Jump to content

Bilimdeki Postmodernizm


evrensel-insan

Recommended Posts

Bilindigi gibi postmodernizm, serbest dusunceye kapi acan ve her konu ve kavramdaki, her daldaki her turlu dogmayi, otoriteyi, biasi, alisilagelmisligi, oturmuslugu, yerlesmisligi, monotonlugu v.s. her turlu sorgulama ile alt ust eden ve bozan bir akimdir.

 

Insanoglu bilgisinin hic bir bransininkacip kurtulamadigi bu kokenci ve curutucu akimdan, bilim ve mantikta herseyin bir yapilandirilmislik ve bunun da sadece ve sadece insanoglu yapilandirmisligi olmak ve bilim ve mantiginkisaca tecrubenin tercumesi oldugu "suclamasiyla" nasibini almistir.

 

ZAMANSIZ VE EVRENSEL GERCEKLIK YOKTUR VE BU OLMAYAN GERCEKLIGIN KESIN BIR BILGISI DE YOKTUR.

 

Iste postmodernizmin bu "cikisi" bilim kisilerini gercegin ne oldugu konusunda bir sorgulamaya itmistir. Cunku bilim kisileri, bilimsel bilgininher zaman gecici oldugunun farkindadirlar.

 

Cogu, artik objektif insanoglu bilim kisilerinin buldugu ve degismez olarak ortaya konan doganin DEGISMEZ, SABIT kanunlarinainanmadiklarini soylemektedir.

 

Einstein'in izafiyet teorisi, Bohr'un Quantum mekanigi, Heisenberg'in Kesinsizlik prensipleri, Popper'in yanlislanabilirlik ilkesi, Feyerabend'in metod karsitligi ve bunlarin hepsi bilimsel bilginin gozleminin merkezinde rol oynamaktadir.

 

Eger Kuhn (Bilimin paradigmalari) "dogru" ise bilim kisileri NOTR VE DISARIDAN BAKIS ACISI OLAN ARASTIRMACILAR YERINE; bir cesit DINI(burada kastedilen her turlu akilciligin ideolojisi, inancsallari, dogrulari, sabitleri, degismezleri, savunulanlari,on kabulleri, degerleri,verileri, teorileri, v.s.) INANIRLARDIR.

 

Bilim kisilerinin bilimi, kendi toplumlari tarafindan cok nadirce sorgulanan merkezi paradigmalariyla (axiom, maxim, postulat, belgit v.s. temelli on kabuller ve onlarin sorgulanmaz rehberligi) yoneltilmektedir.

 

Bu postmodern goreci bakis acisidir. Bu postmodernist supheciliktir. SOSYAL YAPILANDIRILMISLIKTIR. HER TURLU AKILCI REALIZM KARSITIDIR.

  • Like 2
Link to comment
Share on other sites

  • 1 ay sonra...

sonuçta bilim hep değişkendir.Ama şu anda cogu teori için saçma demekte yanlış bence.Bilim ve teknoloji hızla ilerliyor.Ve bilimsel gelişmeler artıyor.Bu çok hızlı artış ilerdeki büyük buluşlar için merak uyandırmıyor değil.

 

Konu teorinin sacmaligi, ya da mantikliligi degil; gecerliligidir. Bilimsel olarak tek gecerli olan da, teorisi test edilmis olgulardir. Bu evrensel onay almis bilimsel olgularin gecerliligi de, farkli bir gozlemin olan olguyu yanlislayabilirolmasina ve bunun teorisinin test edilip, olan olgunun yenilenimi, degisimine kadardir.

 

Zaten aksi olsa, bilimde akilciligin inancsal ve ideolojik kesinlikci ve sabit verileri gibi, degismez olurdu.

 

Bilimselligi inancsalliktan farki kilan degisim varligidir. Inanc ideolojik olarak degisik hal alsa da, ayni konudaki ideoloji ile akilci bir farki yoktur. Sadece inanc ve ideoloji caga ve bilimin gelismesine ayak uydurma adina degisim veya farkli bir icerige burunmustur. Akilli tasarimcilik gibi.

Link to comment
Share on other sites

  • 11 ay sonra...

Konu teorinin sacmaligi, ya da mantikliligi degil; gecerliligidir. Bilimsel olarak tek gecerli olan da, teorisi test edilmis olgulardir. Bu evrensel onay almis bilimsel olgularin gecerliligi de, farkli bir gozlemin olan olguyu yanlislayabilirolmasina ve bunun teorisinin test edilip, olan olgunun yenilenimi, degisimine kadardir.

 

Zaten aksi olsa, bilimde akilciligin inancsal ve ideolojik kesinlikci ve sabit verileri gibi, degismez olurdu.

 

Bilimselligi inancsalliktan farki kilan degisim varligidir. Inanc ideolojik olarak degisik hal alsa da, ayni konudaki ideoloji ile akilci bir farki yoktur. Sadece inanc ve ideoloji caga ve bilimin gelismesine ayak uydurma adina degisim veya farkli bir icerige burunmustur. Akilli tasarimcilik gibi.

 

Yalnız yukarıdaki durumun bilimin inanç temelli bir olgu olmasını engellemediğini fark edebiliyor musunuz. ?

Değişimin varlığı onun yapısal bağlamı içerisindedir, bir üstteki yorumda ifade ettiğiniz çok temel paradigmaların çerçevesi içerisinde değişim vardır.

Ama o temel paradigmalar bağlamında sorgulama yapıldığı için sonraki değişimin varlığına da itiraz edilebilir.

 

Dolayısı ile bilimin bir inanç olmasına dair önerme doğru kabul edilebilir. yani toplumsal ortak gözlemler, temel paradigmalar çerçevesinde;

bu yapıları kabul ettikten sonra zaten yapılan bilim inanç olmaz o inancın ritüeli olur sadece

 

Şimdiki durumda olduğu gibi...

Link to comment
Share on other sites

Yalnız yukarıdaki durumun bilimin inanç temelli bir olgu olmasını engellemediğini fark edebiliyor musunuz. ?

Değişimin varlığı onun yapısal bağlamı içerisindedir, bir üstteki yorumda ifade ettiğiniz çok temel paradigmaların çerçevesi içerisinde değişim vardır.

Ama o temel paradigmalar bağlamında sorgulama yapıldığı için sonraki değişimin varlığına da itiraz edilebilir.

 

Dolayısı ile bilimin bir inanç olmasına dair önerme doğru kabul edilebilir. yani toplumsal ortak gözlemler, temel paradigmalar çerçevesinde;

bu yapıları kabul ettikten sonra zaten yapılan bilim inanç olmaz o inancın ritüeli olur sadece

 

Şimdiki durumda olduğu gibi...

 

Bir seyin bilimselligi varlik ya da fenomenin kendisi uzerine degil, sadece onun gozlemi uzerinedir. Yani insanoglunun kavramsal bilgisi, olgusu, teorisi v.s. dir.

 

Varligin kendisi ile ilgili tum tartismalar, bilimsel degil; varliksal, inancsal ve ideolojik olarak metafizik tartismalardir. Bu da zaten adi ustunde tartismadir ve tartisma metafizik olarak her tartisma tabaninin varlik temelini kendi tabanina indirgemesi, determinizmi temelinde bilimsel degil; inancsal/ideolojiktir.

 

Bir seyin bilimselliginde ise, ideoloji ya da inanc bulunmaz. Cunku gozleme ve de gozlemin teorisinin test edilebilmesine dayanir.

 

Iste bu acidan bilimsel demek, yenilenebilir, yanlislanabilir ve gecerlilik demektir. Su basliga bir goz at.

 

http://forum.dusuncedunyasi.net/index.php?/topic/625-suphecilik-ve-kesinlikten-arinmis-bilimsel-yanasim/

 

Bir de su basliktaki ana yazilara bir goz at.

 

http://forum.dusuncedunyasi.net/index.php?/topic/21-bilimin-felsefi-tabani-nedir/page__st__20

Link to comment
Share on other sites

Verdiğiniz linklerdeki yazıları okudum oldukça uzun yazılardı, bir ara beni böyle uzun cevaplara yönlendirme sebebinizin konuyu bağlamından koparmak olup olmadığı konusunda şüpheye düştüm. Çünkü ancak bu şekilde bana cevap olarak yazdığınız yazının içerisindeki çelişkili ifadeyi gözden kaçırabilirdim. O yazılardaki ana fikir bilimselliğin gözlem temelinde test edilebilir, yanlışlanabilir olması ve ana etken olarak gözlemin temel alınması gerekliliği vardı.

Evet cevabınızda böyle diyorsunuz, yada en azından ben öyle algıladım, ancak benim savunduğum nokta bu gerçeği zaten bilmem dolayısı ile böyle;

evet bilim bir gözlemler silsilesi ile öncül olarak başlar ve akıl yürütme ve muhakemeler sonucu ilerler, yeni teoriler, yeni deneyleri yani yeni gözlemleri gerektirir.

 

Ancak gözlemi temel alan bilim, zaten tam da bu nedenle inanç temellidir. Bakın ne yapıyor bilim insanları,

Bir fenomeni süreç bazında gözlemliyorlar, yargısız(!?) ve tarafsız(!?) bir biçimde , sonra bu gözlemlere dayalı axiomlar, postülalar , modeller ortaya atıyorlar, sonra bunları tekrar test edip yine gözlem yapıyorlar, ve bu gözlemler öncekileri yanlışlayabiliyor veya doğrulayabiliyor.

 

 

Buraya kadar her şey normal bir sıkıntı yok, ancak yapılan gözlemin güvenilir olduğuna dair kanıt nerede ?

Cevap : İnsanoğlunda, bilgiyi üreten kim ? İnsanoğlu..

Yani özetle insanoğlu bilgiyi üretmek için alternatifsiz bir kaynak bir başka kaynak yok ve bilginin yanlışlanabilir olması onun inanç olmasına engel öyle mi ?

 

Bence burada yapılan ciddi bir yanlış var, kalıplaşmış tek bir inanç modeli kabul ediliyor. içinde bilginin sabit kabul edildiği ve o referansa göre bilim elbette bir inanç olmuyor.

Ama bilgiyi üreten yöntemde bir inançtır. Gözlem sonuçlarına güvenerek inşa edilen bu yöntem onun üretimi sonucu oluşan bilgiyi inanç olmaktan çıkarıyor bu doğru,

Ancak üretim yöntemine olan aşırı güven onun yani üretim yönteminin bir inanç olmasına engel değil,

Mesela gözlemlerinizin bir hayal olmadığına dair kanıtınız nedir ?

