik rüya imgelemlerin üzerinden sağlıklı bir algı oluşturmasını, üzerine de akıl yürütmesini bekleyemezsin. Bu da demektir ki daha ortada üzerine konuşacak bir şey yok. Değil senin onları eleştirmen. Üzerine üstlük diğerlerinin rüyalarını da kati suretle bilmen mümkün olmadığına göre, bir genelleme de yapamazsın.. Rüyalarımı ben de takip ederim. Onları severim. Özellikle severim. Unutmamaya, indekslemeye çalışırım. Üzerine düşünürüm. Atmosfer(ler)i bambaşkadır çünkü. Sana belki on yıllar öncesinden hatırladığım rüyalar olduğunu, hatta rüyalarla ilgili serbest çağrışıma girdiğimde belki yıllar önce gördüğüm, hatta unuttuğumu bile unuttuğum imgelerin gözümün önüne gelebildiğini söylesem ne dersin..? Ne dersen de, fark etmez. Öyle çünkü. Gelgelelim bunca süre zarfında gerçekleştiğini gördüğüm anlamlı tek bir rüya dahi olmadı. Gerçekleşseydi dahi önce onun "nev"ine bir bakardım. Velhasılı senin "sizde gerçekleşmiyor olması beni ilgilendirmez" dediğin kısım meselenin aslen nirengi noktalarından biri. Ha onlar doğru söylemiyor olabilirse, seninkine kim neden inansın o vakit tersinden bakınca? Seninkilerin de bir anlamı yok. Monolog değilse niyet. Hiç bilincinin açık olduğu an ve aktif düşünmede olduğun bir halden uykuya ve rüyaya geçiş aşamasını, "an"larını takip ettin mi? Bunu belki çocuk uyutanlar bilir. Çocuk genellikle yanındakinin kendisinden önce uyumasını istemez. Çünkü korkar. Bu minvalde yanındakini uyuduğunu fark ettiği vakit onu dürter. Herkese her zaman olmamış olabilir ama olması da muhtemeldir. İşte tam da normal seyreden bir düşünce silsilenizin, bilincinizin yavaş yavaş kaymaya başlamasıyla birlikte nasıl olup da saçma sapan bir yerlere gittiğinin neredeyse an be an farkına varabilmeniz için, birinin tam o sırada dürtmesi falan gerekir. Hadise aslen şudur; bilincinizle birlikte iç-görünüz, düşünceleriniz üzerindeki inisiyatifiniz yiter, dizginler elinizden gider. Uykuyla birlikte ilgili bölgeler de inaktif olmaya başlar çünkü. Dizginsiz serbest çağrışımlarla birlikte çılgın atmaya başlarsınız. Hatta bunun daha güzel bir versiyonu vardır. Gözünüzden uyku akar ama çocuk zangoç gibidir. Masal anlatırken yavaş yavaş şaftın kaymaya, uyumaya başlarsın. İşte tam o sırada masalın, sen hala daha konuşup da onu anlatırken hem de, nasıl deli saçması yerlere gittiğini fark etmek gerekir bunu anlamak için önce. Rüyalar bu mekanizmanın, belki de "mekanizmasızlığın" en uç hali işte. Ha diyecen ki bu psikolojik o haberci. O da senin kendi tanımın. Kimi bağlasın? Hem bu kollektif vb. bilinç(!) neden hep sembolik bir dil kullanıyor? Neden düz anlatamıyor? Bu işler neden hep uyurken oluyor da, uyanıkken düz vites açık seçik olmuyor, olamıyor!? Hep bir gizem, bir muamma. Hep o zeminde oynanır bu oyun. Neden? Çünkü en spekülatif mecra o. Salla babam salla. Bu konuyu daha iyi anlaman için belki de şu sihirli mantarlar mevzularını biraz araştırman gerekebilir. Rüya sadece beynin bir sonucu. Bütün hepisini üreten beyin. Orada başlayıp bitiyor. Gereğinden fazla heyecana kapılmayın. İnsan zaten düşündüğünün üzerine düşünebildiği için, rüyalarının da üzerine düşünebiliyor. Evrimsel olarak da daha öne çıktığımız falan yok. Patron hala tek hücreliler ve bitkiler. Hangi öne çıkmak?!
