<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"><channel><title>Hikaye ve Roman Latest Topics</title><link>https://forum.dusuncedunyasi.net/forum/24-hikaye-ve-roman/</link><description>Hikaye ve Roman Latest Topics</description><language>en</language><item><title>3 kelime, bir k&#x131;sa hik&#x103;ye</title><link>https://forum.dusuncedunyasi.net/topic/1676-3-kelime-bir-k%C4%B1sa-hik%C4%83ye/</link><description><![CDATA[<p>
	<strong>Yuva</strong>
</p>

<p>
	Hangi ağacı gagaladıysa hüsrana uğramıştı, çünkü bir türlü delmeyi becerememişti. Halbuki bir an önce yumurtasını yerleştirecek bir yere ihtiyacı vardı. Ya kendisi beceriksizdi ya da yanlış yerlerde yuva deliği açmaya uğraşıyordu.
</p>

<p>
	Halihazırda delinmiş ve yumurtlamak için uygun boş bir yer de bulamamıştı. Bulduklarının ise hepsinin sahibi vardı ve onlara yaklaştığı vakit kendisine saldırmışlardı.
</p>

<p>
	Umutsuz bir şekilde havada dolanırken gözüne acayip bir şey ilişti. Bir kenarda yerde duruyordu ve yuvarlak biçimdeydi. Etrafında kocaman yaprakları vardı. Meraklandı ve yakından bakmaya karar verdi.
</p>

<p>
	Bu yuvarlak şey bir bahçenin kenarında duran bir kabaktı. Bir hayli büyümüştü, çünkü bahçe sahibinin gözünden kaçmıştı. O da bu kabağı kendi haline bırakmıştı. 
</p>

<p>
	Kuş yaklaştı...biraz daha yaklaştı. Bir gaga attı, bir daha gagaladı. Gagaladıkça umutlanmaya başladı, çünkü bu acayip şeyi delebiliyordu. Nihayet içine kadar delmeyi başarmıştı. Her ne kadar ağaçlara benzemiyorsa da yumurtasını pekala bunun içine bırakabilirdi.
</p>

<p>
	Mutluydu ve gelecekten umutluydu; nihayet kendine ait bir yuva sahibi olmuştu. Belki bir dahaki sefere ağacın birinde delik açmayı başaracaktı.
</p>

<p>
	 
</p>

<p>
	Kelimeler: kabak, kuş, ağaç
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">1676</guid><pubDate>Sun, 26 Sep 2021 10:48:16 +0000</pubDate></item><item><title>Tetkik-i Alem</title><link>https://forum.dusuncedunyasi.net/topic/1680-tetkik-i-alem/</link><description><![CDATA[<p style="text-align: center;">
	<strong>Önsöz</strong>
</p>

<p>
	Bu roman/hikaye, yaşadığım ülke olan Amerika Birleşik Devletlerinde günümüzde yaygın bir janr olan "Alternatif Tarih" tarzında yazılmış bir hikayedir. Tarihteki belli bir noktada, eğer olaylar farklı olsaydı ne olurdu diye düşünerek ortaya çıkartılan hikayeleri kapsıyor bu.
</p>

<p>
	Örneğin ikinci dünya savaşını Naziler kazansaydı ne olurdu, Rusların bolşevik devrimi döneminde diğer Avrupa ülkeleri de sosyalizme geçseydi ne olurdu, vs gibi.
</p>

<p>
	Bu tür "Ya öyle olsaydı" düşüncesinden yola çıkarak çok hoş ve ilginç hikayeler, romanlar yazılabiliyor. Bu romanın da sorusu "Keşifler çağında Amerika'yı Avrupalılar değil de Osmanlı keşfetmiş olsaydı ne olurdu?".
</p>