Aynı gözlemleri benim de yapabilecek olmam mı ?

 

Dikkat etti iseniz bende bir insanım ve bu konuda haklısınız yani aynı gözlemleri bende yapabilirim.

Ancak ben doğru bir referans değilim, ileride bir gün Atomlar veya bitkilerinde bilgi üretebilme yetenekleri ortaya çıkarsa,

gözlemlerimizin gerçekten somut olup olmadığı konusunda bir fikrimiz olabilir .

Dolayısı ile gözleme dayanılarak üretilen bilgi ve yapılan bilimsel çalışma,kendi dar ve kısıtlı çerçevesinde sizin söylediklerinizi doğruluyor.

Ancak bilginin güvenilirliğine gözlemden bağımsız olarak bir zarar veriyor ve bu çok temel bir bağlam olduğu için çoğu bilim insanı tarafından fark edilmiyor.

Balıkların suda yaşayıp suyun varlığından habersiz olması gibi bilim insanları da kendi oluşturdukları bir modelin içerisinde sonsuz bir

gözlem/yanlışlama/bilgi üretme kısır döngüsü içerisinde "su" dan habersiz olarak ömürlerini tamamlıyorlar.

 

Bu sonsuz döngü sisteme dışarıdan bakmayı engelliyor ve bir tür hipnoz konumuna sokuyor insanları...

Ama var olan durumda bir inançlının inandığı kitaba bakıp , "işte burada yazıyor, o yüzden yaratıcı vardır."

Tümcesiyle aynı kapsamda olan bu ifadeler beni sadece güldürüyor. :)

İşte farkın farkında olmak böyle bir şey olsa gerek..

Link to comment
Share on other sites

Verdiğiniz linklerdeki yazıları okudum oldukça uzun yazılardı, bir ara beni böyle uzun cevaplara yönlendirme sebebinizin konuyu bağlamından koparmak olup olmadığı konusunda şüpheye düştüm. Çünkü ancak bu şekilde bana cevap olarak yazdığınız yazının içerisindeki çelişkili ifadeyi gözden kaçırabilirdim. O yazılardaki ana fikir bilimselliğin gözlem temelinde test edilebilir, yanlışlanabilir olması ve ana etken olarak gözlemin temel alınması gerekliliği vardı.

Evet cevabınızda böyle diyorsunuz, yada en azından ben öyle algıladım, ancak benim savunduğum nokta bu gerçeği zaten bilmem dolayısı ile böyle;

evet bilim bir gözlemler silsilesi ile öncül olarak başlar ve akıl yürütme ve muhakemeler sonucu ilerler, yeni teoriler, yeni deneyleri yani yeni gözlemleri gerektirir.

 

Ancak gözlemi temel alan bilim, zaten tam da bu nedenle inanç temellidir. Bakın ne yapıyor bilim insanları,

Bir fenomeni süreç bazında gözlemliyorlar, yargısız(!?) ve tarafsız(!?) bir biçimde , sonra bu gözlemlere dayalı axiomlar, postülalar , modeller ortaya atıyorlar, sonra bunları tekrar test edip yine gözlem yapıyorlar, ve bu gözlemler öncekileri yanlışlayabiliyor veya doğrulayabiliyor.

 

 

Buraya kadar her şey normal bir sıkıntı yok, ancak yapılan gözlemin güvenilir olduğuna dair kanıt nerede ?

Cevap : İnsanoğlunda, bilgiyi üreten kim ? İnsanoğlu..

Yani özetle insanoğlu bilgiyi üretmek için alternatifsiz bir kaynak bir başka kaynak yok ve bilginin yanlışlanabilir olması onun inanç olmasına engel öyle mi ?

 

Bence burada yapılan ciddi bir yanlış var, kalıplaşmış tek bir inanç modeli kabul ediliyor. içinde bilginin sabit kabul edildiği ve o referansa göre bilim elbette bir inanç olmuyor.

Ama bilgiyi üreten yöntemde bir inançtır. Gözlem sonuçlarına güvenerek inşa edilen bu yöntem onun üretimi sonucu oluşan bilgiyi inanç olmaktan çıkarıyor bu doğru,

Ancak üretim yöntemine olan aşırı güven onun yani üretim yönteminin bir inanç olmasına engel değil,

Mesela gözlemlerinizin bir hayal olmadığına dair kanıtınız nedir ?

Aynı gözlemleri benim de yapabilecek olmam mı ?

 

Dikkat etti iseniz bende bir insanım ve bu konuda haklısınız yani aynı gözlemleri bende yapabilirim.

Ancak ben doğru bir referans değilim, ileride bir gün Atomlar veya bitkilerinde bilgi üretebilme yetenekleri ortaya çıkarsa,

gözlemlerimizin gerçekten somut olup olmadığı konusunda bir fikrimiz olabilir .

Dolayısı ile gözleme dayanılarak üretilen bilgi ve yapılan bilimsel çalışma,kendi dar ve kısıtlı çerçevesinde sizin söylediklerinizi doğruluyor.

Ancak bilginin güvenilirliğine gözlemden bağımsız olarak bir zarar veriyor ve bu çok temel bir bağlam olduğu için çoğu bilim insanı tarafından fark edilmiyor.

Balıkların suda yaşayıp suyun varlığından habersiz olması gibi bilim insanları da kendi oluşturdukları bir modelin içerisinde sonsuz bir

gözlem/yanlışlama/bilgi üretme kısır döngüsü içerisinde "su" dan habersiz olarak ömürlerini tamamlıyorlar.

 

Bu sonsuz döngü sisteme dışarıdan bakmayı engelliyor ve bir tür hipnoz konumuna sokuyor insanları...

Ama var olan durumda bir inançlının inandığı kitaba bakıp , "işte burada yazıyor, o yüzden yaratıcı vardır."

Tümcesiyle aynı kapsamda olan bu ifadeler beni sadece güldürüyor. :)

İşte farkın farkında olmak böyle bir şey olsa gerek..

 

Birincisi insanoglunun kendi turu bunyesinde ve sadece kendi turune yonelik, ait, icin ve eliyle ustelik tek tarafli kavramsal bilgimonologunun alternatifsiz ve rakipsiz olmasi, bir epistemolojik olgudur. Bunu algilamamak, yada karsi cikmak zaten basli basiuna bir inansal ve ideolojik yanasimdir.

 

Ikincisi bu olgu temelinde onemli olan insanoglunun numenal insanlasamamasi ve bilimsel, bilissel ve bilgisel olmak yerine; varliksal, inancsal ve ideolojik olmasidir. Iste burada olan ve olunan durum insanoglunu insanlastirmayan sorundur.

 

O yuzden siz ister gulersiniz, ister aglarsiniz bu sizin bileceginiz is. Mantiksal olabilirlik olasiligi temelinde ben bilimsel, bilgisel ve bilisselligi secerim, siz de isterseniz varliksal, inancsal, ideolojik olmayi secersiniz. Herkesin secimi kendine. Yalniz unutmayin ki, insanoglunu beyin gelisimi ve insan olarak dusundurecek ve yasatacak olan; bilimsel olmaktir.

 

O yuzden bence once siz bilimsel olabilmenin ne oldugunun bilisselligine varmaniz gerekir. Bunu da ancak inancsalligin bilisselligine erisince kavrarsiniz.

 

Verdigim basliklara gelince; lakabimin konular ve kavramlar temelindeki insanoglu temelini ve numenalinsanlik hedefini algilayabilmeniz icin verdim. Bunu zaten algiladiysaniz da mesele yok.

 

Cunku size ancak bir yaniti, ya bilimsellige karsi cikarsaniz; ya da bilimsellige inanci katarsaniz verebilirim.

 

Evet insanoglunun kendi ya da diger her turlu algiladigi fenomen icin ortaya attigi kavramsal bilgi; ister inancsal ister bilimsel olsun; insanoglu disinda baska bir fenomeni zaten ilgilendirmez. Ama buradaki sorun, insanoglunun bu bilinc ve farkindalikta olmamasi; sanki fenomenin kendi kendini ortaya koyduguna ve fenomenin ortaya konduguna inanmasidir.

 

En azindan insanoglunun bilissel duzeyi, bunun boyle olmadigini ve fenomeni ortaya kendisinin kendi kavramsal bilgisi ile koydugunun bilinc ve farkindadir.

 

Konu da budur.

 

Tavsiyem inanc ile bilinc farkini, inancsal bilgi ile bilimselbilgi farkini algilamaniz. Tabi bu da sizin neyi neden ve nasil temel olartak aldiginiza ve kendinizi neye inandirdiginiza, ya da aklinizi neyi kendinize dogrulayarak tatmin ettiginize bagli. Zaten bu inanc olarak sabitlenmis ve sorun olarak algilanmiyorsa da, yapacak bir sey yok.

Link to comment
Share on other sites

Birincisi insanoglunun kendi turu bunyesinde ve sadece kendi turune yonelik, ait, icin ve eliyle ustelik tek tarafli kavramsal bilgi monologunun alternatifsiz ve rakipsiz olmasi, bir epistemolojik olgudur. Bunu algilamamak, yada karsi cikmak zaten basli basina bir inansal ve ideolojik yanasimdir.

Ben böyle bir olgunun varlığına karşı çıkmıyorum ki !! Bunu kabul ediyorum, ancak bu olgu hakkındaki yorumlarım şu şekilde;

bunu algılayan insan olduğuna ve bunu yaparken alternatifsiz ve rakipsiz bir monolog olması durumuna bakarak, bunu kanıtlayacak ölçümleyebilecek gözlemleyebilecek bir başka gözlem aracı olmamasını (monolog olması dolayısı ile) nasıl olupta bilimsel bilissellikle açıklayabildiğiniz açıklamaya muhtaç değil midir ?

 

Ikincisi bu olgu temelinde onemli olan insanoglunun numenal insanlasamamasi ve bilimsel, bilissel ve bilgisel olmak yerine; varliksal, inancsal ve ideolojik olmasidir. Iste burada olan ve olunan durum insanoglunu insanlastirmayan sorundur. O yuzden siz ister gulersiniz, ister aglarsiniz bu sizin bileceginiz is. Mantiksal olabilirlik olasiligi temelinde ben bilimsel, bilgisel ve bilisselligi secerim, siz de isterseniz varliksal, inancsal, ideolojik olmayi secersiniz. Herkesin secimi kendine. Yalniz unutmayin ki, insanoglunu beyin gelisimi ve insan olarak dusundurecek ve yasatacak olan; bilimsel olmaktir.