    1 point
  8. Yol Yağmur hafifçe çişeliyor, hava parçalı bulutlu ve şu lanet olası trafik hiç kımıldamıyor. Bir an önce eve varmak için otobanı kullanayım dedim, demez olaydım. Güya otoban, güya hızlı yol. Yağmurlu havada şehir içindeki yoldan hiçbir farkı yok, her tarafta yığılma var. Gitsen gidemiyorsun, çıkmak istesen çıkamıyorsun. İş yorgunluğu yetmiyormuş gibi, al sana mis gibi bir yol yorgunluğu. Yağmur yağınca ne değişiyor, hălă anlamış değilim. Hava güneşli olunca durum tamamen farklı; aynı yolda, aynı zamanda hiç yığılma olmuyor. Öndeki arabaya odaklanmaktan müzik sesi bile bir ızdırap gibi geliyor. Camlar yine buharlanmaya başladı; klimayı açmaktan başka bir çare yok, çünkü pencereyi açmaya kalksam, bu sefer içerisi ıslanacak. Yarım saatlik yol şimdi en azından bir saat sürer. Bu kesin. En iyisi mi bizim hatunu arayayım da meraklanmasın; 10 dakika geciksem, hemen beni arar. O beni aramadan, ben onu arayayım bari. - Alo? - Benim! - Bre herif, nerede kaldın böyle? Yemekler soğuyor! - Bırak soğusunlar. - N´oldu gene? - Gözün kör mü, pencereden dışarıya bir baksana! - Biraz yağmur yağıyor. - Evet, şu lanet yağmur yüzünden eve hep geç geliyorum ve 2 haftadır sıcak yemek yiyemiyorum. - Aman..aman. Hava güzel olunca zamanında geliyorsun sanki. O zaman da eve gelmeden kahveye dalıyorsun. - Yine başlama hatun. Sen yemekleri şimdiden ısıtmaya başla, çünkü trafik çözülmeye başlıyor galiba. Kelimeler: Trafik, yağmur, yemek
    1 point
  9. Aşkım Kadın hiddetle "Bre canı çıkmayasıca!" diye koltukta şekerleme yapan kocasına çıkışır. Adam neye uğradığını şaşırmış bir vaziyette gözlerini aralar. Karşısında sinirlenmiş bir vaziyette dikilmiş olan karısını görür ve "Yine n´oldu aşkım?" diye sorar. Kadın daha da öfkelenir: "Aşkın batsın. Sen burada keyif yaparken benim başıma gelmeyen kalmadı." - Yine pazara mı gittin aşkım? - Tabii gittim, çünkü mutfakta yiyecek bir şey kalmamış. Sen sadece tıkınmak ve uyumakla meşgulsün. - Öyle deme aşkım. Bana söyleseydin, ben hepsini hallederdim. - Güldürme beni. Hallerdermiş...miş. En son halletmeye çalıştığında ne olduğunu gördük. Hatta sana alışveriş listesi bile vermiştim. - Aşkım, yolda giderken listeyi düşürmüşüm. Ben de aklımda kalanları almıştım yanılmıyorsam. - Listede olmayanları ve ne kadar gereksiz şey varsa alıp gelmiştin. Muz almıştın, hem de yeşilinden. - Satıcı yeşil muzların kabuza iyi geldiğini söylemişti. Hatırlarsın o hafta bağırsaklarım pek iyi çalışmıyordu. - Peki, gözleri göçmüş ve neredeyse kokmaya başlayan o balıklara ne demeli? - Aşkım, pazarda gayet iyi gözüküyorlardı. Ben de anlamadım o hale nasıl geldiler. - Sen anca uyumasını bilirsin zazen. O kokmuş balıkları çöpe atmak zorunda kalmıştık. Senin beceriksizliğin yüzünden o hafta mahallenin kedileri de bayram etmişti. O günden beri hepsi bizim kapıya dadandı. Ne zaman alış verişten dönsem, kapının önüne dikiliyorlar. - Aşkım, kızma onlara. - Aşkın batsın. Demin onların yüzünden dengemi kaybedip düştüm zaten. Elimdeki torbalar da yere düştü. Tüm kediler torbalara hücum etti ve hălă onları didikliyorlar. - Aşkım, ben hallederim. - Bana yine balık ve muz getireyim deme! Kelimeler: Balık, pazar, muz
    1 point
  10. Bel Yaşlılıktan mı işinden mi yoksa yataktan mı...pek emin değildi. Üzerinde yattığı yatağı alalı 10 seneden fazla olmuştu herhalde. Ortası bir hayli çukurlaşmıştı ve içindeki yaylar da gıcırdayıp duruyordu. Emin olduğu tek şey ise her sabah kalktığında belinin ağrımasıydı. Önceleri pek umursamıyordu ancak son zamanlarda ağrılar çoğalmıştı. Ayrıca uzun senelerden beri yaptığı iş de bel için pek uygun değildi. Bunu nihayet kabul etmek zorunda kalmıştı, çünkü günde 4-5 saat masa başında ekranın karşısında oturmak zorundaydı. Evet...görünen o ki, elinde iki seçenek vardı. Masa başındaki işini bırakmak ve belini zorlamayan başka bir iş bulmak veya yeni bir yatak almak. Birincisini uygulaması mümkün değildi, çünkü bu mesleğe yıllarını vermişti ve başka bir işte şimdiki aldığı ücreti alacağını hiç zannetmiyordu. Emekliliğine de daha bir hayli vardı. Yatak magazasının vitrinine bakarken bunları düşünüyordu ve nihayet magazaya girmeye karar verdi. İyi ve kaliteli bir yatak almalıydı, bakarsın şu lanet bel ağrısına bir parça faydası olurdu. Kelimeler: Bel, yatak, iş
    0 points
×
×
  • Create New...