<p>
	Maksat, günümüzde Türk/İslam uygarlığının düşmüş olduğu duruma nasıl gelindiği, bunda hangi faktörlerin kontrolümüz dışında, hangilerinin kontrolümüz altında geliştiği, tarihte farklı verilebilecek bazı kararların neyi nasıl değiştirebileceği, bağnazlık ve dogmatizm yerine bilimsel merak, düşünce özgürlüğü ve araştırmaya dayalı bir yöntem izlemenin tarihimizde neden mümkün olmadığı, aydınlanma çağı ve sanayi devrimi gibi dönemlerinde Osmanlı ve İslam dünyasının neden geri kaldığı gibi konuları incelemektir. Hangi noktada neler farklı yapılsaydı ne olurdu sorularının bir olası cevabının verilmesi gayesi güdülmektedir.
</p>

<p>
	Hayal ettiğimiz alternatif dünyada, Osmanlı farklı kararlar vermiş, farklı yollardan gitmiş ve farklı yerlere ulaşmıştır. Osmanlının bu realitedeki uzantısı olan uygarlık, Bilim, Teknoloji, Ekonomi ve askeri güç bakımından, ve hatta fikir özgürlüğü bakımından bile başarılı olmuş (ki bu olmasaydı diğerleri de olmazdı zaten savında buluncağız), ve dünya üzerindeki baskın güç haline gelmiştir. Bu hayali dünyadakiler bunu nasıl başarmıştır, ve bizim dünyamızda bu neden başarılamamıştır sorularını cevaplamaya çalışacağız bu hikayede.
</p>

<p>
	Çok sayıda bölümden oluşacak bu hikayeyi, yazdıkça bölüm bölüm paylaşacağım burada.
</p>

<p>
	Mantık
</p>

<p>
	Not: Bu hikayeyi tartışmak isterseniz, bu projeyle ilgili daha önce bu bölümde açmış olduğum, fakat şimdi Kafe bölümüne taşınmış şu başlık altında fikirlerinizi yazabilirsiniz:
</p>

<p>
	<a href="https://forum.dusuncedunyasi.net/topic/1674-i%CC%87smi-hen%C3%BCz-konulmam%C4%B1%C5%9F-alternatif-tarih-roman%C4%B1m/?tab=comments#comment-12895" rel="">İsmi henüz konulmamış alternatif tarih romanım</a><br>
	 
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">1680</guid><pubDate>Mon, 27 Sep 2021 03:41:34 +0000</pubDate></item><item><title>Bu b&#xF6;l&#xFC;m&#xFC;n kullan&#x131;m&#x131; hakk&#x131;nda bilgi</title><link>https://forum.dusuncedunyasi.net/topic/1678-bu-b%C3%B6l%C3%BCm%C3%BCn-kullan%C4%B1m%C4%B1-hakk%C4%B1nda-bilgi/</link><description><![CDATA[<p>
	Bu bölüm site kullanıcılarının kendilerine ait hikaye ve romanlarını yayınlayabilmeleri için açılmıştır, fakat burada astıkları hikaye ve/veya roman başlıklarının normal tartışma başlığına dönüşmemesi için, bu forum normal kullanıcılar için yazmaya kapatılmış, sadece okunur hale getirilmiştir.
</p>

<p>
	Burada hikaye veya roman yayınlamak isteyen kullanıcılar, aşağıda bağlantısı verilen başlıkta, bu bölümde yazar olma izni talep edebilirler:
</p>

<p>
	<a href="https://forum.dusuncedunyasi.net/topic/1677-hikaye-ve-roman-b%C3%B6l%C3%BCm%C3%BCnde-yazma-hakk%C4%B1-talebi/" rel="">Hikaye ve roman bölümünde yazma hakkı talebi</a>
</p>