Tamam bu konuda anlaştık o zaman yani bilimselliği seçmek konusunda, bu durumda bilimsel bilginin olgusal temellerini sorgulamıyoruz ? İşte bende bunu yapmaya çalışıyorum, yani diyorum ki bilimsel ve mantıksal olabilirlik olasılığı konusunda bu yapının nasıl çalıştığına dair bir sorgulama yaptığımda altında "varliksal, inancsal, ideolojik" bir alt yapı görmekteyim. Bu bağlamda ikisi bir ve aynı şeyin başka dillerde tekrarı gibi bir şey.

 

O yuzden bence once siz bilimsel olabilmenin ne oldugunun bilisselligine varmaniz gerekir. Bunu da ancak inancsalligin bilisselligine erisince kavrarsiniz.

Verdigim basliklara gelince; lakabimin konular ve kavramlar temelindeki insanoglu temelini ve numenalinsanlik hedefini algilayabilmeniz icin verdim. Bunu zaten algiladiysaniz da mesele yok.

Cunku size ancak bir yaniti, ya bilimsellige karsi cikarsaniz; ya da bilimsellige inanci katarsaniz verebilirim.

Zaten kendimi bilimsel olabilmenin ne oldugunun bilisselligine varma noktasında yetkin görmemiş olsam , bu şekilde bir iddiada bulunamazdım herhalde, bilimselliğe karşı çıkmak gibi düşüncem iç olmadı çünkü o kendi bağlamı üzerinde doğru bir şekilde çalışır. Ama iş kendi kendisini sorgulamaya gelince numenal insanlık fonksiyonları beklendiği gibi çalışmaz, çünkü algı kapıları bu organların kendilerini gözlemlemesine izin vermez.

 

Evet insanoglunun kendi ya da diger her turlu algiladigi fenomen icin ortaya attigi kavramsal bilgi; ister inancsal ister bilimsel olsun; insanoglu disinda baska bir fenomeni zaten ilgilendirmez. Ama buradaki sorun, insanoglunun bu bilinc ve farkindalikta olmamasi; sanki fenomenin kendi kendini ortaya koyduguna ve fenomenin ortaya konduguna inanmasidir.

En azindan insanoglunun bilissel duzeyi, bunun boyle olmadigini ve fenomeni ortaya kendisinin kendi kavramsal bilgisi ile koydugunun bilinc ve farkindadir.

 

Konu da budur.

İnsanoğlu dışındaki fenomenleri ilgilendirmez elbette, ancak benim bahsettiğim onların bu konuya olan alakalı değil, kendi kavramsal bilgimizi test edebilmek için, insanoğlu dışındaki bir fenomeninde bizim, ürettiğimiz kavramsal bilgiyi üretip üretemeyeceğidir. Eğer aynı kavramsal bilgi, insanoğlu dışındaki bir fenomen tarafından üretilebiliniyorsa, bu ürettiğimiz bilginin somut ve gerçek olduğuna dair elimizde kanıt var demektir.

 

Tavsiyem inanc ile bilinc farkini, inancsal bilgi ile bilimselbilgi farkini algilamaniz. Tabi bu da sizin neyi neden ve nasil temel olartak aldiginiza ve kendinizi neye inandirdiginiza, ya da aklinizi neyi kendinize dogrulayarak tatmin ettiginize bagli. Zaten bu inanc olarak sabitlenmis ve sorun olarak algilanmiyorsa da, yapacak bir sey yok.

Aslında bu farkın farkında olduğumu düşünüyorum. Ancak bilim insanlarından farklı olarak, her gün gördüğüm fenomenlerin artık doğal kabul edilegelmesinden kaynaklı körlüğü yaşamıyorum.

Bilimselliği kabul ediyorum, ama bunun kendi kavramsal çerçevesinden bağımsız olarak düşünebilme yetisine de sahibim kısacası,

 

Örneğin "Mantiksal olabilirlik olasiligi temelinde bilimsel, bilgisel ve bilissellik " tamlaması , tamamiyle inanca dayalı ancak inanca dayalı olduğunun farkında olunmadığı ve bunun için

"varliksal, inancsal, ideolojik" olguların karşısına yerleştirilen bir bilgi ve bilissellik türüdür.

Halbuki temelinde Mantıksallık, olasılık, olabilirlik gibi kavramlar, tarihsel gözlemlere dayalıdır. Bu tarihsel gözlemler insanlık tarihi boyunca elde edilmiş, ve işlenmiş sizin deyiminizle numeal olarak oluşturulmuş kavramsal bilgilerdir.

Ancak gözlem ve insan bilisselliği, inanç temelinden bağımsız değildir. yani özetle sadece nokta konmuş kavramlara inanç denmez, nokta koyabilmek için kullandığımız yöntemlerde inanca dayalıdır. ve bunlardan biriside bilimsel yöntemlerdir.

Eğer gözlerinize inanamıyorsanız nasıl gözlem yapacak ve o gözlemle ürettiğiniz bilimsel veriye güvenip başka verileri yanlışlayabileceksiniz. Burada göz derken herhangi bir manada gözlem yaparken kullandığınız aracı kastediyorum.

ve eğer gözlerinize inanıyorsanız, en azından bir şeye inanıp güveniyor ve hatta onu ilahlaştırıyorsunuz demektir ki , bu durumda ilahlaştırmış olduğunuz şey ya kendi aklınız veya kendiniz veya bilimsel metottur.

Link to comment
Share on other sites

Ben böyle bir olgunun varlığına karşı çıkmıyorum ki !! Bunu kabul ediyorum, ancak bu olgu hakkındaki yorumlarım şu şekilde;

bunu algılayan insan olduğuna ve bunu yaparken alternatifsiz ve rakipsiz bir monolog olması durumuna bakarak, bunu kanıtlayacak ölçümleyebilecek gözlemleyebilecek bir başka gözlem aracı olmamasını (monolog olması dolayısı ile) nasıl olupta bilimsel bilissellikle açıklayabildiğiniz açıklamaya muhtaç değil midir ?

 

Bu muhtaclik insanogluna gore olmanin disinda epistemolojik olarak mumkun mudur? Yarin belki bir baska tur bizler kadar gelisir ve biz ile dialog kuracak duzeye gelir, iste o zaman bir alternatif dogar. Ama bugun, insanoglu "kendi calip, soylemek-kendi kendine gelin guvey olmak, kendi pisirip kendi yemek, kendi ekip kendi bicmek, kendi edip kendibulmak" zorunda.

 

Aci olan ise henuz insanoglunun bu bilissellikte olamamasi. Dolayisi ile ne acikliyorsak, kendimize turumuze acikliyoruz. Cunku baska turler ile ya da fenomenler ile dialog kurma olanagimiz yok. Cunku ortak algimiz, bilgimiz, kavramimiz yok.

 

 

Tamam bu konuda anlaştık o zaman yani bilimselliği seçmek konusunda, bu durumda bilimsel bilginin olgusal temellerini sorgulamıyoruz ?

 

Neden sorgulamayalim ki, zaten gozlem ile olan olgunun yanlislanabilmesi de bu oluyor. Cunku bilimin gozlemi de olguisu da sinirsiz ve serbesttir. Eger sinir koyarsan, bu ideolojik inanc olur.

 

İşte bende bunu yapmaya çalışıyorum, yani diyorum ki bilimsel ve mantıksal olabilirlik olasılığı konusunda bu yapının nasıl çalıştığına dair bir sorgulama yaptığımda altında "varliksal, inancsal, ideolojik" bir alt yapı görmekteyim. Bu bağlamda ikisi bir ve aynı şeyin başka dillerde tekrarı gibi bir şey.

 

Neden gormek zorunda oldugunu aciklar misin? Cunku bilimsel olmanin bilissel algisinda boyle bir durum yok. Zaten lakabimin zihniyetinin ve sahsimin butun mucadelesi de bu ideolokik v.s. alt yapinin (x ve y yapi ve isleyisinin yapilandirilmisligi) sorun oldugu. Iste bu yapi ve isleyisi ortaya koyamamak ve sadece onun bunyesinde bulunmak dogal/fenomenal zihniyetin insandisi ve insanlikdisi yasam ve iliskisi oluyor. Kisaca bu insanoglunun yapilandirmisoldugu yapi ve isleyis bir sorun ve sorgulanmiyor.

 

 

Zaten kendimi bilimsel olabilmenin ne oldugunun bilisselligine varma noktasında yetkin görmemiş olsam , bu şekilde bir iddiada bulunamazdım herhalde, bilimselliğe karşı çıkmak gibi düşüncem iç olmadı çünkü o kendi bağlamı üzerinde doğru bir şekilde çalışır. Ama iş kendi kendisini sorgulamaya gelince numenal insanlık fonksiyonları beklendiği gibi çalışmaz, çünkü algı kapıları bu organların kendilerini gözlemlemesine izin vermez.

 

Son cumleni aciklar misin? Benim buradaki onerim "devrimci sorgulama" yani kisinin kendi beyninde yer etmisi kendi bilinc ve farkindaligi ve iradesi ile sorgulamasi. Bu konudaki basligi istersen veririm.

 

 

İnsanoğlu dışındaki fenomenleri ilgilendirmez elbette, ancak benim bahsettiğim onların bu konuya olan alakalı değil, kendi kavramsal bilgimizi test edebilmek için, insanoğlu dışındaki bir fenomeninde bizim, ürettiğimiz kavramsal bilgiyi üretip üretemeyeceğidir. Eğer aynı kavramsal bilgi, insanoğlu dışındaki bir fenomen tarafından üretilebiliniyorsa, bu ürettiğimiz bilginin somut ve gerçek olduğuna dair elimizde kanıt var demektir.

 

Bunu yukarida acikladim. Yarin insanoglu ile dialog kurabilecek bir fenomen ya da tur gozlem verirse; o zaman ona danisiriz.

 

 

Aslında bu farkın farkında olduğumu düşünüyorum. Ancak bilim insanlarından farklı olarak, her gün gördüğüm fenomenlerin artık doğal kabul edilegelmesinden kaynaklı körlüğü yaşamıyorum.

Bilimselliği kabul ediyorum, ama bunun kendi kavramsal çerçevesinden bağımsız olarak düşünebilme yetisine de sahibim kısacası,

 

Örneğin "Mantiksal olabilirlik olasiligi temelinde bilimsel, bilgisel ve bilissellik " tamlaması , tamamiyle inanca dayalı ancak inanca dayalı olduğunun farkında olunmadığı ve bunun için

"varliksal, inancsal, ideolojik" olguların karşısına yerleştirilen bir bilgi ve bilissellik türüdür.

 

Aciklar misin? ve bu saptaman kime/neye gore? Yani insanoglu disi olamayacagina gore.

 

 

Halbuki temelinde Mantıksallık, olasılık, olabilirlik gibi kavramlar, tarihsel gözlemlere dayalıdır. Bu tarihsel gözlemler insanlık tarihi boyunca elde edilmiş, ve işlenmiş sizin deyiminizle numeal olarak oluşturulmuş kavramsal bilgilerdir.

Ancak gözlem ve insan bilisselliği, inanç temelinden bağımsız değildir. yani özetle sadece nokta konmuş kavramlara inanç denmez, nokta koyabilmek için kullandığımız yöntemlerde inanca dayalıdır. ve bunlardan biriside bilimsel yöntemlerdir.

Eğer gözlerinize inanamıyorsanız nasıl gözlem yapacak ve o gözlemle ürettiğiniz bilimsel veriye güvenip başka verileri yanlışlayabileceksiniz. Burada göz derken herhangi bir manada gözlem yaparken kullandığınız aracı kastediyorum.

ve eğer gözlerinize inanıyorsanız, en azından bir şeye inanıp güveniyor ve hatta onu ilahlaştırıyorsunuz demektir ki , bu durumda ilahlaştırmış olduğunuz şey ya kendi aklınız veya kendiniz veya bilimsel metottur.

 

Buradaki soru sudur. Bilimsel ve inancsal farki nedir? Sizce boyle bir fark yok mudur. Zaten epistemolojinin kendisi inancin gercek ile dogrulanmasidir. Yalniz, yapilandirmaci epistemoloji; zaten inancin da gerceginde olgunun da v.s. bir insanoglu yapilandirilmisligi oldugunu ortaya koyar. Asil sorun bundan sonradir. Burada algilanmasi gereken; bu yapilandirilmisligin koken temel ve tabaninin(x ve y) zihniyet yapi ve isleyisinin ortaya konmasi, yani de- edilmesi, cozulmesidir. Cunku bu sorun insanogluna zihniyetinin kendi bilisselligini kapsamadigini ve insanlik tasimadigini gosterecektir. Yani kendi fenomeni dahil, her turlu fenomeni ortaya koyanin kendi oldugu bilinc ve farkindaligini. Iste bu metafizigin ve etigin varliksal, ideolojik, inancsal hic bir izminin temel ve tabaninda yoktur. Cunku bunlarin hepsi falcilik olarak bir kadercilik ve teslimiyet tasir. Bu teslimiyetin kime/neye oldugu da teslim olanin aklinin kendine dogruladigi gercegi belirler. Iste bilimsellik te burdan baslar. Cunku bu dogrulama gozlem vermez ve olgu degildir.

Link to comment
Share on other sites

Buradaki soru sudur. Bilimsel ve inancsal farki nedir? Sizce boyle bir fark yok mudur. Zaten epistemolojinin kendisi inancin gercek ile dogrulanmasidir. Yalniz, yapilandirmaci epistemoloji; zaten inancin da gerceginde olgunun da v.s. bir insanoglu yapilandirilmisligi oldugunu ortaya koyar. Asil sorun bundan sonradir. Burada algilanmasi gereken; bu yapilandirilmisligin koken temel ve tabaninin(x ve y) zihniyet yapi ve isleyisinin ortaya konmasi, yani de- edilmesi, cozulmesidir. Cunku bu sorun insanogluna zihniyetinin kendi bilisselligini kapsamadigini ve insanlik tasimadigini gosterecektir. Yani kendi fenomeni dahil, her turlu fenomeni ortaya koyanin kendi oldugu bilinc ve farkindaligini. Iste bu metafizigin ve etigin varliksal, ideolojik, inancsal hic bir izminin temel ve tabaninda yoktur. Cunku bunlarin hepsi falcilik olarak bir kadercilik ve teslimiyet tasir. Bu teslimiyetin kime/neye oldugu da teslim olanin aklinin kendine dogruladigi gercegi belirler. Iste bilimsellik te burdan baslar. Cunku bu dogrulama gozlem vermez ve olgu degildir.

 

Yukarıdaki alıntıyı cevaplamaya değer bulduğum için yaptım, bu diğerlerini değersiz bulduğum anlamına gelmesin sadece bu noktayı açıklamanın diğerlerinide dolaylı olarak açıklayabileceğini düşündüğüm için bu kısmı alıntılıyorum.

 

Evet bu fark vardır, ancak şöyle bilimsellik inanç temeli üzerine kuruludur. OKEK alıken kullandığınız algoritma gibi düşünün eğer sayılardan bölünmüyorsa sayı aynen yazılır diğerinin bölünmüş hali yazılır gibi inanç ve bilimselliğinin OKEK 'ini aldığınızda inanç / inanç = 1 ve bilimsellik / inanç = inanç sonucu çıkar yani inancın bir katman üstü bilimselliktir.

ama çarpmadaki etkisiz eleman gibi olduğu için aslında yazılmaz bu da onun orada olduğunu ancak farklı bir bakış açısıyla baktığınızda göreceksiniz demektir.

Tıpkı bütün sayıların aslında 1 ile çarpılmış olduğunun bilinmesi gibi.

Burada aslında sorulması gereken soru "gerçek" kavramının kendisidir, gerçek dediğimiz şeyi derin olarak düşündüğünüzde onun gözlemlerden elde edilen deneyim olduğunu bunun mantıksal kanıtları olmadığını dolayısı ile aslında bir inanç olduğunu göreceksiniz.

İnancı gerçek ile doğrulamak demek bir inancı başka bir inanç cinsinden yazmak demektir ki bu doğru bir yaklaşım değildir. Yapılandırılmışlık konusunda size kısmen katılıyorum, ama gerçek algısı bile inanca dayalı olan insanoğlunun bu yapılandırmayı inançtan bağımsız yapabilmesi bana mümkün gözükmüyor.

Sizin söyleminize göre kendi fenomeni dahil her şeyi, kendi yapan bir varlık olan insanoğlu algısında aslında bazı şeyleri kendi dışında görebiliyor ve buna sebepte inanç temelli yaklaşımlar, ancak inanç olmadan bilimsellik bile olamayacağını düşündüğüm için, örneğin mantıksal olarak gözlemlerimiz gereği bir varlığın kendi kendisini dışarıdan gözlemleyebilmesi bana mümkün gözükmüyor. Bu durumda var olduğunu düşündüğümüz fenomenlerin kendilerini nasıl gözlemleyip algılayabildiğini açıklayabiliyor musunuz ?

Ölüm ve yaşam aralığının varlığı bile insan denilen fenomenin dışında en az bir fenomen olması gerektiğini göstermekte bana göre...

Çünkü bu fenomenlerin zamansal bağlamsallığı bunların öncesini ve sonrasını düşünmemize sebep oluyor. Bu durumda fenomen üreten bir varlığın öncesinde o fenomenin var olmasından öncesine dair kendisinin bir fenomen oluşturabilmesi nasıl mümkün olabiliyor ?

Ayrıca şu durum fazla karışık, insanoğlunun zihniyeti kendisinin bilişselliğini kapsamıyor ama kendisininki dahil her türlü fenomeni ortaya koyabiliyor, dolayısı ile insan zihniyetinde insana ait olmayan bir bilişsellik var sizin söyleminize göre , bu nereden geldi ?

Yoksa yaratıcıya mı ait bu bilişsellik size göre ?

Yoksa bilimsel bilişsellik yetisindeki zihin kendi kendine mi oluştu ? Yani hiç yoktan mı var oldu ?

Link to comment
Share on other sites

Neden gormek zorunda oldugunu aciklar misin? Cunku bilimsel olmanin bilissel algisinda boyle bir durum yok.

Bilimsel olmanın kalıplarını kullanırsanız elbette yok, ama gözlem yaparsanız bunu görebilirsiniz . Ancak bu gözlem , bilimsel gözlem yaparken kendinizi gözlemlemek şeklinde olmalı.

Bu durumda farkedeceğiniz şey, bilimsel gözlem yapan kişiyi yani kendinizi belirli kalıplara uyarken buluyor olmanız, ve bu kalıpları ilke defasında oluştururken, belli kabuller yaptı o bilimsel gözlem yapan kişi, bu kabuller onun ve öncüllerinin deneyimlerinden oluştu bir birikim yani tecrübe idi, ancak bu tecrübelerin tamamı yine kendinden öncekilerin benzer tecrübelerinden süzülerek elde edilmiş çok katmanlı bir matruşka yapısında ortaya çıkmaktaydı.

Aslında bu deneyimlere o kadar güvendi ki, artık onlar değil ama onları elde ediliş yöntemi yani gözlem doğrudan veya dolaylı olsun güvenilir bir yöntem oldu.

En temelde yani en içte çıkan bebeği gördüğünüzde ilk bilim insanınında yaptığı şeyi aslında gözlemle bilimsel gerçeklere ulaşmak isteyen herkes yapmakta, peki bu nedir ?

Bir gözlemin sonucunda elde edilen bilgiye güvenmek, ilk etapta bunun olmadığını yanlışlanabilirlik ilkesinin mevcut olduğunu söyleyeceksiniz ama , yanlışlanabilirliği sağlayan şeyin bir başka gözlem olduğu veya gözlemlerden elde edilmiş numeal bir çalışma sonucu içkin bir gözlem olduğunu farketmeyeceksiniz.

Bilimsel yöntemde kullanılan gözlem ve yanlışlanabilirlik döngüsünün aslında bir sonsuz dişil olduğunu sürekli olmasına rağmen kullanılan materyalin tek olduğunu farketmeyeceksiniz.

Yani gözlem ve onun sonuçlarına olan güven bu güven tıpkı insanoğlunun bilişsel monoloğunda olduğu gibi tek taraflı ve sorgulamasız bir yapıdadır. kendi kendisini doğrulayan bir yapıda yani, işte bu sebeple gözlem aslında bir inancın farklı bir pencereden görünüşüdür.

 

Yani bilişsel kavram üretiminin test edilmesinde insanoğlu dışında bir varlığın olmaması aslında bu durumun bilimsel olmadığının kanıtıdır. Zaten sizde bunu söylüyorsunuz.

Bir şey bilimsel olmadığı halde savunuluyor ve onun başka bir alternatife göre daha doğru olduğu düşünülüyorsa buna ancak inanç denebilir.

Yani bilimsel metotlar kullanılmadan doğru olduğu söylenebiliyorsa..

Link to comment
Share on other sites

Yukarıdaki alıntıyı cevaplamaya değer bulduğum için yaptım, bu diğerlerini değersiz bulduğum anlamına gelmesin sadece bu noktayı açıklamanın diğerlerinide dolaylı olarak açıklayabileceğini düşündüğüm için bu kısmı alıntılıyorum.