<p>
	Bu bölümde yazma hakkı alan kullanıcılarımız, sadece kendi yayınladıkları hikaye ve romanlar için açmış oldukları başlık altında yazacaklardır. Başka bir hikaye ve roman yazarının yayınladığı çalışmanın altında yazmamaları gerekmektedir. Eğer yazdıkları tespit edilirse, bu konuda uyarılacaklar, ve yazdıkları da silinecektir. Bu davranış tekrar ettiği takdirde ise üyelik iptaline kadar varan yaptırımlar uygulanacaktır.
</p>

<p>
	Bu bölümde yayınlanan hikaye ve romanlar hakkında tartışmak isteyenler, forumumuzun başka uygun bölümlerinde, örneğin Kafe bölümünde bu konuda başlık açıp ilgili hikaye ve romanı tartışabilirler. Böyle bir başlığı hikaye ve/veya romanını yayınlayan yazarın açmasını tavsiye ediyoruz. Hatta, bu başlığı açtıktan sonra, hikaye ve romanınızı yayınladığınız bölümde, ilgili başlık altında bu eleştiri ve tartışma başlığına da bağlantı vermenizi tavsiye ederiz. Böylece, o hikaye veya romanı okuyanlar, yapmak istedikleri yorumu yazabilecekleri forum başlığının linkini, doğrudan hikayenin ve/veya romanın başlık yazısında bulabileceklerdir.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">1678</guid><pubDate>Mon, 27 Sep 2021 03:00:42 +0000</pubDate></item><item><title>KALB&#x130;N&#x130;N SES&#x130;N&#x130; D&#x130;NLE</title><link>https://forum.dusuncedunyasi.net/topic/1675-kalbi%CC%87ni%CC%87n-sesi%CC%87ni%CC%87-di%CC%87nle/</link><description><![CDATA[<p>
	     Vakit gece yarısını bulmuş, odama büyük bir sessizlik çökmüştü. Mutfaktan gelen sesle irkildim. Duvara yaslı sopayı kaptığım gibi mutfağa yöneldim. Bir köy okulu lojmanında kalıyordum ve evime bir fare dadanmıştı. Uzun zamandır onu evden atamıyordum. Bu defa çıkışı olmayan bir köşeye saklanmıştı. İsteseydim o anda sıkıştığı köşede elimdeki sopayla vura vura onu öldürebilirdim. Bu düşünce öylesine ürküttü ki beni, hayır dedim, ona bir şans vereceğim ve evimden çıkmasını bekleyeceğim. Bu safça bir düşünceydi. Farenin bir anlaşmaya uyma ihtimali yoktu, bense adil bir karar alma derdindeydim. Onun böyle bir ölümü hak etmediğini düşündüm. Bir yuvası olmalıydı, bir ailesi… Geri dönmediğinde onu merak edecek birileri var mıydı bilmiyorum ama ben öyle düşündüm. Fare, benim bu düşüncelerimden habersiz, uzun tüysüz kuyruğunu yere sabitlemiş, kaçınılmaz sonu bekliyordu. Çaresizlik içinde yüzünü duvara dönmüş, af dileniyordu sanki… Kalbinin ne denli şiddetle attığını duyar gibiydim. Belki de en çok iğrendiğim bu hayvan, her nasılsa gözümde küçüldükçe küçülüyor, zararsız bir canlıya dönüşüyordu.
</p>