 

Evet bu fark vardır, ancak şöyle bilimsellik inanç temeli üzerine kuruludur. OKEK alıken kullandığınız algoritma gibi düşünün eğer sayılardan bölünmüyorsa sayı aynen yazılır diğerinin bölünmüş hali yazılır gibi inanç ve bilimselliğinin OKEK 'ini aldığınızda inanç / inanç = 1 ve bilimsellik / inanç = inanç sonucu çıkar yani inancın bir katman üstü bilimselliktir.

ama çarpmadaki etkisiz eleman gibi olduğu için aslında yazılmaz bu da onun orada olduğunu ancak farklı bir bakış açısıyla baktığınızda göreceksiniz demektir.

Tıpkı bütün sayıların aslında 1 ile çarpılmış olduğunun bilinmesi gibi.

Burada aslında sorulması gereken soru "gerçek" kavramının kendisidir, gerçek dediğimiz şeyi derin olarak düşündüğünüzde onun gözlemlerden elde edilen deneyim olduğunu bunun mantıksal kanıtları olmadığını dolayısı ile aslında bir inanç olduğunu göreceksiniz.

 

Aksini demedim ki. Gercek bir insanoglu yapilandirilmisligidir. Yani ontolojik gercek bir determinist ve indirgemeci metafizik varliksal ideolojik inanctir. O yuzden bilimin bilimsel kavrami gercek degil, olgudur.

 

 

İnancı gerçek ile doğrulamak demek bir inancı başka bir inanç cinsinden yazmak demektir ki bu doğru bir yaklaşım değildir. Yapılandırılmışlık konusunda size kısmen katılıyorum, ama gerçek algısı bile inanca dayalı olan insanoğlunun bu yapılandırmayı inançtan bağımsız yapabilmesi bana mümkün gözükmüyor.

 

Mmkun olan zaten gercek degil (truth-gercegin ne oldugu tartismasi), olgudur (scientific fact)

 

 

Sizin söyleminize göre kendi fenomeni dahil her şeyi, kendi yapan bir varlık olan insanoğlu algısında aslında bazı şeyleri kendi dışında görebiliyor ve buna sebepte inanç temelli yaklaşımlar, ancak inanç olmadan bilimsellik bile olamayacağını düşündüğüm için, örneğin mantıksal olarak gözlemlerimiz gereği bir varlığın kendi kendisini dışarıdan gözlemleyebilmesi bana mümkün gözükmüyor. Bu durumda var olduğunu düşündüğümüz fenomenlerin kendilerini nasıl gözlemleyip algılayabildiğini açıklayabiliyor musunuz ?

 

Neden inanc olmadan bilimsellik olamaz? ilk tarihi filozoflar bile metafizik ve gercekten once gozlemden yola ciktilar. Hayvan bile gozlemden yola cikiyor. Insanoglu kendini acikladigi gibi, onlarin da adina konusarak acikliyor.

 

 

Ölüm ve yaşam aralığının varlığı bile insan denilen fenomenin dışında en az bir fenomen olması gerektiğini göstermekte bana göre..

 

Dogum ile olum demek istediniz herhalde. Cunku insanoglu birinin mustakil var olan varlik olarak yasami dogumu ve olumu (olmek) arasindadir.. Ayrica yapilandirmaci epistemoloji; insanogluna yansi ve gozlem veren kendi turu disinda bir fenomenal dunyanin oldugunu, yalniz bunun her turlu anlam, bilgi v.s. sinin insanoglu tarafindan yapilandirildigini soyluyor. Ayrica bilinebilecek her seyin sadece insanoglu beyni ve dusuncesinin ortaya koydugunu oldugunu soyluyor.

 

Çünkü bu fenomenlerin zamansal bağlamsallığı bunların öncesini ve sonrasını düşünmemize sebep oluyor. Bu durumda fenomen üreten bir varlığın öncesinde o fenomenin var olmasından öncesine dair kendisinin bir fenomen oluşturabilmesi nasıl mümkün olabiliyor ?

 

Unutmaki zaman bir insanoglu urunudur ve her seyde oldugu gibi onun yapilandirilmisliginin da sorunu vardir. En bas sorunu ilklik ve oncelik sorunudur. Yani neyi taban kabul etsen onun bir onceligi ve ilkligi sorunu vardir. Iste o yuzden mekan ya da mekandaki herhangibir parca, zamana ihtiyac duymaz. Zaman ise sadece insanoglunun birselliginin getirdigi ve olumu iceren olarak vardir. Ama bugun onsuz yasayamaz ve iliski kuramaz olmustur. Ayrica zaman gecici ve ucludur. Bu uclemde yasanan ise simdiki zaman ve bugundur.

 

 

Ayrıca şu durum fazla karışık, insanoğlunun zihniyeti kendisinin bilişselliğini kapsamıyor ama kendisininki dahil her türlü fenomeni ortaya koyabiliyor, dolayısı ile insan zihniyetinde insana ait olmayan bir bilişsellik var sizin söyleminize göre , bu nereden geldi ?

Yoksa yaratıcıya mı ait bu bilişsellik size göre ?

Yoksa bilimsel bilişsellik yetisindeki zihin kendi kendine mi oluştu ? Yani hiç yoktan mı var oldu ?

 

 

Burada sana kisaca insanoglunun numenal yeti olarak insan ve hayvan arasi bir ara gecis formu oldugunu soyleyebilirim. Bu da evrim olarakj gayet dogaldir. Cunku insanoglu her turlu yasam ve iliskisinin kavramsal bilgisinin tecrubesini hayvandan almis ve hayvani gozlemini dile getirmis ve uygulamistir. Iste bu anima/animus temeli insanoglunu insanlasstirmayan temeldir. Ustelik hayvan sadece yasamak icin oldururken,insanogluy her turlu ortaya attigi numenal yeti degeri(etik ve metafizik ideolojik inancsal degerler) icin oldurur.

Buradayoktan var olma yerine; ya da bilissel bir olgu aramak yerine; insanoglunun hayvani sureci diyebiliriz.

 

Ama ben bugun bunun insanoglunun kendi beyninin numenal yetisini kendisinin sorgulayarak insanlasabilecegini ortaya koyuyorum.

Link to comment
Share on other sites

Neden inanc olmadan bilimsellik olamaz? ilk tarihi filozoflar bile metafizik ve gercekten once gozlemden yola ciktilar. Hayvan bile gozlemden yola cikiyor. Insanoglu kendini acikladigi gibi, onlarin da adina konusarak acikliyor.

 

Çünkü gözlemin temeli inançtır. Eğer insan gördüğüne inanmamış olsa olgunun varlığına kanıt nerede olacak ? Gözlemin 5 duyu organıyla yapılması demek gözlenmesi demektir. Buradan üretilen numeal bilgi gözlemlenen şeyin bir olgu olduğudur. Bu bilgiyi herhangi bir başka gözleme ihtiyaç duymadan daha doğrusu delil aramadan kabul eder. Mesela gökyüzünde güneşi gördü ise güneşi ve fonksiyonlarını olgu olarak kabul eder.

Bu olgu onu daha sonra kullanacağı bilişsel bilgilerde temel bir olgu olarak kabul etmesinde sebep olur. Burada inandığı şey güneş olgusu değil bu olgunun var olduğu bilgisidir.

Eğer insanoğlu güneşi görmemiş olsa idi böyle bir olgu da var olmayacak ve buna dayalı bilişsel kavramlarda üretilmemiş olacaktı.

 

Eğer güneşi 5 duyu dışında bir yöntemle gözlemlemiş olsa idi, mesela matematik ile bu ise geçmiş 5 duyusunu kullanarak edindiği olgulardan veya başkalarının ürettiği olgusal bilgiden faydalanarak üretilmiş numeal bir bilgi olacaktı ki onun da temelinde insanoğlunun duyularına olan güveni yatmaktadır.

Bu güven onun içselleşmiş olmasından ve ayrılmaz bir şekilde parçası olmasından kaynaklanabilir. Ama insan bu yetilerini Ölümle kaybettiğine göre , bu yetiler bize sonradan eklemlenmiştir.

Dolayısı ile onları kullanabiliyorken de onlara şüpheyle yaklaşıp, bunlarında bizim onlara aşırı bağlı olmamızdan kaynaklandığını kabul edip, bu durumun bir inanç olduğunu kabul etmek gerekir.

Link to comment
Share on other sites

Çünkü gözlemin temeli inançtır.

 

Aciklar misin?

 

Eğer insan gördüğüne inanmamış olsa olgunun varlığına kanıt nerede olacak ? Gözlemin 5 duyu organıyla yapılması demek gözlenmesi demektir. Buradan üretilen numeal bilgi gözlemlenen şeyin bir olgu olduğudur. Bu bilgiyi herhangi bir başka gözleme ihtiyaç duymadan daha doğrusu delil aramadan kabul eder. Mesela gökyüzünde güneşi gördü ise güneşi ve fonksiyonlarını olgu olarak kabul eder.

 

Birincisi duyu organlari degil; beyin algilar, yani duyu organlari bir aractir bu algilama da. Ayrica gozlem tum insanoglu turunu kapsar ve o yuzden de olgudur. Gercek degil. Cunku gercek ideolojik ve inancsal olarak yapilandirilmis olandir. Yani gozlemsel bir tabani yoktur. Gunesi algilamak baska; onu gozlemlemek ve burdan cikaralacak kavramsal bilgi baskadir. Zaten alginin temeli fenomenin verdigi gozlemin alinmasidir. Inancta ise gozlem tabani yoktur. Evet klasik bilim zamaninda bu boyle idi. Ama popper'den sonra yanlislanabilirlik ile bilim bilimsellige kavusmustur. Daha once metafizigin ideolojik inancsal ispatlarina ve mutlaklarina sorgulanmazlarina dayaniyordu. Ayrica bilissel bilim de numenal yetiyi inceler.

 

 

Bu olgu onu daha sonra kullanacağı bilişsel bilgilerde temel bir olgu olarak kabul etmesinde sebep olur. Burada inandığı şey güneş olgusu değil bu olgunun var olduğu bilgisidir.

Eğer insanoğlu güneşi görmemiş olsa idi böyle bir olgu da var olmayacak ve buna dayalı bilişsel kavramlarda üretilmemiş olacaktı.

 

Eğer güneşi 5 duyu dışında bir yöntemle gözlemlemiş olsa idi, mesela matematik ile bu ise geçmiş 5 duyusunu kullanarak edindiği olgulardan veya başkalarının ürettiği olgusal bilgiden faydalanarak üretilmiş numeal bir bilgi olacaktı ki onun da temelinde insanoğlunun duyularına olan güveni yatmaktadır.

Bu güven onun içselleşmiş olmasından ve ayrılmaz bir şekilde parçası olmasından kaynaklanabilir. Ama insan bu yetilerini Ölümle kaybettiğine göre , bu yetiler bize sonradan eklemlenmiştir.

Dolayısı ile onları kullanabiliyorken de onlara şüpheyle yaklaşıp, bunlarında bizim onlara aşırı bağlı olmamızdan kaynaklandığını kabul edip, bu durumun bir inanç olduğunu kabul etmek gerekir.

 

Bilimin bilimselliginde daha once de dedigim gibi, suphe ve kesinlik yoktur. Iste bilimselligin inancsalliktan farki budur. Cunku inancsallik sadece ilklik, teklik, tasimaz; mutlaklik, kesinlik te tasir. Yani sabittir. Ayrica olgu degildir.

 

 

 

Gercek ile olgu farkini algilamak lazim. Cunku inanc ve ideoloji olguya dayanmaz. Sadece aklin dogrulamasina dayanir ve o yuzden de tartisilir. Insanoglunu hem fikir yapan olgudur, baska da bir sey yoktur. Bu da kesin degil; sadece yanlislanabilene kadar gecerlidir. Dedigim gibi, yapilandirmaciepistemoloji bunu aciklar. Ayrica insan derken, bakis acisi hem birsel hem de tursel dir. Tursel olan da simdilik daimidir. O yuzden olum sadece birsel bir olgudur, tursel degil. Bilimsellikte turseldir, birsel degil. Ama inanc ve ideoloji birseldir ve aklina yatan bunu kendi inanc ve ideolojisi yapar.

Diger bir ana fark ta; inancsal ve ideolojik hersey tartismadir. Olgunun tartismasi yoktur, sadece yanlislanabilirligi o da tum insanoglu turunun algisi ve gozlemi temelindedir.

Link to comment
Share on other sites

Cunku inanc ve ideoloji olguya dayanmaz. Sadece aklin dogrulamasina dayanir ve o yuzden de tartisilir. Insanoglunu hem fikir yapan olgudur, baska da bir sey yoktur.

Evet haklısınız inanç ve ideoloji olguya dayanmaz , tam tersi olgu inanç ve ideolojiye dayanır. İnsaoğlunun hem fikir olması onun beyninin ortak bir şekilde çalışmasıdır. Yani duyu organları yani sensörlerden gelen bilgi aynı şekilde işlenir.

Ama bu durum olgunun temelinin inanç olmasını engellemez, çünkü beyin aynı şekilde davranmış aynı elektriksel sinyaller aynı eksik algılarla çalışmıştır. Görülen şey aynıdır, ve onun olgunun hakkındaki insanların ortak görüşü olması "Çoğunluk argümanı" denilen şeyi meydana getirir.

Sensörlerin çalışması beynin algılaması , aynı şekilde olması, olgunun gözlemlenmiş olması olgu hakkında insanların fikrinin bir inanç olmasına engel değildir. Dolayısı ile ortak bir kanaate sahip olduğumuz o olgu saf olarak inançtır. Çünkü Kanıtı yoktur, kanıtı ve gözlemleyeni biz olduğumuz için kanıt beynimiz içindedir.

Kanıt için o olgunun , kendisini oluşturan varlık dışında bir başka şekilde daha gözlemlenip olguyu meydana getiren önceki gözleme veya beyindeki sinyalle eşleşmesi gerekir.

Halbuki olgu onu gözlemleyen için vardır. ve varlık temelli inanç burada devreye girer.

Link to comment
Share on other sites

Evet haklısınız inanç ve ideoloji olguya dayanmaz , tam tersi olgu inanç ve ideolojiye dayanır. İnsaoğlunun hem fikir olması onun beyninin ortak bir şekilde çalışmasıdır. Yani duyu organları yani sensörlerden gelen bilgi aynı şekilde işlenir.

Ama bu durum olgunun temelinin inanç olmasını engellemez, çünkü beyin aynı şekilde davranmış aynı elektriksel sinyaller aynı eksik algılarla çalışmıştır. Görülen şey aynıdır, ve onun olgunun hakkındaki insanların ortak görüşü olması "Çoğunluk argümanı" denilen şeyi meydana getirir.

Sensörlerin çalışması beynin algılaması , aynı şekilde olması, olgunun gözlemlenmiş olması olgu hakkında insanların fikrinin bir inanç olmasına engel değildir. Dolayısı ile ortak bir kanaate sahip olduğumuz o olgu saf olarak inançtır. Çünkü Kanıtı yoktur, kanıtı ve gözlemleyeni biz olduğumuz için kanıt beynimiz içindedir.

Kanıt için o olgunun , kendisini oluşturan varlık dışında bir başka şekilde daha gözlemlenip olguyu meydana getiren önceki gözleme veya beyindeki sinyalle eşleşmesi gerekir.

Halbuki olgu onu gözlemleyen için vardır. ve varlık temelli inanç burada devreye girer.

 

Anlasildi inanci tanimlar misin? hem bilgisel, hem varliksal hem de ideolojik olarak. Cunku ben bu tanimi senden alamadikca, ve inanctan ne algiladigini bilemedikce; senin algindaki inanc kavramina verdigin anlam ve icerik temelinde bir yanit yazamayacagim. Bari bir link vereyim.

 

http://forum.dusuncedunyasi.net/index.php?/topic/923-inancsal-ve-ideolojik-bilgi/

 

Benim burada inancsal olarak inanc kavramindan ne algiladigim ve verdigim matematiksel/mantiksal bilgim var.

 

Ayrica senin bu tanimin bilimsel den ne algiladigini da aydinlatacak. Istersen bilimsellikten ne algiladigini da yaz. Cunku algiladigim kadariyla, senin alginda boyle bir fark yok.

Link to comment
Share on other sites

Ayrica "bir baska varlik" derken, neyi kast ediyorsun. Ben sana epistemolojik yasni gelinen duzey olarak insanoglu ile dialog kurabilen baska bir varligin olmadigini soylemistim.

 

Yalniz istersen sirf insanoglunun monolog icerikli algisi olarak her hangi bir hayvan ile kurdugu iletisimde hayvanin kendince verdigi yaniti gozlemleyebilirsin. Mesela kedin varsa miyavlayarak senin ile iletisime gecmek ister. Sen de tecruben temelinde ya da deneme yanilma ile onun senden ne istedigini gozlemleyebilir ve istemini algilarsan da iletisimi gerceklestirebilirsin. Yani su istiyorsa, yemek istiyorsa, sevilmek istiyorsa v.s.

 

Yani baska hayvanlarda seni gozlemler ve algilar.

Link to comment
Share on other sites

Anlasildi inanci tanimlar misin? hem bilgisel, hem varliksal hem de ideolojik olarak. Cunku ben bu tanimi senden alamadikca, ve inanctan ne algiladigini bilemedikce; senin algindaki inanc kavramina verdigin anlam ve icerik temelinde bir yanit yazamayacagim. Bari bir link vereyim.

 

http://forum.dusuncedunyasi.net/index.php?/topic/923-inancsal-ve-ideolojik-bilgi/

 

Benim burada inancsal olarak inanc kavramindan ne algiladigim ve verdigim matematiksel/mantiksal bilgim var.

 

Ayrica senin bu tanimin bilimsel den ne algiladigini da aydinlatacak. Istersen bilimsellikten ne algiladigini da yaz. Cunku algiladigim kadariyla, senin alginda boyle bir fark yok.

 

Verdiğiniz linkteki yazıyı okudum. Bilimsellikten algıladığım şey sizinki ile aynı, ve inançtan da bu yazıya göre inançsal bilgiyi anlamanın 4 aşaması var

 

  1. Birincisi gozlem vermez.
  2. Ikincisi yanlislanamaz.
  3. Ucuncusu mutlak, kesin ve sabittir.
  4. Dorduncusu sadece inancin dogrulanmasi - gerceklenmesi temelinde ve sadece bunu yapan akil temelindedir.

Bilimsel bilginin temelini oluşturan gözlem temelinde olgu bu 4 maddeye uyar; yalnız 4. madde özel bir durumla dışarıda tutulabilir ama ben yinede onu tek bir akıl olarak görmekteyim.

Bu tek akıl ortak bir akıldır ki, tüm insanoğlunun aklı olarak kabul edilmelidir. Çünkü belirli koşullar altında hepsi aynı şekilde çalışır. Ayrıca bilişsel eylem bir monologtur bu sebeple insanoğlunu bir kişi olarak ele alabiliriz.

 

yani 1. madde de geçen gözlem eylemini bu kıstaslara tabi tutarsanız demek istediğimi anlayacağınızı umuyorum.

Yani gözlemin, gözlenebilmesi ancak zihinsel yani numeal bir çaba ile mümkündür, fiziksel olarak gözlem gözlenemez.

 

Gözlemleme eylemi yanlışlanamaz, çünkü o zaman gözlem yapılmamış kabul edilir, yani 1. maddeye dönülür.

 

Bilimsel bilgi üretimindeki yanlışlama bir gözlemin başka bir gözlemi yanlışlaması şeklinde olduğu için aynı kapsamda değildir.

Yine aynı şekilde 3. madde de gözlem için geçerlidir. ve onun üretimi olan olgu için, olgu gözlenemiyorsa var olarak kabul edilmez,

sadece bir olgu için o olgu yanlışlanmadan önce yapılan gözlem , yani olgunun varlığına dair kanaatimizin oluşmasına sebep olan gözlem

"mutlak, kesin ve sabittir" ki bu ona bu derecede güven(inanç) duymamızı sağlar, ve ancak kendi cinsinden bir başka gözlemle yeni bir olgunun gözlenmesi durumunda yanlışlanabilir kabul edilir. Ama yanlışlanana kadar o bilgi doğru ve somuttur, gözlem yapıldığı andan yani olgunun doğumu, yanlışlandığı ana kadar olan yani olgunun ölümü arasında geçen olgu yaşam döngüsü onun yaşama süresi içerisinde bir inanç olduğunu gösterir.

bu bağlamda "insanoğlunu" tek bir birey gibi kabul ettiğimizde , çünkü yapılan eylem, Bilişsel eylem bir monologtur, 4. madde devreye girer ve bir başka varlık bu eylemi gerçekleştiremediği içinde doğrulanması ve gerçeklenmesi o bireyin yani "insanoğlu" adını verdiğimiz bireyin akli temelindedir.