<p>
	     Bir köy okulunda öğretmenliğe başlamak benim için büyük bir şanstı. Şehirde doğmuş büyümüş biri olarak içimdeki köy özlemini doyasıya giderdim. Acemilik günlerimde çocuklarla birlikte öğrendim. Onların hayallerine ortak oldum, kendi çocukluğuma döndüm. Dört mevsim yaprağını dökmeyen ağaçlar arasında iki katlı lojmanın alt katında doğayla iç içe geçirdim bütün zamanımı. Sürprizlere de alışmıştım artık. Çoğu zaman bir plastik bardakla geziyordum evin içinde. Tavandan sarkan örümcekleri bu bardakla kovalıyordum. Yakalayabildiklerimi tekrar doğaya bırakıyordum. Bu defa durum farklıydı. Bir plastik bardak değil, demir bir sopayla bekliyordum. Elimde tuttuğum sopa, fareden çok beni korkutmuştu. Sanki o sopa benim tepeme inecek ve bütün hatalarımın bedeli olarak oracıkta şiddetli bir sonla can verecektim. Farenin bu düşüncelerimden de haberi yoktu. Küçüldükçe küçülüyordu gözümün önünde. Tamam teslim oluyorum, der gibiydi. Yolun sonuna geldiğinin farkındaydı. Ancak bir heykel böyle kıpırtısız durabilirdi. Onu heykelden ayıran şey, şiddetle çarpan kalbiydi. İkimiz de birer kalp taşıyorduk. Bir kalbin başka bir kalbi öldürmesi an meselesiydi. Dünyada en çok yaşanan şeydi bu. Ölümler, bir başka kalbin eseriydi çoğu zaman. Herkesin yaptığını ben de yapacak ve atan bir kalbi durduracaktım. Gerilmiştim. Ellerim titriyordu. Sıkıca kavradığım demir sopa elimden kayıp düştüğünde, derin bir oh çektim. Anladım ki, ben aslında kendimi affetmiştim.
</p>

<p>
	     Sonraki günler, fare gibi davranmaya başladım. O beni görmezden geliyordu, ben de onu… Çıkıp gitmemişti. Ama sıkıştığı deliğe bir daha girmedi hiç. İkinci bir şans dilenmek istemiyordu benden. Hem artık kuralları o koyuyordu. Roller değişmişti. Ortada yiyecek bırakma diyordu, bırakmıyordum. Sık sık temizlik yap diyordu, sık sık temizlik yapıyordum. Tencerenin ağzını açık bırakma, içeriyi havalandır, çöplerini günlük boşalt…<span>  </span>Elbette bütün bunlar benim uydurmam. Bana hiçbir şey söylemedi, köşeye sıkıştığında da benden hiçbir şey dilenmemişti, tutmayacağı bir söz vermemişti bana. Gözlerini duvara dikip tehlikenin geçmesini bekledi sadece. Sesini duyduğum kalp, farenin değil benim kalbimin sesiydi. Bütün bunlar bir iki dakika içinde olmuştu. Gerilen de bendim, elleri titreyen de. Sopa elimden düşünce derin bir oh çeken de... Fare, arkasına bile bakmadan gitti. Bir daha da görmedim zaten. Ama evde olduğunu biliyordum. Ben yokmuşum gibi davranıyordu, ben de o yokmuş gibi... O kendini ev sahibi görüyordu ve ben bunu kabullenmiştim. Kuşkusuz kiracı olan bendim. Benden önceki öğretmenler gibi…
</p>

<p>
	     Bir zaman sonra hiçbir iz kalmadı ondan geriye. Ev sahipliği iddiasını o da sürdürmek istemedi. Sessiz sedasız kayıplara karıştı. Ama bir fareden öğrendiklerimi unutamıyorum. Aramızda hiçbir konuşmanın geçmediği o gecede öğrendiklerimin her biri ayrı bir ders niteliğindeydi: Bu dünyada hepimiz kiracıyız. Hayat sizi görmezden geldiğinde, üzülmeyin. En karanlık anınızda, yapacaklarınız kalmadıysa yanacak ışığı bekleyin. Güneş doğduğunda roller değişecektir. Kafanıza inmek üzere olan bir sopa yok. Önce elinizdeki sopayı atın. Başkaları sizi affetmeden siz affedin kendinizi. Kimse size kural koymadan siz koyun kurallarınızı. Şansınızı iyi kullanın, tutmayacağınız sözler vermeyin. Ve kalbinizin sesini dinleyin…
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">1675</guid><pubDate>Fri, 24 Sep 2021 16:11:20 +0000</pubDate></item></channel></rss>