Ayrıca ilk 3 maddenin öznel olması da 4. maddeyi gerçekler.

Link to comment
Share on other sites

Bir başka varlık için kastettiğim şey, bilişsel bilgi üretebilme yeteneğinmde olan herhangi canlı/cansız bir varlık, ve onun insanoğlu ile dialog kurması da gerekmiyor.Biz onun yerine böyle bir varlığı hayal edip bizimle aynı türden bir olgu gözleme yeteneği olup olamayacağını zihinsel olarak üretebiliriz. Numeal bir çaba ile yani .

Önemli olan, onun bu yeteneği kullanırken bizim yaptığımız gibi yapıp yapmayacağı ve bizim üretimimizin onun üretimi ile test edilebilir ve yanlışlanabilir olup olmadığı.

Link to comment
Share on other sites

Bir başka varlık için kastettiğim şey, bilişsel bilgi üretebilme yeteneğinmde olan herhangi canlı/cansız bir varlık, ve onun insanoğlu ile dialog kurması da gerekmiyor.Biz onun yerine böyle bir varlığı hayal edip bizimle aynı türden bir olgu gözleme yeteneği olup olamayacağını zihinsel olarak üretebiliriz. Numeal bir çaba ile yani .

Önemli olan, onun bu yeteneği kullanırken bizim yaptığımız gibi yapıp yapmayacağı ve bizim üretimimizin onun üretimi ile test edilebilir ve yanlışlanabilir olup olmadığı.

 

Iste bu dedigin tam da benim lakabimin zihniyetinin yaptigi, yani evrensel-insan zihniyeti. Sonucta insanoglu kendi kendini kendi dogal/fenomenal zihniyeti ile bu duruma sokmustur ve yine insanoglu kendini bu durumdan kurtaracaktir.

 

Iste bireyin numenal devrimi de budur. Burada alinacak temel ve taban insanogludur ve hedefte onun numenal insanlasmasidir. Iste burada ilk is bireyin kendine yasni once kendi beynini numenal yeti olarak kendi devrimci sorgulamasina ve yasam ve iliskide de sotgulatmasina baglidir.

 

Benim bu sanal alemde binlerce basligim, mesajlarim iste bu sorunu her konu ve kavramda dile getirmektedir. Kisaca insanoglunun yapilandirdigi herkonu ve kavramda.

 

Soyle bir profilimdsen bak, bu numenaldevrim temelinde ilgini ceken, onemsedigin ya da etkilendigin bir konu ve kavram olursa; onun uzerinde ve ozelinde adi gecen baslikta yazisabiliriz.

 

http://forum.dusuncedunyasi.net/index.php?/topic/50-evrensel-insan-zihniyeti/page__st__20

 

Mesela bu linkten 33, 38 ve 39 nolu mesajlara v.s. bakabilirsin.

 

Cunku konu insanoglunun beyninde yer etmis her turlu degeri, veriyi, tabuyu bilissel olarak algilayarakj sorgulamasi v e onlardan arinmasidir. Ayrica bunu yaparken de arinamamis olanlarin farkinin farkina varmasi ve arinmalari icin baski yapmamasidir. Yani hem farklari algilamasi hem de onlardan arinarak tum farklarin farkini ve sorunlarini ortaya koymasi. Bunun ayaklari, serbest dusunce, qua felsefesi, yapilandirmaci epistemoloji ve onun devrimci sorgulama ile cozumu, analizi kritigi ve ondan arinilmasi.

Link to comment
Share on other sites

Verdiğiniz linkteki yazıyı okudum. Bilimsellikten algıladığım şey sizinki ile aynı, ve inançtan da bu yazıya göre inançsal bilgiyi anlamanın 4 aşaması var

 

  1. Birincisi gozlem vermez.
  2. Ikincisi yanlislanamaz.
  3. Ucuncusu mutlak, kesin ve sabittir.
  4. Dorduncusu sadece inancin dogrulanmasi - gerceklenmesi temelinde ve sadece bunu yapan akil temelindedir.

Bilimsel bilginin temelini oluşturan gözlem temelinde olgu bu 4 maddeye uyar; yalnız 4. madde özel bir durumla dışarıda tutulabilir ama ben yinede onu tek bir akıl olarak görmekteyim.

Bu tek akıl ortak bir akıldır ki, tüm insanoğlunun aklı olarak kabul edilmelidir. Çünkü belirli koşullar altında hepsi aynı şekilde çalışır. Ayrıca bilişsel eylem bir monologtur bu sebeple insanoğlunu bir kişi olarak ele alabiliriz.

 

yani 1. madde de geçen gözlem eylemini bu kıstaslara tabi tutarsanız demek istediğimi anlayacağınızı umuyorum.

Yani gözlemin, gözlenebilmesi ancak zihinsel yani numeal bir çaba ile mümkündür, fiziksel olarak gözlem gözlenemez.

 

Gözlemleme eylemi yanlışlanamaz, çünkü o zaman gözlem yapılmamış kabul edilir, yani 1. maddeye dönülür.

 

Bilimsel bilgi üretimindeki yanlışlama bir gözlemin başka bir gözlemi yanlışlaması şeklinde olduğu için aynı kapsamda değildir.

Yine aynı şekilde 3. madde de gözlem için geçerlidir. ve onun üretimi olan olgu için, olgu gözlenemiyorsa var olarak kabul edilmez,

sadece bir olgu için o olgu yanlışlanmadan önce yapılan gözlem , yani olgunun varlığına dair kanaatimizin oluşmasına sebep olan gözlem

"mutlak, kesin ve sabittir" ki bu ona bu derecede güven(inanç) duymamızı sağlar, ve ancak kendi cinsinden bir başka gözlemle yeni bir olgunun gözlenmesi durumunda yanlışlanabilir kabul edilir. Ama yanlışlanana kadar o bilgi doğru ve somuttur, gözlem yapıldığı andan yani olgunun doğumu, yanlışlandığı ana kadar olan yani olgunun ölümü arasında geçen olgu yaşam döngüsü onun yaşama süresi içerisinde bir inanç olduğunu gösterir.

bu bağlamda "insanoğlunu" tek bir birey gibi kabul ettiğimizde , çünkü yapılan eylem, Bilişsel eylem bir monologtur, 4. madde devreye girer ve bir başka varlık bu eylemi gerçekleştiremediği içinde doğrulanması ve gerçeklenmesi o bireyin yani "insanoğlu" adını verdiğimiz bireyin akli temelindedir.

Ayrıca ilk 3 maddenin öznel olması da 4. maddeyi gerçekler.

 

Aslinda verdigim linkler ile ilgili dusunce ve bilgileri verilen linkte degerlendirmek daha uygun olur. O yuzden kisaca yanitlayayim. Konu ortak akil degil, ortak gozlemdir. Cunku bir gozlemden ortak akil cikmaz. Buradan cikacak olan her bir aklin o gozlemi kendi aklinin inandigi dogrusal temelde degerlendirmesidir. Iste buradaki gozlermin olgusu oyle bir kavramsal bilgi icermelidir ki; bunu tum insanlik bilimsel ve bilissel olarak gozlemleyebilsin ve yanlislayabilmesi de baki kalsin.

 

 

 

Bu konuda sana Popper'in bir ornegini vereyim. "Tum kugular beyazdir" ifadesi gecerli bir olgudur. Peki ne zamana kadar biri bir yerde baska bir renk ya da siyah bir kugu gozlemleyene kadar. Iste burada kesinlik te suphe de, inancta ideoloji de yoktur. Yani her beynin algisi simdiye kadar beyazin disinda bir kugu gozlemlememistir ve tum insanoglu bu cumleyi olgu olarak gecerli kilmistir. Yani cumle evrensel onay almistir ve olgudur. Iste bu gecerlilikte ne bir suphe ne de bir kesinlik yoktur. Cunku gozlem ile yanlislanabilir. Halbuki inancsal ideolojiler ve dogrular sadece dogrulayan icin gecerli oldugundan yanlislanamaz. Ayrica kesin ve mutlakj olarak inanilir. Iste burada ne zaman birisi bir yerde baska bir renk kugu gozlemlerse ve bunu gosterirse; iste bu gecerli olan olgu artik gecersizdir ve kimse kugular icin boyle bir olgusal cumle kuramaz.

 

Iste bilimselligin evrensel-onay ortakliginin gozlemi budur. Bu inancta da ideolojide de dogruda da gercekte de saglanamaz. Cunku tartismalidir ve eger bir gozlem varsa; bu tum insanoglu icin degil; sadece kendine o gozlemi dogrulayan icindir.

 

Mesela demokrasinin bir yerde olup olmadigi A ya gore vardir, B ye gore yoktur. Cunku A ve B nin ideolojik inancsal dogrulama tabanlari izmleri bakis acilari farklidir. Iste bu farklilik demokrasiyi olgu yapamaz. Cunku demokrasinin ne oldugunun bile evrensel-onay almis bir tanimi ve anlam/icerigi yoktur. Bu butun metafizik ve etik/estetik dogrulamalar icin gecerlidir. Cunku ortak gozlem ve olgu yoktur ve yanlislanamazlar.

  • Like 1
Link to comment
Share on other sites

Aslında anlatmaya çalıştığımı bir türlü anlatamamanın sıkıntısı içerisindeyim. Ama verdiğiniz örnek yardımcı olabilir sanıyorum. "Tum kugular beyazdir" ifadesi gecerli bir olgudur. Ancak bu beyaz olan kuğuların bir insan tarafından siyah olarak algılanması sonucu sadece bir tane değil "Tüm kuğular siyahtır" haline dönüşmesi o insan için daha doğru bir olgudur.

Eğer o insan dışındaki insanların isimlendirme ilgili bir sorunları olduğunu düşünüyor ve Qualia olayı ile karıştırdığımı düşünüyorsanız , hayır bunu kastetmiyorum .

İkisi farklı varlıklar olsun mesela , birisi "insanoğlu" diğeri ise, bilişsel bilgi üretebilen başka bir varlık, Qualia olayı yok yani.

Şimdi birisine göre "Tüm kuğular beyazdır" diğerine göre ise "Tüm kuğular siyahtır" şimdi her birinden bir birey diğer topluma geçmiş olsa bu birey bir Qualia olayıda yaşamadığına göre,

bu olgunun hangisi diğerini yanlışlamalıdır.

Gözlemle elde edilen olgu bilgisinden hangisi doğrudur. ?

Her iki gözlemde doğru olduğuna ve ikisinin de o bireylerce yanlışlanabilmesi ve kanıtlaması mümkün olmadığına, bu bireylerin gördüklerinden emin olduklarına göre ilk 3 madde bu bireyler için doğru değil midir ?

4. madde ise , bireylerin birbirlerine göre konumları dolayısı ile gerçeklenmez mi ?

 

Anlatmaya çalıştığım şeyi anlatabiliyor muyum yoksa daha farklı bir örnek mi vermeliyim. ?

Link to comment
Share on other sites

Aslında anlatmaya çalıştığımı bir türlü anlatamamanın sıkıntısı içerisindeyim. Ama verdiğiniz örnek yardımcı olabilir sanıyorum. "Tum kugular beyazdir" ifadesi gecerli bir olgudur. Ancak bu beyaz olan kuğuların bir insan tarafından siyah olarak algılanması sonucu sadece bir tane değil "Tüm kuğular siyahtır" haline dönüşmesi o insan için daha doğru bir olgudur.

Eğer o insan dışındaki insanların isimlendirme ilgili bir sorunları olduğunu düşünüyor ve Qualia olayı ile karıştırdığımı düşünüyorsanız , hayır bunu kastetmiyorum .

İkisi farklı varlıklar olsun mesela , birisi "insanoğlu" diğeri ise, bilişsel bilgi üretebilen başka bir varlık, Qualia olayı yok yani.

Şimdi birisine göre "Tüm kuğular beyazdır" diğerine göre ise "Tüm kuğular siyahtır" şimdi her birinden bir birey diğer topluma geçmiş olsa bu birey bir Qualia olayıda yaşamadığına göre,

bu olgunun hangisi diğerini yanlışlamalıdır.

Gözlemle elde edilen olgu bilgisinden hangisi doğrudur. ?

Her iki gözlemde doğru olduğuna ve ikisinin de o bireylerce yanlışlanabilmesi ve kanıtlaması mümkün olmadığına, bu bireylerin gördüklerinden emin olduklarına göre ilk 3 madde bu bireyler için doğru değil midir ?

4. madde ise , bireylerin birbirlerine göre konumları dolayısı ile gerçeklenmez mi ?

 

Anlatmaya çalıştığım şeyi anlatabiliyor muyum yoksa daha farklı bir örnek mi vermeliyim. ?

 

Ben de dedigimi anlatamiyorum galiba. Ortada bir tartisma varsa, zaten olgu ve gozlem birligi yoktur. Bunun icin baska bir varliga gerek yok. Insanoglu zaten aklinin temel farkli bakisinin dogruladigi ideolojik inanci ile bu tarihler boyu yasiyor.

 

Burada demokrasi vardir/burada demokrasi yoktur" Hangisi dogrudur? her ikisi de kendi inandiklari ve kendilerine dogruladiklari temelinde kendilerine dogrudur ve biri birlerine yanlistir. Bu zaten aklin ic ve dis celiskisidir. Cunku dogruluk her akil icin gecerlidir. Yanlis olan ise ancak birinin digerine ters dusmesi durumundadir. Yani her ikiside kendi inancinca ya da kendi ideolojik gozlemince dogrudur, ama dogrularinin temeli farkli oldugundan biri birleerine yanlistir.

 

Benim dedigim olgusal gozlemde ise dogruluk yok. Sadece gozlem veren olgu var ve bu gozlem tum insanoglu turunu kaspsiyor.

 

Dolayisiyle burada gercekleme de yok. Cunku gercekleme de ayni dogrulama gibi farkli temellerin akilciligidir. Ayrica olgu ve verdigi gozlem evrensel onayli ve gecerli; dogru ve gercek sadece dogrulayan ve gercekleyen icin gecerlidir.

 

 

O yuzden olgu; varliksal, inancsal, dogrusal,gerceksel, ideolojik v.s. degildir. Cunku bunlar akilcidir. Olgu bilimsel, bilissel ve bilgisel olarak akilci degildir basit bir gozleme dayanir. Yani gozlemi akila tasimaya gerek bile yoktur, eger bir soyut uretilmeyecek ise.

Siz benim ne demek istedigimi algilayabiliyor musunuz?

Link to comment
Share on other sites

Bak sana oncedilin sorunundan bahsedeyim. Dil, noktalama, kesistirme, tekleme, indirgeme ve olumlu/olumsuz determinizm ve kelime kokeni olarak da bir emir uzerine kurulmustur. Yani ister gorsel, ister tatsal, ister koklamasal, ister dokunmasal ister isitmesel olsun tum algilar ses dili olarak boyutsuz ve noktalamalidir.

 

Iste bu noktalamada iki biribirine ters dusen ifadeyi bir arada kullanamazsin. "evet/hayir, dogru/yanlis, iyi/kotu, guzel/cirkin v.s. Yalniz hangisini kullanirsan kullan, bu senin kendi dogruladigin/gerceklestirdigin pozitivizmin olur. Ister olumlu ister olumsuz olsun. Mesela "gitme" bir emirdir ve emri veren acisindan olumludur. Burada git kokenli gitmek eylemi de dilbilgisi olarak ya kendi olumlulugunu yani gitmek'i ya da olumsuzlugunu girmemek'i kapsar.

 

Iste bu temelde tum karsitlarin degismez, sabit olarak bir ortak koku vardir. Mesela tanri inancsal ve varliksal olarak sabittir. Sen sadece bunu varliksal olarak var/yok ya da inancsal olarak inan/inanma karsitlarindan birine ifade olarak tasirsin ve hangisine tasirsan tasi digerine karsit olursun ve tanrinin inancsal ve varliksal ikilemini de sabit tutarsin.

Yani tartisma tanrinin varliksal ve inancsal sabitligindedir. Diyelim sen bunu kendince olumlu olarak var ve inanmaya, baskasi da kendince olumlu olarak yok ve inanmamasya tasir. Ikinizinde tanri ve inancsal/varliksal temelleri sabittir ve degismez.

 

Buradan kavram ve ifade farklilasir. Ifade kavramin kendi karsitli ifade edilebilmesindeki teke indirgeme demektir.

 

Bunun disinda aklin ic ve dis celiskisi olarak sen kendine dogruladigini korumak ve dogrulamadigini da kabul etmemek ve karsi cikmak durumundasin. Ayni sey baskasi icinde gecerli. Eger her ikinizin de korudugu dogrunuz cakisirsa, hemfikir olursunuz, yok cakismazsa da birbirinize karsit olursunuz. Ama bu kavram sabitligindedir, sizleri hem fikir kilan ya da karsit kilan ifadelerinizdir.

 

Bunun disinda kavram algisi, anlam ve icerigi de ogrenilen, ideolojik inancsal tabana gore degisir. Mesela bir konuda senin hakli buldugunu baskasi haksiz bulabilir. Her ikinizde de hak kavrami sabit olarak ifade edilmistir. Buradaki sorun da her ikinizin hak kavramina verdiginiz anlam ve icerik farklidir. Yani hak kavraminiz sabittir, yalniz senin ve onun hak kavramina verdigi anlam ve icerik farklidir. Iste bu ayni kavram ve farkli anlam ve icerikteki hak kavraminda sen kendine gore hakli o da kendine gore haksiz bulur. Ayrica burada sizleri hak kavramini kullanmaya iten ortada bir dusunce ya da davranis mevcuttur. Yani hak bir dusunce ya da davranisin hakkiolarak ikilemdir. Ben bunlari x ve y yapi ve isleyisinin yapilandirilmis yapisi olarak daha once izah ettim.

 

Kisaca bir kavram dile gelmeden once bir 7 liden olusur. Bunun x dortlusu karakteri y uclusu de kendisidir. Karekter; ikilem ve karsitlik, kendisi/goruntusu de bir pozitif noktadir.

 

Yani bir kavram ikilem ve karsitlik karakterine ve bir pozitif nokta gorunumune sahiptir. Iste bu algi ve bilgi bilissel olarak nokta dilinde algilanmaz. Ancak gorsel olarak cizimsel/sekilsel olarak algilanir. Cunku gorsellikte yanlama ve cizgileme vardir. Yani ifade degil; kavramin ortaya qua felsefesi ile koyusu gundemdedir.

 

X karakterine geri donersek; buradaki ikilem karsit olarak teke, buradaki karsitlik ta kendi olarak pozitife indirgenmis ve bu tek ve pozitifte noktaya indirgenerek noktalanmistir. Yani bir kavram noktalanmasi noktalanmadan once bir 7'liyi bunyesinde tasir.

 

Neyse bu konu farkli bir konudur. Sadece evrensel onayli gozlemli olgu farki ile, kisisel, parcasal v.s. onayli gozlemli yani dogrulanmis, gercek, dogru, inanc ve ideoloji farkini izah etmek icin bunlari yazdim.

Link to comment
Share on other sites

Elinizdeki verileri kullanarak bir şey üzerine yorum yaptıgfınız da elinizdeki metre sadece bilgi olmaz politik duruşunuz ideolojiniz veya inancınız olayı yorumlamada belirleyici olur.

Yorumlarda objektif olunmaz vardıgınız sonuçlar dogrunun kendisi olmaz başka bir deyişle tarafsız oldukça dogruya en yakın yorum yapabilirsiniz.

Siz farkın farkındayım diyorsunuz.

Farkın farkında olmanız sizin dogruyu kesin yakaladıgınız anlamına gelmez objektif oldugunuz anlamına hiç gelmez

 

Kısaca farkında oldugunuz durumu yorumlarken elnizdeki kıstasları belirleyen şeyler sizin politik duruşunuz ilkeleriniz yaşam felsefenizdir.Bunlar dabilimsel degildir.

 

Düşünceli adam da herşeyi inançla yorumluyor.

Bilime inanmayla

Bir yaratıcıya inanma arasında bir farkın olmadıgını sonuçta ikisinin de inanç oldugunu söylüyor.

Bu insandaki inancın ve veya ideolojinin nedeni ne?

 

Ben bunun insanın evrimleşmesi ilgili son onbin yılı için ise tekamülüyle ilgili oldugunu düşünüyorum.

Yorum katılmamış bilgi de bilimsel üretimde inanç ideoloji olmaz onun paylaşımında ise belirleyici olan bilim degil inanç ideolojilerdir.

Düşünceli adamın gözden kaçırdıgı şey ya da yeteri kadar önemsemedigi şey insanın duygusal ,ruhsal zihinsel evrimsel gelişmesidir.Bu yüzden çogu zaman bilimsel verileri inançsal ideolojik süzgeçlerden geçirerek işte bu gerçek (hakikat )diyoruz.

Link to comment
Share on other sites

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Giriş yap

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now
×
×
  • Create New...